DÜNYA

UYGURLAR TEDİRGİN

Kanun teklifi yasalaşırsa, Çin’in gıyabında mahkum ettiği Uygur Türklerini, Türkiye Pekin’e iade etmek zorunda.

UYGUR LAR TEDİRGİN: “TARİHE BÖYLE BİR LEKE BIRAKMAYACAĞINA İNANIYORUZ”

Çin Parlamentosu’ndan geçen “suçluların iadesi anlaşması” TBMM’de bekliyor…

Türkiye ile Çin arasındaki iade anlaşması TBMM’de beklerken Pekin anlaşmayı onayladı.

Tedirginlik duyan Uygur Türkleri anlaşmanın geçmeyeceğine inanıyor.

Türkiye ile Çin arasında imzalanan suçluların iadesine ilişkin anlaşma önceki gün Çin Parlamentosu tarafından onaylandı.

Anlaşma, 13 Mayıs 2017’de imzalanarak, 12 Nisan 2019’da Erdoğan imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na gönderilmişti.


TBMM Başkanı Mustafa Şentop ise kanun teklifini, 26 Nisan 2020’de görüşülmesi için meclise sundu.

Kanun teklifi görüşülme sırasını beklerken Çin anlaşmayı kendi parlamentosunda onayladı.

Çin medyası, Türkiye ve Çin Dışişleri Bakanlarının 24 Aralık’ta yaptığı telefon görüşmesinde bu konunun da gündeme geldiğini ve kanun teklifinin parlamentolarda görüşülmeye başlanmasında mutabık kalındığını öne süren haberler geçti. 

PEKİN, DİASPORADAKİ UYGURLARIN PEŞİNDE!

Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri ise bu anlaşmanın kanunlaşma ihtimali nedeniyle tedirgin.

Çin, yurtdışında, özellikle Türkiye’de yayasın Uygur Türklerini “terör” suçlamasıyla mercek altına almış durumda.

Kanun teklifi yasalaşırsa, Çin’in gıyabında mahkum ettiği Uygur Türklerini, Türkiye Pekin’e iade etmek zorunda.

Pekin’de imzalanan anlaşmanın “iade etme yükümlülüğü” başlıklı birinci maddesinde şöyle deniliyor:

“Taraflardan her biri, bu anlaşma hükümleri uyarınca, diğer tarafın talebi üzerine, kendi ülkesinde bulunan kişileri, haklarında ceza soruşturması veya kovuşturması yürütmek ya da bir cezanın infazı amacıyla birbirlerine iade etmeyi taahhüt eder.”

Anlaşmaya göre iade izinleri, işlendiği öne sürülen suçun cezasının her iki ülkenin kanunlarına göre en az 1 yıl hapis olması gerekiyor.

Eğer iadesi istenen kişi hakkında hüküm verilmiş ise, iade talebinde bulunulduğu sırada iadesi istenen kişi hakkında infazı gereken bakiyenin en az 6 ay olması şartı bulunuyor.

Anlaşmanın dikkat çeken maddelerinden biri ise şöyle: 

“İade amacıyla her iki tarafın kanunlarının, iadeye konu suça aynı kategori altında yer verip vermemesi veya suçu aynı terimle tanımlayıp tanımlamaması önem arz etmez.”

SİYASİ SUÇLAR KAPSAM DIŞI BIRAKILDI

Anlaşmada, talep edilen tarafın, iade talebine konu suçun siyasi bir suç olduğunu değerlendirmesi veya talep edilen tarafın istenilen kişiye sığınma hakkı tanımış olmasının iadeye engel bir durum olduğu belirtiliyor.

Ancak bahse konu bu suçun, her iki ülkenin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde siyasi suç olarak kabul edilmesi gerekiyor.

Aynı anlaşmada, iadesi istenen kişinin ırkı, cinsiyeti, dini, uyruğu veya siyasi görüşü nedeniyle yargılanacağı veya cezalandırılacağına dair sağlam gerekçeler varsa iadenin gerçekleşmeyeceği ifade ediliyor.

UYGURLAR TEDİRGİN

Türkiye’de yaşayan ancak Türk vatandaşı olmayan on binlerce Uygur Türkü ise bu maddelere rağmen tedirgin.

Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa, anlaşmanın Çin devletinin lehine olduğunu söyledi.

Anlaşmanın parlamentodan geçmesini beklemediğini dile getiren İsa, ”Türk milletvekillerinin daha duyarlı olup böyle bir yasanın geçmesine izin vermeyeceğini düşünüyoruz” dedi.

İsa sunları söyledi: ”Türk kamuoyunun duyarlılığı ve milletvekilleri sayesinde, tarihe böyle bir leke bırakmayacağını düşünüyor ve buna inanıyoruz.”

ABD, UYGURLARI ZORLA ÇALIŞTIRDIĞI GEREKÇESİYLE ÇİNLİ ŞİRKETİN ÜRÜNLERİNE YASAK GETİRDİ

Yapılan açıklamada, ABD limanlarındaki personele, XPCC’den gelen pamuk ürünlerinin alıkonulması talimatını verdiği duyuruldu

Fotoğraf: AP (arşiv) / cafemedyam

ABD, Uygur Türklerinin zorla çalıştırıldığı gerekçesiyle Sincan Üretim ve İnşaat Şirketinden (XPCC) pamuk ürünlerinin ithalatını yasakladı.

ABD Gümrük ve Hudut Muhafaza İdaresinden yapılan açıklamada, İç Güvenlik Bakanlığı’nın tüm ABD limanlarındaki personele, XPCC’den gelen pamuk ürünlerinin alıkonulması talimatını verdiği duyuruldu.

Açıklamada, “Gümrük ve Hudut Muhafazaya bağlı Ticaret Ofisi, tutukluların istihdamı dahil zorla çalıştırma yöntemi ile üretildiğine yönelik alınan makul bilgiler üzerine XPCC’nin ürettiği pamuk ürünlerine Gümrük Geçişini Durdurma Emri (WRO) uygulanması talimatı verdi” denildi.

Söz konusu emrin tamamı veya bir kısmının, XPCC veya yan ve alt kuruluşları tarafından üretilen pamuk ürünlerini kapsadığı belirtilen açıklamada, “XPCC’nin pamuk ürünlerine konulan bu WRO, ABD Gümrük ve Hudut Muhafaza İdaresinin, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesinde işçileri zorla çalıştırmakla ürettiği ürünlere yönelik son üç ayda yaptığı altıncı uygulama oldu” ifadesine yer verildi. 

ÇİNLİ ŞİRKETLERE YAPTIRIM

ABD, temmuz ayında Müslüman Uygur Türkleri ile diğer etnik ve dini azınlıklara karşı Çin’de baskının devam ettiğini gerekçe göstermiş ve ABD’li şirketleri bu bölgede iş yapan Çinli şirketlerden ürün almaması konusunda uyarmıştı.    

Geçtiğimiz aylarda ABD hükümetinin Sincan bölgesinden ABD’ye  pamuk ve domates ithalatının yasaklanmasını planladığı basına yansımış ancak bazı bakanlıkların itirazı üzerine söz konusu yasağı sadece bazı şirketlerle sınırlı tutulacak şekilde yeniden düzenleneceği bildirilmişti.   

ABD Hazine Bakanlığı ise geçen aylarda Çin’in pamuğunun yüzde 30’una yakınını üreten ve Çin ordusuna yakın olduğu bilinen XPCC ile doğrudan iş yapılmasını yasaklamıştı. 


 

ÇİN’İN “EN GİZLİ” DOSYASI: UYGUR BÖLGESİNDE HER YIL ÖLDÜRÜLEN 25 BİN KİŞİNİN ORGANLARININ ALINDIĞI İDDİA EDİLDİ

İsrail gazetesi Haaretz, yıllardır sürdüğünü iddia ettiği kan dondurucu uygulamayı, tanık ifadeleri ve uzmanların açıklamalarıyla gündeme taşıdı

Çin’de insanların organlarının alınmasını 2016’da Washington’da düzenledikleri eylemle protesto eden Falun Gong göstericileri (AFP) / cafemedyam

Haaretz’e konuşan Çinli bazı uzmanlar ve aktivistler, Sincan’daki toplama kamplarında tutulan Uygur Müslümanlarından her yıl binlerce kişinin öldürüldüğünü ve bu kişilere ait organların zengin Çinli ve yabancı hastalar için alındığını iddia ediyor. Pekin yönetimiyse tüm suçlamaları reddediyor.

Şu an Avrupa’da yaşayan Huiqiong Liu adlı kadın, 1990’larda Çin’in baskı uyguladığı Falun Gong hareketiyle mücadele kapsamında 2001’de Pekin’deki evinde tutuklanıp Çin’in “yeniden eğitim kampı” adını verdiği bir merkeze gönderilmişti.

Haaretz’e o günleri videolu görüşmeyle anlatan Li:

“Sorgu akşam 9’da başlayıp ertesi gün öğlene kadar sürdü. İçlerinden 5’i bana vurmadı ancak 6. bir adam beni dövüp ‘Organlarını çıkaracağız, sonra da bedeninden geriye kalanları yakacağız’ diye tehdit etti” diyor.

Kampta 2005-2007 arasında 18 ay kaldığını, tutuklanmasının ardından test için hastaneye kaldırıldığını belirten kadın:

“Doktora kalp sorunum olduğunu söyledim ama bana kalbimin iyi olduğu cevabını verdi. Kalbimi alıp almayacaklarını sordum. ‘Buna daha üst rütbeli biri karar verecek’ dedi” diye konuşuyor.

Ardından açlık grevine girip 40 kiloya kadar düştüğünü ifade eden Liu, doktorların da organların artık kullanılabilir durumda olmadığına kanaat getirdiğini anlatıyor.

“HASTANEYE GÖTÜRÜLENLER BİR DAHA GERİ DÖNMEDİ”

Hapsedildiği sırada kan testleri, kan basıncı testleri, röntgenler ve EKG’lerden de geçirildiğini söyleyen Liu şöyle devam ediyor:

“Bazen bizi hastaneye götürürlerdi. Diğer zamanlarda da kampa tıbbi ekipmanla dolu büyük bir araç gelirdi ve kontroller orada yapılırdı. Bize tüm numaraları verdiler, doktorlar durumumuzu takip edecekti. Doktorlar sadece rakamları biliyordu, isimlerimizi değil. Bazen belirli bir numaranın hastaneye götürülmesini isterlerdi. O insanlar asla geri dönmedi.”

Liu iddialarına başka bir önemli kanıt daha olduğunu söylüyor:

“İlk tutuklanmam sırasında hastaneye götürülmeden önce parmak izlerimle imzalamam için bana bir form verdiler. Form zaten doldurulmuştu ama üzerindeki ad ve adres bana değil tanımadığım birine aitti. İmzalamak istemedim ama yine de yaptırdılar. Neyi imzaladığımı görmeme izin vermediler ancak benimle tutuklanan diğer kadınlara sorduğumda, içlerinden ölüm cezasına çarptırılan bir kadın bana bunun öldükten sonra organlarımı bağışlamaya istekli olduğumu gösteren bir rıza formu olduğunu söyledi.”

Haaretz, sözde “organ bağışçılarının” dosyalarında bu kişilerin aslında kimler olduğuna dair hiçbir bilgiye yer verilmezken isim olarak da “XXX” ifadesinin kullanıldığını aktarıyor.

Onlarca yıllık süreçte Çin’in yükselen siyasi ve ekonomik gücünün yanı sıra, insan hakları ihlalleri ve azınlıklarla rejim karşıtlarına yönelik baskılarına ilişkin raporlar da gündeme geliyor.

Bu süre zarfında, Çinli yetkililer on binlerce Falun Gong uygulayıcısını işkence ve infaza tabi tutmak, bu kişilerden organ toplamak ve organları nakil ihtiyacı olan hastalara satmakla suçlanıyor. Pekin yönetimine, ülkenin kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygurlar başta olmak üzere Müslüman azınlıklara yönelik “baskı, etnik temizlik ve hatta soykırım” suçlamaları da yöneltiliyor.

Sayısız tanıklığa göre, en büyüğü 12 milyonu bulan Uygur Müslümanları başta olmak üzere azınlık grupların, haklarına ve özgürlüklerine dair kısıtlamalara maruz kaldığı, çocukların ebeveynlerinden ayrı tutulduğu ve bölgede zorla kürtaj uygulandığı iddia ediliyor. Sincan’daki azınlık gruplarının 1 milyondan fazla üyesinin şu anda zorla çalıştırma, tecavüz ve işkence ithamlarıyla anılan ve Pekin’in “yeniden eğitim kampı” olarak nitelediği merkezlerde olduğuna inanılıyor.

“HASAT SİNCAN’I HİÇ TERK ETMEDİ, SADECE TATİLE ÇIKMIŞTI”

Haaretz’e göre, birçok uluslararası araştırmacı ve insan hakları aktivisti, Sincan’daki azınlıklara yönelik baskının daha da kötüleştiğini ve bazı mahkumların öldürülüp organlarının toplandığını ileri sürüyor.

Bu konuda dünya çapında çalışmalarıyla tanınan Amerikalı bağımsız araştırmacı Ethan Gutmann, bahsi geçen uygulamanın gerçekleştiğine kesin olarak inanıyor.

“Hasat Sincan’ı hiç terk etmedi, sadece tatile çıkmıştı” diyen Gutmann şöyle devam ediyor:

“Çin Komünist Partisi (ÇKP) ilk olarak 1994 gibi erken bir tarihte Sincan’ın infaz sahasında idam sırasındaki suçlulardan canlı organ toplanmasını denedi. 1997’ye gelindiğinde, cerrahlar yüksek rütbeli ÇKP kadrosu için Uygur siyasi ve dini mahkumlardan karaciğer ve böbrek alıyordu..”

“Cerrahların infazcı olarak kullanılmasıyla yaşanan nakil faaliyetlerindeki patlamadan” bahseden Gutmann:

“Bu iş, Falun Gong organlarıyla beslendi. Şimdilerde Çin’in genç ve sağlıklı Falun Gong’u bitiyor gibi görünüyor ve partinin ölüm makinesi de Sincan’a döndü.”

Çin’de Organ Nakline Son Verme Uluslararası Koalisyonu’nun (ETAC) ortak kurucusu, Komünizmin Kurbanlarını Anma Vakfı’nda (VOC) Çin araştırmacısı ve 2017 Nobel Barış Ödülü adayı Gutmann şunları ekliyor:

“İnfazlar ve organ toplama faaliyetleri düzensiz ya da yerel değil. Çin’in nakil hacmi yılda 60 bin ile 100 bin arasında değişiyor. Pekin’in geniş nakil altyapısını sökmeye hiç niyeti yok. 15 milyonu aşkın Uygur, Kazak, Kırgız ve Hui doku uyumuyla ilgili kan testlerinden geçirildi. 1 milyondan fazlası kamplarda. Yani evet, ÇKP potansiyel olarak çok kârlı bir etnik temizlik politikası yarattı.”

2014 tarihli “The Slaughter: Mass Killings, Organ Harvesting, and China’s Secret Solution to Its Dissident Problem” (Kıyım: Toplu Katliamlar, Organ Hasadı ve Çin’in Muhalif Sorununa Gizli Çözümü) kitabının yazarı Gutmann, Sincan’da her yıl en az 25 bin kişinin öldürüldüğüne ve bu kişilerin organlarının alındığına inanıyor.

“ALICILAR JAPONLAR, ALMANLAR, HATTA MÜSLÜMANLAR”

Bu organların nakledildiği hastaların çoğunun Çinli olduğunu ancak büyük kâr marjlarının “sağlık turistlerinden” geldiğini belirten Gutmann, listede Japonlar, Güney Koreliler ve Almanların yanı sıra Körfez ülkelerinden Müslümanların olduğunu ileri sürüyor.

Araştırmacı, “Teoriye bakılırsa bunun sebebi, domuz eti yemeyen insanlardan alınan organları tercih etmeleri” yorumunda bulunuyor.

Yine VOC araştırmacısı ve Avustralya Devlet Üniversitesi doktora öğrencisi Matthew Robertson da Uygurların Sincan’da toplu hapsedilmesiyle organ nakillerindeki artış arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu savunuyor:

“Gönüllülerden” organ nakillerinin hızla arttığının iddia edildiği son birkaç yılda bir milyondan fazla Uygur gözaltı kamplarında ve hapishanelerde tutuluyor… Uygurların, organ uyumu ve naklinde önkoşul olan organ sağlığını değerlendirmek için gerekli kan testleri ve diğer tıbbi muayenelere tabi tutulduğuna dair raporlar ortaya çıktı. Haklarında idam cezası verilmemiş olanlar da dahil olmak üzere mahkumların bu işte kullanıldığı bir geçmiş var.”

Diğer yandan Çin rejiminden şüphelenenler sadece Robertson ve Gutmann değil. Londra’da önde gelen Britanyalı insan hakları savcısı Sir Geoffrey Nice başkanlığındaki uluslararası bir mahkeme geçen yıl Çin’in masum insanlara yönelik zorla organ toplama kampanyasının, dünyanın “işlenmiş en kötü zulümlerinden biri” olarak “insanlığa karşı suç” kapsamına girdiğine dair bir rapor yayımlamıştı.

Uygurlar İçin Kampanyası’nın kurucusu Ruşan Abbas da 2019’da yaptığı bir konuşmada, Çin’in “milyonlarca insanın zorla DNA testinden geçirildiği ve kesilmeye hazırlandığı organ çiftlikleri kurduğunu” ileri sürmüştü.
 


“BUGÜN BURADA GÖRDÜKLERİNİZİ UNUTUN DEDİLER”

1990’larda Sincan’ın başkenti Urumçi’nin kuzeyindeki bir hastanede genç bir cerrah olan Enver Tohti de o sıralarda başından geçenleri Haaretz’le paylaştı.

1995’te iki kıdemli cerrahın ona “vahşi bir şey yapmak isteyip istemediğini” sorduğunu söyleyen Tohti, Londra’daki evinden telefonla verdiği röportajda ​​şunları anlatıyor:

“Benden en büyük mobil ameliyat kitini almamı ve ertesi sabah asistanları, hemşireleri ve anestezistleri hastane kapısına getirmemi ve ambulansa katılmamı istediler. Ertesi sabah kapıda toplandık ve başcerrahlar bize onları takip etmemizi söyledi. Batıdaki dağlık bölgede yer alan hastanemize doğru ilerledik ancak yolculuğumuzun ortasında sola döndük ve şoförümüz infaz alanına gideceğimizi söyledi.”

“O anda sıcak yaz havasında bile üşüdüm” diyen Tohti, sahada bir tepe olduğunu ve cerrahların ona beklemesini ve silah sesleri duyduğunda gelmesini söylediğini hatırlıyor:

“Dedikleri yere gittik. Orada 10-20 ceset vardı. Kafaları tıraşlanmış ve hapishane üniforması giymişlerdi. Alınları havaya uçmuştu. Başlarının arkasından vurulmuşlardı. Bir polis memuru – sanırım infazcılardan biriydi- bize bağırıp “En sağdaki senin” dedi. Kafam karışmıştı. Oraya gittim ve cerrahlarımız beni tutarak “Acele et, karaciğeri ve iki böbreği çıkar” dedi. Söyleneni yaptım. Görevini yerine getirmek için eğitilmiş bir robota dönüşmüştüm. Memurlar ve asistanlarım cesedi kamyonetin içindeki yatağa koydu. Kurban 30’larında bir adamdı.”

Çıkarılan organların tuhaf görünümlü bir kutuya konduğunu anımsayan Tohti:

“Bana ‘Hadi ekibini toplayıp hastaneye dön. Bugün burada hiçbir şey olmadı, bunu unutma’ dediler. Bu bir emirdi. O günden sonra kimse bu olaydan bahsetmedi” diye konuşuyor.

Tohti her ne kadar 25 yıl öncesini hatırlıyor olsa da araştırmacılar Sincan’da söz konusu durumun o tarihten sonra çok daha kötüye gittiğini söylüyor.

“ÖLENLERİN BEDENİNİ AİLELERE GÖSTERMİYORLAR”

Şu an Avrupa’da yaşayan Uygur dili ve kültürü uzmanı Abdulveli Eyup ise Sincan’da 2013’te tutuklandığını, hapishanede Çinli memurların emriyle diğer mahkumların toplu tecavüzüne maruz kaldığını belirtiyor.

İkinci tutuklanmasında, hapishaneye siyasi suçlamalarla getirilen Abdurrahman adında bir idam mahkumunun ayaklarına zincir vurulduğunu, bir elinin ayaklarına zincirlendiğini ve yerde yatırıldığını anlatan Eyup, bu kişinin öldükten sonra inancına göre yıkanma isteğini yetkililere ilettiğini ancak gardiyanların bunu reddettiğini, adamın elleri ve ayakları çözüldüğündeyse ayağa kalkamayıp “maymun gibi” dört ayak yürümek zorunda kaldığını anımsıyor.

Serbest kaldıktan sonra Türkiye’ye geçebildiğini söyleyen Eyup, burada Abdurrahman’ın eşi ve arkadaşlarıyla görüştüğünü anlatıyor:

“Eşinin söylediklerine göre infazdan sonra aileye bilgi verilmiş ancak kadına kocasının bedenini değil yalnızca yüzünü görme izni tanınmış. Ailenin mahkumun cenazesini yıkamasına da müsaade edilmemiş. Aile infazdan bir ay sonra sadece mezarlığı ziyaret edebilmiş.”


Independent Türkçe, Haaretz / Derleyen: Elvide Demirkol

https://www.cafemedyam.com/2019/10/03/kampta-tutulan-uygur-turku-yasadiklarini-anlatti/

İNGİLTERE, UYGUR TÜRKLERİNE YÖNELİK MUAMELESİ ‘BARBARLIK DÜZEYİNDEKİ’ ÇİN’E İTHALAT YASAĞI GETİRİYOR

İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab
İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab   –   ©  AFP / cafemedyam

İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Çin’in Uygur Türklerine yönelik muamelesinin barbarlık düzeyinde olduğunu belirterek zorla çalıştırılarak elde edilen ürünlerin ithaline yasak getirileceğini söyledi.

Parlamentoda yaptığı konuşmada “Bugün uygulanan bu barbarlığı geçmişte bıraktığımızı umuyorduk” diyen Dışişleri Bakanı Raab, Uygurlara uygulanan zorlayıcı doğum kontrol önlemlerine, işkenceye, zorla çalıştırılmalarına, siyasi anlamda eğitimden geçirilmelerine ve zorla tutulmalarına değindi.

“Hazırlanan tedbir paketi, Uygurlara veya diğer azınlıklara yönelik insan hakları ihlallerinden kasıtlı veya kasıtsız olarak hiçbir İngiliz kuruluşunun, hükümetinin veya özel sektörünün kar etmediğinden veya bunlara katkıda bulunmadığından emin olmaya yardımcı olacak” dedi.

Modern Kölelik Yasası’nın para cezalarını içerecek şekilde sertleştirileceğini belirten bakan, tedarik kurallarına uymayan şirketlerin hükümet sözleşmelerinden men edileceğini ve özellikle Sincan’dan gelen ürünler üzerinde ihracat kontrolleri başlatılacağını söyledi.

İNGİLTERE: UYGUR TÜRKLERİNİN ZORLA ÇALIŞTIRILDIĞINA DAİR KANITLAR İNANDIRICI

Doğu Türkistan'da pamuk tarlasında çalışan bir işçiç
Doğu Türkistan’da pamuk tarlasında çalışan bir işçiç   –   ©  AP / cafemedyam

İngiliz hükümeti, Çin’in Doğu Türkistan’daki yüz binlerce Uygur Türkü’nü zorla çalıştırdığına dair kanıtların inandırıcı olduğunu belirterek firmaların tedarik zincirlerinde buna dikkat etmesi gerektiğini vurguladı.

İngiltere’nin Asya’dan Sorumlu Devlet Bakanı Nigel Adams, bazı giyim markalarının zorunlu işçiliğin görüldüğü bölgelerde yetiştirilen pamuğu dolaylı yoldan tedarik ettiğine ilişkin çıkan haberler konusunda parlamentoda değerlendirmede bulundu.

Sincan (Doğu Türkistan) ve Çin’in diğer bölgelerinde Uygur Türklerinin zorla çalıştırıldığına dair kanıtların inandırıcı olduğunu ve bu yöndeki haberlerin giderek arttığını kaydeden Adams, “Bu durum, İngiltere hükümeti için oldukça rahatsız edici.” dedi.

Adams, firmaların tedarik zincirlerinde zorla çalıştırılma olmadığını temin etmeleri gerektiğini de vurguladı.

Merkezi Washington’da bulunan Küresel Politika Merkezi (Center for Global Policy), Doğu Türkistan’daki pamuk tarlalarında devlet tarafından zorla çalıştırılan Uygur Türkleri ile ilgili bir rapor yayımlamıştı.

Kuruluş, modern köle gibi çalıştırılan kişi sayısının 570 binden fazla olduğu bilgisini paylaşmıştı.

Raporda, Uygur Türkleri ve diğer Müslüman azınlıkların, çalışma kampları dışında Doğu Türkistan’daki pamuk tarlalarında zorla çalıştırıldıklarına dair görüntülü ve yazılı somut kanıtlar sunulmuştu.

DÜNYACA ÜNLÜ FİRMALAR “ZORUNLU ÇALIŞTIRMA” NEDENİYLE PAMUK ALMAYI DURDURMUŞ TU

İsveç merkezli giyim firması H&M, ekimde, etnik azınlıkların “zorunlu çalıştırılması” nedeniyle Doğu Türkistan’dan pamuk tedarik etmeyeceğini duyurmuştu.

Uluslararası denetim, kontrol, belgelendirme, uygunluk değerlendirmesi, işçi haklarının sağlanması ve çevrenin bilinçli şekilde kullanılması gibi konularda hizmet veren Sumerra, Bureau Veritas SA, TÜV SÜD, RINA SpA ve Dünya Çapında Sorumlu Akredite Üretim (WRAP) şirket ve firmaları da Sincan’dan pamuk tedarik etmeme kararı almıştı.

Avustralya Stratejik Politika Enstitüsünün (ASPI) mart ayında yayımladığı raporda, Çin’in 2017-2019 yıllarında 80 binden fazla Uygur Türkü’nü fabrikalarda çalışmaları için zorla gönderdiği ortaya konulmuştu.

ASPI, İsveç şirketi H&M’nin boyalı iplik üreticisi Huafu Fashion firması ile ilişkileri nedeniyle zorunlu iş gücü transfer programından yararlananlardan biri olduğuna işaret etmişti.

RAPOR: ÇİN, 570 BİN UYGUR TÜRKÜNÜ PAMUK TARLALARINDA ‘MODERN KÖLE’ OLARAK ÇALIŞTIRDI

Çin'in Sincan eyaletindeki pamuk tarlaları
Çin’in Sincan eyaletindeki pamuk tarlaları   –   ©  STR/AFP / cafemedyam

Çin’in Sincan bölgesindeki en az 570 bin Uygur Türkünü pamuk tarlalarında “modern köle” olarak zorla çalıştırdığı bildirildi.

Merkezi Washington’da yer Küresel Politika Merkezi (Center for Global Policy), Sincan Uygur özerk bölgesindeki pamuk tarlalarında devlet tarafından zorla çalıştırılan Uygur Türkleri ile ilgili bir rapor yayımladı.

Raporda, Uygur Türkleri ve diğer azınlıkların, çalışma kampları dışında Sincan’ın batı bölgesindeki pamuk tarlalarında zorla çalıştırıldıklarına dair görüntülü ve yazılı somut kanıtlar sunuldu.

Sincan’daki üç bölgedeki pamuk tarlalarına 2018 yılında 570 bin kişinin zorla devlet tarafından gönderildiği kaydedilen raporda, polis gözetiminde zorla pamuk toplama işinde çalıştırılan Uygur Müslümanlara çok düşük ücret verildiği aktarıldı.

Yine raporda, Çin Dışişleri Bakanlığı’nın, pamuk tarlalarında insanların zorla çalıştırıldığı yolundaki şikayetleri yalanlamasına da yer verildi.

Son olarak ABD yönetimi, Sincan’daki Uygur Türklerinin tarlalarda “köle” gibi çalıştırıldıkları şikayetiyle bu ülkeden yaptığı pamuk ithalatına yasak getirmişti.

Çin, Sincan’daki BM’nin de sürekli gündeme getirdiği ve yaklaşık 1 milyon kişinin bulunduğu belirtilen çalışma kamplarının, gerçekte “mesleki eğitim merkezleri” olduğunu iddia ediyor.

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish / Cihat Arpacık

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top