SAĞLIK

PANDEMİDEN TÜM DEVLET YÖNETİCİLERİ SORUMLU, HEPSİ YARGILANMALI

“Sağlık Bakanlığı genelgesi dikkate alınarak sanki meslek hastalığı ya da vazife malullüğü kabul edilmiş gibi bir algı oluştu ancak bunun gerçek olmadığını ifade etmek gerekiyor..”

“İKTİDAR SALGIN SÜRECİNDE DOĞRU BİR YOL İZLEMEDİ”

“AKP iktidarı dönemindeki tüm Sağlık Bakanları bu çöküşten sorumlu. Bugün yaşadıklarımızın sorumluları olarak her birinin anılması gerekiyor ve her birinin zaman içinde bu sorumluluk nedeniyle yargılanması gerekiyor.”

TTB Merkez Konseyi Başkanı Fincancı:

“Pandemiden tüm devlet yöneticileri sorumlu, hepsi yargılanmalı..

İktidar salgın sürecinde doğru bir yol izlemedi..

Hele ki üretimin devam ettiği koşullarda çalışanlar, hem toplu olarak bulundukları fabrikalar ve atölyelerde bu hastalığı daha fazla aldılar hem de kullanmak zorunda kaldıkları toplu ulaşımlarda virüsle kaçınılmaz olarak daha fazla karşılaştılar. Aldıkları bu virüsü eve taşımaları, evde de hane halkını bu virüsle enfekte etmeleri doğal bir sonuç..

Yukarıda saydığım nedenlerle bireysel değil merkezi bir sorumluluktan bahsetmek gerekiyor..

Kendi açıkladıkları verilere göre dahi 20 bine dayanmış ölüm sayılarıyla bunların önemli bir kısmının önlenebilir olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyordu. Bir filyasyon mekanizması işletilmiş olsaydı sıfırıncı vakaya kadar ulaşma imkânımız olacaktı. Dolayısıyla hastalık yayılmadan önlenebilecekti. Oysa bu yoğunluk nedeniyle temaslı taramalara bile yetişemediklerini biliyoruz. Önlenebilir ölümlerle karşı karşıyaysak bir yaşama hakkı ihlalinin de söz etmek mümkün.:

“Geçen süre içinde alınan tüm kararların yarattığı sonucun sorumlusu olarak iktidar topu, oluşturduğu bilim kuruluna attı, bilim kurulu ise iktidardan bağımsız açıklamalar yapmadı. Peki, bahsettiğiniz yaşam hakkı ihlalinden kim sorumlu?”

Fincancı:

“Bu neo-liberal politikanın hayata geçirilmesinin mimarı AKP ve dolayısıyla başından itibaren özellikle de AKP iktidarı dönemindeki tüm Sağlık Bakanları bu çöküşten sorumlu. Bugün yaşadıklarımızın sorumluları olarak her birinin anılması gerekiyor ve her birinin zaman içinde bu sorumluluk nedeniyle yargılanması gerekiyor, çünkü bunun bedeli yaşam hakkı ihlalidir..

Bugün geldiğimiz ve durduğumuz yer insanların yaşamlarını yitirmesine neden olmuştur. Diğer yandan İçişleri Bakanlığı’nın genelgeleriyle yönetilen bir salgın söz konusu olduğuna göre burada yalnız Sağlık Bakanı’nın değil İçişleri Bakanı’nın da sorumlu olduğunu görmek gerekir..

Bilim Kurulu’nun ise bilim insanları olarak bilimsel ilkeler çerçevesinde önerilerde bulundukları muhakkaktır, ancak bu önerilere uyulup uyulmadığına dair zaman zaman kendilerinin de değişik ortamlarda ifade ettikleri bir gerçek vardı. Onlar önerilerde bulunuyordular ama bu önerilere uyulması söz konusu olmuyor. O zaman bu önerilere uyulmamasında, merkezi bir karar veriliyor olmasında başta kimin sorumluluğu vardır diye düşünecek olursak tabii ki özellikle ‘Başkanlık Sistemi’yle birlikte bir tek adam yönetimine de dönüşmüş olan Türkiye’de, Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu vardır. Dolayısıyla bütün yaşam hakkı ihlallerine baktığımızda zincirleme bir sorumluluktan söz etmek mümkün.”


Bahsettiğiniz üzere sorumluluğu bulunan devlet yöneticilerinin, yaşam hakkı ihlali çerçevesinde nasıl bir yargılama sürecine tabi tutulması gerekir?

Fincancı:

“Bir bütün olarak baktığımızda hem kapitalizmin dayattığı sömürü düzeni hem de bu sömürü düzeninin yararlı bulan bütün devletlerin yönetimleri bu süreçte ortaya çıkan zararlardan sorumlu sayılmalı. Yeni bir dünya düzeni diye tanımlıyorsak, bu devlet yöneticilerini yargılayabileceğimiz büyük bir uluslararası ceza mahkemesiyle bu davaları önümüze getirmemiz ve belki bugün egemenlerin hukuku içinde yargıya yansıması olanağı olmazsa bile en azından toplum vicdanında yargılanmalarını sağlamamız gerekiyor. İnsan hakları mücadelesi içinden yakından bildiğim bir model uluslararası mahkemeler. Bu mahkemeler sadece savaşlar, toplu katliamlar, işkenceler, ağır insan hakkı ihlalleri ile sınırlı olmamalı. Uluslararası ceza mahkemeleri aynı zamanda kar hırsıyla yönetilen bir dünyada dünyayı tahrip edenlerin sorumluluğunu da ele alan bir yandan bakmalı.”

Fotoğraf: AA / cafemedyam

“GENELGEYLE ‘VAZİFE MALULLÜĞÜ’ KABUL EDİLMİŞ GİBİ BİR ALGI OLUŞTU ANCAK BU GERÇEK DEĞİL”

“vazife malullüğü” ve “meslek hastalığı” için istenen şartların bazı sağlık çalışanlarını kapsamayacağı belirtildi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı:

“Sağlık Bakanlığı’nın tarafından, yeni tip koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının ‘meslek hastalığı’ veya ‘vazife malullüğü’ hükümlerinden yararlandırılmalarına ilişkin yayınlanan genelgeyle ilgili..

Sağlık Bakanlığı genelgesi dikkate alınarak sanki meslek hastalığı ya da vazife malullüğü kabul edilmiş gibi bir algı oluştu ancak bunun gerçek olmadığını ifade etmek gerekiyor..

Yazının kendisinde de illiyet bağı arandığına dair bir ibare var. Ekte bulunan formlar var ve bu sorulara sağlık çalışanlarının yanıt vermesi bekleniyor. Örneğin, bu sorulardan biri aynı kurumda başka hastalanan sağlık çalışanı olup olmadığı sorusu. Oysa iş yeri hekimlerinin başka herhangi bir sağlık çalışanı olmadan tek başına hizmet verdiği koşullarda, fabrikalarda, atölyelerde hastalığın daha yaygın olduğunu bildiğimize göre; bu bir vazife malullüğü ya da meslek hastalığı olmanın yanına bile yaklaşamayacak. Bunun yanında tabii ki illiyet bağı aranması demek ispat yükünü sağlık çalışanına yüklüyor. Burada söz konusu olan doğrudan, hiçbir illiyet bağı aranmadan sağlık çalışanlarına vazife malullüğü ya da meslek hastalığının değerlendirilmesi olmalı. Dünyada da ülkelerin büyük çoğunluğunda bu uygulama yerleşmiş durumda. Türkiye’de SGK’ya bırakılmış, bir ispat yükünü sağlık çalışanına yükleyen bir yaklaşım var.”

TTB Kovid-19 İzleme Kurulu, 9 aylık süreci kapsayan değerlendirme raporunu çevrimiçi düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu / Fotoğraf: ttb.org / cafemedyam

TTB’DEN “GERÇEK VAKA SAYISI” AÇIKLAMASI GELDİ…

“En iyi ihtimalle 3 milyon olması gerekiyor!”

TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı son rakamların da gerçeği yansıtmadığını savundu

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı:

“Sağlık Bakanlığı’nın son açıkladığı rakamların tamamen şeffaf olmadığını belirtmeliyim..

Tabloda 20 milyon testten söz ediliyor. Mart ve nisanda yüzde 10’larda olan pozitiflik oranlarının kasım ortasından bu yana yüzde 30’lara çıktığını biliyoruz. En iyi ihtimaliyle tekrarlayan testler olduğunu düşünerek yüzde 15 ortalamayla test pozitifliği olsa vaka sayılarının 3 milyon olması gerekiyor.”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kovid-19 İzleme Kurulu, Türkiye’de ilk Kovid-19 vakasının resmi olarak açıklanmasından bu yana geçen 9 aylık süreci kapsayan değerlendirme raporunu, çevrimiçi düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.

TTB’nin Youtube ve Periscope kanallarından canlı yayımlanan basın toplantısına TTB Merkez Konsey üyeleri, TTB Kovid-19 İzleme Kurulu üyeleri ve raporun hazırlanmasında emeği geçen hekimler yer aldı.

FİNCANCI: “AÇIKLANAN TABLONUN ŞEFFAFLIĞI HALEN TARTIŞMALI

Basın toplantısının açılış konuşmasını yapan TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, TTB’nin vaka sayılarına ilişkin şeffaflık talep etmesi sonrasında Sağlık Bakanlığı’nın vaka ve hasta ayrımı yaparak bir tartışma başlattığını, son günlerde toplam vaka ve hasta sayılarını tablosuna eklediğini fakat halen şeffaflığın tartışmalı olduğunu belirtti.

Salgının sınıfsal karakterine dikkat çeken Korur Fincancı, toplum genelinde %4,4 olan vaka oranının DİSK’in araştırmasına göre işçilerde %7,3; Sağlık Bakanı’nın açıklamasına göre sağlık çalışanlarında ise %11,3 olduğunu ifade etti ve Kovid-19’un meslek hastalığı olarak tanınması gerektiğini dile getirdi.

Şebnem Korur Fincancı’nın ardından Kovid-19 Pandemisi 9. Ay Raporu’nun hazırlanmasında emeği geçen hekimler söz aldı.

“GELİNEN NOKTADA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ BİR SORUMLULUĞU YOK ”

Dr. Neyyire Yasemin Yalım yaklaşık 9 aydır sürmekte olan ve bu süreç boyunca tümüyle sağlık otoritesi tarafından yönetilen bir salgında triyaj kavramının yeri olmadığını açıkça vurgulamak gerektiğini belirtti..

İçinden bulunulan durumun ne beklenmedik ne de acil olduğunu ifade eden Yalım, sağlık otoriteri tıbbın tümüyle başka bir alanında söz konusu olan ve uygulayıcılarını etik açıdan sorumluluktan muaf kılan bu kavramın arkasına sığınılamayacağının söyledi. Yalım, sürecin yönetilememesi nedeniyle gelinen noktada sağlık çalışanlarının bir sorumluluğu olmadığının altını çizdi.

“170 BİN SAĞLIK ÇALIŞANI BELKİ DE HASTA ”

Sağlık çalışanlarının sağlığı söz konusu olunca söz alan Dr. Özlem Kurt Azap, aylardır sağlık çalışanlarına dair veriler paylaşılmadığına; aylar sonra ise Toplum Bilim Kurulu’nun bir üyesinin 6 Kasım’da sağlık çalışanlarında 40 bin vaka sayısı verirken, Sağlık Bakanı’nın 9 Aralık’ta 120 bin verisi sunduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Özlem Azap Kurt:

“6 Kasım’da toplum bilimi üyesi bir kişi Covid-19 olan sağlık çalışanı sayısı 40 bin diyor. Önceki gün bakan ‘120 bin’ diyor. Dünyada aşağı yukarı yüzde 10’u sağlık çalışanıysa vakaların, dün bakanlığın açıkladığı sayılar 1 milyon 700 binin üzerindeyse demek ki 170 bin sağlık çalışanı belki de hasta. Belkideler insanı çok rahatsız ediyor” dedi.

“AŞIYLA İLGİLİ DE PEK ÇOK BİLGİ KİRLİLİĞİ VAR”

Rapor sunumunda Dr. Vedat Bulut da güncel aşı çalışmalarına ait bilgilendirmelerde bulundu.

 Koruyucu sağlık hizmetlerinden sorumlu Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun görevi olmasına karşın aşı ihalesini ikinci ve üçüncü basamak hizmetlerinden sorumlu Kamu Hastaneleri Birliği’nin yürüttüğünü kaydeden Vedat Bulut:

 “Bir pandemide en kötü yönetim, belirsizlik yaratmaktır. Aşıyla ilgili de pek çok bilgi kirliliği var. Bağımsız kuruluşlarca onay süreci belgelendirilmiş her türlü aşı güvenlidir. Yeter ki bilgiler kamuoyuyla şeffaf paylaşılsın..

Türkiye’de kullanılacak aşının hangisi olacağı, ne kadar miktarda alınacağı, hangi bilgilendirmelerle tescilleneceği, hangi tarihte aşı kampanyasına başlanacağı belirsizliğini korumaktadır.” 

SAĞLIK BAKANLIĞI’nın BÜTÇESİ

2021 sağlık bütçesini değerlendiren Deniz Erdoğdu, genel bütçede sağlığa ayrılan payın %5,7’de, koruyucu hekimlik için ayrılan payın da %1,4’te kalmasını eleştirdi, 2021 sonuna kadar sürecek salgın yönetiminin sıkıntı yaratacağını belirtti.

Kovid-19’un meslek hastalığı kabul edilmesine ilişkin konuşan İbrahim Akkurt, statünün “vazife malullüğü” olarak tanımlanmaya çalışıldığını, oysa hukuki olarak illiyet bağının kurulabilmesi için meslek hastalığı tanımının tüm sağlık çalışanları için geçerli olmasını sağlayan bir yasaya ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Toplum tabanlı örgütlenmemesi sonucu hastaları acillere yönlendiren sağlık sisteminin, pandemi döneminde acil servislerdeki yoğunluğu daha da artırdığını vurgulayan Özgür Karcıoğlu, acillerdeki yoğunluğun, teknik olanaksızlıkların ve sıkışık yapıların pandemi ve non-pandemi hastaların birbirinden ayrılmasında da sıkıntılar yaşandığını aktardı.

Esin Davutoğlu Şenol, Kovid-19 tanısının sadece PCR pozitifliğiyle mi konulduğu, hidroksiklorokin ve favipiravir kullanımının tedavideki yeri, izolasyon sürelerinin kısaltılması gibi sorulara yanıt verdi ve raporun sıkça sorulan sorular kısmında ayrıntılı olarak yanıt vermeye çalıştıklarını söyledi.

“FİLYASYON SİSTEMİNİN İNŞASINA DAİR BİR PLANLAMA ŞART ”

Filyasyon çalışmalarında yaşanan sorunların ayrıntılarını Dr. Aslı Davas aktardı.

Sağlık çalışanı sayısının yetersizliği, uzun çalışma süreleri, saha çalışmalarına katılıp evlere ilaç tedarik eden ekipler için bir destek mekanizması kurulmaması, gecikmeler sonucunda şiddet olaylarının artması, izolasyon için gereken tedbirlerin alınmaması gibi sorunları sıralayan Davas, aşı konusunda adımlar atılsa dahi filyasyon sisteminin inşasına dair bir planlamanın şart olduğunun altını çizdi.

Davas:

“Sağlık çalışanı sayısı yetmediği için dışarıdan destek alınıyor. Salgının iyice alevlenmesiyle birlikte öğretmenler ya da diğer kamu çalışanları arasından görevlendirme olduğunu görüyoruz. Arkadaşlarımız günde 16 saat aralıksız çalışıyorlar. Geceleri çalışan arkadaşların kendi güvenlikleriyle ilgili bir önlem de alınmış değil. Buraya gittiklerinde gecikmeler olduğu için ya da bir doktorla karşılaşmadıkları için çok ciddi şiddet sıkıntıları yaşayabiliyorlar”

Tıp eğitimini bir bütün olarak ele alan Dr. Zeynep Solakoğlu, önerilerini şöyle sıraladı:

“Aşılama sürecinde tıp öğrencilerinin öncelenmesi; YÖK’ün sağlık eğitimi veren kurumlarda gerekli olması durumunda süre uzatımını ele alması; sınavlardaki güvenlik açıklarının giderilmesi; YÖK’ün sağlık alanında daha küçük ama özel bir çalışma grubu kurması.”

KANSER PANDEMİSİ TEHLİKESİ

Kovid-19 pandemisinden etkilenen hastalık gruplarının başında kanser hastalarının geldiğini söyleyen Dr. Halis Yerlikaya, kansere erken evrede tanı konması büyük önem taşırken Kovid-19’a yoğunlaşıldığı koşullarda bir “kanser pandemisi” gibi bir beklentinin ortaya çıktığını ve sağlık sisteminin birinci basamaktan başlamak üzere yeniden düzenlenmesi gerektiğini dile getirdi.

“GERÇEĞİ YANSITMAYAN VERİLER BİLE SALGIN SÜRECİNİN BAŞARIYLA YÜRÜTÜLMEDİĞİ ORTAYA KOYUYOR ”

Dr. Nasır Nesanır, bir pandeminin başarılı yönetilip yönetilmediğini ortaya koyan “fazladan ölümler” olgusunu bir sunum eşliğinde ele aldı.

Türkiye’de, İstanbul’da, Mersin’de, 10 ilde ve 20 ilde fazladan ölüm verilerini ayrı ayrı tablolarla değerlendiren Nesanır:

 “Ders çıkarmanız gereken noktada gerçeği yansıtmayan veriler bile salgın sürecinin başarıyla yürütülmediği ortaya koyuyor. Sorunu çözecek olan; insan özgürlüğünü, eşitliğini ve doğayı göz ardı etmeyen sınıfsal, politik ve ekolojik bir bakış açısıdır” dedi.

Dr. Ali İhsan Ökten sahada durumun çok kötü olduğunu, kendi çalıştığı hastanede bile acil tıp asistanlarının yarısının Kovid-19 tanısı aldığını aktarıp sağlık çalışanlarının durumuna ilişkin çalışmalara ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi.

Dr. Onur Naci Karahancı da Kovid-19’un pandemiden çok; sosyal, politik gibi çok yönlü değerlendirilmesi gereken bir sindemi olduğu vurgusunu yineledi, “Ekolojik, barışık bir yaşamla böyle salgınların yaşanmayacağı bir dönemi tartışmamız gerekir” diye konuştu.

İLGİLİ HABER

Mezopotamya Ajansı, Independent Türkçe

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top