SIYASET

GENÇLER DEDELERİNİN MEZAR TAŞINI DAHİ OKUYUP ANLAMAZ DURUMDA (MI)

Erdoğan sanıyor ki o “eskimeyen yazı” dediği Arap yazı sistemini öğrenenler mezar taşlarını okuyup anlayacak. Dedelerimizin mezar taşlarıyla aramıza giren tek engel Arap harfleri mi?

ERDOĞAN: “GENÇLER DEDELERİNİN MEZAR TAŞINI DAHİ OKUYUP ANLAMAZ DURUMDA.”

‘Tablo sosyal medya ve plaza diliyle kötüleşiyor’

Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Medeniyetimizin görkemini yansıtan eserlerin değeri maalesef uzun yıllar bilinemedi. Kültürümüze ve kültür mirasımıza hakkıyla sahip çıkma noktasında da ciddi sıkıntılar yaşandı. Kısır ve bağnaz bakış açısı binlerce yıllık medeniyet mirasımıza da sırtını döndü..

Bizi tarihimize bağlayan birçok kültür sanat eseri bu dönemde ya müzelerin mahzenlerinde ya da kütüphanelerinde tozlu raflarında bakımsızlığa terk edildi. İlgisizlik yerini bilgisizliğe, gaflet yerini zamanla hesaplaşmaya bıraktı. Bu yıkım ekibinin karşısında kendini tarihe, sanata ve kültürümüze sahip çıkmaya vakfetmiş insanların da olduğunu biliyoruz. Az sayıdaki bu çilekeş insanlar hazinemizi yaşatmaya çalıştılar. Bu insanlar sanatın evrensel yönünü de bizlere gösterdiler..

Kültürle ilgili tartışmalarda maalesef o kültürün taşıyıcısı olan dili ihmal ediyoruz. Ülkemizdeki kültür meselesi ekseriyetle işin uzmanları tarafından dil meselesinin dışında değerlendiriliyor. Oysa bir milleti maziden atiye taşıyan kültürse o kültürün en önemli unsuru da dildir. Kültür, dil kalıbında şekillenip dil kabında gelecek kuşaklara aktarılır. Dil olmadan insan, aile, toplum, kültür ve medeniyet de olmaz. Dil meselesine yeterince eğilmiyoruz..

Milli kimliğimizin ve hafızamızın nişanesi olan Türkçe’ye hak ettiği ihtimamı göstermiyoruz. Bunda elbette bir dönem özleştirmecilik adı altına dilimizin çoraklaştırılmasının payı da bulunuyor. Dilde sadeleştirme niyetiyle çıkılan yolda Türkçemiz tarihinin en büyük kelime katliamına maruz bırakılmıştır. Dil cellatlarının elinde güzel Türkçemiz bir çıkmaza saplanmıştır. Bir dönem Fransızca, son dönemde de İngilizce kökenli ifadelerle dolmuştur. Gençler bir asır önce vefat eden dedelerinin mezar taşını dahi okuyup anlayamaz durumda..

Üniversite mezunu insanlarımız bile 70-80 sene evvel yazılanları okurken zorluk çekiyor. Bu vahim tablo son yıllarda sosyal medya dili ve plaza diliyle daha da kötüleşmektedir. ‘Forward etmek’, ‘done olmak’… Dilde müstevlilerin adeta mahkumu durumdayız. Elbette başka dillerden kelime almak, bir zenginliktir.”

ERDOĞAN BU YAZIYI OKUYABİLECEK Mİ?

DEDELERİMİZİN MEZAR TAŞLARI

Erdoğan, yine ‘Gençler dedelerinin mezar taşını dahi okuyup anlamaz durumda’ derken, mezar taşlarıyla aramıza giren tek engel gerçekten Arap harfleri mi?

Erdoğan, sık sık “dedelerimizin mezar taşlarını okuyamaz hale geldik”, “bir günde cahil bırakıldık” açıklamaları yapmaya devam ediyor.

Latin alfabesine geçişi hedef alan Erdoğan, Harf Devrimi öncesi ülkede okuma-yazma oranının yüzde 8,6 olduğunu, kadınlarda bu oranın yüzde 3,5’larda olduğunu ise hiçbir şekilde gündeme getirmiyor.

Peki, bu oranların dikkate alınmadığı ve Erdoğan’ın dediği gibi Arapça öğrenildiği durumda “dedelerin mezar taşları” gerçekten okunabilecek mi?

Bu konu çeşitli yıllarda farklı şekillerde gündeme gelirken, daha önce soL’da yer alan “Dile Gelen” adlı blokta bu tartışmaya ilişkin gerçekleri kaleme alan Özgür Aydın, bir mezar taşı yazısı örneği paylaşmış ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“Osmanlı Türkçesi” adlı dersin liselerde zorunlu ders olarak okutulması gerektiğini savunanların gerekçesi ne?

Söyledikleri, çocuklarımızın bugüne kadar okuyamadıkları metinleri okuyabilmeleri!

Oysa Osmanlıca yazılmış tüm önemli metinler, uzmanlar tarafından Latin harflerine zaten aktarılmış durumda. Bu konuda uzman yetiştiren Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde bile Divan Edebiyatı derslerinde Latin harflerine çevrilmiş metinler tercih edilirken, lise öğrencilerinin Latin harfleriyle yazılmış metinleri bir kenara itip Arap harfleriyle yazılmış metinleri tercih etmelerini mi bekliyorlar?

Hangi önemli eserin Latin harflerine aktarılmış biçimi bulunmamakta? Mezar taşlarının mı?

Erdoğan yine dedesinin mezar taşını okuyamayanlardan yakındı, eski yazı diye bir şey olmadığını, eskimeyen yazı olduğunu, çocuklarımızın da o eskimeyen yazıyla yeniden buluşması gerektiğini söyledi.

Erdoğan sanıyor ki o “eskimeyen yazı” dediği Arap yazı sistemini öğrenenler mezar taşlarını okuyup anlayacak. Dedelerimizin mezar taşlarıyla aramıza giren tek engel Arap harfleri mi?

İşte size “Osmanlı Türkçesi” derslerinin ilham kaynağı olan mezar taşlarından birinde yazılanlar:

Hüve’l-hayyü’l-bâkî
el-Mevtü ke’sün küllü nâsin şâribûn
ve’l-Kefenü siyâbun küllü nâşin lâbisûn
ve’l-Cenâzu merkebun küllü nâsin râkibûn
ve’l-Kabru bâbun küllü nâsin dâhilûn
Hayf sad hayf bağ-ı dehrin ekmeli
Gitti dünyâdan yıkıldı ilm evi
Gitti tevhîd ile râh-ı Hakka ol
İlm ile tutmuşdı doğru yol
Ey-Hulûsî söyle mevt-i târîhini 1281
Rahmet ile yâd ideler nâmını
Müderrisîn-i kirâmdan esbak Samsun
Müftîsi fazîletlu merhum Ahmed Efendi’nin
Rûh-i şerîfiyçün el-fâtiha
Fi gurre Cim sene 1281

Anlaşılıyor mu? Bütün mesele zannedildiği gibi Arap harflerini okuyabilmek mi? Öğrencilerimiz Arap yazı sistemini öğrenecek, sonra içinde Arapça ayet ve hadislerin bulunduğu, hatta zaman zaman Farsça tümcelerin bile yer aldığı mezar taşlarını okuyup anlayacak. Öyleyse gelin bu dilleri de öğretelim ki çocuklarımız mezar taşlarını rahat rahat okusunlar!

DİL YARASI

Erdoğan, önceki akşam bir törende yaptığı konuşmasının büyük bir bölümünü Türkçemize ayırdı. Acaba konuşma metnini yazanlar ‘Gökkonuksal Avrat- Türkçenin Türkçesi’ kitabımızı mı açıp yazdılar, diye düşünmedim değil! Dil meselesinde bizim yazdıklarımızla Reis‘in serdettiği görüşler örtüşüyor.

Türkçe meselesi 19. yüzyıldan beri tartışılıyor. Çok önceleri de var tartışma…

II. Murat (Fatih‘in babası) 15. yüzyılın başlarında başka dille, özellikle Arapça ve Farsça yazılmış eserlerin Türk diline döndürülmesi buyruğunu vermiş, dolaysıyla yazanlar da Türkçe yazsınlar demek istemiştir.

R. T. Erdoğan, konuşmasında mezar taşlarını işaret ediyor:

“Gençler bir asır önce vefat eden dedelerinin mezar taşını dahi okuyup anlamaz durumda. Çoğu insan bırakın Yahya Kemal’i, Ömer Seyfettin, Fuat Köprülü, Necip Fazıl’ı, Peyami Safa’yı, Tanpınar’ı dahi sözlük yardımı olmadan anlayamıyor.”

Reis, “mezar taşı” derken Osmanlı yazısını kastediyor, Osmanlı yazısın da bilmeliyiz, demeye getiriyor.

Liselerde bazı bölümlerde Osmanlı yazısı öğretiliyor.

Geçmişte Osmanlı yazısı öğretilsin mi, öğretilmesin mi, çok tartışıldı.

Çoklukla İstanbul Edebiyat Fakültesi hocaları Osmanlı yazısının öğretilmesinde başı çektiler. Solun aykırı ismi Attilâ İlhan da bu görüşteydi.

12 Eylülcülerden bekler miydiniz…

O zamanın Millî Eğitim Bakanı Hasan Sağlam 19 ilin millî eğitim müdürlerinin katıldığı “1983 yatırımları” ile ilgili toplantıda:

“Öğretmen bulunabildiği takdirde Arapça, orta dereceli okullarda bir lisan dersi olarak okutulacaktır.” demiş,

Attila İlhan hemen kaleme sarılmış, Milliyet‘te köşesinde “Arapça yetmez” başlıklı yazı döşenmiş ve daha ötesini istemişti:

“Bana sorarsanız, gecikmiş bir karar. 1960’lardan beri bu fikri savunuyorum; çok da ‘Batılı’ bir gerekçeye dayanarak!(…) Bana sorarsanız, aynı şey Farsça için de düşünülmeli, üstelik Türkçe derslerine ‘Osmanlıca’ dersleri eklenmelidir. Osmanlıca, Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dil, Arapçadan da Farsçadan da yararlanmış ama ikisi de olmamış, yeni Türk kuşakları Osmanlıcayı anlayabilmelidirler ki gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilsinler.” (10 Nisan 1983).

Attilâ İlhan gençliğinde Fransa’da idi.Fransız Türkolog Prof. Carlier ile görüşüyor:

 “Prof. Carlier (asıl adını unutmuşum), su içinde altmışında var: Kıvırcık beyaz sakalları, yüzünü kaplamış; Fransız mavisi gözleriyle, burnuna düşmüş bana gözlüklerinin, üzerinden bakıyor. (…) Ben, tam çıkacağım, kolumdan tutuyor. Eğilip, sır söyler gibi, alçak bir sesle: ‘Delikanlı, Türkçeye ne yaptınız?’ diye soruyor. Dilimin döndüğünce ona, “Dil Devrimi’ ni izâha çalışıyorum, Türkçe’nin Arapça ve Acemce’nin istilâsına uğradığını, vs.. vs.. vs…”

Meğerse neymiş?..

Beni mütebessim dinlemişti. Susunca, aynı fısıltıya yakın sesle, o söze başladı. Bilmediğim, o zamana kadar işitmediğim şeyler söylüyor:

“Ümmet toplumlarında dil -dolayısıyla kültür- dine göre değişirmiş. Onca böyle büyük üç adet ümmet toplumu ve sentezi var; birisi, Batı/Hıristiyan toplumu, ikincisi Doğu/Müslüman toplumu; üçüncüsü, daha doğudaki, semavi olmayan dinler topluluğu! Ümmet toplumunda, başat dil, dinin kendini ifâde ettiği dil: Batı’da bu, Yunanca/Latince olarak görünüyor; Osmanlı’da, Arapça/Farsça olması, son derece normal; zira Müslümanlığın ümmet dili, bu iki dil…”

Dil yaramız çok ama çok derin.

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet / Yeniçağ- Arslan Tekin

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top