BİLİM & TEKNOLOJİ

PROF. DR. RAHMİ ÖKLÜ LİDERLİĞİNDEKİ EKİP, KANSERLİ DOKUYU YOK EDEN YENİ BİR İYONİK SIVI FORMÜLASYONU GELİŞTİRDİ

Türk doktor kansere karşı ilaç geliştirdi: “Sadece ultrason ve iğneye ihtiyaç var!”
Kanseri çözmek için iş birliğine 8 milyon dolarlık büyük destek…
Kanser ilacı ödemesi yapmayan SGK’ya mahkeme “dur” dedi… Ödememe kararı iptal edildi…

ABD’de yaşayan Türk doktor kansere karşı ilaç geliştirdi: “Sadece ultrason ve iğneye ihtiyaç var!”

Prof. Dr. Öklü, kendi yaklaşımlarının sadece tümörü öldürmekle kalmayıp, aynı zamanda ilacı yayan ve 28 güne kadar orada tutan bir sıvı kullandığını söyledi.

Mayo Clinic’in Klinik Vasküler ve Girişimsel Radyoloji Anabilim Dalı Uzmanı olan, Minimal İnvazif Terapötik Laboratuvarı’nın direktörü ve kurucusu Prof. Dr. Rahmi Öklü liderliğindeki ekip:

“Kanserli dokuyu yok eden yeni bir iyonik sıvı (sıvı tuz) formülasyonu geliştirdik.”

Prof. Dr. Rahmi Öklü, kanser tedavisinde en büyük sorunun ilacı tümöre ulaştırmak olduğunu hatırlattı.

Öklü:

“Geleneksel yöntemlerde, tümöre ulaşmasını ve içinde kalmasını sağlamak için yüksek doz ilaç verildiğini ancak bunların genellikle hızla akıp gittiğini ve hastada yan etkilere neden olduğunu belirtmeliyim.”

“Ultrason altında enjekte edebilirsiniz”

Prof. Dr. Rahmi Öklü:

“İlaç tümöre nüfuz edemez ve orada kalamazsa işini yapamaz..

Bizim yaklaşımlarımız da sadece tümörü öldürmekle kalmayıp, aynı zamanda ilacı yayan ve 28 güne kadar orada tutan bir sıvı kullandık..

Bu yaklaşımın kanserin tekrarlama ihtimalini de azaltabileceğini belirtmeliyim.”

Prof. Dr. Öklü yöntemini şöyle anlattı:

“Bunu ultrason altında enjekte edebilirsiniz. Süslü, pahalı ekipman, kurulum, malzeme yok. Sadece ultrason ve iğneye ihtiyaç var. Bir diğer etkisi, bağışıklık sisteminin önemli hücresi olan yüksek seviyedeki T hücrelerinin tedavi alanlarına gelmesi. Bu önemli. Bu aynı zamanda immünoterapi yapmak için mükemmel bir zaman sağlıyor. Günümüzde immünoterapinin katı tümörler için olan yetersiz etkinliğini bu yöntemle arttırabileceğiz.”

Karaciğer kanseri için de umut

Geliştirdikleri yöntemin özellikle nakil bekleyen karaciğer kanseri hastaları için de umut olduğunu belirten Prof. Dr. Rahmi Öklü:

“Mevcut tedavi, kanser hücrelerini yok etmek ve hastaları bir nakil kriterleri dahilinde tutmak için tümörün ısıtılmasını veya soğutulmasını veya radyoaktif partiküllerin tümörün arterlerine infüze edilmesini içeren ablasyonu içerir. Bir mikrodalga ablasyonu yapabilir ve temelde tümörü yakabilirsiniz, ancak tümör kalbe veya diğer önemli yapılara yakınsa bu genellikle bir seçenek değildir. Ve bazen radyoaktif infüzyon için tümörün kan kaynağını bulmak zordur. Bizim yöntemimiz bu hastalar için bir umut olabilir.”

Çalışma tıp dergisi ‘Science Translational Medicine’ dergisinin kapağından duyuruldu.

Harvard’ın sitesinde de yer aldı

Harvard Üniversitesi Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Fakültesi’nin (SEAS) internet sitesi, söz konusu bilimsel buluşu kanserle mücadelede önemli gelişme olarak duyurdu.

Sitede yer alan haberde şu ifadelere yer verildi :

“Bu buluş, karaciğer nakli için bekleyen hastalar için yeni bir umut anlamına geliyor. Uzun zamandır kanser ilaçlarının tümöre erişmesini engelleyen sorun çözülmüş olabilir.”

Kanseri çözmek için iş birliğine 8 milyon dolarlık büyük destek

Kanseri çözmek için temel ve klinik alanda daha çok yapılmamışı yapmayı hedefleyen Amerika merkezli Mark Kanser Araştırma Vakfı toplam 8 milyon dolarlık araştırma fonunu kazanan projeleri açıkladı

Kazanan projelerden birinin yürütücüsü Amerika’da kanser ve bağışıklık sistemi alanında önemli çalışmalar yapan Türk bilim insani Dr. Semir Beyaz.

Bu sene ilkini gerçekleştirdiği fon desteği ile kuruluş, farklı alanlarda çalışan bilim insanlarının bir araya gelerek iş birliği içerisinde çalışmalar yapmasını hedefliyor. Fon verilen projelerin çıktılarının kanser hastalarına direk olarak etki etmesini amaçlıyor.

Mark Vakfının ilk defa verdiği “Endeavour” (Çaba) ödülleri, kanserin karmaşık ve çalışması zor yönleriyle ele alan, riski yüksek ama getirisi önem arz eden üç projeye verildi.

Bu projeler sırasıyla;

  • Kanserde metastaz mekanizmaları,
  • Kanserin bütün vücudu etkileyen mekanizmaları ve
  • Kanserli hücrelerin kimlik değiştirme mekanizmaları üzerine araştırmalar yapmayı amaçlıyor.

Bu proje ödülleri, kanser araştırmalarında acil soruları ele almak amacıyla çeşitli uzmanlık alanlarındaki bilim insanlarını bir araya getirmek için oluşturuldu. İşbirliğinde önemli nokta ise, yenilikçiliği yapabilmek için biraz risk almayı da içeriyor.

Mark Kanser Vakfı bu yüksek bütçeli toplam 8 milyon dolarlık ödülleri, kanser araştırmalarındaki acil soruları ele almak ve çeşitli uzmanlık alanlarında başarılı çalışmalar yapan bilim insanlarını bir araya getirebilmek için oluşturuldu.

Bu iş birliğine dayalı program, farklı kuruluşlarda kuruluşta çalışan bilim insanlarının, kanserle ilgili tek bir laboratuvarın kendi başına ele alamayacağı kadar karmaşık ve zor olan sorunların üstesinden gelmeyi hedefliyor.

“Bilimde başarının anahtarı iş birliğidir”

“Bilimde başarının anahtarı iş birliğidir” diyen Mark Foundation CEO’su Michele Cleary[1]:

 “Bu projeler normal destek mekanizmaları tarafından kolay kolay fonlanmayacak riskte projeler. Bu programla iyi fikirleri olan bilim insanları için risk alıyoruz. Şunu da biliyoruz, eğer biz bu bilim insanlarına gerekli desteği sağlarsak, bu bilim insanları zaten şu anda güzel işler yapıyorlar, bu soruları bir üst noktaya taşımak için sağlam alt yapıları da mevcut. Bu yenilikçi fikirlerin gerçekleşmesini hızlandırmak için, iş birliğini ön plana çıkararak kanserde fark yaratacak bilim insanlarını destekliyoruz.”

Ödülü kazanan ekipler neler çalışacak?

Bu ilk ödülleri kazananlar arasında:

  • San Francisco’daki California Üniversitesi’nden (UCSF) bir ekip,
  • Cold Spring Harbor Laboratuvarı’ndan (CSHL) Dr. Semir Beyaz’ın yürütücüsü olduğu bir ekip,
  • Columbia Üniversitesi, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi ve
  • Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çok merkezli bir araştırma ekibi yer alıyor.

Ödül kazanan bu üç takım birbirleriyle etkileşim halinde çalışacak, her takım kendi içinde farklı bir sorunun yanıtını arayacak.

Cold Spring Harbor Laboratuvarı’ndan ve içinde Dr. Semir Beyaz’ın laboratuvarında çalışan Türk öğrencilerin de bulunduğu kazanan ekip, kanserin insan vücudunu bir bütün olarak nasıl etkilediğini araştıracak. Kanseri bütün vücudu etkileyen bir hastalık olarak değerlendiren bu proje, kanser hastalığının vücudu esir alan mekanizmaları üzerine çalışacak ve bu buluşların kanser tedavisine nasıl katkı sunacağını sorgulayacak.  Bu nedenle ekip, bağışıklık sistemine, sinir ve endokrin sistemine ve aynı zamanda mikrobiyotaya bakacak.

San Francisco’daki California Üniversitesi’ndeki grup ise, kanser hücrelerin metastaz surecinde diğer organlara nasıl yayıldıklarını inceleyecekler.

Columbia Üniversitesi, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi ve Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çok merkezli araştırma ekibi ise, kanser hücrelerinin esnek kimlik yapısını ve kimlik değiştirme mekanizmalarını çalışacak.

3 milyon dolar fon alan ekipte Türk bilim insanları var

3 milyon dolar ödül alan projenin yürütücülerinden biri Cold Spring Harbor Laboratuvarı’ndan Türk bilim insanı Dr. Semir Beyaz.

Doktorasını ABD’de Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde immünoloji bölümünde ve MIT kanser merkezinde yapan Dr. Semir Beyaz’in yaptığı çalışmalar, Nature ve Cell gibi dünyanın en saygın bilimsel dergilerinde yayınlandı ve bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Doktorasını tamamladıktan sonra, dünyanın önemli bilim merkezlerinden biri olan Cold Spring Harbor Laboratuvarında kendi araştırma laboratuvarını kurdu. Yaptığı çalışmalar sırasında bugüne kadar onlarca Türk öğrenci ve araştırmacılara destek olan ve mentorlük yapan Dr. Semir Beyaz, Türkiye’de Hatay’ın Samandağ ilçesinden başlayarak, Amerika’ya uzanan serüveninden öğrendiklerini, şimdi kendi laboratuvarında etkili ve nitelikli bilimsel keşfiler yapmaya tutkulu diğer araştırmacılarla paylaşıyor. Ekibinde şu anda dört Türk araştırmacıya yer veren Beyaz, bu projede yer alan bütün öğrencileriyle gurur duyduğunu belirtti. Farklı disiplinlerden bilim insanlarıyla çalışmanın önemine değinen Dr. Semir Beyaz, kanseri çözmek için iş birliğini ön plana çıkaran destek mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Mark Kanser Vakfı tarafından desteklenen bu projenin ilk aşamasının 3 yıl süreceğini açıklayan Beyaz, başarılı sonuçlar elde etmeleri durumunda, ikinci faz projelere başvurarak daha uzun soluklu destek mekanizmalarıyla bu araştırmalara devam etmek istediklerini belirtti. 

Kanser karmaşık bir yapboz!

Dr. Semir Beyaz:

“Kanser gibi karmaşık ve zor bir problemi anlamak ve tedavi etmek için geleneksel yaklaşımlar bu problemi küçük ve basit parçalara bölerek indirgemeci bir şekilde çalışmak zorunda kaldı. Bunun temel sebebi bilimsel açıdan kanserin nasıl başladığı, yayıldığı ve en önemlisi insanları nasıl hasta ettiği ile ilgili hücresel ve moleküler düzeyde çok net bilgiler yoktu. Kanser vücudumuzdaki organlarda, dokularda bazı hücrelerin kontrolsüz olarak bölünmeye başlamasıyla ortaya çıkan ve zamanla bütün vücudu esir alarak insan hayatını tehdit eden önemli bir hastalıktır. Çoğu bilim insani bugüne kadar, kanser hastalığını, işte bu kontrolsüz olarak büyüyen hücreler düzeyinde çalıştı ve tedavi seçenekleri buna göre şekillendi..

Mesela kemoterapi veya radyoterapi gibi tedavi yöntemleri kanser hücrelerinin aşırı ve kontrolsüz bir şekilde bölünmesini temel alan yöntemlerdir. Buna ek olarak, kanserin uğradığı mutasyonlar, kanserin gelişimi ve yayılması için önemlidir ve bunları hedefleyen akıllı ilaçlar günümüzde bazı kanserlerin tedavisi için kullanılmaktadır. Ancak, bu gibi sadece bölünen kanser hücresinin özelliklerini hedefleyen tedaviler ne yazık ki kanseri etkili bir şekilde kontrol altına alma konusunda yetersiz kalmaktadır. Çoğu kanser hastasının veya hasta yakının bildiği gibi, kanser vücudun bağışıklık, sinir, iskelet, kas, sindirim, metabolizma yani kısaca bütün sistemlerini etkileyen sinsi bir hastalıktır. Bu sebeple, yakın zamanda bilim insanları kanserin vücudumuzu oluşturan diğer sistemlerle olan ilişkisi üzerine yoğunlaşmaya başladı. Örneğin, son on yılda özellikle bağışıklık sistemi ile kanser arasındaki etkileşim üzerine yapılan çalışmalar, kanser tedavisinde bir devrim yarattı. İmmunoterapi, yani bağışıklık sistemini kullanarak kanseri tedavi etmek, su anda pek çok kanser hastasına umut oldu. Ancak, şu anda kullanılan immunoterapi yöntemleri kanser gibi büyük bir yapbozun sadece küçük bir parçasını ele aldığından dolayı, hala kanseri tam olarak çözebilmiş değiliz. Hastaların büyük bir çoğunluğu için hala daha etkili ve güvenli tedavi yöntemlerine ihtiyaç vardır. Bu sebeple kanserin tüm vücuda etkilerini sistematik bir şekilde hücresel ve moleküler düzeyde ortaya koyan çalışmalar yapmamız gerekiyor.”

“Kanseri bir bütün olarak anlamak için yapbozun diğer parçalarına birlikte bakmak gerekiyor. Bu da ancak iş birliği ile mümkün”

Dr. Semir Beyaz:

“Kanseri bir yapboza benzetiyorum..

Bu yapbozun parçaları bağışıklık sistemini, sindirim sistemini, mikrobiyotayı, sinir sistemini, metabolizmayı, uykuyu, kısacası bütün yaşamsal fonksiyonlarımızı etkiliyor. Kanser, daha sonra bunları kendi avantajı için, vücudu tamamen ele geçirmek için kullanıyor. Böylece kanser güçlendikçe vücudumuz zayıflıyor ve biz kaybediyoruz. Bu konuda yakın zamanda çok şey öğrendik ama hala öğrenmemiz gereken çok şey var.  Bu savaşı kazanmak için, kanseri bir bütün olarak anlamamız gerekiyor. Kanseri bir bütün olarak anlamak için yapbozun diğer parçalarına birlikte bakmak gerekiyor. Bu da ancak iş birliği ile mümkün. Farklı alanlarda uzman olan bilim insanları iş birliği yaparak kanserin bu farklı parçaları nasıl etkilediğini ve vücudu nasıl ele geçirdiğini ortaya koyabilir. Kanseri bir bütün olarak anlamak için hem deneysel hem de veri analizi acısından yenilikçi yaklaşımlara ve bu yaklaşımları destekleyecek, yatırım yapacak kurumlara ihtiyacımız var.”

“Kanseri çözecek yenilikçi projeler için garantici yaklaşımla değil, iş birliğini öne çıkararak ve risk alarak destek olunmalı”

Dr. Semir Beyaz:

“Kanseri çözmek için iş birliğini konuşacaksak, bu çalışmalara destek olacak fonları ele almamız gerekiyor” diyen Beyaz, “Bu projeler çok bilinmeyenli zor ve riskli projeler ve destek bulmak pek kolay değil. Bu yüzden Mark Kanser Vakfının bu desteği bizim için çok önemli. Devlet, vakıf veya şirketlerin verdiği proje desteklerinin çoğu garantici yaklaşımlarla veriliyor. Bu garantici yaklaşımlarla kanser gibi oldukça karmaşık bir yapbozu çözemezsiniz. Akılcı, yenilikçi, korkusuz ve risk alabilen yeni destek yöntemleri uygulanmalı. Örneğin, projeler değerlendirilirken yenilikçi fikirleri olan genç araştırmacıları dezavantajlı duruma düşüren kıstaslar, yaratıcılığı köreltiyor. Mark Kanser Vakfının verdiği ödüller hem genç hem deneyimli araştırmacıları bir araya getiren yenilikçi ve riskli projeleri destekliyor. Kanserde çığır açacak buluşlar, eğer farklı birikimlere ve farklı bakış açılarına sahip bilim insanları ortak bir payda içinde çalışabilirse ve güçlü desteklenirse mümkün olabilir.”

“Bu araştırmalar, kanser hücrelerinin, konakçı olduğu insan doku ve sistemleri ile etkileşimlerini benzersiz metodolojilerle açığa çıkarmayı amaçlıyor”

Yapılan işbirliği ile ilgili Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, şu yorumda bulundu:

“Kanserleri, biyolojik, genetik ve immünolojik mekanizmalarla olan ilişkilerini ele alarak değerlendirdiğimizde, beyin ve hatta evren kadar kompleks bir sistemle karşı karşıya kalıyoruz desek yanlış olmaz. Mark Vakfı’nın bu ödülünü hem kanserin şimdiye kadar az değinilmiş konularına vurgu yaptığı hem de kanseri bütüncül değerlendirdiği için çok anlamlı buluyorum. Bu ödüle layık olan ekiplerden birinin başında şahsen de iyi tanıdığım bir Türk bilim insanı Dr. Semir Beyaz’ın bulunması, bizleri gururlandırdığı kadar, projelerin hedefine ulaşacağı yönünde umudumuzu da artırıyor. Bu araştırmalar, kanser hücrelerinin, konakçı olduğu insan doku ve sistemleri ile etkileşimlerini benzersiz metodolojilerle açığa çıkarmayı amaçlıyor ve yeni moleküler hedefler ve dolayısı ile yeni kanser ilaçları vadediyor.”     

“Zayıflama, daha çok kanserlerin ileri evreleri ile ilişkilendirilirken, yorgunluk erken evre kanserlerde de karşımıza çıkabilir”

Kanserin bütün vücudu etkilediğine dair klinikteki gözlemleri üzerine Özdoğan, şunları söyledi:

“Kanserler için bazı ortak belirti ve şikayetlerden bahsedilebilir; bunların başında zayıflama ve yorgunluk gelir. Zayıflama, daha çok kanserlerin ileri evreleri ile ilişkilendirilirken, yorgunluk erken evre kanserlerde de karşımıza çıkabilir. Bu da kanserin tüm vücudu etkilediğine dair önemli bir klinik gözlemdir.”

Kanser ilacı ödemesi yapmayan SGK’ya mahkeme “dur” dedi…

Ödememe kararı iptal edildi, dava süresince de ödeme yapılması hükme bağlandı

Dava açan hastanın avukatı Sureyya Kardelen Yarli:

“SGK’nın ekonomik nedenlerle hukuki gerekçe sunmadan kanser ilaç ödemelerini iptal ettiğini söylemeliyim..

Hastalar dava açıp tedbir kararı aldırtana kadar da ödeme yapılmadı.”

SGK’nın bir kanser  kimi kanser ilaçlarının ödemesini ekonomik gerekçelerle kabul etmediği öne sürüldü..

Kanser tedavisinde kullanılan kimi ilaçların, pahalı ve zor bulunması hastaları ve yakınlarını zorluyor.

Hele bu pahalı ilaçların Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmaması, ekonomik durumu kötü olan insanlar açısından ciddi sorunlara yol açıyor.

İstanbul 22. İş Mahkemesi, geçen 2 Şubat 2021 Salı günü görülen bir davada kanser ilacının parasını ödemeyi reddeden SGK’nın kararına ihtiyati tedbir koyarak, dava süresince de ilaç masraflarının da SGK tarafından ödenmesine karar verdi.

Olayın gelişimi hastanın avukatı Sureyya Kardelen Yarli’nin verdiği bilgiye göre şöyle gelişti:

S.A, 2017 yılında kanser hastalığına yakalandı.

Akabinde hemen ameliyat oldu ve çok uzun bir süre kemoterapi aldı. Fakat 2019 yılında kanser yine nüksetti.

Bu durum üzerine kendi hekimi, diğer ilaçlarla birlikte bu hastalığın kontrolü ve tedavisinde çok önemli bir rolü bulunan PERJETA 420 MG/14 ML isimli ilacı kullanmasını reçeteye yazdı.

Hastaya bu ilaç 3 haftada bir yaklaşık 9 doz olarak uygulandı.

2019 Ağustos’unda yapılan PET-BT raporunda hastalığın gerilediği görüldü ve ilacın işe yaradığı tespit edildi.

Ancak 5 Aralık 2019 tarihinden sonra hastanın tedavi gördüğü hastane tarafından kendisine sözel olarak; bu ilacın ödemesinin SGK tarafından artık yapılmadığı, bu sebeple de ödemesinin kendisi tarafından yapılması gerektiği yoksa kanser tedavisinin durdurulacağı söylendiği öne sürüldü.

Bu durum üzerine S.A, Sosyal Güvenlik Kurulu’na yazılı olarak başvuru yaparak ve ilacın ödenmesini talep etti.

Ancak 13 Şubat 2020 tarihinde SGK tarafından yollanan cevap yazısında, bu ilacının ödemesinin yapılmayacağı hastaya bildirildi.

S.A.’ya doktoru tarafından bir dozu 10 bin lira olan ilaçtan en az 12-15 doz alması gerektiği belirtilmişti.

Bu durumda SKG desteği olmaması halinde ödemesi gereken rakam 120 ile 150 bin arasında olan S.A., dava açtı. S.A., avukatı aracılığıyla SGK’nın ödememe kararının iptali ve dava süresince de ilaç masrafının ödenmesi talebinde bulundu.

Açılan davada SKG’nın ilacın maliyetini ödememe kararı iptal edilerek, dava süresince de ilacın maliyetinin kurum tarafından karşılanması hükme bağlandı.

Ayrıntıları bir ay içinde açıklanacak olan gerekçeli karar içerisinde açıklanacağı kaydedildi.

“SGK, yüzbinlerce kanser hastasının hayatını tehlikeye sokmakta”

Davayla ilgili görüşünü aldığımız avukat Yarli, anayasada yer alan sosyal devlet ilkesi gereği; vatandaşların ülke sınırları dahilinde sağlık haklarına erişimin devlet tarafından kolaylaştırılması ve yine bu hizmetlerin devlet tarafından eksiksiz, doğru ve hızlı bir biçimde vatandaşlarına verilmesi elzem olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti:

“Ne yazık ki bu gibi durumlarda SGK ekonomik sebeplerden ötürü kanser ilaçlarının ödemelerini bir noktadan sonra hukuki hiçbir gerekçe sunmadan iptal etmektedir. Bu durum da benim müvekkilimin durumunda olan yüzbinlerce kanser hastasının hayatını tehlikeye sokmaktadır. Bu davada, mahkeme tarafından ihtiyati tedbir talebi hemen kabul edilmiş ve dava süresi boyunca tedbiren, SGK’nın ilacı ödemeye devam etmesi kararı verilmiştir.”

Yarli, SGK’nın bu ilacı ödemek istememesinin sebepleriyle ilgili de:

“İlacın aşırı derecede pahalı olması, döviz kuru üzerinden ülkemize getirilmesi ve ülkemizde ilaca ihtiyaç duyan çok fazla kanser hastası olduğu için diğer hasta insanlar için de bu durumun emsal teşkil edeceği korkusu olduğunu düşünmekteyiz” dedi.

“SGK, hastalar dava açıp tedbir kararı alana kadar ilaç ödemesi yapmamakta”

Sureyya Kardelen Yarli:

“Mahkemenin verdiği bu kararlar aslında; korunan kişinin sağlık hakkı ve yaşam hakkıdır. Kanser gibi tam olarak çözümü bulunmayan ve tedavisi hem çok pahalı olup hem de uzun yıllar süren bir hastalığın maliyetinin tamamen hastaların üstüne yüklenmesi vicdanen de etik değildir. Sosyal devlet olmanın gereği tam da budur esasında..

Mahkemelerin kararına karşın yaşanan sıkıntıyı şöyle anlatabilirim:

Bununla birlikte daha önce de az da olsa mahkemeler tarafından bu yönde verilen olumlu kararlar vardır. Ancak ne yazık ki bu kararlara rağmen SGK hala birçok hastadan bu kesintiyi yapmakta ve hastalar dava açıp, tedbir kararını alana kadar da ilaç ödemesi yapmamaktadır. Aslında burada artık yapılması gereken SGK’nın dava açılınca değil dava açılmasına gerek kalmadan kanser ilaçları ile ilgili zaman zaman izlediği bu yanlış pratiği bırakmasıdır.”

İLGİLİ HABER

© The Independentturki / Esra Öz – Ali Kemal Erdem

Hürriyet/ Razi Canikligil

[1] https://themarkfoundation.org/2021/01/endeavor-release/

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top