GENEL

KUVAYI MİLLİYECİLER ÖLMEZ, ATATÜRKÇÜLER TÜKENMEZ

“Biz, İslama göre hareket edeceğiz. Hayatımızın merkezine dinin hükümlerini yerleştireceğiz”
R.T. Erdoğan, (8 Aralık 2019)

3 Mart Devrim Yasaları

Bugün, en önemli devrim yasalarının Meclis’te kabul edilişinin 97. yıldönümüdür.

3 Mart 1924’te ‘Türk Aydınlanma Devrimi’nin üç temel yasası kabul edildi.

Kısa bir toplu bakış yapalım. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi’nden sonra başlayan Milli Mücadele 4 yıl sürdü ve 9 Eylül 1922’de zaferle sonuçlandı.

Zaferden 52 gün sonra, 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırıldı. Yaklaşık 700 yıllık padişahlık ve saltanat, tarihin köşesine gönderildi.

Zaferden bir yıl sonra, 29 Ekim 1923, Cumhuriyetin ilan günüdür. Cumhuriyet ilan edilmişti ama halifelik kurumu yaşıyordu.

Halifelik yaşadığına göre Türkiye Cumhuriyeti bir din devleti mi olacaktı?

DİN DEVLETİ YIKILIYOR

3 Mart 1924’te devrim niteliğindeki yasalar kabul edilmeseydi, Cumhuriyet sadece bir biçimden öteye gidemezdi, içi kof ve boş bir merasim Cumhuriyeti olurdu. 3 Mart 1924’te kabul edilen yasalar, Atatürk Cumhuriyeti’ne ruh, anlam ve içerik kazandırmıştır.

Bu üç yasanın kabul edilmesi ile din devleti yıkılıyor, devletin teokratik yapısı çöküyor ve Cumhuriyet’in laik yapısının kuruluşu aşamasına geçiliyordu.

ÜÇ TASARI

Bu üç tarihi yasa tasarısını Meclis’e sunan milletvekillerini burada bir kez daha analım:

1. Urfa milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşının tasarısı: Halifeliğin kaldırılması ile Osmanoğulları soyundan olanların Türkiye dışına çıkarılması.

2. Siirt Milletvekili Halil Hulki Efendi ve 57 arkadaşının tasarısı: Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Genelkurmay Başkanlığı’nın kaldırılması.

3. Saruhan (Manisa) Milletvekili Vasıf Çınar ve 57 arkadaşının tasarısı: Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği Yasası).

Kuşkusuz bunların içinde en önemlisi, halifeliği kaldıran yasadır.

Bu üç yasa tasarısını imzalayanlar arasında: İsmet İnönü, Yunus Nadi, Mazhar Müfit Kansu, Mahmut Esat Bozkurt, Kılıç Ali, Celal Nuri İleri, Vasıf Çınar, Recep Peker, Ağaoğlu Ahmet, Cevad Abbas, Hacım Muhittin Çarıklı, Refik Koraltan, Ruşen Eşref Ünaydın ve Tunalı Hilmi gibi Kuvayı Milliyeciler vardı.

ATATÜRK’ÜN HALİFE OLMASI İSTENİYOR

Halifeliğin kaldırılmaması için çok etkin çalışmalar vardı. Meclis üyesi din bilginlerinden Antalya milletvekili Rasih Hoca (Kaplan), Kızılay kurulu adına görevli olarak Hindistan ve Mısır’a gitmiş ve bu uzun gezisinden yeni dönmüştü.

Rasih Hoca, gittiği ülkelerde Müslüman halkın Atatürk’ün halife olmasını istediğini ve bu isteğin Atatürk’e ulaştırılması için kendisini de vekil tayin ettiklerini Atatürk’e bildirdi.

Bu kapsamdaki öneriler yurtiçinden ve Atatürk’ün eski arkadaşlarından da ısrarla geliyordu.

Atatürk, bu önerilere verdiği yanıtta, bunun gerçeklere ters düştüğünü, başka devlet yönetimlerinin altında yaşayan Müslüman halkın halifenin buyruklarını ve yasaklarını yerine getirme olanaklarına sahip olmadığını belirtiyordu.

Atatürk, kendimizi dünyanın egemeni sanmak gibi düşüncelerin, Türk ulusunu felaketlere sürüklediğini ve artık dünyada ulusalcılığa dayanan yönetim biçimlerinin geçerli olduğuna işaret ediyordu.

İNGİLİZLERİN HALİFELİK ISRARI

O tarihte İngilizler, halifeliğin korunmasını kendi çıkarlarına uygun buluyor, Hindistan ve Pakistan’daki sömürgelerinde yaşayan Müslümanları “halife”nin kutsal gücünü kullanarak yönlendirebilmeyi tasarlıyordu. TBMM’den seçilecek bir halife, şu ya da bu biçimde İngiliz politikasının etkisi içerisine alınabilirdi.

İngiltere bu konuda girişimler yaptı. Ağa Han ile Emir Ali’yi devreye soktu.

ŞERİYE VE EVKAF BAKANLIĞI’NIN KALDIRILIŞI

Halifeliğin kaldırılışı ne derece önemli ise Şeriye ve Evkaf Bakanlığı’nın kaldırılışı da o derece önemlidir. Çünkü Şeriye Vekâleti, hükümetin yapacağı işlerin ve alacağı kararların şeriat hükümlerine yani kutsal din kitabının söylem ve yargılarına uyup uymadığını denetliyordu. Bu bakanlığın kaldırılması da önemli bir gelişmedir.

DİNE DAYALI EĞİTİME SON

Eğitim Birliği Yasası da kuşkusuz en temel ve en önemli bir devrim yasasıdır. Mahalle mektepleri ve medreseler yalnızca “Şer’i bilimlerin” okutulduğu birer dinsel öğretim kurumuydu. Medreselerde şeriat öğretilirdi. Köhneleşmiş bir sistemdi.

EĞİTİMDE BÖLÜNMÜŞLÜK KALKTI

Eğitimin birleştirilmesi yasası ile elde edilen sonuçlar şöyle özetlenebilir:

1. Eğitimdeki medrese, okul, yabancı okul diye adlandırılan ve birbirine zıt kökler ve amaçlara sahip olan, üçlü bölünmüşlük ortadan kaldırılmıştır.

2. Laik ilkelere dayalı eğitim sisteminin yolu açılmıştır.

3. Cumhuriyet kuşaklarının dine dayalı ümmetçilik esasına göre değil de bilimsel temellere bağlı olarak yetiştirilmesinin sağlanması, ulusal yararlarla ve çıkarlarla bağdaşmayan yabancı etkilerden uzaklaştırılması ve ulusal kültür birliğinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.

Atatürk, halifeliğin kaldırılışı kadar Eğitim Birliği’nin kurulmasına da çok önem vermiştir. Bu konuda Atatürk şöyle diyor:

“Dünya uygarlık ailesinde saygın bir yer sahibi olmak isteyen Türk ulusu, evlatlarına vereceği eğitimi, mektep ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki tür kuruma teslim etmeye hâlâ katlanabilir mi? Eğitimi birleştirmedikçe aynı düşüncede, aynı anlayışta bireylerden oluşan bir ulus yapmaya olanak aramak, olmayacak bir şeyle uğraşmak olmaz mıydı?”

Bu nedenle bu yasanın uygulanmasına geçildiğinde, bir yurt gezisinde Rize’de kendisinin önüne çıkarak medreselerin yeniden açılmasını isteyen iki hocaya Atatürk şöyle yanıt verdi:

“Şimdiye kadar geri kalmamızda en büyük etkenin ne olduğunu biliniz… Hayır, medreseler artık açılmayacaktır. (Belleten, 18.09.1924, 211, s.1169; Ş.Turan, age. s.70)

ULUS DEVLETİN ZAFERİ

Bu üç devrim yasası, Cumhuriyet rejimi ve Aydınlanma devrimleri açısından son derece önemlidir.

Halifeliğin kaldırılmasını gerçekleştiren yasanın gerekçesinde de belirtildiği gibi halifeliğin kaldırılışı devletin tepesindeki iki başlılığı ortadan kaldırıyordu. Din devleti niteliği terk ediliyordu.

İkinci önemli sonuç, dinsel bir kurum olan halifeliğin tasfiyesi, diğer bir deyişle ortadan kaldırılışıyla kurulan yeni Cumhuriyetin laikleşmesi yolunda çok önemli ve temel bir adım atılmış oluyordu.

Halifeye sadakat ve kulluk yerine artık ulus devlete bağlılık ve vatandaşlık önem kazanıyordu.

DİN DEVLETİNE KARŞI ULUS DEVLETİ

Prof. Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı önemli yapıtında bu olayı “din devleti” görüşüne karşı “ulus devleti” görüşünün zaferi olarak nitelemektedir. Bu zafer bir kez kazanılınca “çağdaşlaşma yolunda belli bir doğrultuda birbiri arkasından gelecek bir dizi reformun kapısı da açılmış oluyordu.” (Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Yapı Kredi Yayınları, s.521)

TÖRPÜLENME VE GERİYE DÖNÜŞ

3 Mart yasalarının 97. yıldönümünde kuşkusuz çok yakıcı bir soru vardır. Bu üç önemli devrimde geriye gidiş yok mu?

Bu sayfada Sayın Prof. Dr. Necla Arat’ın yazısında ileriye sürdüğü sorunlar önemlidir. Çok partili döneme girişimizle birlikte, din kurumunun kutsal alanından yararlanmak için ödünler verildiği ortadadır. Özellikle son yıllarda Atatürk’ün ‘Aydınlanma Devrimleri’ne karşı sistematik bir saldırı gerçekleştirildiği de açıktır.

TEZ-ANTİTEZ

Ancak bu saldırı, sosyolojik olarak karşı hareketleri de yarattı. Bugün özellikle genç kesimde bir dip dalgasının geliştiğini, Atatürk’e bağlı bir genç kesimin giderek güçlendiğini kabul etmeliyiz.

Unutmayalım; toplumsal gelişme durdurulamaz, 21. yüzyılda toplumsal gelişmenin gücüne de karşı durulamaz. Hiçbir güç toplumu temel gelişme çizgisinin tersine yönlendiremez. Akan bir ırmak geriye döndürülemez.

Halifeler, padişahçılar, 1950’den bugüne 70 yılda, ‘Aydınlanma Devrimleri’ne karşı tam bir zafer sağlayamadılar. Aslında, Atatürk ve ‘Aydınlanma Devrimleri’ni durdurmak hatta ters çevirmek isteyenler yenilmişlerdir.

Atatürkçülerin görevi, çağdaş uygarlık hedefine ödün vermeden, sapmadan, yalpalamadan yürümektir. Koşullar ne olursa olsun, Atatürk’ün ‘Aydınlanma Devrimleri’ savunulacak, onun önüne konulan engeller aşılacaktır.

Kuvayı Milliyeciler ölmez, Atatürkçüler tükenmez.

Devrim Yasaları”mızdan Geriye Ne Kaldı?

“Biz, İslama göre hareket edeceğiz. Hayatımızın merkezine dinin hükümlerini yerleştireceğiz”
R.T. Erdoğan, (8 Aralık 2019)

Kadın Araştırmaları Derneği, her yıl 3 Mart günü “3 Devrim” yasamızı anımsatmak, özellikle de genç kuşaklara bu yasaların demokrasi için önemini anlatmak görevini gönüllü olarak yerine getirmeye çalışıyor. Ama “3 Devrim” yasamızın 97. yıldönümünde bugün artık çok üzülerek “Devrim Yasalarımızdan geriye ne kaldı” diye soruyoruz.

Çünkü yaklaşık 20 yıllık AKP iktidarında Öğretim Birliği konusunda, laiklik ilkesinde ve Diyanet İşleri Başkanlığı özelinde öyle ödünler verildi, öyle yaralar açıldı ki şimdi kamuoyuna “Tehlikenin büyüklüğünü görmezlikten gelemezsiniz, zira eğitim sistemimiz ve çocuklarımız üzerinden yeni bir rejim oluşturulmaya çalışılıyor” uyarısını yapıyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı, “2017 Vizyon Belgesi”nde okul duvarlarının ayetlerle, hadislerle donatılmasını, bahçeleri uygun olan imam hatip okullarına cami yapılmasını istemişti. Bu süreç içinde ülkemizin tüm illerinde anayasanın laiklik ilkesine ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı uygulamalara tanık olduk.



DİNDAR NESİL HAMLELERİ

“Devrim Yasaları”na aykırı çalışmalara okul öncesinden başlandı.

Okullar, üstlerine vazife olmadığı halde, Diyanet’in, dini vakıf ve derneklerle müftülüklerin çalışma alanı haline getirildi. Diyanet İşleri Başkanlığı, okullarda vaiz bulundurma sürecini başlattı.

Sözde “gönüllü eğiticiler”, okullarda, yurtlarda, halk eğitim merkezlerinde gezi, konferans, yarışma, müsamere, sempozyum adı altında her türlü çalışmayı sürdürdüler.

İktidar, yetiştirmeyi amaçladığı “Dindar nesil” için yeni hamleler de planladı.

Milli Eğitim müdürlükleri ve il müftülükleri, din dersleri yasal olarak dördüncü sınıfta başladığı halde, imzaladıkları protokoller ile bu dersleri “Kuran Kursu Eğitim Programı” adı altında 4 yaş grubuna kadar indirdi ve anaokulunda eğitim gören çocuklara haftada 6 saat dini eğitim verileceği belirtildi.

DEVLET ELİYLE DİNSELLEŞTİRME

Vakıflar, dernekler, öğrencileri “Değerler Eğitimi” adı altında sınıftan, yatılı okullarda etütten alıp akın akın cami ve türbe ziyaretlerine götürdü.

Öğretmen ve öğrenciler, resmi yazı ile sabah namazına çağrıldı. Kaymakam ve müftülerle “sabah namazı buluşmaları” düzenlendi. Ayrıca bütün okullarda “mescit” açılması zorunlu hale getirilip namaz kılanlar, kılmayanlar ayrımı yapılmaya başlandı.

Kısacası, çocuklara zihinsel, fiziksel ve pedagojik açıdan zarar verecek olan bir “dinselleştirme” politikası devlet eliyle yürütüldü.

Türkiye’de 4-6 yaş arasındaki çocuklara Kuran kursu olarak hizmet veren 1552 sübyan mektebinde 51 bin 357 çocuk eğitim görüyor. (Merdiven altı Kuran kurslarının sayısını bilmiyoruz) Soyut kavramları henüz gelişmemiş bu yaş grubundaki çocuklara Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan protokol ile verilen bu kurslar, çocuk haklarını da hiçe saymakta.

Devletin okullarında küçük yaştaki kız çocuklara “Türban takma” partileri düzenleniyor. Küçücük kızlar “Şükür ki kapandım”, “Haydi sen de kapan” pankartları taşıyorlar. Bazı okullarda ise “müsamere” adı altında sözde “Değerlerimiz anlatılıyor” denilerek 3-6 yaş kız çocuklarının başları kapatılıp onlara erkek çocukların ayakları yıkattırılıyor.

SİSTEMATİK DÖNÜŞÜM

Bazı okullarda karma eğitim fiilen ortadan kalkmış durumda. Pek çok okulda da öğrenciler, “öğretmen yok” gerekçesiyle “seçmeli ders” olarak dini içerikli dersleri almaya zorlanıyor.

İşsiz/atanmayan 400 bin öğretmen varken mahalle imamlarına “ücretli öğretmen” adı altında ders verdiriliyor. Bu arada, Diyanet’te görevli 5 bin kişinin öğretmenliğe geçtiği açıklanıyor.

500 bini aşkın öğrencinin barındığı Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun yurtlarında Diyanet’in görev verdiği rehberler çalışıyor. Diyanet, ilk kez 2016’da 43 ilde 83 personel ile pilot proje olarak Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait yurtlarda “Manevi Rehberlik” uygulaması başlatmıştı. Bu uygulama daha sonraki yıllarda Diyanet ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın imzaladığı protokol ile tüm illere yayıldı. Artık imam hatip mezunları da “Manevi Rehber” olabiliyor.

Daha yüzlercesini sayabileceğimiz bu örnekler, “Devrim Yasaları”mızın ne kadar ağır yara aldığını göstermekte. İşte bu nedenle, kabul edilişlerinin 97. yılında “‘Devrim Yasaları’mızdan geriye ne kaldı” diye soruyoruz.

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet / Alev Coşkun / PROF. DR. NECLA ARAT (KADIN ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ BAŞKANI)

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top