BİLİM & TEKNOLOJİ

CİNSEL HAKLAR, CİNSEL ŞİDDET ve RUHSAL TRAVMALAR

Türkiye’de çocuk istismarı ile kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddetin boyutları her geçen gün artmakta, çocuklar ve kadınlar cinsel şiddetin trajik sonuçları ile baş başa bırakılmaktadır.

CİNSEL HAKLAR VE CİNSEL ŞİDDET

Kadınların ne yapması, nasıl davranması, ne kadar eğitim alacağı, parasını nasıl harcayacağı, nasıl giyineceği hatta kiminle evleneceği gibi temel seçimleri kural koyucu, yasa koyucu erkekler tarafından belirlenmektedir.

Kadınların eğitilmemeleri, emekleri karşılığında ücret almamaları ya da erkeklerden daha düşük ücret almaları, daha düşük sosyal konumda yer almaları şiddete uğramalarını arttırmaktadır.

Cinsellik her insanın kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cinselliğin tam olarak gelişimi temas, mahremiyet, duygusal ifade, zevk, şefkat, aşk gibi temel insan ihtiyaçlarının doyumuna bağlıdır. Cinsellik birey ile sosyal yapılar arasındaki etkileşim aracılığıyla oluşur. İnsan davranışı ve cinselliği bedensel, psikolojik, sosyal koşullardan etkilenir. Cinsellik salt cinsel organlara sınırlı değildir. Cinsellikle ilgili duygu, düşünce ve çok kere hatalı olabilen yerleşmiş inançlar vardır. Cinselliğin sağlıklı gelişimi bireysel, kişilerarası ve toplumsal mutluluk/iyilik için temel gereklerden biridir.

Cinsel haklar ve cinsel sağlık hakkı, özgürlüğe, onura ve her bir insanın eşitliğine dayalı evrensel temel insan haklarıdır. Bireylerin ve toplumların cinsel sağlıklarının gelişiminin temini için aşağıdaki cinsel haklar tanınmalı, teşvik edilmeli, saygı gösterilmeli ve toplumlar tarafından savunulmalıdır. Cinsel sağlık bu cinsel hakların tanındığı, saygı duyulduğu ve uygulandığı ortamlarda mümkündür.

Cinsel özgürlük hakkı: Cinsel özgürlük bireylerin tüm cinsel potansiyellerini ifade etmelerine olanak verir. Ancak her türden cinsel zorlama, istismar ve taciz yaşamın her anı ve durumunda bu özgürlüğün dışındadır.

Cinsel otonomi, cinsel bütünlük ve vücudun güvenliği hakkı: Bu hak kişinin kendi kişisel ve sosyal etiği çerçevesinde kendi cinsel hayatıyla ilgili kendi kendine karar verebilme gücünü içerir.

Cinsel mahremiyet hakkı: Başkalarının cinsel haklarına müdahale edilmediği sürece yakınlaşma konusunda bireysel karar verme ve davranma hakkıdır.

Cinsel eşitlik hakkı: Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, ırk, sosyal sınıf, din veya fiziksel ve zihinsel engel gözetilmeden hiçbir ayırıma maruz kalmama hakkıdır.

Özgürce cinsellik içeren ilişki kurma hakkı: Bunun anlamı evlenme ya da evlenmeme, boşanma ve başka çeşitli sağduyulu cinsellik içeren ilişkiler kurabilme ihtimalinin olmasıdır.

Cinsel zevk hakkı: Cinsel zevk, otoerotizm dâhil olmak üzere, fiziksel, psikolojik, akli ve ruhsal refah kaynağıdır.

Duygusal cinsel ifade hakkı: Cinsel zevk erotik haz ve cinsel eylemlerden daha fazlasıdır. Bireylerin cinselliklerini iletişim, dokunma, duygusal ifade ve aşk aracılığıyla ifade etme hakları vardır.

Özgür ve sağduyulu üreme seçimi yapma hakkı: Çocuk sahibi olma veya olmamayı seçme hakkını, çocuk sayısına ve ne kadar aralıkla olacağına karar verme hakkını ve doğurganlık düzenlemeleriyle ilgili tüm tedavilere tam erişim hakkını içerir.

Bilimsel araştırmaya dayalı cinsel bilgi edinme hakkı: Cinsel bilginin bilimsel açıdan etik araştırmalar sonucu elde edilmiş olması ve bütün sosyal seviyelerdeki kişilere uygun şekilde yayılması gerektiğini ifade eder.

Kapsamlı cinsellik eğitimi hakkı: Bu, doğumdan başlayarak yaşam boyu devam eden bir süreçtir ve bütün sosyal kurumları kapsamalıdır.

Cinsel sağlık bakımı hakkı: Cinsel sağlık bakımı tüm cinsel endişe, sorun ve hastalıkların engellenmesi ve tedavisinde mevcut ve ulaşılabilir olmalıdır.

Türkiye’de çocuk istismarı ile kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddetin boyutları her geçen gün artmakta, çocuklar ve kadınlar cinsel şiddetin trajik sonuçları ile baş başa bırakılmaktadır. Kadına yönelik şiddet “kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” olarak tanımlanıyor. BM Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi kadına yönelik şiddetin “kadınlara yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı ve bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen bir şiddet” olduğunu belirtmektedir. Kadın ruh sağlığını olumsuz etkileyen en temel iki etken şiddete maruz kalma ve kadına uygulanan sistematik şiddetin bir parçası olarak yoksulluktur. Günümüzde en ilkel toplumlardan en gelişmiş toplumlara kadar bütün kadınlar geleneksel kavramların da etkisiyle fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kalmaktadır. Kadınların ne yapması, nasıl davranması, ne kadar eğitim alacağı, parasını nasıl harcayacağı, nasıl giyineceği hatta kiminle evleneceği gibi temel seçimleri kural koyucu, yasa koyucu erkekler tarafından belirlenmektedir. Kadınların eğitilmemeleri, emekleri karşılığında ücret almamaları ya da erkeklerden daha düşük ücret almaları, daha düşük sosyal konumda yer almaları şiddete uğramalarını arttırmaktadır. Kadınlar en sık eşleri, sevgilileri, sevgili adayları ve cinsel partnerleri tarafından duygusal, fiziksel ve cinsel şiddete maruz bırakılmaktadırlar. Kadına yönelik şiddet sonucunda kadınların bedensel, ruhsal, cinsel ve üreme sağlıkları bozulmakta, gebelik ve lohusalık döneminde sağlık problemleri ile karşılaşılmaktadırlar.

Tüm dünyada ülkeden ülkeye değişmekle birlikte kadınların ortalama yüzde 70’e yakını erkekler ve özellikle eşleri/sevgilileri tarafından çeşitli şekillerde şiddete maruz bırakılmaktadırlar.  Ülkemizde 18 yaşından önce evlenen her iki kadından biri, 18 yaşından sonra evlenen her üç kadından biri yakınlarındaki erkekler tarafından fiziksel ve/ya da cinsel şiddet görmekte, eğitim düzeyinin düşük olması şiddet görme riskini artırmaktadır.  TÜİK 2014 verilerine göre Türkiye’de 15-59 yaş grubundaki kadınların yüzde 37,5-42,5’i yaşamlarının herhangi bir döneminde fiziksel ve cinsel şiddete maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. TÜİK verilerinde; Cumhuriyet Başsavcılıklarında sonuçlanan soruşturmalarda cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suç (TCK 102-105) sayısının 2010 yılında 79 bin 708, 2011 yılında 87 bin 392, 2012 yılında da 91 bin 979 olduğu belirtilmiştir. 2012 yılında cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda açılan davaların yüzde 44’ünde mahkûmiyete hükmedildiği, yüzde 23’ünde de beraat kararı verildiği belirtilmiştir. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda 2005-2012 yılları arasında yüzde 41 artış meydana gelmiştir. Öte yandan bu sayının 100 katından fazlası erken yaşta evlendirilmek suretiyle cinsel açıdan örselenmektedir: 15-19 yaş grubunda 259 bin evli kadın bulunmaktadır.

Savaş ve çatışma ortamlarında kadınlara yönelik her tür şiddet artar. Toplumun kadın bedenine yönelik mülkiyet algısı kadınlara yönelik cinsel saldırının yüzyıllardır bir savaş silahı olarak kullanılmasının başlıca nedenidir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini giderme yönünde etkili ve kalıcı düzenlemeler yapılamayan toplumumuzda beden dokunulmazlığı ceza kanununda yer bulmakla beraber; adalet uygulamalarına yansımamış, cinsel saldırı ya da istismara maruz kalan kadın ve çocuklar, toplum ve adaletin uygulamaları ile yeniden ve yeniden yıpratılmış, örselenmişlerdir. Cinsel şiddete maruz kalanlar önleyici bir sistemin yokluğu, yani toplumun ve otoritenin ihmali nedeniyle zarar görmektedirler.

Şiddetin her türü gibi cinsel şiddet (cinsel taciz, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı) toplumun her kesimini ilgilendiren, yaygınlığı, birey ve toplum üzerine olumsuz etkileri nedeniyle birden çok alanda mücadele edilmesi gereken önemli bir sorundur. Ruh sağlığı ve hastalıkları çalışanları şiddete maruz kalanlarla akut ve uzun dönemde etkileriyle ilgili yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Cinsel suç olarak kabul edilen eylemlerin, saf bir cinsel eylem olarak kabul edilmesi doğru değildir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) tanımlamasına göre cinsel şiddet; mağdurun rızası olmadan, baskı kullanarak ya da rızasının aranmayacağı durumlarda (uyutucu-uyuşturucu ilaç etkisi altında, zihinsel engelli olmak gibi) herhangi bir cinsel hareket, girişim ve/veya cinsel içerikli sözler ile kişinin fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden zarar görmesidir. Cinsel suçlar daha sıklıkla şiddet uygulanmasının, başkası üzerinde güç kullanımının ve iktidar sergilenmesinin aracı olarak kullanılmaktadır. Bu eylemlerin yinelemesinin önüne geçilmesinde sadece cinselliğin ele alınması yetersizdir.

CİNSEL ŞİDDETE VERİLEN TEPKİ VE ŞİDDETİN YOL AÇTIĞI RUHSAL TRAVMALAR

Cinsel şiddet ikna, kandırma, tehdit ya da zor içeren yöntemlerle uygulanmış olabilir. Maruz kalan istismarı açığa çıkardığında kendisinin ya da yakınlarının başına kötü şeyler gelebileceğinden korkar.

Cinsel şiddet (taciz, istismar, saldırı) çeşitli nedenlerle gizli kalan önemli bir halk sağlığı sorunudur. 

Hemen her toplumda seyrek olmadığına ilişkin ciddi işaretler görülmekle birlikte gerçek yaygınlığı bilinmemektedir. Cinsel taciz, saldırı ve istismar kolaylıkla ortaya konamaz. Cinsel şiddetin ruhsal ve bedensel sağlık açısından ağır bedelleri olabilir. Bedensel olarak hasar görmüş dokuların iz bırakmadan iyileşmesi olasıdır. Pek çok ruhsal belirti erken dönemde ortaya çıkmayabileceği gibi, maruz kalan kişi ya da çocuk durumu ilk etapta kavrayamayabilir, anlatamayabilir, çelişkili ifadeler verebilir, bu özellikler ruh sağlığı çalışanları, tüm branşlardan sağlıkçılar, kolluk kuvvetleri ve yargı organları tarafından göz önünde bulundurulmalıdır.

Cinsel şiddete maruz kalanların kendilik algısı, kendilik değeri, kimliği, ilişkileri ve dünyaya bakışı zedelenir. Kimlik zedelenmesi en çok çocuk ve ergenleri etkiler. İstismara uğrayan çocuğun aile bireyleri, ailenin geçimine katkı sağlayan kişileri, arkadaşlarını ve yakınlık duydukları kişileri, aile sistemlerini sorgusuz koruma eğilimi vardır. Tanımadığı ve güven ilişkisi kurmamış olduğu kimselere, onlar hakkında olumsuz olabilecek bilgiyi vermekten kaçınır. Okul öncesi dönemdeki çocuk bile sezgisel olarak bu biçimde davranma becerisine sahiptir. Cinsel şiddete maruz kalanlar istismarı anlattığında kendisine inanılmayacağını, suçlanacağını, ayıplanacağını ya da cezalandırılacağını  düşünebilir. İçinde bulunduğu korku ve şaşkınlık, yaşadıklarını sözelleştirmesini zorlaştırabilir. Yaşadıklarını anımsadığında utanç duyduğu için anlatarak yeniden yaşamaktan kaçındığı sık görülür. Çünkü travmanın yeniden anımsanması en az travmanın kendisi kadar rahatsız edicidir.

Cinsel şiddet ikna, kandırma, tehdit ya da zor içeren yöntemlerle uygulanmış olabilir. Maruz kalan istismarı açığa çıkardığında kendisinin ya da yakınlarının başına kötü şeyler gelebileceğinden korkar. Aile dışından ya da içinden, tanıdıkları ya da tanımadıkları kişiler tarafından cinsel şiddete maruz kalanlar aile bireylerinin, failin ya da yakınlarının konuşmama yönündeki baskısına uğramış olabilir. Şikâyette bulunmuş olsa bile çevre baskısı nedeniyle şikâyetini geri çekip bunda ısrarcı olabilir. Maruz kalanın tüm bunları açıklıkla ifade edebilmesi için tamamen güvene dayalı bir ortam ve ilişki sağlanmalıdır. Cinsel şiddet özellikle çocuk ve gençlerde gelişim halindeki gelişimi doğrudan etkilediği için sağlıklı bireylerde hastalık yaratan bir etken olup şiddeti uygulayanın bir başka birey olması, olguya suç niteliği kazandırır. Bir insanın başka bir insanın hastalanmasına neden olabildiği bu durum, hem tıbbı hem de adaleti ilgilendiren bir durumdur; tıp hastalığı saptamak ve tedavi etmekle yükümlüyken adalet de suç niteliği kazanmış bu davranışı cezalandırarak, olası failleri caydırmakla yükümlüdür.

Sadece ceza ve yaptırımların ağırlaştırılmasının caydırıcı etkileri olduğu ve toplumda adalet duygusunun tesisini sağladığına ilişkin yaygın kanının aksine bu etkisizdir, hatta olumsuz sonuçları vardır. Cinsel suçların önlenmesi, yinelemelerin önüne geçilmesi ancak cinsel taciz ve istismara zemin hazırlayan toplumsal değerlere, cinsiyet eşitsizliğine müdahale edebilecek kapsamlı politikalar geliştirilmesi mümkündür. Bu konuda kamu duyarlılığının arttırılması, maruz kalanın adalet sistemine erişiminin kolaylaştırılması gereklidir. Şikâyet, başvuru, soruşturma ve yargılama aşamalarında maruz kalanın yeniden travmatize edilmesini engelleyici protokoller uygulanmalıdır. Failin erişimini ortadan kaldıran koruyucu tedbirlerin düzenlenmesi, caydırıcılığı olan ceza ve yaptırımların hayata geçirilmesi, bireyin ve toplumun adalet duygusunu zedeleyen haksız tahrik, iyi hal indirimleri ve salıverilmelere bir son verilmesi gerekmektedir.

Beden iyileşse ruhsal yapı üzerindeki etkisi ciddiye alınıp tedavi edilmezse yaşam boyu sürecek bir yara açılmış ve kişi bu yarayla kendi haline bırakılmış demektir. Cinsel şiddetin saldırı boyutuna varması çok daha travmatiktir.

RUHSAL TRAVMA NEDİR?

Kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik yaratan, çoğu kez olağandışı ve beklenmedik olayların yol açtığı etkilere ruhsal travma diyoruz. İnsan hayatında sıkıntı ve üzüntü yaratan pek çok olay olur, ancak bunların tümü ruhsal travma yaratmaz. Olay korku, dehşet veya çaresizlik hissi yaratmışsa, kişinin kendisinin ya da yakınının ölüm veya yaralanma tehlikesi varsa ruhsal travma olarak adlandırılır. İnsan eliyle yapılan savaş, işkence, cinsel şiddet ruhsal sorunlara yer açan travmalardandır. Ruhsal travmalardan sonra en sık görülen depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) görülür. Kadınlar, geçmişte ruhsal travma yaşayanlar, başka ruhsal veya bedensel hastalığı olanlar ve travmayı daha şiddetli yaşayanlar daha fazla risk altındadır. Ruhsal travma ne kadar şiddetli yaşanmış ise, travma sırasındaki korku ne kadar fazla ise ruhsal etkiler de o kadar fazla ve uzun sürelidir.

Travma sonrasında kişinin olayın etkileriyle başa çıkmak için şokun etkisinde, olay olmamış gibi davranması, unutmaya çalışmasına sık rastlanır. Bu kişilerin iyileşmesi daha fazla gecikirken, sorunlar için yardım arayan, sorunlarını başkalarıyla paylaşan, hakkını arayan kişiler daha çabuk iyileşmektedir. Kişinin elde edebildiği sosyal destek de travma sonrasında iyileşmeye olumlu etkide bulunur. Sosyal destek yetersiz ise özellikle depresyon belirtileri daha fazla hissedilmektedir.

Yapılan çalışmalar travmalardan sonraki ilk günlerde olayı yaşayan kişilerin çoğunun ruhsal olarak etkilendiğini, korktuğunu, kâbuslar gördüğünü, ancak bu belirtilerin birçok kişide günler veya haftalar içinde geçtiğini gösteriyor. Ancak etkilenen her 5-6 kişiden birinde belirtilerin düzelmesi çok daha uzun sürebiliyor, bazen ise yıllarca devam edebiliyor. Bu nedenle suçlar zaman aşımına uğrasa da travmanın etkileri zaman aşımına uğramıyor. Travmatik olaydan herkesin aynı oranda etkilenmediği açıktır. Travmayla ilgili az sayıda ruhsal belirtisi olsa da hayatı çok fazla etkilenmemiş birçok insan vardır. Bazı kişiler için ise travmatik stres belirtileri iş ve sosyal hayatı çok ciddi biçimde engelliyor olabilir. Bu nedenle travmanın etkilerinin giderilmesi için herkesin ihtiyacına göre farklı tedavi yaklaşımları planlanmalıdır.

TRAVMA YAŞAYANLARDA AŞAĞIDAKİ BELİRTİLER GÖRÜLÜR:

Yeniden yaşama (hatırlama): Olaydan çok sonra bile olayla ilgili anıların istemsizce zihnine gelmesidir. Bu anıların canlanması kişiyi genellikle çok rahatsız eder ve iç sıkıntısı, çarpıntı, terleme, titreme, nefes alamama gibi bunaltı belirtilerine yol açar. Bazen de kişi olayı gerçekten yaşıyor gibi olur. 

Kaçınma: Kişi olayı hatırlatan yer, durum, konuşma, hatta duygu ve düşüncelerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışır. Olayı hatırlamak büyük bir sıkıntı, acı ve korku hissine yol açtığı için kişi olayı hatırlatan yerlere gitmez, bu konulardan bahsetmez veya konuşulan yerlerden uzak durur. Travma yaşamış kişilerde bazen olayın ayrıntılarını unutma durumu görülebilir. Genellikle olayın en sıkıntı verici bölümleri unutulur veya çok güçlükle hatırlanır. Bu durum “olayı düşünmek istememek”ten farklıdır ve kişi hatırlamak istediği halde hatırlayamaz.

Ruhsal travmalardan sonra insanlardan uzaklaşma, gelecek beklentisinin kalmaması gibi belirtiler de görülebilir. “Benim yaşadıklarımı kimse anlayamaz” biçiminde düşünme ve yalnızlaşma sık görülür. Kişiler olayı yaşamamış kişilerden duygusal olarak uzak hissedebilirler, duygularında körelme olur, sevinç ve üzüntü hissedemeyebilirler. Bazen kendilerine yardım etmeye çalışanlara öfke duyabilirler, bazı kişiler sadece aynı travmayı yaşamış kişilerle görüşüp, diğerleriyle ilişkiyi kesebilirler. Gelecekle ilgili plan yapılamadığı için sadece o günü yaşama, aktivitelerde azalma görülebilir.

Aşırı uyarılma: Ruhsal travmadan etkilenmiş kişiler kendilerini diken üstünde, sürekli tetikte hissedebilirler. Her an o olay tekrar olacakmış gibi gelebilir. Davranışlarını bu ihtimali düşünerek şekillendirirler, bu konuda aşırı tedbirli davranırlar. Aşırı uyarılmanın diğer göstergeleri ani ses ve hareketlerde irkilme veya yerinden sıçramadır. Kapı çarpması, yüksek sesle konuşma, birinin aniden odaya girmesi gibi beklenmedik durumlar kişinin yerinden sıçramasına ve uzunca sürebilen bunaltı belirtilerine (çarpıntı, terleme, titreme, nefes daralması) yol açar. Özellikle uykuya dalmakta güçlük sık görülür. Travmayla ilgili korkular nedeniyle uykuya dalmak saatler sürebilir, normalde uyandırmayacak seslerle kişi kolayca uyanabilir.

Toplumsal destek görmeme, damgalanma kaygısı ve utanç, umutsuzluk ve çaresizlik hissi, güvensizlik, olayı yeniden hatırlamak ve konuşmaktan kaçınmalar, bilgi eksiklikleri ve doğru kaynaklara erişememe, rahatsızlığın tedavisinin olduğunun bilinmemesi ve kişilerin travmayı hatırlamak istememesi yardım almayı geciktirir. Kişiler yaşadıkları ruhsal ve bedensel zorlukların kendi güçsüzlüklerinden kaynaklandığını düşündüğünden, nereye başvuracağını bilmediğinden ya da maddi olanaksızlıklardan dolayı da yardım arayışında bulunmayabilir. Oysaki bu sorunların hem psikoterapilerle hem de tıbbi tedavilerle rehabilitasyonu mümkündür. Ayrıca pek çok kişi, kendine yardım materyalleri okuyarak ya da benzer deneyimleri olan paylaşım grupları ya da bireylerle dayanışarak da sorunlarının kısmen üstesinden gelebilir. Bu kişilerin ruhsal ve sosyal destek almaları konusunda yüreklendirilmeleri gerekir.

İLGİLİ HABER

Duvar/ Arzu Erkan Yüce

Kaynaklar:

https://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/39/cinsel-haklar-bildirgesihttps://700dad8456caeecfd157bff570f092ae.safeframe.googlesyndication.com/safeframe/1-0-37/html/container.html

https://www.psikiyatri.org.tr/1376/tpd-gorus-yazisi-cinsel-suclar

https://data.tuik.gov.tr/Search/Search?text=%C5%9E%C4%B0DDET&dil=1

https://www.psikiyatri.org.tr/411/turk-tabipleri-birligi-ile-birlikte-yapilan-cocuklarin-cinsel-istismari-konusund

https://www.psikiyatri.org.tr/1269/tck-cinsel-dokunulmazliga-karsi-suclar-ile-ilgili-duzenlemelere-yonelik-degerlen

https://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/28/travma-sonrasi-stres-bozuklugu’denhttps://700dad8456caeecfd157bff570f092ae.safeframe.googlesyndication.com/safeframe/1-0-37/html/container.html

https://www.psikiyatri.org.tr/934/tpd-kadina-yonelik-siddete-karsi-mucadele-ve-uluslararasi-dayanisma-gunu-basin-a

https://www.psikiyatri.org.tr/1510/tpd-basin-aciklamasi-8-mart-dunya-emekci-kadinlar-gunu

Bu metin Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) ve TPD Kadın Çalışma Birimi basın açıklamalarından derlenmiştir. Tam metinlerine aşağıdaki açık kaynaklardan erişilebilir.

*Uzm. Dr., Türkiye Psikiyatri Derneği Medya ve Ruh Sağlığı çalışma Birimi Eş Koordinatörü/Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın Çalışma Birimi Üyesi

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top