GENEL

AİHM’İN ALDIĞI KARARLARIN HÜKÜMETLER TARAFINDAN UYGULANMASI ZORUNLULUĞU BULUNUYOR

Peki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları gerçekten bağlayıcı değil mi? Ya da AİHM kararlarının “bağlayıcılığı” ne anlama geliyor, nasıl uygulanıyor?

AİHM BAŞKANI: “ALDIĞIMIZ KARARLAR ÜYE HÜKÜMET LERİ BAĞLAR!”

“AİHM’in aldığı kararların hükümetler tarafından uygulanması zorunluluğu bulunuyor”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Robert Spano:

“Yüksek mahkemenin 2020’de aldığı en önemli kararlardan birinin Selahattin Demirtaş davası olduğunu belirtmeliyim..

 AİHM’in aldığı kararların hükümetler tarafından uygulanması zorunluluğu bulunduğunu söylemeliyim..

İnsan hakları mahkemesinin kararları tüm devletler için bağlayıcı dır.”

Yüksek mahkemeye 2020’de en fazla Rusya ve Türkiye’den başvuru yapıldığını söyleyen Spano, Türkiye’den gelen dava başvurularının 2019’a oranla yüzde 27 arttığının altını çizdi.

Başkan Spano, bu kararların yerel mahkemeler ve hükümetler tarafından uygulanmasının denetiminin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne ait olduğunu söyledi.

“BİR ÜLKE ZİYARETİ MAHKEMENİN TARASIZLIĞINI ETKİLEMEZ”

Robert Spano:

“Türkiye’ye yaptığım ziyaret konusunda aldığım eleştirilerle ilgili olarak..

Sorunların ulusal makamlar ve yargı organlarıyla görüşülmesinin öncelikli ve hayati öneme sahip olduğunu söylemeliyim..

3-4 günlük bir ülke ziyaretinde sivil toplum kuruluşları ya da diğer gruplarla görüşmenin zor olduğunu, bununla birlikte AİHM’in sürekli olarak bu oluşumları mahkemeye yıllardır davet ettiğini ve bunu yapmayı sürdüreceğini söylemeliyim..

Bu davet bu yıl da yapılacak…Türk STK’ları, karşılıklı endişe yaratan konuları görüşmek için diğerleri ile birlikte mahkemeye davet edilecektir..

Bu tür ülke ziyaretlerinin bir ‘öğrenme deneyimi’ olduğunu da belirtmeliyim..

Bir mahkeme başkanının bir üye devleti ziyaret etmesi, mahkemenin veya başkanın kendisinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorununu gündeme getirmek için bir dayanak teşkil edemez. Bireysel paydaşlarla işbirliğine düzenli olarak devam edeceğiz.”

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının “esastan bağlayacağı olmadığı” görüşündeyim…

AİHM ve AYM’nin kararları hiyerarşik değil yönlendirici denetimdir. AİHM ve AYM’nin kararları dosyaların yeniden ele alınması konusunda bağlayıcıdır. Mahkemeler yeniden bakmak zorundadır. Yeniden baktığında yeni hüküm kurabilir ya da kurmayabilir.” 

Peki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları gerçekten bağlayıcı değil mi? Ya da AİHM kararlarının “bağlayıcılığı” ne anlama geliyor, nasıl uygulanıyor?

AİHS’ye TARAF OLMAK

Öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf olmak, AİHM’nin yargı yetkisini tanımak anlamına geliyor. Strasbourg merkezli Mahkeme, kararlarını AİHM’nin temelini oluşturan AİHS’yi referans alarak veriyor. AİHS’yi hazırlayan 12 Avrupa devletinden biri olan Türkiye de Avrupa hukukunun bu en önemli belgesini 4 Kasım 1950 tarihinde imzalayıp 18 Mayıs 1954’te onayladı. Ancak AİHS’yi Fransa, Avusturya, İtalya, Hollanda ve Yunanistan gibi Avrupa devletlerinden daha önce onaylayan Türkiye, kendi vatandaşlarına AİHM’ye bireysel başvuru hakkı için ise 1987’ye kadar bekledi. Günümüzde Avrupa Konseyi’ne üye 47 devletin tamamı AİHS’ye taraf devletlerden oluşuyor. AİHS’ye taraf olmaksızın Avrupa Konseyi üyesi olmak veya üyesi kalmak mümkün değil. Sözleşmenin 1’inci maddesinde de “Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar” ifadelerine yer veriliyor. 

46’INCI MADDE YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Mahkeme kaynakları, AİHM kararlarının bağlayıcılığının AİHS’nin 46’ncı maddesinde açık biçimde not edildiğine işaret ediyor. Söz konusu maddenin 1’inci paragrafında “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt eder” ifadeleri yer alıyor.

Bununla birlikte, AİHM kararları ulusal yargı organlarının kararlarını bozmuyor ya da değiştirmiyor. Eski AİHM yargıçlarından Françoise Tulkens, “Bir AİHM kararı kendi başına bir amaç teşkil etmiyor; bu kararlar gelecek için değişim vaadi, hak ve özgürlüklerin fiili olarak var olmasını sağlaması gereken bir sürecin başlangıcını oluştuyor” diyor.

Strasbourg’daki AİHM binası

Ancak AİHM bir davada ihlale hükmetmiş ise davalı tarafın, “AİHS’ye taraf bir devlet olarak, o kararın esaslarını yerine getirmesi ve ihlale neden olmuş gerekçeleri ortadan kaldıran adımlar atması” gerekiyor. Bu adımlar yasal mevzuatta değişiklik yapılması olabileceği gibi, pratik çözümler de olabiliyor. Danimarka’da bir sendikaya üye olma zorunluluğunun ortadan kalkması, Fransa’da gözaltında avukat olmaksızın ifade alınması, Birleşik Krallık’ta okullarda dayak veya İsviçre’de telefon dinlemelerle ilgili yasal düzenlemeler AİHM kararları temelinde gerçekleşti. Mahkeme kararlarından kaynaklanan yükümlülükler, “adil tazmin, bireysel önlemler ve genel önlemler” olmak üzere üç büyük kategori altında özetleniyor.

BAKANLAR KOMİTESİ DENETİMİ

“Buyurma” yetkisine sahip olmayan AİHM’nin işlevi kararını açıkladıktan sonra tamamlanıyor. Bu nedenle, açıkladığı kararların infazı uzun zaman alıyor. Buna karşılık, eşi benzeri olmayan bir başka mekanizma mevcut. AİHM kararlarının uygulanışı, AİHM’nin de bağlı olduğu Avrupa Konseyi’nin karar organı konumundaki Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetleniyor. Avrupa Konseyi üyesi devletlerin Strasbourg’daki daimi temsilci ve hukukçuları bu amaçla her üç ayda bir olmak üzere yılda dört kez bir araya geliyor.

Hakkında bir davada AİHM tarafından ihlal kararı verilen devlet, bu toplantılarda kararı nasıl uyguladığı veya uygulayacağı konusunda bilgi veriyor. Kararların uygulanma sürecinin uzunluğu sistemik veya bireysel boyutuna göre değişebiliyor. Avrupa Konseyi devletlerarası uzlaşı kültürü üzerine oturtulmuş olduğundan, bir AİHM kararının Bakanlar Komitesi düzeyinde denetim süreci kimi zaman yıllar alabiliyor. Bir diğer deyişle, AİHM kararlarının uygulanması yükümlülüğü devletlere yüklenmiş durumda. Bu da sadece yürütme erkini değil, yasama ve yargıyı da kapsıyor.

Kararın yerine getirildiğinin saptanması halinde dosya kapatılıyor. Aksi takdirde gündemde tutulmaya devam ediliyor. DW Türkçe’ye konuşan Avrupa Konseyi kaynakları, sürecin uzun olduğunu kabullenmekle birlikte “AİHM kararlarına riayetin Avrupa Konseyi üyesi olmanın bir koşulu” olduğunun altını çiziyor.

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi üyesi bir devletin bir AİHM kararını yerine getirmemekte direnmesi halinde, birkaç ara karar ve ikazın ardından, AİHS’nin 46’ncı maddesinin 4’üncü paragrafı temelinde ve 3’te 2 çoğunlukla (47 devletten en az 32’si) o devleti AİHM’ye topluca şikayet edebiliyor. AİHM de aynı maddenin 5’inci paragrafı temelinde bu başvuruyu inceliyor ve karara bağlıyor. İhlal tespitinde bulunursa, alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesine gönderiyor. Uzun ve siyasileşen bir süreç olan bu örnek, geçmişte sadece bir kez, Azerbaycan’a karşı açılmış Ilgar Mammadov davasında yaşandı.

ANAYASA’NIN 90’ıncı MADDESİ

AİHM kaynakları, Türkiye özelinde Anayasa’nın 90’ıncı maddesine de işaret etmekte.

Söz konsu maddede:

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” ifadeleri yer alıyor.

Dolayısıyla Türkiye; gerek AİHS’ye taraf ve Avrupa Konseyi üyesi bir devlet olarak gerekse Anayasası’nın 90’ıncı maddesi gereği, diğer Avrupa devletleri gibi AİHM kararlarını tam olarak yerine getirmekle yükümlü.

AİHM’nin 2020 BİLANÇOSU: “TÜRKİYE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ EN ÇOK İHLAL EDEN AVRUPA ÜLKESİ!”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2020 bilançosuna göre, AİHM’e yapılan dava başvurularında Türkiye, Rusya’dan sonra ikinci sırada yer aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2020 bilançosunu Strasbourg’daki merkezinde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Bir önceki yıl olduğu gibi geçen yıl da AİHM’nin iş yükünün önemli bölümünü Rusya, Türkiye, Ukrayna, Romanya ve İtalya kaynaklı dava başvuruları oluşturdu.

Bu beş ülkeye karşı başvurular, toplam başvuruların yüzde 75’ine eşit.

  • Rusya 13 bin 800 dava başvurusuyla (yüzde 22,4) ilk sırada yer alıyor.
  • Rusya’yı sırasıyla; 11 bin 150 başvuruyla Türkiye (yüzde 18,1),
  • 10 bin 250 başvuruyla Ukrayna (yüzde 16,7),
  • 7 bin 700 başvuruyla Romanya (yüzde 12,5),
  • 3 bin 400 başvuruyla İtalya (yüzde 5,5) izliyor.

NÜFUSA ORANLA EN ÇOK BAŞVURU KARADAĞ’DAN

2020’de AİHM tarafından işleme konulan ve karar bekleyen dava başvuruları ülkelerin nüfuslarına orantılı ele alındığında ise başka bir manzara ortaya çıkıyor. Bu hesaplamada Karadağ 10 bin kişiye 3,5 dava başvurusuyla ilk sırada yer alıyor. Bu ülkeyi sırasıyla Sırbistan (2,5), Bosna-Hersek (2,49), Lihtenştayn (2,31) ve Letonya (2,17) izliyor.

“TÜRKİYE, NÜFUSA ORANLI HESAPLAMADA ORTALAMANIN ÜSTÜNDE!”

Ortalamanın 0,5 olduğu bu klasmanın en altında Birleşik Krallık (0,04), Almanya (0,07), İrlanda (0,08) ve İspanya (0,09) yer alıyor. Türkiye ise 10 bin kişiye 1,09 dava başvurusuyla ortalamanın üstünde bulunuyor.

Her yıl olduğu gibi geçen yıl da kendisine yapılan başvuruların ezici çoğunluğunu geri çeviren AİHM, Avrupa genelinden 32 bin 232 başvuruyu değişik nedenlerden ötürü “kabul edilemez” buldu. Bununla birlikte AİHM, pandeminin yarattığı elverişsiz şartlara rağmen geçen yıl toplam 871 davada karar açıkladı. Bunların 762’sinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) en az bir maddesinin ihlaline hükmederken, 84’ünde ihlal bulmadı. Davaların 6’sı dostane çözümle, 24’ü ise diğer yollardan sonuçlandı.

,EN FAZLA HANGİ HAKLAR İHLAL EDİLDİ?” 

En fazla ihlal kararı AİHS’nin 5’inci (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 6’ncı (adil yargılanma hakkı) maddeleri temelinde verildi. Adil yargılanma hakkı temelinde 287, özgürlük ve güvenlik hakkı temelinde ise 208 ihlal kararı açıklandı. AİHS’nin “evlenme” ve “eğitim” haklarıyla ilgili maddeleri temelinde ise karar çıkmadı.

‘SIFIR İHLAL’ YAPAN ÜLKELER

AİHM geçen yıl Avusturya, Lihtenştayn, Lüksemburg ve İsveç hakkında hiçbir karar açıklamadı.

Andora, Danimarka, Finlandiya, İrlanda, Monako, Çekya ve San Marino hakkında ise sadece 1’er davada karar yayınladı. 

“RUSYA, EN ÇOK ÖZGÜRLÜK VE GÜVENLİK HAKKINI İHLAL ETTİ”

Hakkında en fazla karar açıklanan devletler sırasıyla Rusya (185), Türkiye (97), Ukrayna (86), Romanya (82) ve Azerbaycan (37) oldu. Rusya hakkında açıklanan kararların 173’ünde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiğine hükmedildi. Rusya en fazla vatandaşlarının özgürlük ve güvenlik hakkını ihlalden hüküm giydi.

“TÜRKİYE, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ EN ÇOK İHLAL EDEN ÜLKE”

Türkiye hakkında açıklanan 97 karardan 85’inde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılırken, altı davada ihlal bulunmadı; bir dava dostane çözümle, beş dava ise diğer yollardan sonuçlandı. Türkiye davalarında en fazla AİHS’nin ifade özgürlüğüyle ilgili 10’uncu maddesinin ihlaline hükmedildi. AİHM geçen yıl Avrupa geneli için 80 kez 10’uncu maddenin ihlaline hükmetti. Türkiye 31, Rusya ise 23 davada 10’uncu maddeyi ihlal etmekten hüküm giydiler.

Türkiye davalarında açıklanan kararlarda 21 kez adil yargılanma hakkı, 16 kez özgürlük ve güvenlik hakkı, 14 kez mülkiyet hakkı, 11 kez de toplanma ve dernek kurma özgürlüğüyle ilgili maddelerin ihlal edildiği sonucuna varıldı.

AVRUPA KONSEYİ GENEL SEKRETERİ: “KAVALA KARARI RİCA DEĞİL, YASAL ZORUNLULUK!”

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric, iş insanı Osman Kavala’nın tutukluluğunun AİHM’in son kararına rağmen devam etmesinin “tamamıyla yanlış” olduğunu belirterek karara uyulmasını talep etmenin “Bir rica değil, yasal zorunluluk” olduğunu söyledi.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric:

“İş insanı Osman Kavala’nın AİHM’in son kararına rağmen serbest bırakılmamasının ‘tamamıyla yanlış’ olduğunu söylemeliyim..

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni onaylayan üye ülkelerin mahkemenin kararlarına saygı göstermeyi kabul ettiğini anımsatırım. Bu bir rica değildir. Bağlayıcılığı olan yasal zorunluluktur.”

AİHM’in geçen yıl verdiği kararında Kavala’nın “makul şüphe” için gerekli kanıt olmadığına hükmettiğini anımsattan Buric, hükümsüz olarak tutuklanmasının Kavala’yı ve diğer insan hakları savunucularını caydırmak için gizli bir amaç taşıdığını belirtti. 

“Kavala bu nedenle serbest bırakılmalıdır” diyen Genel Sekreter, Bakanlar Komitesi’nin süreci düzenli olarak izlediğini ve ara raporu kabul ettiğini anımsattı. Anayasa Mahkemesi’nin Kavala’nın serbest bırakılması talebini reddettiğini anımsatan Buric, “Kavala hâlâ tutuklu. Bu tamamıyla yanlış” dedi

AİHM SONRASI KARAR: “DEMİRTAŞ’IN TAHLİYE TALEBİNE RET!”

AİHM’nin Selahattin Demirtaş’ın derhal tahliye edilmesi yönündeki kararının ardından avukatlar tahliye talebinde bulundu. Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği ret kararı verdi.

Kararı eleştiren Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman:

“Suç işliyorsunuz, bunlar ilerde kendi iddianamelerinizde yer alacak.”

Mahkemenin kararında AİHM kararının Türkçesinin gelmesi için Adalet Bakanlığı’na yazı yazıldığı ancak henüz cevap gelmediği belirtildi.

 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ‘Derhal tahliye edilmeli’ kararı sonrası eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna yapılan itiraz reddedildi. Mahkeme kararında, Demirtaş’ın müdafilerinin tahliye talepli dilekçenin ekine AİHM’nin kararının İngilizce suretini koyduklarını belirtti.

Demirtaş’ın avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararını gerekçe göstererek tutuklu bulunan Demirtaş’ın tahliyesi için başvuruda bulundu.

Başvuruyu değerlendiren Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği, Demirtaş’ın hukuki durumunda bir değişiklik bulunmadığına kanaat getirerek tahliye talebini reddetti ve Demirtaş’ın tutukluluğunun devamına hükmetti.

Mahkeme kararında, Demirtaş’ın müdafilerinin tahliye talepli dilekçenin ekine AİHM’nin 22.12.2020 tarihli kararının İngilizce suretini koyduklarını belirtilerek:

“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca mezkur kararın Türkçe tercümesinin dosyaya gönderilmesi için Adalet Bakanlığına müzekkere yazılmış olup henüz cevabın gelmediği anlaşılmıştır. Şüpheli müdafileri tarafından ekte sunulan kararın tercüme metninin bulunmadığı, bu haliyle AİHM’nin kararının hangi başvuruya istinaden hangi suçlara yönelik, hangi kapsamda olduğu bilinemediğinden söz konusu kararın hukuken denetime elverişli olmadığı anlaşılmıştır” ifadesine yer verildi. 

Kararın hukuka aykırı olduğunu belirten Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman, mahkemenin suç işlediğini belirtti. 

AVUKAT KARAMAN: “SUÇ İŞLİYORSUNUZ!”

Açıklama yapan Karaman:

“Demirtaş’ın ‘makul bir şüphe bile yok, derhal serbest bırakılmalı’ diyen AİHM kararını tüm dünya duydu. Ama tahliye rey kararı veren hakim ‘kararın hangi dosya ve suça ilişkin olduğunu’ bilmediğini söylüyor. Suç işliyorsunuz, bunlar ilerde kendi iddianamelerinizde yer alacak” ifadelerini kullandı.. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Selahattin Demirtaş hakkında nihai kararını vererek siyasetçinin derhal serbest bırakılması yönünde çağrı yapmıştı..

AİHM ayrıca Türkiye’nin 3 bin 500 avro maddi, 25 bin avro manevi tazminat ve 31 bin 900 avro masraf ödemesi yapmasına karar vermişti.

ALMANYA’DAN TÜRKİYE’YE DEMİRTAŞ ÇAĞRISI: “AİHM SİYASİ GEREKÇELERİ DOĞRULADI!”

Almanya hükümetinin İnsan Hakları ve İnsani Yardım Sorumlusu Bärbel Kofler, AİHM’in Selahattin Demirtaş kararını değerlendirdi.

Bärbel Kofler:

“AİHM Türkiye’de Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olmasının siyasi gerekçelere dayandığını doğruladı..

Türkiye’yi ‘tüm AİHM kararlarını çabucak hayata geçirmeye’ çağırıyoruz..

Mahkemenin mesajı açık: Serbest bırakılmalı! Türk yargısını tüm AİHM kararlarını çabucak hayata geçirmeye çağırıyorum.”

“AVRUPA KONSEYİ ÜYELİĞİNİN ÖN KOŞULU”

Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth:

“Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamıyor oluşunu büyük bir endişe ile izliyoruz. Ama bu Avrupa Konseyi üyesi olmanın bir ön koşulu..

Avrupa Konseyi’ne üyeliği ile birlikte Türkiye, yıllar önce, insan hakları ve hukuk devleti konularında bazı yükümlülükler altına girdi..

AİHM kararlarını uygulamanın ‘lütuf değil Türkiye’nin yükümlülükleri’ olduğunu söylemeliyim. ”

İLGİLİ HABER

Duvar

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top