DÜNYA

AVRUPA’DA YENİ HAYAT KURAN SURİYELİLER

“Suriye hapishanelerinde işkence gören Muhammed: Tek suçumuz ülkemiz için özgürlük istemekti”

‘IŞİD’in başkenti Rakka’dan kaçıp Avrupa’da yeni hayat kuran Suriyeliler

Rakka’ya olanlar Suriye’deki savaşın bir başka acımasız yönünü gösterdi. Şehir, tüm dünyada IŞİD’in fiili başkenti olarak tanındı.

Terörü ve onun radikal ideolojisini Suriye sınırlarının çok ötesine yayan barbar bir örgüt. Avrupa’dan ve başka yerlerden beyinleri yıkanmış gençler grup tarafından kontrol edilen bölgelere akın etti. Suriyelilerin kaçacak başka bir düşmanı daha vardı.

Muhammed şehirden çoktan kaçmıştı, ancak IŞİD’in uyguladığı dehşeti, annesi ve kardeşleri aracılığıyla uzaktan nasıl yaşadığını anlatıyor.

Muhammed Jasem Shaban, Suriye İnsan Hakları aktivisti:

“Rakka, Fırat nehri kıyısında, çok nazik ve çok sade insanlarla güzel bir şehirdi. Daha önce terörizm yoktu. Şehrin başına gelenler çok talihsiz. Bir gün annemin evine geldiler ve neden“ İnsan Hakları ”ile çalıştığımı sordular; çünkü onların zihniyetinde aktivistler kafirdir. Bu yüzden bana işimi bırakmamı söylemesini ilettiler. Annem benden işimden ayrılmamı istedi, çünkü bunun tehlikeli bir dolaylı tehdit olduğunu biliyordu. “

2015’teki mülteci krizinin zirvesinde, İsveç, AB’de kişi başına en yüksek sayıda sığınmacıya sahip ülke oldu. Bunların üçte biri Suriyeliydi ve Rakka’dan düzinelerce aile buraya taşındı.

Dr Ismail Kadro ve Dr Hamza Alkhedr onlar arasındaydı. Her iki tıp doktoru artık yerel hastanede çalışıyor. İzlemek zorunda kaldıkları barbarca kafa kesme videolarını henüz unutamıyorlar.

Dr Ismail Kadro, Doktor:

“Bazen onlara baktık çünkü ailemiz, arkadaşlarımız ve komşularımız hakkında endişeliydik. Kimi öldürdüklerini görmek için bakıyorduk.”

IŞİD’in Dr. İsmail Kadro’nun annesi, erkek kardeşi, eniştesi ve yeğenleri de dahil olmak üzere 1.600 sivili öldürdüğü tahmin ediliyor. ABD’nin önderliğinde örgüte karşı dört aylık bir hava harekatı yapıldı.

Dr Ismail Kadro, Doktor:

“8 Ocak 2016’da Rakka’da uluslararası koalisyon bombardımanı vardı. Evimi kimin bombaladığını, ailemi kimin öldürdüğünü bilmiyorum. Bilmiyorum. Belki Esad, belki Amerika, belki Fransa, belki İngiltere, belki Hollanda. Bilmiyorum. Suriye halkının benim gibi milyonlarca hikayesi var. Ama burada Avrupa’daki insanlar ne olduğunu bilmiyorlar. Sadece suçları görüyorlar, buraya gelen mültecilerin sadece para ve kadın istediklerini düşünüyorlar. Ama bu ülkeyi neden terk ettiğimizi bilmiyorlar. “

Suriye ve Rakka’dan ayrılmak Muhammed’in seçimi değildi ama o, buna, barış içinde yaşamak için ödenen bedel diyor.

Muhammed Jasem Shaban, Suriye İnsan Hakları aktivisti:

“İsveç bana yardım etti, aileme yardım etti eşime, çocuklarıma. İsveç artık benim ülkem”

Suriye’de iç savaş 10 yaşında: Şam’a karşı çözümü silahlanmada aramış bir mültecinin hikayesi

Suriye’de 2011’de patlak veren ve 10 yıldır bitmeyen iç savaşın halkta açtığı yaraları evlerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerle görüşerek mercek altına alıyoruz.

euronews muhabiri Anne Lise Borges, Şam yönetimine karşı çözümü silahlanmada aramış bir mülteci ile görüştü.

Guta’daki kimyasal bomba saldırısında ağır yaralanan Halit artık Avrupa’da bir ülkede hayatını idame ettiriyor:

“Uluslararası kamuoyundan yardım beklemeyi sürdürüyorduk… Çünkü yapabileceğimiz tek şey buydu. Ama sonra umudumuzu kaybettik ve ‘tamam’ dedik, artık başımızın çaresine bakma zamanı geldi”.

2011’de Şam yönetimine karşı barışçıl olarak başlayan gösteriler, daha sonra protestoculara şiddetli bir müdahaleye dönüştü. Bu durum, bazı askerleri silahlı bir direniş hareketi kurmaya iterken başkaldırıda yeni bir döneme girilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nun temellerini attı.

Sadece 21 yaşındaki Halit o dönem aldığı ‘farklı bir Suriye’ için mücadele kararını şu cümlelerle özetliyor:

“Gençtim ve doktor değildim. Başka bir şey yapmayı bilmiyordum. O yüzden silah taşımayı, mücadele etmeyi ve savaşmayı seçtim. Ama söylediğim gibi silah kullanmayı bilmiyordum. Daha önce hiç gerçek bir silah görmemiştim”.

euronews muhabirinin “Savaşarak doğru şeyi yaptığınızı düşündünüz mü?” sorusuna ise Halit çoğu zaman ‘evet’ yanıtını veriyor. Bazen “şüphe” de duyduğunun altını çizen Suriyeli mülteci, bunu kimi zaman “insanları öldürmesine” bağlıyor.

Kırmızı çizgi aşıldı; Batı sessiz kaldı”

Suriye’de ise çatışmalar yıllar geçtikçe şiddetini artırıyordu. Şam’da ise nüfusun yoğun olduğu bölgelere varil bombaları atılmasının planları yapılıyordu.

Çatışmaların ikinci yılından itibaren bir milyondan fazla sivil göçmek, diğer iki milyonu ise evini terk etmek zorunda kaldı. Çatışmalardaki tırmanışı gören Amerika Birleşik Devletleri Suriye’ye bir mesaj gönderdi. Aşılmaması gereken ‘kırmızı çizgiyi’ belirleyen dönemin ABD Başkanı Barack Obama, “Esad rejimine ve bölgedeki diğer aktörlere, çok miktarda kimyasal silahın bölgeye ulaşıp ve kullanılmaya başlamasının bizim kırmızı çizgimizi oluşturduğunu çok net bir şekilde belirttik. Bu tüm hesapları ve dengeleri bozar” ifadelerini kullandı.

Fakat bu uyarıdan tam bir sene sonra Şam’ın banliyölerinden Doğu ve Batı Guta’da akıllara bile gelmeyecek bir sahne yaşandı. Sarin gazı bulunduran füzeler muhalif bölgeleri vurdu ve yüzlerce kişinin ölümüne neden oldu.

Barack Obama’nın “kırmızı çizgisi” aşılmıştı.

Guta kimyasal saldırısı Batı’nın Suriye’ye doğrudan müdahale etmeye en fazla yaklaştığı olay olacak fakat Batılı ülkelerin çatışmaya girmeyeceği de görülecekti.

Guta’da Halit çok ağır yaralandı ve tıbbi tedavi için Suriye’den ayrılmayı başardı. Bugün Avrupa’da yaşayan eski muhalif savaşçı, bir ‘mülteci’ olarak çok zorlu günlerden geçtiğini söylüyor.

“Şiddetle hiçbir şey yapılamayacağının ve hayat ile mücadelenin ölümle mücadele kadar zor olduğunun farkına vardım” diyen Halit:

“Yıkmak ve öldürmek çok kolay. Bununla birlikte güven sağlamak, mutluluğu, bilgiyi yayabilmek ve yeniden inşa etmek ise çok zor. Çok…” diyerek Suriye’nin iç savaştan önceki günlerine yeniden kavuşmasının ne kadar zor olacağını ifade ediyor.

Suriye’de iç savaşın 10. yılı: Savaşmak ve terk etmek arasında tercihe zorlanan mültecinin hikayesi

Ahmed Sheer Arapça öğretmeni ve ressam. Halep’te doğdu ve büyüdü.

Savaşa rağmen ülkeyi terketmeyi reddetti. Bombalar çok yakınlarına düştüğünde güvenli bir yere sığınmak için hamile eşiyle birlikte 3 kilometre koşmak zorunda kaldıklarında bile.

Fakat bir kimlik kontrolü sırasında bir asker zorunlu askerliğini ne olarak yaptığını sorduktan sonra artık kendisinin de savaşmaya zorlanacağını fark etti.

“Öğretmenlik yapıyordum. Bir otobüsteydim. Askeriyeden biri otobüse bindi ve kimlik sormaya başladı. Bana zorunlu askerliğimde ne görev yaptığımı sordu. Suriye’yi terk etmek istemiyordum ama bir savaşa dahil olmak tamamen farklı bir şey. Bunun bir parçası olamazdım.”

Arap Baharı’yla başlayan çatışmaların en karmaşık kısmı buydu. Yabancı aktörler birbirleri arasındaki bilek güreşini sürdürmek için Suriye’deki ateşi benzin dökerek alevlendiriyordu.

“Savaş sadece Suriyeliler arasında değil. İlk başlarda öyleydi ve öyle kalması bekleniyordu. Fakat sonra Rusya müttefikini korumak için çatışmaya dahil oldu ve hava gücü ile destek oldu.”

İran destekli milisler zaten sahada Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a destek veriyordu. Muhalifler ise Körfez ülkelerinin finansal desteğine dayanıyordu.

Fakat Rusya’nın dahil olması güç dengesi geri dönülemez şekilde değiştirdi.

Rusya’nın Suriye operasyonu 2015 yılının eylül ayında başladı, Ahmed de bundan iki ay sonra yanına alabildiği eşyalarını alarak ve satabildiği mallarını satarak ülkeyi terk etti.

“Kaçışımın fotoğrafı hafızama kazınmış durumda. Bunu oradan söküp atmamın ya da unutmamın imkanı yok. Mümkün değil.”

Ahmed’in yolculuğu Türkiye’de başladı oradan Yunanistan ve Kuzey Avrupa’da devam ettikten sonra Belçika’da sonlandı. Yolculuğun tehlikeli olacağını bildiğinden Ahmed ailesini geride bıraktı.

Mülteci statüsü aldıktan sonra aile birleşimi yoluyla eşini ve iki çocuğunu yanına aldı.

“Şişme bottayken sadece bir akrabam vardı. Toplamda 40 kişiydik ve çok sayıda çocuk vardı. Bunu unutamam. İzmir’de bir kamyona bindik. 50 kişi üst üsteydik. 5-6 saat yolculuktan sonra deniz kenarına geldik ve botu şişirmeye başladık. Silahlı bir adam her şeyi koordine ediyordu. Herhangi biri yorulup pompalamayı bıraktığında zorluyordu. Bota bindikten sonra 3 saat gittik. Ne bir kara ne de bir ada gördük. Sonra bir tekne yaklaştı. Önce Sahil Koruma sandık ama belli ki onlarla çalışan bir özel şirketti. Bize tekneye çıkmamızı söylediler. Biz reddettik. 4-5 defa ısrar ettiler kabul etmediğimizi görünce botumuzu deldiler ve batmaya başladık…”

Ahmed artık Belçika’da ailesiyle birlikte yaşıyor. Akıcı bir şekilde Flemenkçe konuşuyor, İngilizceyi ise unutmuş.

“Hayatımda yeni bir dönem başladı. Olumlu ya da olumsuz değil sadece yeni bir dönem, vatansız geçirdiğim bir dönem. Ya da kendim ve ailem için yeni bir vatan aradığım bir dönem. Sorun şu, mülteci kelimesinin üzerime yapışıp yapışmayacağını bilmiyorum. Yani Avrupa vatandaşlığı aldığımda bile mülteci olarak kalmaya devam edecek miyim? Ya da vatandaş mı olacağım? Kendi içimi kastediyorum. Bu kısa bir süre mi olarak yoksa kalıcı mı olacak bilemiyorum.”

Suriye hapishanelerinde işkence gören Muhammed: Tek suçumuz ülkemiz için özgürlük istemekti

Suriye’de Beşar Esad yönetimine karşı başlayan barışçıl protesto gösterilerinin üzerinden on yıl geçti. Gösterilerin ardından çıkan iç savaşta yarım milyon insan hayatını kaybetti ve neredeyse ülke nüfusunun yarısı yerinden edildi.

İspanya’ya sığınan 30 yaşındaki gazeteci Muhammed Subat da bunlardan sadece biri.

Suriyeliler 2011’de Arap dünyasında otoriter rejimlere karşı başlayan ve istifalara yol açan protesto hareketinden ilham alarak, hükümetin yolsuzluğuna, ülkedeki adaletsizliğe ve işsizliğe karşı sokağa inme kararı almıştı.

‘Başlangıçta korku yoktu’

Suriye’de ilk sokak protestolarını anlatan Muhammed:

“Bu görüntüler Suriye devriminin en güzel anlarını gösteriyor. Korku yok. Evet başlangıçta hiç korku yoktu” diye konuştu.

Ancak Beşar Esad yönetiminin barışçıl koşullarda başlayan eylemlere verdiği ilk tepki, rejimin iktidarda kalmak için ne yapmaya hazır olduğunu gösteriyordu.

Sivil ayaklanma safhası kapsamında, Suriye İç Savaşı’ndan yaklaşık 10 gün önce yaşanan Dera Kuşatması, Esad güçlerinin en sert cevabını ortaya koydu.SPONSORED CONTENTTotal in Papua New Guinea: Dialogue, consultation and empowermentAd by Total 

25 Nisan 2011’de Dera kentinde 6 binden fazla asker konuşlandırıldı, ve şehir on günlük bir kuşatma altına girdi. Bu süreçte çoğu sivil onlarca insan hayatını kaybetti ve en az 1000 kişi tutuklandı.

‘Tek suçumuz protestolara katılmak ve özgürlük istemekti’

Muhammed de Dera’da protestolara katıldığı için iki kez hapse atıldı. Muhammed yaşadığı o zor günleri şöyle anlatıyor:

“Çok küçük koğuşlarda 100’den fazla tutuklu vardı. Bize elektroşoklar verdiler. Bizi 9-10 saat tavandan baş aşağı asıp dövüyorlardı. Hakaret ediyorlardı. Tek suçumuz protestolara katılmak ve özgürlük istemekti. İşte bu bizim suçumuzu.”

Savaş şiddetlenirken Muhammed Suriye’de yaklaşık 8 yıl polisten ve bombalardan kaçtı. Bir gazeteci olarak savaş görüntüleri çekti, çatışmaları belgeledi. Ama bir günden sonra o da savaştan kaçmak zorunda kaldı.

Bacağından vurulduğu için 9 ay ayağa kalkamayan Muhammed, bir süre sonra Türkiye’ye geçti oradan da İspanya’ya sığındı.

Savaş esnasında çektiği görüntüler hakkında Muhammed:

“Benim için oldukça zor. Bana birçok şeyi hatırlatıyor. Burası benim ülkem, ailem, arkadaşlarım. Her şeyim oradaydı. Bu bizim gayemiz.” ifadelerini kullandı

İLGİLİ HABER

Euronews/  Anelise Borges  •   18/03/2021 – 00:27

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top