GENEL

EDEPSİZ KIZLAR VE ERKEKLER

“Sakarya Üniversitesi’nde hocalık yapan Ebubekir Sofuoğlu’nun sözleri istisna mı? Yoksa İslamcı camianın fikir yapısında bir yere mi denk düşüyor? Sofuoğlu, bir akım içindeki fay hattının üzerinde mi yürüyor?”

Ebubekir Sofuoğlu hakkında “halkın bir kesimini aşağılamak” suçlamasıyla dava açıldı

Üniversite gençliğini ‘fuhuş’la itham sözleri büyük tepkiye neden olan Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu hakkında “Halkın bir kesimini aşağılamak” suçlamasıyla dava açıldı.

Bir televizyon kanalında katıldığı programda üniversite öğrencilerinin kaldığı evlerle ilgili kullandığı ‘fuhuş evleri’ ifadesi büyük tepki çeken Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu hakkında dava açıldı.

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada Sofuoğlu, TCK 216/2. maddesi kapsamında “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamak” suçlamasıyla, 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.

İFADESİ SAKARYA’DA ALINDI

Ebubekir Sofuoğlu’nun katıldığı TV programındaki konuşma kayıtları incelenmiş ve yapılan hukuki değerlendirmede suç unsuru tespit edilerek, soruşturma başlatılmıştı. Başsavcılık Sofuoğlu’nun ifadesinin alınması için çağrıda bulundu. Pandemi nedeniyle İstanbul’a çağrılmayan Sofuoğlu’nun, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı’nda talimatla ifade verdiği öğrenildi.

“AYASOFYA BİLE ‘FUHUŞ YUVASI’

Ayasofya’ya bile ‘fuhuş yuvası’ diyen İslamcı

Birincisine kaza diyoruz. İkincisine hata. Meşhur sözdeki gibi, üçüncüsü tercih sayılıyor.

“Ben 27 senedir üniversitede çalışıyorum. Son bir iki senedir derslerin bu denli boş olduğunu görmedim. Efendim, üniversite şehirleri geliştiriyormuş da falan da filan da… Yalan, böyle bir şey yok! Üniversitelerin şehirleri geliştirdiğinin göstergesi ne olur? Laboratuvarlar, kütüphaneler, araştırma enstitüleri artar. Gidin bakın üniversitelere. Bütün Türkiye’de üniversitelerin yerleştiği yerler Nişantaşı’na döndü.”

Heyecanla yaptığı konuşmasına böyle başladı. Kendinden emin görünüyordu. Ancak yakın görüşü paylaştığına inandığı programdakiler bile itiraz etti.

“Üniversitelerin o yapıların gelişmesinde filan…” diyenin sözünü kesip devam etti:

“Yapılar ama… Sayın Cumhurbaşkanımız da vurguladı, neredeyse fuhuş evleri.”

“Yapmayın Hocam, genelleme yapmayın…” Israrlarını halen aynı üslupla sürdürdü:

“Gördüğüm var, gördüğüm var, gördüğüm var…”

FETÖ KRİZİ BÖYLE BAŞLAMIŞTI

Sakarya Üniversitesi’nde hocalık yapan Ebubekir Sofuoğlu’nun sözleri istisna mı? Yoksa İslamcı camianın fikir yapısında bir yere mi denk düşüyor? Sofuoğlu, bir akım içindeki fay hattının üzerinde mi yürüyor?

Neden mi?

Dikkat ettiniz mi? Sofuoğlu konuşmasında “Cumhurbaşkanımız da vurguladı” dedi.

Sahi kastettiği neydi?

Tarih: 4 Kasım 2013.

AKP – FETÖ ortaklığının resmi olarak bozulacağı güne (17-25 Aralık) bir buçuk ay var.

FETÖ’nün yayın organı Zaman, ilginç bir habere imza attı. Haber, AKP’nin Kızılcahamam Kampı’nın son gününde Erdoğan’ın yaptığı konuşmayı ele alıyordu. Toplantının bu bölümü basına kapalıydı. Ama Zaman gazetesi, Erdoğan’ın sözlerini kelimesi kelimesine aktardı:

“Denizli ilinde şahit olduk. Yurtların yetersizliği beraberinde çeşitli sıkıntılar doğuruyor. Üniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyor. Bunun denetimi yok. Muhafazakâr demokrat yapımıza bu ters. Vali Bey’e bunun talimatını verdik. Bunun bir şekilde denetimi yapılacak.”

Türkiye’nin gündemi bir anda o sözler oldu. Politikacılardan üniversite öğrencilerine herkes aynı şeyi konuşuyordu. Önce dönemin Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, “Tamamen asparagas” yanıtını verdi. Yetmedi, dönemin Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan da AKP Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci de sözleri arka arkaya yalanladı.

Tam ortalık sakinleşti derken, Erdoğan beklenmedik bir şey yaptı. Ertesi gün, 5 Kasım’da, grup toplantısında konuşurken, bir anda sözü oraya getirdi. “Konuştuğumu inkâr etme anlayışına sahip bir insan değilim” diye başladı. Zaman’ı işaret ederek sözünü devam ettirdi: “Bazı gazeteler şöyle yazmış. Ne yazarlarsa yazsınlar.”

Erdoğan devam etti:

“Bazı yerlerde yurtlar noktasında ihtiyaca cevap veremediğimiz için evlerde kalma noktasında sıkıntı yaşanıyor. Buralarda güvenlik güçlerimize gelen istihbari bilgiler var. Valiliklerimiz bu durumlara müdahale ediyorlar. (…) Buralarda nelerin olduğu belli değil. Karma karışık her şey olabiliyor. Anneler babalar feryat ediyor. Bu adımlar atılacaktır. Bunlara da kusura bakmasınlar muhafazakâr demokrat olarak müdahil olmak zorundayız.”

“Hayat tarzı” tartışmaları önce alevlendi. Sonra kendi mecrasında ilerledi.

Ancak “kızlı erkekli evler” meselesi AKP – FETÖ arasında yükselen tansiyonun ilginç bir örneği oldu.

İşte Ebubekir Sofuoğlu’nun, “Cumhurbaşkanımız da vurguladı” dediği olay buydu.

BİRKAÇ SAATTE DEVLET HAREKETE GEÇTİ

Belki bu bellekten dolayı Sofuoğlu meselesinde bu kez herkes erken davrandı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da “Erdoğan adına” Sofuoğlu’na sert tepki gösterdi. AKP Genel Başkan Yardımcısı “özür dile” çağrısı yaptı. YÖK Başkanı kınama yayımlarken, üniversitesi Sofuoğlu hakkında soruşturma başlattığını açıkladı. Küçükçekmece Savcılığı da Sofuoğlu’na karşı harekete geçti. Şaşırtıcı ama tüm bunlar birkaç saat içinde yaşandı.

Dün RTÜK’ün televizyonlara yaptığı “infial yaratan konuk uyarısı” bile isim vermeden onu hedef alıyordu.

Uzatmayayım…

Kimsenin beklemediği şekilde, Cumhurbaşkanlığı’ndan başlayarak devleti yönetenler, Sofuoğlu’na karşı, bugüne kadar hiçbir olayda olmadığı kadar hızlı harekete geçti. Belli ki meselenin; dil sürçmesi ya da bir meczup çıkışı değil, daha derinlikli niyeti olduğunu düşünüyordu.

AYASOFYA’YA DA FAHİŞE SUÇLAMASI

Olaydan sonra açıp baktım…

İlginç, biz Sofuoğlu’nun adını nedense akademik çalışmalarıyla değil, sistematik olarak yaptığı provokasyonlarla anıyoruz.

*“Sakarya işgal edilmemiştir. Bundan dolayı kurtuluşu kutlamak anlamsızdır” diyen, Kurtuluş Savaşı’nı inkâr eden, oydu.

*İstanbul Sözleşmesi’ni, “Bu lanet sözleşme kan dökülecek gizli tuzaklarla dolu” diye hedef alan, AKP’li kadınları bile kızdıracak hakaret dolu sözler söyleyen de.

*Ayasofya camiye çevrildiğinde Sofuoğlu ortaya çıkmış, tavandaki ikonların korunacağını açıklayan devlet yetkililerini hedef almıştı:

“Camide fahişe olur mu? Fakat, ikonlar ortadan kaldırılmazsa Fatih’in emaneti Ayasofya, ‘Fahişe Zoe’ ile fahişenin sergilendiği dünyadaki ilk cami olacak.”

Kısacası, Sofuoğlu’na göre sadece üniversiteler değil, İmparatoriçe Zoe ikonu nedeniyle Ayasofya da “fuhuş evi”ydi.

*Koronavirüs nedeniyle Sağlık Bakanlığı’nın geliştirdiği HES uygulaması için “Sağlık Bakanlığı adına yapılan bu yalan, çip takmanın ön adımıdır” diyerek toplumu harekete geçmeye çağırdı.

*Bir ara pantolon giyen kadınları hedef alan hocaya sahip çıkıp, eleştiren ilahiyat fakültelerini dinsiz ilan etti.

Uzatmayayım…

Sonuncu “fuhuş evi çıkışı” dahil, Sofuoğlu’nun bugüne kadarki tüm provokatif çıkışları, adı belli bazı İslamcı cemaat, tarikat ve örgütler tarafından desteklendi. İlginçtir, her seferinde Sofuoğlu o kırmızı çizgi üzerinde yürümeye devam etti. İnatla toplumun sinir merkezlerine dokundu. AKP tabanı içindeki bazı fay hatlarının üzerinde gezindi. İslamcı kesim ile iktidarı yer yer karşı karşıya getirdi. Sanki bir el onu bu iş için destekliyordu.

Devletin sistematik çıkışı da gösteriyor ki kimse Sofuoğlu meselesinin “anlık bir hata” olduğunu düşünmüyor. Ona karşı atılan adımlar, bir krizin başını erkenden ezmek olarak yorumlanıyor. İslamcı kesim içinde bazı “eller” erkenden durduruluyor.

Bir kaza, iki hata, üç tercih ise dördüncüye, beşinciye ne diyelim?

EDEPSİZ KIZLAR VE ERKEKLER

Bazı şeylere burnumu sokmak istemiyorum ama olmuyor. Sayfa yoldaşım Barış Terkoğlu’nun “Ayasofya’ya bile ‘Fuhuş Yuvası’ diyen İslamcı” adlı yazısını okuıyunca elime dur diyemedim.

Biliyorsunuz, Sakarya Medresesi hocalarından Ebubekir Sofuoğlu adında biri Erdoğan’dan aldığı ilhamla üniversiteleri “fuhuş evi” ilan etmiş ve “Cumhurbaşkanımız da vurguladı, neredeyse fuhuş evleri…” demiş… Barış Terkoğlu kardeşimiz R.T.Erdoğan’ın iki kez söylediği sözleri yazısına almış.

1956-1960 yılları arasında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde bulundum ve Fransızca bölümünden mezun oldum. GEE, Cumhuriyete çağdaş öğretmen yetiştirmek üzere 1926 yılında Atatürk tarafından kurulmuştu. Karma ve yatılı bir yüksekokuldu. Karma (kızlı/erkekli) olduğu için şanlı ve muhafazakâr halkımız ona “Kubbeli Kerhane” derdi.

1965 yılında, Fransız hükümetinin bursuyla Sorbonne’a bağlı bir enstitüde okuyor ve Paris dışındaki La Résidence Universitaire Jean Zay yurdunda kalıyordum. İlk pazar günü kapım çalındı ve içeri iki kız girdi. Bir bildiriyi imzalamamı istiyorlardı. Yurtta yeni olduğumu söyleyince bana konuyu anlattılar. Meğer kızlar yurdunda kalan kızlar erkeklerin yurdunda erkeklerin odasına konuk olarak gelebiliyorlarmış, fakat kızlar oğlanları kendi odalarına konuk olarak alamıyorlarmış. Bu durumu eşitliğe aykırı gördükleri için protesto ediyorlarmış. Bildiriyi imzaladım. Bir süre sonra Jean Zay’den ayrıldım ve Montparnasse’da bir otele taşındım. Jean Zay kızlarının yaptığı grevler ve çıkardığı olaylar 1968 olaylarının başlangıcıdır.

1986 yılında Fransız Kültür Bakanlığı Comte de Lautréamont’nun Maldoror’un Şarkıları’nı çevirmem için bir yıllık burs vermişti. Bu kez, Cité Internationale Universitaire de Paris’te “Fondation Deutsch de La Meurthe” pavyonunda kalıyordum. Cité’de neredeyse her ülkenin kendi yurdu vardı. Merkezinde geniş bir parkın yer aldığı Cité Universitaire de Paris’te kafeteryalar, yüzme havuzu, fitness salonu, tenis kortları, tiyatro salonu, restoran, banka, postane, yemekhane gibi imkânlar vardı. Kuruluşunda yer ayrılmasına karşın Türkiye’nin yurdu yoktu. Ulusal yurtların durumunu bilmiyorum ama bizimki karma yani kadınlı-erkekli idi. Duşlar ortaktı. Benim yanımdaki odada bir müzisyen hatun kalıyordu. Kız kapıma bir gün oldu dayanmadı. Ben de onunkine dayanmadım. Haziran ayında Ülker de geldi yanıma. Kaldığım süre içinde “Fondation”da hiçbir olay olmadı. Demem o ki aynı şey bir gün ülkemizde de olabilir.

R.T.Erdoğan 5 Kasım 2013’te yaptığı “nokta”lı konuşmada şöyle diyor: “Bazı yerlerde yurtlar noktasında ihtiyaca cevap veremediğimiz için evlerde kalma noktasında sıkıntı yaşanıyor. Buralarda güvenlik güçlerimize gelen istihbari bilgiler var. Valiliklerimiz bu durumlara müdahale ediyorlar.”

AKP hükümeti bir muhafazakâr demokrat olarak müdahil olabilir mi? Olabilir ama bu girişim yasadışı olur. Bu kira evleri ortaklaşa tutanlar 18 yaşının üzerinde reşit insanlar. Diyelim ki oğlan mühendis, kız doktor, öğrenci değiller. Canları isterse bir ev kiralayarak ya da parayı bastırıp satın alarak burada birlikte kalabilirler mi? Kalabilirler. Artık otellerde de evlilik cüzdanı istenmiyor. 18 yaşını geçmiş reşit öğrencilerin ne farkı var mühendis erkek ve doktor kızdan? Bu birliktelik yasalara aykırı değil. Bu konuda ne üniversite ne de hükümet yetkili. Tek yetkili aileler. Peki, gençler ailelerini de dinlemez ise hükümetin polisi yasal olarak bir şey yapabilir mi? Yapamaz.

Dini bütün gençlerin ve dahi evli milletvekillerin “muta nikâhı” yaptıklarını ileri sürüp kendimi haklı çıkarmak da istemem.

R.T.Erdoğan’ın yakındığı “rezillikler” yurt yetersizliğinin sonucu ise “muhafazakâr demokratlar”ın milletin namusunu kurtarmak için devlet hazinesindeki paraları çarçur etmeyip yurt yaptırmaları gerekmez mi? Demek ki sorumluluk onlarda. Bu da çare değil. Gençler ayrı ayrı ev kiralayıp birbirlerine konuk olabilirler.

Bu durumda bu arkadaşların yapabilecekleri bir tek şey var: Kızlara, Ortaçağ Avrupası’nda olduğu gibi “bekâret kemeri” taktırmak; erkeklere ne yapacaklarını da gene kendileri bilir.

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet / Barış Terkoğlu / Özdemir İnce

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top