GENEL

TÜRK ERKEĞİ TANZİMAT’LA BERABER AVRUPALI OLMAYA MERAK SALINCA OĞLANDAN VAZGEÇİP KADINA DÖNDÜ

Kitapta bir Osmanlı Paşası, bir yandan vilayetleri yönetirken diğer yandan cinsel içerikli dizeler döktürüyor. Şimdi bırakın bir Paşayı, gazeteci böyle bir şey yapsa kıyamet kopar. O zamanki serbetliğin sebebi neydi?

MURAT BARDAKÇI’NIN, ‘OSMANLI’DA SEKS’ KİTABI

MURAT BARDAKÇI(50), TARİH HOBİSİ İLE BİLİNEN BİR GAZETECİDİR

Kitapta 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar Osmanlı’da yazılmış cinsel metinlerden örnekler var. Ama bu metinlerin cinsel tahrike sebep olacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, bilakis kahkalarla gülüyorsunuz..

Kitapta bazılarının hoşuna gitmeyecek gerçeklerden, meselá Osmanlı’daki biseksüel ilişkilerden de bahsediliyor..

Murat Bardakçı bunun için ‘Kitapta yazılanların hepsi bizim hikayemiz. Hiç gocunacak bir şey yok. Geçmişin iyi tarafına sahip çıkacağız, işimize gelmeyen tarafına sahip çıkmayacağız. Öyle şey olmaz’ diyor..

Bardakçı ile kedisi Recep eşliğinde bir röportaj yaptık.

Osmanlı’da Seks kitabını yazmaya nasıl karar verdiniz?

Murat Bardakçı:


“1980’lerin başında Milliyet Gazetesi’nde dizi olarak çıktığında, o yılın gazetecilik ödülünü almıştım. Kitap yapmak aklıma gelmemişti. Bir gün Atilla İlhan, ‘Sen bunu kitap yapsana’ dedi. İlk kez 1992’de kitap olarak çıktı. Piyasada artık bulunmadığından yeniden bastık. Bakıyorum, şimdi 20-25 yaşında olanlar, o zaman 10-12 yaşında çocukmuş.”

Kitapta Osmanlı’nın biseksüel ilişkileri açık açık yazılmış. Bu konuda toplumumuzun hassasiyeti malum, tepki almadınız mı?

Murat Bardakçı:


“Osmanlı ve İslam polisleri çıktı başımıza. Bu adamlar Osmanlı’yı kafalarındaki İslam devleti şablonuna oturtmaya çalışıyorlar. Bugün Osmanlı’yı savunanlar, İslam vasıtasıyla sahip çıkıyor, kültür olarak sahip çıkmıyor ki. Osmanlı’da kerhane ve meyhane yönetmeliği vardı, Kanuni zamanında devlet şarap ihraç edip vergi alırdı, bunların varolduğu devlet şeriat devleti değildir. İslam, imparatorluk İslamıydı. Ama şimdi köy İslamı hakim. Adam şehrin göbeğine cami yapıyor, tenekeden yeşil minare dikiyor tepesine. Köydeki binasının rengidir o. Köy İslamı, imparatorluk İslamını anlamaz. O yüzden de işlerine gelmeyene karşı çıkar. Ama kitapta yazılanların hepsi bizim hikayemiz. Hiç gocunacak bir şey yok. Geçmişin iyi tarafına sahip çıkacağız, işimize gelmeyen tarafına sahip çıkmayacağız. Öyle şey olmaz, hepsi bizimdir.”

Osmanlı’da biseksüellik niçin yaygındı?

Murat Bardakçı:


“Sadece Osmanlı’da değil ki, bütün dünyada öyleydi. 19. yüzyıl Fransası’nda eşcinselliğin cezası káğıt üzerinde kalmış olsa bile idamdı. Meselá iki büyük şair, Baudelaire ve Rimbaud, beraber yaşıyorlar ihbarıyla herkesin önünde muayene edilmişlerdi. ‘Osmanlı toplumu biseksüeldi ya da Osmanlı’da her şey yaşanıyordu’ diyenler, günümüze baksın. Gen değişmez, bugün o günün devamıdır. Tek fark gizli yaşanıyor olması. Osmanlı zamanında bu ilişkiyi yaşayanlara hafif bir gülümsemeyle bakılırdı ama kesinlikle kınama yoktu.”

Gen değişmez diyorsunuz ama bazı alışkanlıklar değişmiş. Mesela kitap, ‘Cinsel ilişkinin çokluğuyla övünüp, o sırrı başkalarıyla paylaşma’ diyor. Ama şimdi öyle bir anlatılıyor, öyle bir atıyorlar ki, tutana aşkolsun!


Murat Bardakçı:


” Memlekette tevazu teşhire döndü çünkü.”

EN CÜRETKÁR METİNLERİ BİR KADI YAZDI!”

Kitapta bir Osmanlı Paşası, bir yandan vilayetleri yönetirken diğer yandan cinsel içerikli dizeler döktürüyor. Şimdi bırakın bir Paşayı, gazeteci böyle bir şey yapsa kıyamet kopar. O zamanki serbetliğin sebebi neydi?

Murat Bardakçı:

” Toplumun hazmı vardı o zaman. Biz o hazmı, o kabullenmeyi, geniş görüşü kaybettik artık. Milli devletle, imparatorluğu karıştırmayın. İmparatorluğun şartları bambaşkadır. İmparatorluklar, her zaman geniş görüşlü olmak zorundadır. Modern devlet de öyle olmak zorundadır ama biz daha geçiş dönemindeyiz.”

Kitabın bir bölümü bahnamelere (cinsel içerikli kitap) ayrılmış. Bahnamelerin sayısı belli mi?

Murat Bardakçı:


“O zaman el yazması olarak vardı, sayıları belli değil. Bahnameler ilk dönem cinsel hijyen kitapları olarak yazılmıştır. İkinci dönemde pozisyon kitabı haline gelmiştir.”

CEVDET PAŞA: UTANCIMIZDAN OĞLANLARIMIZI SAKLADIK

Osmanlı’da muzır kavramı ne zaman yerleşmiş?

Murat Bardakçı:

” Devlet işine geldiğinde serbest bırakır, işine gelmediğinde sansürler. Ama Tanzimat sonrası Avrupa kanunlarının etkisiyle ‘Aman Batı’ya ayıp olmasın’ diye sansür var. Tarihçi Cevdet Paşa, ‘Tanzimata kadar delikanlılarımızla gül gibi geçinip gidiyorduk. Tanzimatta kadın modası başladı. Utancımızdan oğlanlarımızı evlerimizde saklamaya başladık’ demiştir.”

Kitabı yazarken en cüretkár bulduğunuz metinler neydi?

Murat Bardakçı:


” Dafiu’l-Gumum ve Rafiu’l-Humûm’ (Gamları Defeden ve Kaygıları Kaldıran Kitap) en realist, açık metinlerdir. Yazan da bir kadıdır. O metinlerden çok az şey nakledebildim. Hepsini en açık şekilde yazmış. Bu metinlerden edebiyat fakülteleri kaçıyor, utanıyor. Kamasutra’yı incelerler ama Evlileri İrşad Kitabı’ndaki cinsel ilişki dualarını yahut delikanlı baldırına gazel yazan Fazıl-ı Enderuni’yi incelemezler. Yahu bu senin kültürün al tez yap! Yok, kaçıyorlar.”

Osmanlı’nın seks kültürü, Hintlilerin Kamasutra’sından, Arapların Kokulu Bahçesi’nden daha mı aşağıdadır?

Murat Bardakçı:

” Bahnameler ticari kitaplardır. Diğerleri bir edebiyat türüdür, sanattır. Biz de biraz da İran etkisi vardır. Pozisyon kitabı olarak diğerlerinden daha aşağıdadır ama, şiirde açıklık olarak çok daha üstündür.”

HANEDAN’DAN BELGE RİCA EDİYORUM SAĞOLSUNLAR LÜTFEDİYORLAR

Herkes sizin Osmanlı ile ilgili bu kadar belgeyi nereden bulduğunuzu merak ediyor. Kaç yaşından beri belge topluyorsunuz?

Murat Bardakçı:

“İlk gençlik yıllarımdan beri ilgilendiğim konularla ilgili belge topluyorum. Sadece çalışacağım konuyu toplarım, yoksa koleksiyon yapmam, eskicilikten nefret ederim.”

Peki Osmanlı Hanedanı’nın mensupları niçin sadece size belge veriyor o zaman? Niçin üniversite ya da tarih kurumlarına vermiyorlar?

Murat Bardakçı:

” Ailenin hepsi bana belge vermiyor ki, bazıları veriyor. Aile bütün evrakı bana veriyor diye bir şey de yok. Yazdığım bazı konularda ricada bulunuyorum, konuların doğru bir şekilde çıkması için sağolsunlar lütfediyorlar. Dışarıda önemli bir devlet adamı öldüğü vakit bütün evrakı olduğu gibi alınır, enstitüye, üniversiteye verilir. Bizde o adet yok. Çünkü Osmanlı devlet adamının cumhuriyetle problemi olmuştur. Cumhuriyetin devlet adamının bile cumhuriyet ile problemi olmuştur. Bu yüzden bizde belge imha edilmiyor ama belge saklanıyor. Ben toprağa gömülü evrak aldığımı biliyorum.”

Son zamanlarda yaptığınız yayınlar arasında en çok konuşalanı Talat Paşa’nın evrakı oldu. Bu sadece bir yazı dizisi olarak mı kalacak?

Murat Bardakçı:

” Talat Paşa’nın evrakını kitap olarak çıkaracağım. İsmi, ‘Talat Paşa 1915 Olayları ve İttihad Terakki Belgeleri’. İttihad Terakki’inin aşk mektuplarından tutun, siyasi yazışmalara kadar özel yazışmalarını yayınlayacağım.”

HALİL HOCA VE İLBER HOCA İYİ TARİHÇİLERDİR YENİLERDEN DE ERHAN AFYONCU VAR

Osmanlıca’yı kimsenin bilmemesinden şikayet ediyorsunuz.

Murat Bardakçı:

” Osmanlıca’yı bildiğini zanneden entellektüel geçinen solcu kesim, önce Yunan Roma kültürüne merak sardı, sonra halk kültürü modasına… Duvarlarına çorap, tırmık, don falan astılar. Onları kesmedi, şimdi de Osmanlı kültürüne merak sardılar. Osmanlıca bildiğini zannediyorlar, bir şey bilmiyorlar. Osmanlı, konuşurken bizim konuştuğumuz gibi konuşuyordu ama resmi yazışmalarda başka yazıyordu. Osmanlıcayı bütün olarak bilenlerin sayısı çok az.”

Siz Osmanlıca’yı nasıl öğrendiniz?

Murat Bardakçı:

“Küçüklüğümden beri etrafımda hep eski Türkçe yazılırdı. Osmanlı kültür çevresinin içinde büyüdüm.”

Sizce şu anda en iyi tarihçiler kimlerdir?

Murat Bardakçı:

” Halil Hoca (İnalcık) ve İlber Hoca (Ortaylı) çok iyi hocalardır. Tarih mukayeseli bir bilimdir. Doğu’yu da, Batı’yı da bilecek. Bugün bizde iki tür tarihçi var. Biri İstanbul Üniversitesi’nin klasik ekolüdür. Bunlar Osmanlıca’yı okurlar ama geniş düşünemez, yorumlarına giremezler. Bir de Boğaziçi ekolü vardır. Bunlar Osmanlıca bilmezler, Batı kaynaklarını alır onu yorumlamaya kalkarlar. Mukayeseli tarih bilen azdır. Ama şimdi gençlerden çıkıyor, meselá Erhan Afyoncu bunlardan biridir.”

SALTANAT KURAN KADINLAR BIKTIRMIŞLARDI



Osmanlı’da i… olan padişah yoktur. Haremde yetişiyor, i… olur mu hiç? Biseksüel eğilimleri olduysa, bunun sebebi de kadınları sevmemelerinden ya da korktukları değil, kadınlardan bıkmış olmaları. Osmanlı’da kadınlar saltanatı vardı, padişahlar kadınların isteklerinden bıkıp usanıyordu. Ayrıca eşcinsel ilişki deyince erkeğin erkekle ilişkisi akla geliyor sadece. Kadınlarda da eşcinsel ilişki vardı. Erkekler hakkında yazılıp çizilenler daha fazla olduğu için en çok onları biliyoruz. Tek fark, kadınların dünyası daha kapalı, yazılı metin sayısı çok

Arapça zarif kelimesinden gelen ‘zürefa’nın lezbiyen anlamına geldiğini biliyor muydunuz?

Aslında kurmaca olan bu metinler o kadar büyük yankı uyandırdı ki, bu seri ‘Osmanlı’da Seks’ ismiyle kitap olarak basıldı. Fantazi edebiyatının en güzide örneklerinden biri olan bu eserden ilgi çekici noktaları sizler için derledik!

KILIÇ ALİ PAŞA HAMAMI’NDA SOYUNURKEN İSMAİL AĞA TARAFINDAN ÇOK BEĞENİLEREK İÇ OĞLANI YAPILAN YEMENİCİ BALİ OĞLAN…

“Kitapta, 1686 yılında Hamamcılar Kethüdası olan İsmail Ağa tarafından kaleme alınan Dellakname-i Dil Küşa yani Gönüller Açan Tellaklar Kitabı adlı uzunca bir metin yer alıyor..

İstanbul’un ünlü hamamları ve bu hamamlarda ‘kulamparaya peştamal çözen nazenin oğlanları’ anlatan İsmail Ağa’nın kitabı kaleme almasının sebebi ise yine bir hamam oğlanı..

Kılıç Ali Paşa Hamamı’nda ‘soyunurken’ İsmail Ağa tarafından çok beğenilerek ‘iç oğlanı’ yapılan Yemenici Bali Oğlan, ‘Bir kitap yazsan, içinde adımız geçse, tarihte hatırlansak’ deyince İsmail Ağa, İstanbul’daki 2 bin 123 ‘parlak’ tellaktan on birini seçerek anlatmaya başlamış..

Tabii başta Yemenici Bali Oğlan. Kethüda’nın coşkulu üslûbunun katkısıyla, ortaya Osmanlı’nın en renkli eşcinsel metinlerinden biri çıkmış..

İsmail Ağa, ‘mahbûb-ı ziba’ yani ‘yakışıklı sevgili’ diye andığı Yemenici Bali Oğlan için şunları söylüyor:

‘Henüz on beş yaşında ve güzellik tacı adının başında ve bu günahkârın mürg-i dili (gönül kuşu) yemenici oğlanın samur kaşında.’ Zavallı Yemenici, gaddarlıklarıyla nam salmış 59. Yeniçeri Ortası’nın acemilerinden. Şahbaz bir yoldaşının altındayken baskın verilince defterli olup Kılıç Ali Hamamı’nda soyunmaya başlamış. Kethüda’nın deyişiyle, ‘Amma camekân odada, amma içeri halvette o nazlı oğlanın firuze kâsesini ejder misali demir kazık millerle oymuşlar.”

KAYITLI İLK FAHİŞELER KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN DÖNEMİNDE…

Murat Bardakçı diyor ki;

‘İstanbul halkı için seks skandalları, sık rastlanan olaylardandır. Hiçbir dönemde de engellenememiştir.’

Kitaba göre ilk kayıtlı fahişelere Kanuni Sultan Süleyman devrinde rastlanmış. Kanuni döneminde İstanbul’da ün yapan ilk fahişelerin isimleri Arap Fatı, Giritli Narin, Atlıases Kamer, Kirteli Nefise ve Balatlı Ayni… 



İlk jigololar ise Yavuz Sultan Selim devrinde ortaya çıkmış.

MİLLİ KAHRAMAN BALİ BEY’İN EŞİNİN JİGOLO TUTKUSU…

“Yavuz Sultan Selim döneminin milli kahramanı olan Bali Bey’in karısı jigololara tutkunmuş. Varını yoğunu genç erkeklere veriyormuş. Çift bu yüzden pek çok kez kadılık olsa da, yaşananlar Yavuz’un kulağına gitse de Bali Bey’in karısı genç erkeklerle ilgilenmekten bir türlü vazgeçememiş.”

GÜNAH YALNIZCA HALK İÇİN…

“Lezbiyenlikle ilgili gerçek hikâyelerden biri Sadaret kaymakamı Osman Paşa’nın karısının başından geçmiş..

1810 yılında Sadaret kaymakamı olan Osman Paşa’nın en büyük zaafı İstanbul’un en namlı lezbiyenlerinden biri olan karısına aşırı düşkünlüğüymüş. Karısı bir çingene rakkaseye gönül verip evde hanımların katıldığı içkili, müzikli meclisler düzenleyince dedikodular alıp başını gitmiş..

Bu âlemler duyulunca, saraydan, ‘Karısına sahip çıkamayan devlete hiç çıkamaz’ yazılı fermanla Osman Paşa’yı devlet görevinden azletmişler. Günah yalnızca halk içindi.”

BİR HAYDUTA PEŞKEŞ ÇEKİLEN SİPAHİ MUSTAFA BEY…

“Bir kadızadenin gönül eğlencesiyken sokaklara düşen Sipahi Mustafa Bey, Mudurnu Dağı’nda ‘Kara Domuz’ namlı bir hayduda peşkeş çekilmiş..

İsmail Ağa’nın deyişiyle haydut, ‘Oğlancığı kıllı sineye çekip gözleri yaşına bakmayıp gümüş kümbetine demir kazık çakmıştır.’..

Haydudun diğer adamları da Sipahi Mustafa Bey’e tecavüz ettikten sonra zavallıyı, ‘Yürümeye mecali kalmamakla bir handa emanet yatağa koyup gitmişler.’..

Bu Sipahi Mustafa Bey de Fındıklı’daki Müftü Efendi Hamamı’nda defterli olmuş.”

KIZ SOFTA LAKAPLI ÜRGÜPLÜ İSMAİL…

“Kitapta anlatılan hamam oğlanlarından biri de Kız Softa namlı Ürgüplü İsmail.,

İstanbul’da hemşerisi Dağlı Mustafa’nın yanında kalırken, üçüncü gece bu niyeti bozuk hemşeri, “Oğlan, s….. yarî hiledir (dostça bir oyundur) deyip oğlancığı b’il-ikna (ikna ederek) rızasıyla fiilî livataya mübaşeret eyledikte (girişince) maslahatı begayet kebir olmakla İsmail bihuş oldukta gaddar herif işini tamam görmüştür..

Bu olayın ardından Kız Softa, İstanbul’da tezgâh arkası, dükkân, yangın yeri, mezbelelik birçok yerde soyunmuş nihayet Yıldızbaba Hamamı’nda beline peştamalı sarmış.”

TOKMAKÇI KALYONCU SÜLEYMAN…

“Kethüda Efendi’nin ‘âdem ejderhası’ diye anlattığı Kalyoncu Süleyman rağbet edilen bir ‘tokmakçıymış.’..

Bir gün kahvede otururken, Piyalepaşa hamamcısı ile tanışmış. Hamamcı, ‘Tamam, bana böyle şahbaz bir tokmakçı lazım’ deyip Süleyman’ı hamama almış.?

İsmail Ağa, bu âdem ejderhasının hamam muamelesini anlatırken adeta kendinden geçmiş: ‘Uzan beyim, paşam deyip nicesini baldır bacağa atar, kıvamı geldikte kendi peştemalını fora edip dal… müşterinin ayaklarını öper…’

“ARNAVUT ASILLI KINALIKUZU FİRUZ…”

“El, ayak parmakları kınalı olan Firuz, Arnavut asıllıymış. Bir hemşerisi Firuz’u hamama gelen kulamparalara tanıştırmış, el öptürmüş..

Hamamda yaşananları anlatan Kethüda Efendi, Firuz için de kalemini konuşturmuş:

“Efendim, ortaklık yoludur. Oğlanın başını tutmam gerektir deyip o lain Arnavud şaki, Firuz’un boynuna kol kemendini attıkça, oğlanın g… nur topu misali d… ki, aşk olsun o oğlana … basana.”

“LEZBİYEN İLİŞKİLER…”

Murat Bardakçı’nın kitabında Osmanlı’daki lezbiyen ilişkiler de anlatılıyor.

Arapça “zarif” kelimesinden gelme “zürefa”nın “lezbiyen”, “sevici” anlamında kullanıldığını belirten Bardakçı, bu merakın, İstanbul’da her dönemde ve özellikle yüksek kesimde revaçta olduğunu anlatıyor.

İLGİLİ HABER

Hürriyet / Şermin SARIBAŞ

Not: Metinler direkt kaynaklardan alınmıştır, üzerinde hiçbir değişiklik yapılmamıştır.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top