GÜNDEM

TURNİKEDEKİ ÜNLÜLER

“Kitap işte tüm bu karanlığın üzerindeki sis bulutlarını dağıtmayı amaçlıyor. Ben yalnızca görevimi yaptım; yazdım, artık Turnike, yarının aydınlık Türkiyesi’ni savunan okurun elinde yükselecektir.”

Eski Bakan Yaşar Okuyan, Adnan Oktar cemaatini operasyondan önce uyardığını açıkladı

Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, Adnan Oktar cemaatini, operasyon yapılacağına dair önceden uyardığına yönelik iddialar üzerine açıklamalarda bulundu.

Gazeteci Hakan Erol, Adnan Oktar cemaatine yönelik yapılan operasyonda ele geçirilen belgelerdeki Yaşar Okuyan’ın Oktar cemaatine “Size yönelik 2019 seçimleri öncesi bir operasyon olacak. Tayyip Bey’in onayıyla. Bir şey bilmesem söylemezdim, net konuşuyorum. Ona göre tedbirlerinizi alın demiş” ifadelerinin yer aldığını iddia etmişti.

Bir dönem CHP, MHP ve ANAP saflarında görev alan son olarak da Vatan Partisi’nde Genel Başkan Yardımcılığı yapan Yaşar Okuyan ile ilgili ise dikkat çeken detaylar ortaya çıktı.  

Kitapta yer alan “Size yönelik 2019 seçimleri öncesi bir operasyon olacak. Tayyip Bey’in onayıyla. Bir şey bilmesem söylemezdim, net konuşuyorum. Ona göre tedbirlerinizi alın demiş” ifadelerinin doğru olup olmadığını sorduğumuz Okuyan, söz konusu ifadeleri yalanlamadı. 

Okuyan, cemaatte; Ankara’da devletin üst düzey isimleri arasında faaliyet yürüttüğü ifade edilen Aylin Atmaca’yı “Size muhafazakar camiadan rahatsızlık var yarın bir gün başınıza bir şey gelebilir” diyerek uyardığını belirtti.

“TEK TEK TÜM BELGELERİ İNCELEDİM”

Gazeteci Hakan Erol:

“Ben yargıç değilim, kimseyi de kitapta bir sorguya çekmiyorum. Görülmeyenin, satır aralarında kaybolan bilgilerin peşine düştüm, tek tek tüm belgeleri inceledim. Yaşar Okuyan’ın iddialarımı doğrulaması karşısında gazetecilik başarısı olarak sevinebilirim ancak, eski bir Bakan’ın bir cemaati uyaracak kadar sıkı ilişkide olmasını yine bir gazeteci olarak kabullenmem mümkün değil.” dedi.

“Turnike” adlı kitapta yer alan Yaşar Okuyan ile ilgili bölüm ise şöyle:

“Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’la ilgili çok ciddi iddialar bulunuyordu.

Cemaatin birçok konferansına, iftarına ve toplantısına katılan Okuyan, bu organizasyonlara katılımını hiçbir zaman gizlemiyordu.

Hatta bu konuyla ilgili olarak Odatv’nin sorularını da yanıtlamış olan Okuyan, şunları söylüyordu:

‘Hem ben Adnan Oktar grubunun daha önce 7-8 kez toplantısına, konferans ve iftarlarına katıldım. A9 adlı televizyonlarında programa katıldım. Demin de dediğim gibi davete icabet edilir. Bunda bir sorun yok.’

‘Davete icabet edilir’ diyen Okuyan haklıydı. Zira bu tip yapılanmalar, ‘tanınmış isimleri’ organizasyonlarına davet ederek güç gösterirdi. Ancak, Okuyan’ın Oktar cemaatiyle ilişkisi yalnızca bir ‘davet’ üzerinden ilerlemiyordu. Yaşar Okuyan açıkça Oktarcılarla kol kolaydı…

Şöyle ki…

Cemaate yapılan operasyonda ele geçirilen dokümanlardan, ‘/img_image.EO 1/voi_vol2//$CarvedFiles10234168. docx.’ adlı belgede, Yaşar Okuyan’ın, cemaatin siyasilerle ilişki kuran ismi, ‘Eymen’ kod adlı Aylin Atmaca’yı uyardığı görülüyordu.

‘Tamburalı Paşa’ olarak tanınan emekli Korgeneral Hasan Kundakçı’nın akrabası olduğunu savunan Aylin Atmaca, kurduğu her kritik ilişkide Kundakçı’nın ismini vererek irtibatı kolaylıkla sağlıyordu.

İşte Okuyan, böyle bir isimle iletişim kuruyor ve çok tartışma yaratacak cümleler sarf ediyordu.

Cemaat tarafından tutulan notun içeriğinde; Yaşar Okuyan, ‘Eymen’i, Oktar cemaatine seçimlerden önce yapılacak bir operasyon konusunda uyarıyordu. Okuyan ayrıca, Erdoğan’ın da bu operasyona bizzat onay verdiğinin altını çiziyordu!

Söylediklerinin kesin olduğunu vurgulayan ve cemaate “tedbirinizi alın” diyen Okuyan için tutulan not şu şekilde:

‘Yaşar Okuyan Eymen Hanım’ı aramış veya mesaj göndermiş. Size yönelik 2019 seçimleri öncesi bir operasyon olacak. Tayyip Bey’in onayıyla. Bir şey bilmesem söylemezdim, net konuşuyorum. Ona göre tedbirlerinizi alın demiş.’

Öte yandan, cemaatin önemli isimlerinden Ulviye Didem Ürer ile ‘Bilge Soylu’ kod adlı Alev Babuna arasında geçen Whatsapp konuşmasında, ‘vip yemek salonu (version l)-l. xisx’ isimli Excel dosyasına yer veriliyordu.

Hangi isimlerin etkinliğe davet edildiğinin belirtildiği listede, Yaşar Okuyan’ın yanına düşülen not dikkat çekiyordu. Okuyan için, yer kaldığı takdirde Adnan Oktar ile aynı masaya oturtulacağı ifade ediliyordu.

Kısacası, Yaşar Okuyan, Adnan Oktar’la aynı masaya oturacak kadar ona yakın duruyordu!”

Acun Ilıcalı ile Adnan Oktar aynı karede!

Acun Medya’nın sahibi ve birçok televizyon programının yapımcısı Acun Ilıcalı’nın, suç çetesi lideri Adnan Oktar ile birlikte görüldüğü fotoğrafı ortaya çıktı.

Photoshop olduğu da ileri sürülen fotoğrafa dair Ilıcalı cephesinden bir açıklama gelmedi.

2018’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nca başlatılan soruşturma doğrultusunda Adnan Oktar ve çetesine yönelik 3 bin 908 sayfalık iddianame hazırlanmıştı. Oktar’ın 150 yıldan 1365 yıla kadar hapsi isteniyor. 

Tutuklu bulunan Adnan Oktar’ın yargılanması sürerken eski bir gazeteye ait fotoğraf ortaya çıktı.

Veryansın TV haber sitesinin yazarı Nihat Genç tarafından paylaşılan fotoğrafta, yapımcı Acun Ilıcalı’nın da aralarında olduğu iddia edilen gruba suç örgütü lideri Adnan Oktar önderlik ettiği görülüyor. Fotoğrafın 90’lı yıllarda Anıtkabir’de çektirildiği öğrenildi. Fotoğraf çeşitli haber sitelerinde okurlara servis edilirken yapımcı Ilıcalı bir açıklama yapmadı. 

Cumhuriyet muhabirinin konuyla ilgili görüşünü almak için aradığı Ilıcalı ve ekibine ulaşılamadı.

İŞTE O FOTOĞRAF

Adnan Oktar daha önce Acun Ilıcalı’nın öğrencisi olduğunu iddia etmiş:

 “Acun Ilıcalı da benim talebemdi. Abisi de. Doktordur abisi. Uzun süre benim yanımda kaldı abisi. Daha eskidir. Acun da 10-15 yıllık talebemdir. O çok yaman bir kerata. Küçük yaşta annesi babası trafik kazasında ölmüştü. Küçük sevimli bir kızı vardı, onu çok severdik” ifadelerini kullanmıştı.

OKTAR VE SUÇ ŞEBEKESİNİN İDDİANAMESİNDE YAR ALAN SUÇLAMALAR 

“Siyasal veya askeri casusluk suçuna teşebbüs etme, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme, cinsel istismar, cinsel saldırı, 6136 Sayılı Kanun’a muhalefet, eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi, şantaj, eziyet, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suçtan kaynaklanan mal varlığını değerlerini aklama, hakaret, 3628 Sayılı Mal Varlığı Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’na muhalefet, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, dolandırıcılık, tehdit, kişisel verilerin kaydedilmesi, kasten öldürmeye teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etme, 5607 Sayılı Kaçakçılık Kanunu’na muhalefet, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek, resmi belgede sahtecilik ve suçluyu kayırma.” 

‘Acun’un Oktar Cemaati içinde hayli aktif bir rolü vardı, birçok ismi cemaatle o tanıştırdı’

AKP iktidarının bir dönem yakın ilişkin içinde olduğu cemaatlerden biriydi Adnan Oktarcılar…

AKP’nin eski ortaklarından olan ve şu anda demir parmaklıklar arkasında bulunan Adnan Oktar Cemaati’ne ilişkin kitabı geçtiğimiz günlerde okurla buluşan Hakan Erol’la kitabı ve Oktarcıları konuştuk.

Öyle ki ilişkileri islamcı partinin ilk kez bir seçim kazandığı 1994 yılına kadar dayanıyordu. Yıllarca birçok iktidar döneminde olduğu gibi AKP iktidarında da elini kolunu sallayarak istediği gibi gerici saldırılara imza attı.

Özel olarak evrim ve sol düşmanlığıyla sivrilen, kadın istismarı haberleriyle gündeme gelen Oktar Cemaati, uzun yıllar her türlü desteği verdiği ve aynı şekilde destek aldığı AKP tarafından tasfiye edildi.

Şimdi yüzlerce yıl hapis cezasıyla yargılanan Oktar Cemaati’ne ilişkin hazırladığı “Turnike” adlı kitabı geçtiğimiz günlerde raflarda yerini alan gazeteci Hakan Erol’la hem kitabı hem de Oktar Cemaati’ni konuştuk.

Operasyon günü şaşkınlıkla AKP’li bakanlara ulaşmaya çalışan, yıllarca birçok ünlüyü “müridi” yapan Oktarcılara ilişkin..

‘Oktar ve cemaati sandığımızdan çok daha fazlasıydı’

Öncelikle kitabın hikayesinde başlayalım isterseniz. Adnan Oktar Cemaati’ne ilişkin böyle bir kitap yazma fikri nereden doğdu?

Hakan Erol:

“Silahlı, uluslararası kritik bağlantıları olan, yargı alanında istediğini yaptıran, Türkiye siyasetinde etkisini hissettiren, kadınları istismar eden bir cemaat, her gün gözlerimizin önünde gücüne güç katıyordu..

Böylesine bir cemaat, yapılan bir operasyonla ve zaten bilinen bilgilerle geçiştirilecek kadar basit olamazdı, olmamalıydı. Nitekim, iyi ki de olmadı. Zira, binlerce sayfa belgenin arasında kaybolduktan sonra daha iyi gördüm ki, Oktar ve cemaati sandığımızdan çok daha fazlasıydı..

O yüzden bugün dönüp geriye baktığımda, Oktar ve cemaatine dair önüme dosya geldiğinde iyi ki hiç tereddüt etmeden kolları sıvamışım diyorum. Kısacası, hikayenin özeti; hakikati aramakla, var olanla yetinmeme ile başlıyor diyebilirim…”

‘AKP eliyle çok kuvvetlendiği aşikar’

Türkiye’de özellikle evrim karşıtlığı ile bilinen, AKP dahil birçok iktidarın büyük destek verdiği gerici cemaatlerden biri olarak biliniyor Oktar Cemaati. Peki, AKP yıllarca destek verdiği bu cemaati neden hedef aldı? Nedir buna ilişkin değerlendirmeleriniz…

Hakan Erol:

“Oktar cemaatini AKP yaratmadı ancak AKP eliyle çok kuvvetlendiği aşikar! Tıpkı diğer cemaat ve tarikat yapılanmalarının önünün açıldığı gibi Oktarcılar da bu olanaklardan yararlandı..

Kitapta bu cemaatin siyasi ayağına da operasyonun neden şimdi yapıldığına da bazen dolaylı bazen doğrudan değiniyorum..

Türkiye’de cemaatlerle siyaset hiç olmadığı kadar iç içe geçmiş durumda. Bunları birbirinden ayıramazsınız. Bakın size kitaptan bir örnek vereyim, Oktarcılar Özal’la görüşebilecek kadar siyasi idiler. Keza, operasyon öncesine kadar da TBMM’ye girebilecek kadar rahattılar. Eski yeni, şu an görevinde veya değil, fark etmeksizin Bakan düzeyinde görüşmeler gerçekleştirebiliyorlardı. Tutulan notlar, ele geçirilen dökümanlar o kadar kritik ki! İşte bugün gelinen noktada her şey o yazışmalarda, dosyalarda ve talimatlarda mevcut!”

‘Birçok partiyle ayrı ayrı iş gördüler’

Hakan Erol:

“Evet, AKP, MEB eliyle okullara soktu bu cemaati. Cemaat de evrim karşıtlığıyla görevini yerine getirdi. Her üniversitede de her ilde de istedikleri konferansları verdiler. Üst düzey isimlerle görüşmeler yaptılar..

Ancak burada bir şeyin altını çizmem gerekiyor ki; Oktar’ı yalnızca AKP palazlandırmadı; o kadar çok siyasi parti ile ilişki içerisindelerdi ki, aklınız durur. Ve hepsiyle ayrı ayrı iş gördüler.”

‘Operasyonun yapılma nedeni ‘sınırın’ aşılmasından’

Hakan Erol:

“Bugün bu operasyonun yapılması, bana kalırsa Oktar’ın, “sınırını” aşmasından kaynaklanıyor. Bunu AKP’ye kafa tutmak olarak algılamayalım elbette, böyle de bir şey yok zaten, doğası gereği de olamaz da… Ancak müthiş bir para akışını, CIA, MOSSAD bağlantılarını da unutmayalım. AKP’nin önünde FETÖ gibi bir gerçek duruyor; ikinci bir FETÖ’yü AKP kaldıramazdı, bu yüzden de müdahale şarttı.”

‘Erdoğan İstanbul’u kazanıp konuşurken arkasında iki kişi Oktarcıydı’

Kitapta operasyon günü İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya üst üste atılan mesajları irdeliyorsunuz. Nedir bu mesajların sırrı? Yine bu bağlamda Oktarcıları ‘size operasyon olacak’ diye uyaran eski bir bakandan da söz ediyorsunuz. Bunların tümü düşünüldüğünde AKP ile güçlü bir bağ ve operasyon nedeniyle bir tür şaşkınlık söz konusu diyebilir miyiz?

Hakan Erol:

“Evet, tam olarak böyle. Oktar da operasyon günü kaçmaya çalışırken, basına yaptığı açıklamada hem Erdoğan’a hem de Soylu’ya “kırgın” olmadığını ancak “şaşkın” olduğunu belirtmişti..

AKP’ye hiçbir şekilde zorluk çıkarmadıkları halde, neden kendilerine dokunduklarını anlamlandıramadılar..

Üstelik Oktar’ın Erdoğan’la tanışıklığı da yeni değildi. Bir örnek olsun… 94 seçimlerinde Erdoğan’ın İstanbul’u kazanıp konuşma yaptığı sırada arkasında duran iki kişi Oktar’cıydı..

Yine Oktar mahkemedeki savunmasında da “Tayyip Bey’i devirmek istiyorlar. Ben bütün gücümle Tayyip Bey’e destek oluyordum” diyordu. Bir nevi Erdoğan’ı ve hükümeti kendine kalkan yaparken, biz uzun süredir aynı yolun yolcusuyuz demeye çalışıyordu.”

Sağdaki fotoğrafta Erdoğan Oktarcılarla…

‘Operasyon sabahı Soylu’ya atılan mesajlar’

Hakan Erol:

“Soylu’ya atılan mesajlara gelince… Bu mesajlar öyle kritik ki… Operasyon sabahı bir cemaat neden bir ülkenin İçişleri Bakanı’na mesaj atar? Hem de devletin kendilerine operasyon yaptığı gün… Kitap bu sorunun yanıtını, dikkatli okuyucuya satır aralarında aktarıyor..

Kaldı ki bu mesajlar Soylu ile de sınırlı değil. Bugün hala görevde olan birçok çarpıcı isme de mesajlar atılıp, operasyonun durdurulması isteniyor…

Yine bahsettiğim eski Bakan’ın da bağlantıları yeni değil. Hem cemaati uyaracak kadar yakın hem de onlarla geçmişte kapı kapı elçilik gezebilecek kadar ve iftar sofralarında Oktar’la aynı masaya oturabilecek kadar “dost”…

Tüm bunları düşününce, Oktar’ın “şaşkınlığını” anlamak elbette mümkün…”

‘Acun cemaatin içinde olduğu dönemde epey aktif bir rol üstleniyor’

Kitapta işlediğin konulardan biri “Oktarcı ünlüler” oldu. Adı bu haberlerle sık sık anılan isimlerden birisi AKP ile de yakın ilişkileriyle bilinen Acun Ilıcalı. Hem Acun’un hem diğerlerinin nasıl bir bağı ve ilişkisi vardı bu cemaatle?

Hakan Erol:

“Evet, kitabın bir bölümü “Ünlüler” adını taşıyor. Bu bölümde bu cemaate öyle ya da böyle bir şekilde bulaşmış, “müritlik” yapmış, özel misyonlar üstlenmiş veya bilerek ya da bilmeyerek etkinliklerine katılmış birçok ünlü isim bulunuyor..

Ünlü isimler arasında Acun Ilıcalı elbette baş sırada yer alıyor..

Acun Ilıcalı cemaatin içinde olduğu dönemde epey aktif bir rol üstleniyor. Etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı olanlar, müştekiler veya hiçbir suçu kabul etmeyip, hala cemaatlerini savunan örgüt üyeleri, Acun’un ismini bolca veriyorlar..

Öyle ki, bu isimlerin bir kısmı Acun’ın lise arkadaşı aynı zamanda..

Kendilerini cemaatle ve Oktar’la tanıştıranların Acun olduğunu da ifade ediyorlar. Kitap, bugüne kadar Acun’un cemaatle bağlantılarını hiç olmadığı kadar açık şekilde ele alıyor..

Yalnızca Acun’la da bitmiyor tabii ki ünlüler… Bu bölümde birçok isim bulunuyor. İlk kez yayımlanan fotoğraflar var… Yalnızca şöyle bir şey söyleyeyim; çok ünlü bir şovmen Oktar’la fotoğraf çektirebilmek için yanıp tutuşuyor ve hasta yatağında cemaat üyelerinden çiçek göndermelerini bekliyor. Bu kadarı bile yeterli sanırım…

Bu kısımda tabii ki bir de başka başka ünlülerin üstlendikleri “misyonlar” da yer alıyor.”

https://www.cafemedyam.com/2021/02/13/adnan-oktar-cemaatine-dair-her-seyi-anlatti/

‘Herkes kediciklerin kahkahasında kayboluyordu ama…’

Gülen Cemaati yıllardır imza attığı türlü operasyonlar ve iktidarla yakın ilişkisiyle hayli yakından bilinen bir gerici örgütlenmeydi. Oktarcılar ise “kedicik” imajı üzerinden pek ciddiye alınmayan, diğer yandan da evrim karşıtlığı gibi bir misyonla hareket eden bir yapı izlenimi veriyordu. Kitap çalışması sonrası bu cemaatin gerçek işlevine ilişkin neler söylersin?

Hakan Erol:

“Zaten sıkıntı da buradaydı. Herkes “kediciklerin” kahkahasında kayboluyordu. Birçok kişi tehlikeyi görmüyor, bu cemaatin kendi halinde eğlendiğini sanıyordu. İşi magazinleştirenler, bu memlekete çok büyük kötülük yaptıklarını çok sonradan anladılar. Unutulmasın, her cemaatin mutlak amaçları vardır. Oktarcıların da vardı..

Evrim karşıtlığı da kuru bir bilim düşmanlığı değildi. Okullarda evrim karşıtlığı üzerinden verilen konferanslar, aynı zamanda öğrencileri tuzaklarına düşürmek için de kullanılıyordu..

Kitabı noktaladığımda, yazdıklarımın henüz daha bir yolun başlangıcı olduğunu gördüm. Türkiye’de her cemaat yapılanması tehlikelidir ancak bir adım öteye götürerek söylemek isterim ki, Oktar cemaati, FETÖ’den sonraki en güçlü ve en tehlikeli olanıydı..

Bakınız, hiç gizlenmediler, hiç saklanmadılar. Bugün bir tarikat kendini saklar. Tepki çekeceğinden korktuğu için daha gizli hareket eder, kendini ya da üyelerini göstermez. Belirli sınırlar içinde gelişir, büyür. Kabaca böyledir. Oktar cemaatinde ise durum bunun tam tersi. İşin bu kısmı çok kritik…

Kitap işte tüm bu karanlığın üzerindeki sis bulutlarını dağıtmayı amaçlıyor. Ben yalnızca görevimi yaptım; yazdım, artık Turnike, yarının aydınlık Türkiyesi’ni savunan okurun elinde yükselecektir.”

Baskına uğrayan örgütün aradığı bakan

Aynı kitabı iki kez okumuyoruz. Aynı filmi “ben izledim” diyor, geçiyoruz. Peki, aynı kaderi neden tekrar tekrar yaşıyoruz?

24 Temmuz 2018 günü. Sıcak bir yaz akşamıydı. OdaTV’de o gün “zor” bir haber yayımladık. Adnan Oktar Grubu’na yapılan operasyonun gözaltına alınan şüphelileri arasında, polis memuru Özdemir Uygun da vardı. Uygun’u kritik kılan ise yaptığı görevdi. Zira Uygun, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun korumasıydı.

Haberi teyit etmiştik. Gelgelelim, bu haberler bildiğiniz gibi başımıza hep bela açıyordu. Her şeye rağmen yayımladık. Derken telefonumuz çaldı. Adı geçen makamdan gelen telefon, haberi kaldırmamızı istiyordu. Birkaç saat süren zorlu mücadeleyle yazdığımızın arkasında durduk. “Vatansever savcımız hedef gösteriliyor” gibi ithamlara maruz kaldık. Gelgelelim gün bitmeden beklenen oldu. Salihoğlu, istifa ettiğini açıkladı.

Dava dosyası bizi doğruluyordu. Aslında Uygun, Oktarcılar ile Salihoğlu arasındaki halkaydı. Adnan Oktar’a Salihoğlu ile görüşen bir müridi tarafından sunulmuş, sadece bir notu aktarayım: “Eğer bir şey olursa bana gelin dedi ve size de ‘Kardeşime selam söyleyin’ şeklinde hitabı oldu.”

Kısacası, devlete-millete dair ne varsa, birileri tarafından “kardeşler”in önüne seriliyordu. Dini ve milli değerler işin örtüsüydü. Biz ise bunları yazan kişiler olarak, devrin lanetlileriydik.

OKTARCILARDAN SOYLU’YA ŞAFAK MESAJI

Geçen hafta, Türkiye’nin PKK terörünün elinden yurttaşlarımızı kurtarmak için yaptığı baskını tartışırken Adnan Oktar Grubu’na yapılan operasyonun öyküsü çıktı. Gazeteci Hakan Erol’un tamamı belgelere dayanan, mahkeme ve polis dosyalarını inceleyerek yazdığı “Turnike” kitabı, meselenin görünmeyenlerini anlatıyor.

Elbette, ben en çok o anı, 11 Temmuz 2018’de, sabahın ilk ışıklarında polisin baskın yaptığı dakikaları merak ediyordum. Kendilerine yapılacak operasyonu, içeriden yapılan sızıntılar sayesinde önceden öğrenen Oktarcıların ilk refleksi acaba ne oldu?

Hakan Erol, takip kayıtlarını inceleyerek “operasyon sabahına” kitabında yer veriyor. Biliyorum; polisin o eve giriş görüntülerini, Oktarcıların villasından polise açılan ateşi, hatta Oktar’ın yürüyerek evden kaçışını gördünüz. Haliyle her şeyden haberdar olduğunuzu sandınız.

Ama şeytan ayrıntıda gizli…

Sabahın kör saati, saat 06.19…

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun özel kalem müdürlüğü telefonuna dikkat çeken bir mesaj geldi. Oktarcıların önde gelen isimlerinden Hüma Babuna, “AKP Süleyman Soylu” olarak kaydettiği numaraya ulaşmaya çalışıyordu. Gönderdiği mesajda şu yazıyordu: “Süleyman Bey, bütün evlerimizde polis baskını var şu anda. Adnan Bey dahil” diye belirtiyordu.

Operasyonu yapan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul Emniyeti’ydi. Oktarcılar, soruşturmada FETÖ bağlantılı olmakla suçlanıyordu. Ancak cemaat, kendisine FETÖ’nün operasyon yaptığını Soylu’ya anlatmaya çalışıyordu. 14 saniye sonra aynı numaraya giden ikinci mesajda şu yazıyor:

İngilizlerin derin devleti ile ilgili yaptığımız faaliyetler neticesinde FETÖ’cüler hep saldırdılar, yine saldırıyorlar. Engel olun, lütfen.”

Aradan yalnızca 4 dakika geçti. Soylu’ya 3. mesaj gitti. Saat 06.23’te giden mesajdaki ifade şuydu: “Adnan Oktar Bey Kandilli’de!

BAŞKA KİMLERE MESAJ GİTTİ

Sadece Soylu mu?

Elbette Oktarcıların medet umdukları ondan ibaret değildi. 06.25 civarı bu kez 25 ve 26. dönem AKP milletvekili Hüseyin Kocabıyık’a mesaj gitti. “Akp Millettv Huseyin Kocabıyık 2017” şeklinde kaydedilen numaraya giden notta şu yazıyordu:

“Şu anda bütün evlerimize polis baskını var. Tayyip Bey’i ve Süleyman Bey’i haberdar eder misiniz?”

Saat 07.29’u gösterdiğinde, Oktarcıların telefonu bu kez MHP Genel Başkan Yardımcısı Edip Semih Yalçın’a ulaşmak için çalıştı. “Edip semih yalçın mhp” olarak kaydedilen numaraya Hüseyin Kocabıyık’a giden mesajın benzeri gönderiliyordu.

Saatler 09.15’i gösterdiğinde Soylu’nun özel kalem müdürlüğüne yeni bir SMS atıldı:

Vakıf Başkanımızı İstinye polis merkezine götürdüler. Fena muamele olmaması ve bir komplo olmaması için resmi makamlardan yardımınızı istirham ediyoruz.

Erol’un kitabında mesaj trafiği devam ediyor. Kitapta yazan ayrıntılar, her şeyin o sabah başlamadığını, Oktarcıların siyasilerle muhabbetinin eskiye dayandığını gösteriyor.

Belli ki operasyon sabahı Oktarcılar, ilk olarak İçişleri Bakanı Soylu’ya ulaşarak sürece müdahale etmesini beklediler. Bu beklentinin kaynağı neydi? İki üyeleri o sabah polisle silahlı çatışmaya giren, cinsel saldırıdan casusluğa kadar binlerce yıllık suçlamalara muhatap olan, savcılığın “silahlı örgüt” olmakla itham ettiği yapı, Soylu’dan neden bu kadar beklentiye girdi?

‘BAZI BAKANLAR’DAN SAKLANDI

Kitabı inceledikten sonra, Oktar Grubu’na tarihin ilk operasyonunu yapan eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ı aradım. Meclis’te bir gün, genel kuruldan çıktığında, vekillerle görüşen takım elbiseli gençler gördüğünü, bunun ardından merak ederek ekibi soruşturmaya başladığını söyledi. Tantan, Oktarcılara daha önce yapılan operasyonun nasıl başarısız olduğunu ayrıntılarıyla anlattı. Oktarcıları savunan siyasiler olduğunu, onların çabalarıyla grubun kurtulduğunu söyledi. Tantan, konuşmamızda eski bir Meclis Başkanı’nın dahi grubu kurtarmak için çalışma yaptığını, kendisine ulaşarak “Bunlar iyi çocuklar, operasyonu durdurun” dediğini ifade etti.

Ardından, operasyon hakkında bilgiye sahip kritik isimleri aradım. Oktar operasyonu için İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın, İstanbul Emniyeti’nin ve MİT’in birlikte çalışma yürüttüğünü söylediler. Anlattıklarına göre, operasyon için düğmeye basılma aşamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da oluru alındı. Ancak Oktar’a yapılan operasyon “bazı bakanlar”dan habersiz yürütülmüştü. O dönem İstanbul Emniyeti’nin başındaki müdür ile bir bakanın arasındaki krizden söz ettiler.

Aracınızı yanlış yere park ettiğinizde ya da elektrik faturanızı kaçırdığınızda karşınızda bulduğunuz kamu görevlileri, İstanbul’un göbeğinde, bir grubun 30 yılı aşkın bir süre yaptığı faaliyetlere belli ki göz yumdu. Yetmedi; destekledi, güvence verdi. İş yol ayrımına gelince de bugün makbul sayılan öbür gün lanetlendi.

Oktarcıların davası bitmiş görünürken, hâlâ bir soru havada duruyor: Siyasi ayak nerede? PKK’nin ya da DHKPC’nin siyasi ayağı denilince, akla gelen bir dizi siyasetçi sayılıyor. İş, FETÖ’ye, IŞİD’e ya da Oktarcılara geldiğinde ise görünen siyasi ilişkilere rağmen, “ayaklar” yok sayılıyor.

Einstein, “aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar bekleme” haline delilik diyor ya… Kim bilir, belki delilik de aklın kendisinin bile farkında olmadığı bir seçimdir.

İLGİLİ HABER

soL / Ali Ufuk Arikan

Cumhuriyet / Barış Terkoglu

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top