GENEL

Şİİ İLE SÜNNÎ ARASINDAKİ FARK?

Şii ve sünni Ayırımı (tarihin kısa özeti)

Şİİ İLE SÜNNÎ ARASINDAKİ BÖLÜNME

Hz. Muhammed’in vefatıyla Müslümanlar iki ayrı ana parçaya bölündü, ‘Sünniler ve Şialar’

Şİİ ile SÜNNÎ ARASINDAKİ BÖLÜNME NEREDEN GELİYOR?

Hz. Muhammed’in vefatıyla Müslümanlar iki ayrı ana parçaya bölündü: Sünniler ve Şialar.

Bölünme Hz. Muhammed’in ölümünden hemen sonra Müslümanları kimin yöneteceği anlaşmazlığından çıktı..

Sünni ile Şii mezhepleri arasındaki farklılıklar her iki mezhebin doktrinlerinin etki alanında, ritüellerinde, hukukta, inanışta ve dini organizasyonlarında kendini gösterir..

SÜNNİLER KİMLERDİR?

Sünni kelimesi, peygamberin yapmış olduğu davranışları izleyen, takip eden ve hayatına uygulayan anlamına gelen ‘Ehli Sünnet’ kelimesinden geliyor.

Günümüz Müslümanların büyük bir çoğunluğu Sünni. Sünni Müslüman oranının %85 ile %90 arasında olduğu tahmin ediliyor.

‘Sünni’ aynı zamanda kelime olarak ayrıca ‘gelenek insanı’ anlamını taşır. Buradaki gelenek kelimesi peygamberin günlük yaşamda yapmış olduğu davranış ve hareketleri temsil eder.

Sünniler Kuran’da bahsi geçen tüm peygamberlere saygı duyar ve Hz. Muhammed’i son peygamber olarak görür.

Mısır ‘Sünni İslam’ın en eski merkezlerinden biridir.

Sünni din önderleri ve liderleri tarihsel olarak hep devletlerin kontrolü altında olmuştur. Sünni İslam ayrıca yazılı İslam hukukunu ve dört mezhebi (Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki) pratiğe döker.

ŞİİLER KİMLERDİR?

‘Şia’ terimi ‘takipçiler’ veya ‘izdeşler’ anlamına gelen Arapça شيعة kelimesinden gelmektedir.

Tarihteki kullanım ‘Şiat-ı Ali’ yani ‘Ali’nin takipçileri’ anlamına gelen kısaltılmış şeklidir.

‘Şiilik’ veya ‘Şia’ mezhebi mensuplarına ‘Şii’ denir.

Dünya geneli toplam Şii nüfusun 120 ile 170 milyon arasında olduğuna inanılır. Her 10 Müslümandan 1’i Şia inanışına sahiptir.

İran, Irak, Azerbaycan, Yemen, Bahreyn, Katar, Türkmenistan ve Lübnan’da yaygındır. Ayrıca Suudi Arabistan’ın %15’i ,Pakistan’ın %25’i ve Afganistan’ın %27’si Şiidir.

Türkiye ve Suriye’deki Aleviler Şii nüfusun çoğunu oluştururlar. Türkiye Şii’lerinin yaklaşık 95’i Alevidir. Bu nedenle Türkiye’de Alevi kelimesi hatalı olarak tüm Şiileri tanımlamak amacıyla kullanılır.

Erken dönem İslam tarihinde Şia politik bir gruptu. Şiiler Peygamberin damadı Hz. Ali’nin ve onun torunlarının ve ailesinin peygamberin ölümünden sonra İslam dünyasının başına geçmesi gereken kişiler olduğuna inanır.

Hz. Muhammed’in ölümünün ardından peygamberin yakın arkadaşı Hz. Ebubekir başa geçti. Şiiler peygamberin ölümünden sonra Hz. Ali’nin başa geçmesi gerektiğine inanır ve Ebubekir’in ve diğerlerinin halifeliğini kabul etmez. Şiiler imam çizgisinde gider ve bu imamların peygamber ve Allah tarafından seçildiğine inanır.

SÜNNİLER ve ŞİİLER ARASINDAKİ FARKLILIKLAR

İki mezhebin temel inanışları aynı olsa da politik anlamda birbirlerinden ayrılır.

Fakat yüzyıllar boyunca devam eden bu politik ayrılıklar neticesinde pek çok dini pratik farklılığı da doğmuştur. Politik olarak birbirinden ayrılmaları nedeniyle bir çok Müslüman ülkede İran ve Suudi Arabistan çekişmesi yaşanıyor. Mezhepsel kavgalar rengini en çok Yemen, Suriye ve Irak’ta gösteriyor.

RAMAZAN ’ı YAŞAMADA Şİİ VE SÜNNİLER ARASINDA FARK VAR MI?

Sunniler güneşin batmaya başladığı akşam vaktinde oruçlarını açarken Şiiler güneşin tamamen batmasını bekliyor. Şiilere göre güneşin gözden kayboluşuyla birlikte, ufukta güneşin ışınlarının oluşturduğu parıltı ve kızıllığın da kaybolması gerekir.

Ayrıca Şiiler Ramazan ayının 19, 20 ve 21. günlerini Hz Ali’yi anma etkinliklerine ayırıyor. Ramazan ayının 19. günü bir kılıç darbesiyle yaralanan Hz Ali, iki gün sonra Ramazan ayının 21. günü vefat etti. İran’da Hz Ali’nin anma etkinlikleri için bir gün resmi tatil kabul ediliyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şii ve sünni Ayırımı (tarihin kısa özeti)

“Emir Sultan’ı duymuşsunuzdur, duymamış olanlar varsa kendilerine azıcık kızsınlar ve biraz okusunlar. Yıldım Beyazıd’ın ordusunda da savaşmış cengaver bir evliyamızdır. Sultanın kızıyla evlendikten sonra, Sünni Sultan’ı Şii Timur’la yapacağı savaştan vazgeçirmeye çalışır. Buna hanımı çok içerler ve şöyle der: “Senin gibi bir evliyanın duası onun arkasındayken, babamın yenileceğinden mi korkuyorsun?” Buna Emir Sultan’ın verdiği cevap düşünebilenler için korkunçtur: “Sen Timur’un arkasında kimler var biliyor musun?” Nitekim savaş olur, Yıldırım yenilir. Emir Sultan atına atladığı gibi Ankara ovasına gider ve kurulan yüzbinlerce çadırla bembeyaz olmuş ovada Timur’un çadırını bulur, içeri girer. Ne konuştuklarını tarih yazmıyor ama 1 saat sonra bütün Şii Müslüman Türk-Moğol ordusu başlarında Timur olduğu halde Anadolu’yu terk etmek üzere hareket eder.”

Neden Sünni bir mezhep seçtiğinin bilincinde bir Sünni Müslüman olarak, bugün Şii ve Sünnilik arasında ortaya çıkarılmak istenen bir çatışma ortamında safımı belli etmek ve bu ayrımı bilinçaltında yapan kardeşlerime bir referans olması için kısaca bir tarihi özet geçeyim istedim:

Bugün bu coğrafyada İslam hakim din ise bunda Şiiliğin ve Mutezilenin katkısı olmadı diyen kesinlikle yanılır. Mutezile bir ara Abbasi halifeliği zamanında İslam devletinin resmi mezhebi olarak cihad mefkuresini afrikaya ve orta asyaya da taşıdı, daha sonra ise tasavvuf akımları ile yerini Eşariliğe bıraktı. Bu tarihten sonra fikri ayrılık ilk defa devlet ayrılığına dönüştü ve Fatimiler gibi bir takım Şii ve mutezile devletleri ortaya çıktılar. Ortak bir eleştiri olarak iki mezhep de birbirini Ümmet-i Muhammediye’ye layık görmedi ve her biri diğerini terakkinin hatta imanın önünde engel olmakla suçladı. Bu da apaçık bir fitneyi ateşlemekten başka bir işe yaramadı.

Şiiler sünnilere göre daha cihad yanlısı ve daha sert, tavizsiz olmalarıyla meşhurdular. Bu sertliğin kaynağı ise Emevi devrinin başlarında Haricilerden gördükleri terördür. Yezid’in halifeliğinde, Yezid’e ihanet eden komutanın görevden azline intikam olarak Kerbela’da Peygamber torunlarının üzerine yürümesi ve onları şehid etmesinin verdiği cesaretle, Hariciler Emevilere ve Hz Ali’ye açıkça lanet etmeyen her müslümanın gavur olduklarını ve katlerinin vacip olduğunu söyleyebiliyorlardı. Bütün bu olaylar ve şehadetle yaşanan büyük şok sonucu ortaya çıkan Yezid’in politik başarısızlığı, Şiiliği bir cemaat şuuruna sahip olmaya sürükledi. Hz Ali’nin ölümünden sonra da Şiiler bu hakaretlere dayanmanın İslami olmadığına kanaat getirerek saflarını açıkça belli etme yolunu seçtiler. Bazı radikal şii gruplar, ehli beyt’e sevgisi olmayanın Müslüman olamayacağına hükmettiler (nitekim bu Sünnilerce de doğru kabul edilir). Fakat bu sevgide aşırıya kaçan bazı Şii gruplar bütün şii olmayan Müslümanları kafir ilan ettiler. Hatta bazı mübarek kabirleri alternatif Hacc yeri haline getirdiler.

Bunun zıttı daha sonra ortaya çıkan Sünni mezheplerde de görüldü, onlar da Şiiliği sanki sapık bir mezhepmiş gibi göstermeye azmettiler. Bu konuda İbni Teymiye’nin karşı çıkmasına rağmen bazı Selefiler ve Vahhabiler de çok ileri gidip, işi Hz Ali’ye dayandırıp O’nu sanki suçluymuş gibi göstermeye kalktılar. Onların arasından Peygamberin kabrini yıkıp yok etmeye kasteden Müslümanlar (!) da çıktı.

Şii alimleri ümmetin daima en hararetlileri olmuşlardır. Zira onlar sadece kendi halklarına değil gayri Müslim alimlerine karşı da konuşuyorlardı. Geliştirdikleri itikadi metodu Müslüman olmayanlara da sunarken, müthiş tartışmalara giriyor ve İslam’ın savunuculuğunu üstleniyorlardı. Özellikle Budist ve Hindu alimlerle yaptıkları tartışmalar entelektüellerce takip ediliyor ve bu tartışmaların kitapları yazılıyordu. Daha sonra bu tartışmaların bir başka etkisi görüldü, Mutezile İslam’ı kıyasıya savunup galip çıkarken, özellikle kader, kaza ve gayp alemi konusunda Budist ve yunan filozoflarının rasyonalist görüşlerinden de etkileniyorlardı. Onların düşünceleri kafalarda yeni soru işaretlerini tahrik edip tefekkürü arttırıyordu. Bu hal, zamanla Eşariliğin doğmasına sebep oldu. Yani bizim anladığımız anlamda Sünniler, bu tarihten sonra Mutezileden ayrılan imamlar sayesinde kuruldu. İmam Eşari ve İmam Maturidi bunlara en güzel örnektir.

Bu sebeple biz ilk mezhep olarak, meşhur Sünni alim İmam Azam Ebu Hanife’nin hocası olan İmam Cafer’in “Caferiliğini” görürüz. Şiilerin Devlet başkanı seçimi haricinde umumdan itikadi bir farkları olmadıkları açıktır, mutezileyi benimsemiş olan Şiilerle ise büyük farklar mevcuttur. Fakat Caferilik bu yönden mutezileden de uzaktır. 

Kısaca, Eşariler (yani sünniler) namaz kılıp dua ederek kendi içtimai hayatlarını düzenlerken, Mutezile ve Şii imamları yunanlılarla, Çinlilerle ve hintlilerle tartışmalara katılıyorlar ve İslami cihadı felsefe alanında da sürdürüyorlardı.

Her ne kadar özellikle kader konusunda büyük itikadi farklar olsa da, Şiilik ve Sünnilik bugünkü manalarında Ümmetin iki ekolüdür. İslam’ı savunan ya da savunduğunu zanneden bir kimse asla bu iki ekolden birine laf atıp fitneyi sürdürmeye çalışmaz. Sünniler, genelde ehli kitap Hıristiyanlara karşı savaşırken, Şiiliğin kitapsız Budistlerle yaptıkları savaşları görmezden gelemeyiz. Yavuz Sultan Selim her ne kadar haça ve Şiiliğe savaş açmış olsa da, Safevilerin Şah İsmail’i de aynı şekilde Sünni emperyalizmine ve Budistlere karşı amansız savaşlara girdiğini unutmayalım.

Bizim burada fikir yürütüp yargılayan değil, tefekkür edip düşünen kullar olmamız gerekir.

Sapık Şii mezhepleri nasıl Hz Ali’yi ilahlaştırmaya çalışıyorlarsa, Hz Ali’ye ve hatta haşa İslam’ın peygamberine hakaret eden sapık mezhepler olduğunu unutmayalım.

En azından şunu hatırlayalım, Hz Hüseyin’in mübarek başı gövdesinden ayrılırken onunla beraber şehit olanlar kimlerdi?


Ve hatta şunu bir kendinize sorun, Şiiliğe düşman olan ve İmam Hüseyin’i şehit edenler kendilerine Müslüman demiyorlar mıydı? Peki onlar hangi mezheptendiler?

Ümmeti Muhammed’in birliğine engel olmaya çalışanlar hangi mezhep ve ırktan olurlarsa olsunlar zail olup gidecekler ve öbür dünyada altına girecek bir sancak da bulamayacaklardır.


Ahmet Yeseviler, Hacı Bektaşi Veliler, Mevlanalar, Yunus Emreler kol kola olacaklar ama tefrikacılar ve fitneciler sadece alevlerin koluna girecekler. Özellikle, hiçbir sahabeye dil uzatmayan, bunu aklından geçirecek olsa bile derhal tövbe eden Sünniler için, Şii kardeşlerine dil uzatmak kendi kendileri ile çelişmek anlamına gelir. Mezhebini bilen bir Sünni Şiilerle kardeş olduğunu da bilmek zorundadır.

Allah’ını seven onun Habibini de sever, Resulullahı seven onun arkadaşlarını ve sevdiklerini de sever, bütün bunları seven Ümmet-i Muhammed’i sever…

Sunusi Fazıl ONAY

ŞİİLİK NEDİR, NASIL ORTAYA ÇIKTI? SÜNNİLİKTEN FARKI NE? 6 SORUDA BİLİNMESİ GEREKENLER

Şiilik nedir? Nasıl ve ne zaman ortaya çıktı? Homojen bir yapı mı? Sünnilikle benzer ya da farklı yönleri neler?

Şiilikle ilgili bu soruları konunun Türkiye’deki önde gelen uzmanlarından, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Onat, yanıtladı.

Şiilik nedir, ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Hasan Onat:

“Şiilik, Hicri birinci asrın son çeyreğinde (8. yy’ın başı), vasîlik (Hz Peygamber’in vasiyetiyle Hz. Ali’nin Müslümanların imamı olduğuna inanmak) ve mehdîlik (İslâm’ı aslî hüviyetine kavuşturacak olan beklenen idareci) fikirleri etrafında, özellikle mevalî adını verdiğimiz, Arap olmayanlar arasında oluşmaya başlamış bir mezheptir..

Bu fikirler, Hicri ikinci asırda, Ali’nin soyu ile ilişkilendirilmiş, eski Sasanî kültüründen gelen bazı motiflerle de bütünleşerek karşımıza Şiîlik olarak çıkmıştır..

Elimizde mevcut olan en eski Şiî kaynak eserlerden yol çıkarak Şia’yı şöyle tarif etmek mümkündür: ‘Şia, Ali b.Ebî Talib’in Hz.Muhammed’den sonra nass (dini delil) ve bizzat Peygamber’in tâyiniyle halife olduğuna inanan, imamlığın (ümmetin liderliğinin) kıyamete kadar onun soyundan geleceğini ileri süren, bu imamların mâsum-günahsız olduklarını iddia eden toplulukların müşterek adıdır’..

Şiilere göre Şiiliğin tohumları, Hz.Peygamber’in sağlığında atılmış olup, Hz. Peygamber, Kur’an’ın emriyle Ali’yi imam tayin etmiştir. Şiî kaynaklar, bu imam tayin etme işinin Veda Haccı dönüşü Gadir Hum denilen bir yerde gerçekleştiğini ileri sürmektedir..

Bu konudaki rivayetlere göre, Hz. Peygamber, Maide sûresinin 67. âyeti ile (Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun.Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kafirlere yol göstermez), Ali’nin imam olduğunu ilan etme emrini almış ve Gadir Hum denilen yerde, Hacdan dönen Müslümanları toplayarak, kızgın güneş altında onlara hitabetmiş; “men kuntu mevlahu fehuve Aliyyun mevlahu” (Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır) buyurarak bu işi gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine dinin tamamlandığını bildiren Maide suresinin 3. âyeti nazil olmuştur. Dinin tamamlanması işi, Ali’nin imametinin (ümmetin liderliğinin) ilanıyla sağlanmıştır..

Ümeyye Oğlulları (Emeviler) ile yaşanan iktidar mücadelesi sırasında Hz. Ali ve oğulları Hasan ile Hüseyin’in öldürülmesini takip eden süreçte özellikle ezilen Arap olmayan nüfus arasında su yüzüne çıkmaya başlayan “mehdîlik”, “vasîlik” gibi “İlk-şii” fikirler, ikinci asırda, hem yayılma hem de tutunma imkanı bulmuştur..

İşte Şiilik bu fikirlerin sistematik bir yapı kazanması sonucu, Hicrî ikinci asırda “Şia” şemsiye kavramının içinde kendisine yer bulan pek çok fırka ortaya çıkmıştır.”

Şiilik homojen bir yapı mı? Kendi içlerinde kaç temel fraksiyondan oluşuyor?

Hasan Onat:

“Şia” (Şiilik) şemsiye bir kavramdır. Kaynaklara göre Şiiliğin 42 alt kolu mevcut olmuş; bunların çoğu tarihin karanlıklarında kaybolup gitmiştir. Halen varlığı sürdüren Şiî fırkalardan bazıları şunlardır:

  • İmamiye,
  • İsmailiye,
  • Zeydîlik,
  • Nusayrîlık,
  • Dürzîlik.

Nusayrilik İmamiyye’nin, Dürzilik ise İsmailik’in alt kolu olarak ortaya çıkmıştır.

İMAMİYE

İmâmiye, bugün İran’ın resmi mezhebidir. Bugün Şiilik dendiği zaman, ilk akla gelen İmamiye olmaktadır. Bu fırkaya, Cafer es-Sadık’a dayandırılmasından dolayı Caferiye; nass ve tayinle imam olduğuna inanılan kimselerin sayısının 12 olması dolayısıyle “İsnâ-aşeriyye” adı da verilmektedir.9

İmamet nazariyesi (İslam ümmetinin liderinin Hz Ali’nin soyundan gelmesi gerektiği inancı), Şiiliğin bel kemiğini oluşturmaktadır. Şia, bu konudaki görüşleri ile diğer mezheplerden ayrılmıştır. Bu imamlar, tek tek, Allah’ın emriyle Hz.Peygamber tarafından belirlenmiş, hatasız günahsız masum kimselerdir. İmamların her sözü, Hz. Peygamber’in sözleriyle eşdeğerdedir; o da Kur’an’la eşdeğerdedir.

Temel ibâdetler konusunda, genelde Sünnilerle benzer görüşleri paylaşan İmâmiye, bu ibâdetlerin ayrıntılarında farklı görüşlere sahiptir. Namaz beş vakittir; oruç Ramazan ayında tutulur. Hacc ve zekâtın da farz olduğuna inanılır.

Diğer yandan kendilerinden olmayanların yanında inancını gizlemek anlamına gelen ‘takiyye’nin de inanç esasları arasında mütalaa edildiğini görmekteyiz

ZEYDİYE

Her ne kadar Şia’nın bir alt kolu olarak görülse de tıpkı Haricilik, Mürcie gibi müstakil bir mezhep sayılabilecek bir oluşumdur. İmâmiye’nin dördüncü imamı olarak kabul edilen Ali Zeynelabidin’in oğlu İmam Zeyd’i imam olarak kabul edenlere verilen isimdir.

Şiî mezhepler arasında Ehl-i Sünnet’e en yakın olan Zeydiyedir. Bugün Yemen’in resmî mezhebi olarak varlığını sürdürmektedir. Şiî kaynaklar, Zeydiye’yi Şia’nın kolları arasında pek saymazlar.

Zeydilere göre Hz.Peygamber, isim ve şahıs belirterek kimseyi imam tayin etmiş değildir. İmam, ancak vasıfları ile belli olur.

İSMAİLİYE

İsmâiliye, Cafer es-Sadık’ın büyük oğlu İsmâil’in adına izafeten ortaya çıkmış bir mezheptir. Muhtelif batınî (Kur’an ayetlerinin görünür anlamlarının dışında, daha derinde gerçek anlamları bulunduğu inancı) fikirler etrafında 8. yy’da kurulmuştur.

İsmailiyenin bir kolu olan Nizariler, Fatimiler döneminde Alamut kalesinde üstlenen Hasan Sabbah ile birlikte (1124) bir hayli güçlenmişler ve zaman içinde Hz.Ali’nin ilâh olduğunu ileri süren Ali İlâhîler grubunu oluşturmuşlardır.

Nizarilerin görüşleri Yunan Felsefesinden ve eski Orta Doğu dinlerin alınmış bazı fikirlerin, yer yer İslâmî motiflerle süslenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Onlara göre, din anlayışının temelini Hz.Ali’nin velâyeti fikri oluşturur. İmân sadece velâyetle mümkün olur. Allah’ı tanımak, zamanın imamını bilmek demektir. İmamı tanıyanlar için, haram diye bir şey yoktur. Zekât, imama veya yardımcılarına verilir. Namaz, imâmın bilgisine ve gerçek dine ulaşmak demektir. İmamların esas vazifesi, Peygamberlere gelen âyetlerin batınî yorumunu yapmaktır.

NUSAYRÎLIK

Nusayrîlik, Muhammed b.Nusayr en-Nemirî (270/883) tarafından kurulmuş bir mezheptir. Kuruluş dönemi hakkında fazla bilgi yoktur. Asırlardır, Suriye dolaylarında, gizlilik içinde, kapalı bir cemiyet olarak varlığını sürdürmüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesini müteakip, Fransızların desteği ile önemli bir konuma yükselen Nusayrîlik, bugün, Suriye’de siyâsî iktidarı elinde tutan mezheptir.

Konu üzerine bir kitap kaleme alan ve “Arap Aleviliği” ifadesini kullanan Ömer Uluçay’a göre “Nusayrilik’te din İslam, kitap Kur’an, Peygamber Hz. Muhammed’dir. Mezhep Caferi, Hz. Ali tarafları, Ehli Beyt takipçileri ve Oniki İmamcıdırlar.”

DÜRZÎLİK

Dürzîlik, Fatımî halifelerinden Hakim bi-Emrillah’ın (375-441/985-1020) zamanında, ona yönelik uluhiyet iddiaları etrafında, İsmaili geleneğin içinde oluşan bir mezheptir. Dürziler asırlardır Suriye’nin orta kısımlarında ve Cebel-i Duruz olarak bilinen dağlarda yaşamaktadırlar.

Dürzilere göre cemaat dini bakımdan Akıllılar ve Cahiller olmak üzere iki tabakaya ayrılır. Akıllılar din işlerini bilen kimselerdir. Cahiller ise, sadece akıllıların verdikleri bilgilerle yetinmek durumundadırlar.

Şiilik ve Sünnilik arasındaki temel farklar neler?

Hasan Onat:

“Farklılıklardan önce ortak unsurlardan söz etmek gerekirse; hem Şii, hem de Sünni gelenekte İslam’ın kurucu ortak paydası olan Tevhid, Ahiret ve Nübüvvet inancı mevcuttur. Her iki gelenekte var olan ortak paydada yorum farklarına rağmen Tevhid inancı, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna, meleklere ve kitaplara iman ve öldükten sonra dirilmeye iman bulunur.?

Şia’yı Ehl-i Sünnet’ten ve diğer mezheplerden ayıran en temel görüş İmamet meselesiyle ilgilidir..

*Şii gelenekte vahyin sürekliliği anlayışı vardır; masum imamlar da, peygamberler gibi olmasa bile Allah’tan özel bilgi alırlar. Şia’nın bu “özel bilgi” yaklaşımına benzer bir anlayış Sünni Sufi yapılanmalardaki keşf, keramet ve ilhama benzetilebilir..

*Şii geleneğe göre, Ebu Bekir ve Ömer, Hz Ali’nin hakkını gasbetmişlerdir. Ali de, İslam’ın daha öncelikli olduğunu düşünerek -veya takiyye gereği- onlara karşı çıkmamıştır..

Ancak Ehl-i Sünnet geleneği imamet meselesini iman meselesi olarak görmez. Hilafet sıralamasının aynı zamanda fazilet sıralaması olduğunu kabul eder..

Hem Şii, hem de Sünni gelenekte, Şia’nın bazı alt guruplarındaki farklı yorumlara rağmen, Namaz, Oruç, Hac ve Zekat gibi temel ibadetlerde çok büyük farklar yoktur..

İmamiyye’nin yoğun olduğu yerlerde, “Eşhedü enne Aliyyen Veliyyullah” ilavesiyle, her gün üç vakit ezan okunur ve Sabah, Öğle, Akşam vakitlerinde, öğle ve ikindi, akşam ve yatsı birleştirilerek cemaatle namaz kılınır..

Abdest alırken Şiiler çıplak ayağa mesh ederler. Şiiler namazda secde esnasında Kerbela toprağından yapıldığı söylenilen “secde taşı”nın üzerine secde ederler.”

HANGİ ÜLKEDE NE KADAR Şİİ NÜFUS YAŞIYOR?

Şii nüfusun dağılımı

Dünyadaki Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 10’unu Şiiler oluşturuyor.

Farklı araştırmalara göre Şii nüfusun 155 ila 200 milyon arasında değiştiği tahmin ediliyor.

İran, Irak, Bahreyn, Lübnan ve Azerbaycan‘da Şii’ler Müslüman nüfusun çoğunluğunu oluşturuyor.

Dünyanın en kalabalık Şii nüfusu elbette İran’da yaşıyor. Nüfusunun yüzde 99’dan fazlası Müslüman olan İran’da kendini Şii olarak tanımlayanların oranı yüzde 90-95. İran’ın nüfusu 2017 sayımlarına göre 81 milyon.

Irak’ta kendisini Şii olarak tanımlayanların oranı Pew Research’in 2011 tarihli araştırmasına göre yüzde 51. Bu rakam günümüzde yüzde 45-55 arasında gösteriliyor. Aynı araştırmada kendisini Sünni olarak tanımlayanların oranı yüzde 42. Kayıtlarda Irak’ın 40 milyonluk nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olarak görülüyor.

Nüfusunun yüzde 97’si Müslüman olan Azerbaycan’da Şiilerin oranı yüzde 65-75 bandında gösteriliyor. Azerbaycan’ın nüfusu 2019 sayımına göre 10 milyon.

Bahreyn’deki Şiilerin oranı da yüzde 65-75. Ancak Bahreyn’de Müslüman nüfusun oranı yüzde 70. Ülkenin toplam nüfusu 2014 sayımına göre 1.3 milyon.

Müslüman nüfus içerisindeki Şiilerin oranları dikkate alındığında İran’ın ardından en yoğun Şii nüfusun yaşadığı ülkeler Azerbaycan ve Bahreyn olarak karşımıza çıkıyor.

Bu iki ülkeyi Irak (yüzde 45-55) ve yine aynı oranda Lübnan takip ediyor. Lübnan’daki Müslüman nüfus ise genel nüfusa oranla yüzde 61.

Suriye‘de iç savaş öncesi, 2009 verilerine göre ülke nüfusunun yüzde 93’ü Müslüman ve bunların yüzde 15-20’si kendini Şii olarak tanımlıyor. Ülkenin nüfusu 2018’de açıklanan CIA rakamlarına göre yaklaşık 19 milyon.

Yaklaşık 28 milyonluk nüfusa sahip Yemen’de 2014 verilerine göre Şii Zeydilerin oranı yüzde 45.

Ciddi oranda Şii nüfusa sahip diğer ülkeler ise şöyle: Afganistan (Yüzde 10-15), Pakistan (Yüzde 10-15), Suudi Arabistan (Yüzde 10-15), Türkiye (Yüzde 10-15).

TÜRKİYE’DEKİ ALEVİLİK VE BEKTAŞİLİK, ŞİİLİĞİN BİR ALT KOLU MU?

Tunceli'de "Uluslararası Sarı Saltık Ocağı Çalıştayı"
Tunceli’de “Uluslararası Sarı Saltık Ocağı Çalıştayı”   –   ©  AA / cafemedyam

Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeler İran’ın Şii nüfus üzerindeki etkisini yeniden gündeme getirdi.

Peki Türkiye’deki Aleviler de Şii nüfusa dahil mi?

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Onat:

“Hayır. Alevilik-Bektaşilik Şia’nın bir alt kolu değil.?

iki gelenek arasındaki benzerliğin tarihi arka planı şu şekilde..

Alevilik kavramı 19. Asrın ikinci yarısından sonra, daha çok da Kızılbaşlık kavramının yerine kullanılmaya başlanmıştır. Nusayriler de, 19. Asrın sonlarından itibaren kendileri için “Alevi” ismini kullanmışlardır. Suriye’de varlığını sürdüren Nusayrilik, her ne kadar “Alevi” adı kullanıyor ise de Şii-İmamiyye’nin bir alt koludur. Oysa “Anadolu Aleviliği” de denilen Kızılbaşlık ve Bektaşilik Şia’nın bir alt kolu değildir..

Kızılbaşlık, 16. Asra gidildiğinde Erdebil/ Safevi Tekkesi müridleri için kullanılan bir isimdir. Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar kendi müridlerini başka tarikatlardan ayırt edebilmek için onlara 12 dilimli bir kızıl taç giydirmiştir. Böylece Kızılbaş adı özellikle Erdebil Tekkesi müridi olan Türkler için övgü içeren bir isim olmuştur..

Çaldıran Savaşı Osmanlı – Safevi sınırının belirlenmesine yol açmış; bu savaştan sonra Safevi topraklarında kalan Kızılbaşların önemli bir kısmı zorla Şiileşmek durumunda kalmışlar; Osmanlı topraklarındakiler ise Erdebil Tekkesi ile bağları kopmuş olmasına rağmen, Kızılbaş olarak kalmışlardır. Bu bakımdan Kızılbaşlık Yesevi Geleneğine bağlı bir Sufi oluşumdur. Kızılbaş olabilmek için Kızılbaş anne-babadan doğmuş olmak gerekmektedir. Kızılbaşlık’ta velayet esastır; Şiilikte ise imamet.”

“BİR SÜNNİ İSTERSE BEKTAŞİ OLABİLİ”

Hasan Onat:

“Bektaşilik Hacı Bektaş Veli’yi pir kabul eden, kökleri Ahmet Yesevi’ye uzanan, bir Türk tarikatıdır. Bektaşiliğe Osmanlı’nın resmi tarikatı demek bile mümkündür. Yeniçeriler Hacı Bektaş Veli’yi pir kabul etmişler; ocağın 94. Bölüğünde bir Bektaşi Baba’sı hep bulunmuştur. Bektaşilik de Şia’nın bir alt kolu değildir.

Gerek Kızılbaşlıktaki, gerekse Bektaşilikleti “Ehl-i Beyt” sevgisi, Şiilik kanalıyla değil, Ahilik kanalıyla gelmiştir. Kızılbaş doğulur; Bektaşi olunur. Sünni gelenekten gelen bir kimse de isterse Bektaşi olabilir.”

İLGİLİ HABER

Euronews- Fatih Yetim

Görüntü editörü • Menekse Tokyay

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top