GÜNDEM

DOLMABAHÇE’DEKİ TOPLANTIYI DOĞRU BULMADIĞINI SÖYLEYEN ERDOĞAN’IN OTURMA PLANINI BİLE KENDİSİNİN ÇİZDİĞİ…

Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz!

Davutoğlu ve Erdoğan arasındaki gerilim arttıkça yeni iddialar gündeme gelmeye devam ediyor. 

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘eski defterler’ ve Erdoğan’ın ‘hafıza kayıtları’ çıkışıyla ilk kez taraflar arasında görünür olan gerilimle birlikte yeni iddialar da ortaya çıkmaya başladı.

Davutoğlu’na yakın isimler, Erdoğan’ın: ”Ben oradaki toplantıyı doğru bulmuyorum” diyerek sonradan tepki gösterdiği ‘Dolmabahçe Mutabakatı”nın açıklandığı toplantıda, ‘kimin nerede oturacağını bile bizzat kendisinin bir A4 kâğıda çizdiğini’ ileri sürdü.

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da konuyla ilgili olarak: ”Dolmabahçe’de açıklama şekli bile hangi koltuklarda kimin oturacağı bilgisi Erdoğan’a verildi” demişti…

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu:

”Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz”

Erdoğan:

”Hafıza kayıtlarımızın içerisinde olanları da vakti geldiğinde paylaşacağız. Bu hafıza kaydının içerisinde çok şeyler var”

Davutoğlu’na yakın isimler, Erdoğan’ın ‘hafızadaki kayıtlar‘ çıkışını ‘Havuçla kandıramadığını sopayla korkutmak istiyor’ diye yorumladı.

Erdoğan’ın bir elinde havuç, diğer elinde de sopa olduğunu belirten bu siyasetçiler, yerelde Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu ile birlikte hareket edebilecek isimlerin geçişini engellemek için, belediyelerin şirketlerinde yönetim kurulu üyelikleri verildiğini ileri sürüyor.

Genel görüş:

‘Davutoğlu ile ilgili hafıza kayıtlarında bir şey olsa şimdiye kadar çoktan trollere servis edilmiş ve Davutoğlu hedef tahtasına konmuş olurdu. Davutoğlu’nun her şeyi açık ve şeffaf, bu nedenle zaten ters düştü. Şeffalık ve siyasi etik yasasının çıkarılmasını, yolsuzluğun ve hırsızlığın önlenmesini istedi.”

Davutoğlu’na yakın siyasetçiler:

”Açıklanacaksa herkesin elinde bir şeyler vardır.” diyerek Dolmabahçe Mutabakatı’yla ilgili tartışmaları anımsattı. Aynı siyasetçiler: ”Dolmabahçe’de kimin nerede oturacağını bizzat beyaz bir A4 kâğıdına Cumhurbaşkanı Erdoğan çizdi.” iddiasını gündeme getirdi.

DOLMABAHÇE’DE NE OLMUŞTU?

Çözüm süreci sırasında, 7 Haziran seçimlerinden yaklaşık 3 ay önce, 28 Şubat 2015 tarihinde, AKP ve HDP’lilerin katılımıyla 10 maddelik ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ açıklandı.

Toplantıya o dönem AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, HDP’den Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken katılırken, kamuoyuna da toplantının yapıldığı salondan bir fotoğraf verildi.

Mutabakatın açıklanmasını izleyen saatlerde…

Erdoğan:

”Tabii silahların bırakılması çağrısı bizler için çok çok önemli bir beklenti idi. Bu demokratik açılım süreci ile başlayan bir çağrıdır. Milli birlik ve kardeşlik projesi ile başlayan, şimdi de çözüm süreci ile devam eden ve bunu artık noktalayalım diye hasretle beklediğimiz bir çağrıdır.” açıklamasını yaptı.

Daha sonrasında ise…

Erdoğan:

‘Ben oradaki toplantıyı doğru bulmuyorum. Çünkü bu toplantıda hükümetin başbakan yardımcısıyla şu anda parlamento içinde olan bir grubun yan yana fotoğraf vermesini doğru bulmuyorum.” görüşünü dile getirdi.

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş:

”Dolmabahçe’de açıklama şekli bile, hangi koltuklarda kimin oturacağı bilgisi Cumhurbaşkanı’na verildi. Şimdi çıkmış alay eder gibi ‘Şunu kabul etmem, bunu kabul etmem. Efendim bunu doğru bulmuyorum’ demesi bizden önce kendi arkadaşlarına sırt çevirmesidir.” demişti…

HKP’DEN SUÇ DUYURUSU

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP): ‘Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz’ sözleri nedeniyle eski Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Cumhuriyet Gazetesinin iki gündür verdiği haberlerin de delil olarak eklendiği dilekçede, Davut-oğlu hakkında ‘anayasayı ihlal, terör, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi’ maddelerinden işlem yapılması istendi.

Gare: Müjde yerine…

“Ne var ki feci bir sonuç ya da başarısızlık da iç siyasette yakıta dönüşebiliyor.”

Bugün milat olmalı, HDP kapatılmalı” koduyla hızla devreye sokulan kampanyanın niyeti süregiden siyasi soykırımı tamamlamak, muhalefet adına ne varsa hepsini felç etmek ve Cumhur İttifakı’na karşı olası ortaklığın zeminini tekraren dinamitlemek.

8 Şubat’ta Erdoğan müjde vaat etti; “Çarşamba günü Millete Sesleniş konuşmamı özellikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Sizlere birçok güzellikleri takdim edeceğim” dedi.


10 Şubat müjde günüydü. Saat 02.55’te 41 uçakla Gare Dağı’na yönelik Pençe Kartal-2 Harekâtı başlatıldı. İki saat sonra helikopterlerle hava indirmesiyle kara harekâtı başladı

.
Hava indirmesinden çıkartılan ilk sonuç; PKK’nin elindeki asker, polis ve istihbaratçıların kurtarılması ya da burada üslendiği söylenen PKK liderlerinden Duran Kalkan ile bölgeye geçtiği düşünülen Murat Karayılan’ın yakalanması planıydı.

Çift başlı bir hedef. Müjde bu olacaktı.

Siyaseten müthiş değerli! Zor zamanda iktidarı kurtaracak altın vuruş! Fakat Erdoğan çarşamba ulusa seslenmedi! Bunun yerine toprağa düşen canların haberleri geldi.


14 Şubat’ta Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar neticeyi duyurdu:


“50 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Yerli ve milli mühimmat kullanılan harekâtta terör örgütünün varlığına ağır bir darbe indirilmiş ve bölge kontrol altına alınmıştır… Mağarada alıkonulan 13 vatandaşımızın naaşlarına ulaşılmıştır. Birinin omuzundan, diğer 12 vatandaşımızın başlarından vurularak şehit edildikleri tespit edilmiştir. Vatandaşlarımızı şehit eden mağaradaki teröristlerin tamamı etkisiz hale getirilmiştir… Operasyon tamamlandı. Kara ve hava unsurlarımız güvenle döndü.”


Akar bu sonucu “başarı” olarak niteleyip Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve komutanları tebrik etti.


Yaşar Güler de “Harekât alanımız 75 kilometre genişliğinde ve 25 kilometre derinliğinde, bugüne kadar icra ettiğimiz harekâtların hemen hemen en büyük bölgesidir” dedi.

Bu nasıl bir kurtarma? 41 uçakla gece gündüz bombalanan bölgeden kim nasıl sağ çıkartılabilir? Muhalefet, muhalefet olsaydı başarının bunun neresinde olduğunu sorabilirdi. Dokunulmazlığı olmayanların da soracağı her soru baskın, şiddet, gözaltı ve tutukluluk olarak yanıt bulacaktır.

Nitekim dün tehditler eşliğinde soruşturmalar başlatıldı.


11 Şubat’ta HPG, 2015’te barış süreci bittikten sonra alıkonulan MİT mensupları, asker ve polislerin bulunduğu kampın uçaklar tarafından bombalandığını açıklamıştı. Asker ve polislerin aileleri de operasyonun durdurulması çağrısı yapmıştı.


Daha önce kaçırılan asker ve polisler gönderdikleri mektuplarda “AKP isterse bırakılacaklarını” söylüyorlardı. Bu adım asla atılmadı. Aileleri defalarca hükümete ulaşmaya çalıştı. Seslerini partiler ve insan hakları örgütleri üzerinden duyurmak için uğraştılar. 2015, 2016 ve 2019’da 4 kez HDP Meclis Grubu’na gittiler. Ama hükümet bu sesi duymak istemedi. Daha önce bu tür olaylara aracılık eden İnsan Hakları Derneği 5 yıl uğraştı. Gerektiğinde herkesle görüşen devlet “Teröristleri muhatap almam” diyerek yolu kapattı.   

CHP Milletvekili Murat Bakan 2016-2018 arasında 5 soru önergesi verdi, yanıt alamadı. Altıncı önergeye “Terör örgütleriyle mücadele kararlılıkla devam etmektedir” yanıtı verildi. Yanıt değildi. 9 Şubat 2021 tarihli yedinci önergeye yanıt, sahadan acı haberlerle verilmiş oldu. Halbuki daha önce bu tür girişimlerden sonuç alınabilmişti. İktidarın savaştan beslenen karakteri 5 yıldır bunun tekrarına izin vermedi. Şimdi bu ailelere kim nasıl yanıt verecek?


Acı olan; iktidarı hesap vermeye zorlayacak hiçbir hukuki mekanizma, toplumsal-siyasal baskı ve medya gücü yok. Tersine soru soranın terörist muamelesi gördüğü linç iklimi büyüyor.


Tebrike mazhar olan başarının sırrı PKK’ye verdirilen zayiatta ise mevcut sonuçla sahadaki durumun değiştiğini söylemek imkânsız. Güler’in dediği gibi Pençe-Kaplan harekât serisi sayesinde PKK diğer bölgelerde barınamayıp bütün ağırlığıyla Gare’ye geçtiyse, Akar’ın dediği gibi son harekâtla bölge kontrol altına alındıysa asker neden çekildi? Öyle olsaydı çekilmezdi. Hakurk ve Haftanin’de kaldıkları gibi Gare’yi de tutmaya devam ederlerdi.

1994’ten beri ilk kez bu tür bir harekâta sahne olan Gare’yi hedefe koymalarının sebebi Irak ve Suriye’deki süreçler birlikte düşünülürken buranın Suriye’ye geçişlerde kullanılıyor olmasıydı.


Askeri harekâtın yürütülüş tarzı sadece rehineleri alma değil orayı tutma ve kalma amacına da işaret ediyordu.


Planlama, hedef ve sonuçlara dair boşluklar olduğu izlenimi veriyor! Roboski gibi kapanıp gidecek!

Bu harekât özü itibariyle Kürt sorununun barışçıl çözümünden uzaklaşırken sürekli hedef büyüten, coğrafi olarak genişleyen, ülkenin kapasitesini zorlayan bir stratejinin devamıdır.

Suriye ile 911, Irak’la 384 kilometrelik sınırı tamamen ‘terör-güvenlik’ bağlamına oturtan; bu bağlamı Bağdat, Erbil, Şam, Moskova, Tahran ve Washington’la yürütülen tüm pazarlıklar için tayin edici bir unsura dönüştüren malum strateji. Suriye ile Irak arasında Yarabiya/Rabia ve Semelka/Fişhabur sınır kapıları dahil tüm geçiş noktalarını kontrol edecek bir pozisyon yakalamak bu kurgunun can alıcı taraflarından birisi. Ovaköy’den sınır kapısı açıp eski yolu Musul’a kadar yeniden inşa etme önerisi de bu planın ekonomik boyut katılmış sunumu olarak karşımıza çıkıyor.


Geçen ay Akar-Güler ikilisinin Bağdat ve Erbil ziyaretlerinin ardından pek çok kesim operasyonu Şengal’de bekliyordu. Çünkü pazarlık hep Şengal üzerineydi. Doğrusu ben Bağdat’ın bunu onayladığına dair iddiaları gerçekçi bulmadım. Aksine PKK’nin Şengal’deki varlığına karşı bir söz birliği olsa da Türk askeri harekâtına karşı geniş bir ret cephesi var. Bağdat’ta siyasetin ana unsurları buna karşı. Bu hassasiyet Şengal üzerinden nüksetse de temelinde Türkiye’nin Musul hayallerinin yarattığı korku yatıyor.  

İran’ın etki edebildiği Haşd el Şaabi de Türk askeri harekâtının önünü kesecek bir motivasyonla Şengal’deki varlığını artırıyor. Rudaw’a göre Musul, Necef ve Kerbela’dan üç tugay bölgeye kaydırıldı. 21’inci Tugay Şengal’in doğusuna, 23’üncü Tugay batısına ve 14’üncü Tugay ise Şengal Dağı’na konuşlandırıldı. Gare hareketlendiğinde Şengal’e giden Haşd el Şaabi’ye bağlı Bedir Gücü Komutanı Abbas Ali “Ne Türkiye ne PKK ne de başka bir güç bizi tehdit edemez. Ülkemizin egemenliği diye bir şey yok mu ki isteyen buraya istediği gibi gelebilsin?” diye çıkıştı. Fetih Koalisyonu Başkanı Hadi Amiri, Türkiye’nin Şengal’e operasyon yapacağı yönünde istihbarat olduğunu belirtip hükümetten tedbir almasını istedi. Asayib Ehl-ül Hak Hareketi, Türkiye’ye çekilmesi çağrısında bulundu. Nuceba Hareketi Musul’a kadar bir işgal planı olduğunu belirtip “En sert yanıtı vereceğiz” uyarısında bulundu. Bağdat’taki hava böyle. Bu hava, Başbakan Mustafa Kazımi’nin altının oyulmasını istemeyen ABD tarafından da dikkate alınıyor.

9 Ekim’de Erbil ve Bağdat arasında imzalanan Şengal anlaşması merkezi güçlerin burada kontrolü ele almasını öngörüyordu. Bu anlaşmayla amaçlanan Türkiye’nin müdahale planını boşa düşürmekti. Suriye-Irak sınırlarını önemseyen İran, bölgede Haşd el Şaabi’nin olmasını istiyor. ABD ise anlaşmaya destek verirken hem Türkiye’yi teskin edecek hem de Haşd el Şaabi’nin bölgeden uzaklaşmasını sağlayacak şekilde federal güçlerin geleceğini umuyordu. IŞİD’in Ezidilere yönelik soykırımı dünyada ciddi bir duyarlılık oluşturmuşken ABD’nin Şengal’e yönelik askeri bir harekâta destek vermesi beklenen bir şey değil.


Yani Şengal için askeri, siyasi ve diplomatik cepheler olgunlaşmadığı için Gare öne çıktı.


Ancak Gare de kolay bir cephe değil. Burası Türkiye sınırından 40 kilometre aşağıda karadan ikmal imkânlarının kısıtlı olduğu, Haftanin gibi geri cephesi bulunmayan ve her taraftan saldırıların gelebileceği engebeli bir bölge. PKK’nin 37 yıldır lojistik, eğitim ve sağlık sahası olarak kullandığı en önemli üslerinden birisi. Burayı ele geçirmek, uzun vadede burayı tutmak büyük bir askeri yığınağı, yerelde Peşmerge gücünün desteğini ve güçlü bir ikmal kapasitesini gerektiriyor. Burada zemin sağlam değil. Askeri teknikteki kapasite artışıyla bu kadar derinliğe inildi. Arkasında büyük siyasal tahrik var. Bunlarla karar alıp harekete geçmek kolay. Peki sonuç? Yok. Bunun sorunların çözümüne katkısı? Sıfır. Çözüm dağların zirvelerinde olsaydı 40 yılda çoktan bulunurdu. 


İLGİLİ HABER

Cumhuriyet / Emine Kaplan

Duvar / Fehim Taştekin

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top