BİLİM & TEKNOLOJİ

‘BİYOLOJİK YAŞLANMAYI GERİ ÇEVİRME’ BAŞARILDI!

Tedavilerdeki ana fikir, yaşlanmanın bir hastalık olduğu ve tıpkı diğer hastalıklar gibi tedavi edilebileceği.

İnsan bedeni yaşlandıkça telomerlerin (kromozomların sonunda bulunan koruyucu başlıklar) boyu kısalır. Eski ve arızalı yaşlanmış hücrelerin sayısında artış yaşanır.

SAAT TERSİNE ÇEVRİLEBİLİR Mİ?

Bilim insanları, yaşlı farelerde görme yetisini eski haline getirerek biyolojik yaşlanma ‘saatini geri çevirdi’

Araştırma, yaşlanmayı tersine çevirmede etkili tedavilere doğru ‘önemli bir dönüm noktası’

Çığır açan bir çalışmada bilim insanları biyolojik yaşlanma sürecinin “saatini tersine çevirerek” yaşlı farelerin görme yetisini başarıyla yeniden canlandırdı.

Araştırma, hücreleri etkin biçimde daha genç olabilecek şekilde yeniden programlayan bir teknik kullanarak yaşa bağlı gerilemeyi tersine çevirmek için yeni bir yaklaşım sunuyor.

Araştırmada yer almayan, Kaliforniya’daki Salk Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü’nden gelişimsel biyolog JUAN CARLOS IZPİSUA BELMONTE:

“Bu önemli bir dönüm noktası..

Bu sonuçlar açıkça memelilerde doku yenilenmesinin iyileştirilebileceğini gösteriyor.”

Nature isimli bilimsel yayında Çarşamba yayımlanan araştırma, bilim insanlarının dikkatlerini hücre içinde kişi yaşlandıkça biriken epigenetik değişikliklere nasıl verdiklerini ortaya koyuyor.

Harvard Tıp Fakültesi’nden araştırmanın ortak yazarı DAVİD SİNCLAİR:

“Bir soruyla yola çıktık: Epigenetik değişiklikler yaşlanmanın itici gücüyse epigenom sıfırlanabilir mi? Saat tersine çevrilebilir mi?”

Makale, dokusal işlev bozukluğu ve nihayetinde ölümle sonuçlanan dejeneratif doğal yaşlanma sürecinin, hücrenin yenilenme yeteneğini bozan “epigenetik gürültü” birikiminden kaynaklandığını öne sürüyor.

Makalede, “Bu veriler, memeli dokularının, doku işlevini iyileştirmek ve yenilenmeyi sağlamak için erişilebilen genç epigenetik bilgilerin kaydını tuttuğunu gösteriyor” deniyor.

Merkezi sinir sistemi dokusu için memeli gözünü model alarak bilim insanları farelerin retinal ganglion hücrelerindeki belirli genlerin ifadesinin genç DNA’yı yeniden canlandırabileceğini, yenilenmeyi sağlayabileceğini ve görme yetisi kaybını tersine çevirebileceğini gösterdi.

a.png

Hasar görmüş retinal ganglion hücrelerinin OSK adlı bir transkripsiyon faktörü kokteyliyle tedavisi, hücreleri gençleştirerek farelerde akson yenilenmesini ve görme yetisinin onarılmasını sağlıyor (Nature)

Bilim insanları yaşlanmayı tersine çeviren genleri uygun hücrelere aktarmak için genleri, fareler ilaç karıştırılmış suyu içtiğinde onları aktive edecek bir virüse doldurdu.

Virüs zarar görmüş göz hücrelerine enjekte edildi ve onları yenilenmeye yöneltti.

Genetik bilimci YUANCHENG LU, yenilenme sürecini izlemeyi “nefes kesici” diye nitelendirdi ve “yaralı bölgede büyüyen bir denizanası gibi” göründüğünü söyledi.

Aynı yaklaşımın insanlarda veya yaşlanmadan etkilenen başka doku ve organlarda kullanılıp kullanılamayacağını belirlemek için daha fazla araştırma yapılması gerekecek.

Kaliforniya’daki Buck Yaşlanma Araştırmaları Enstitüsü’nden biyolog JUDİTH CAMPİSİ:

“Şu anda tüm bu yeniden programlama kavramı üzerinde çalışan bir sürü laboratuvar var..

Umutlu olmalıyız, fakat diğer her şey gibi bunun da tekrarlanması ve genişletilmesi gerekiyor.”

Teknolojinin insanlarda kullanılmak üzere geliştirilmesi için klinik öncesi güvenlik değerlendirmeleri yapmayı amaçlayan Life BioSciences adlı şirket yetkilendirildi.

BİLİM İNSANLARI ANAHTAR GENİ BULDU!

“Hücresel yaşlanmayı tersine çevirecek teknoloji artık mümkün”

Araştırmacılar:

“Yaşlanmayla ilgili faaliyetlerin büyük oranda azaldığını gördük, bu da hücre yaşlanmasının tersine döndüğüne işaret ediyor?”

Biyolojik yaşlanmada temel rol oynayan gizemli bir gen nihayet belirlendi. Bu da yaşa bağlı hastalıkların tedavi edilmesi ve nihayetinde iyileştirilmesi için ufuk açacak uygulamalara zemin hazırlıyor.

Araştırmayı yürüten, Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden araştırmacılara göre bu keşif, biyolojik yaşlanmanın bazı biçimlerinin yavaşlamasını, hatta tersine çevrilmesini sağlayabilir. 

Çalışma, mezenkimal kök hücre (MKH) gençleştirme aracılığıyla hücre yaşlanmasını tersine çevirmeyi hedefleyen hücresel yeniden programlamayla ilgili önceki çalışmaları temel alıyor.

Üniversitenin Biyomedikal Mühendislik Bölümü fakülte üyesi ve baş araştırmacı WAN-JU Lİ:

“Hücresel yeniden programlama yoluyla MKH gençleştirmeye dair önceki bulgulara katılsak da bizim çalışmamız daha ileriye giderek, yeniden programlanmış MKH’lerin, yaşlanmanın hücresel belirtilerini iyileştirmek için moleküler düzeyde nasıl düzenlendiğine dair içgörü sağlıyor..

En önemlisi hücredeki yaşlanmayla ilgili faaliyetleri kontrol eden temel mekanizmalardan biri olan, (spesifik) sinyalizasyon yolağını belirleyebildik..

Bulgularımızın MKH yaşlanmasına ve bunun rejeneratif tıptaki önemine yönelik anlayışın geliştirilmesini sağlayacağını düşünüyoruz.”

Araştırma bilim dergisi Stem Cells’de yayımlandı. Derginin genel yayın yönetmeni DR. JAN NOLTA, buluşu “çok önemli bir başarı” diye niteledi.

Çalışma, araştırmacıların diz ve dirsek eklemlerinde bulunan insan sinovyal sıvısından türetilen MKH’leri nasıl analiz ettiğini tarif ediyor. 

Araştırmacılar bunları yeniden MKH’ye dönüştürmeden önce pluripotent kök hücreler (canlıyı oluşturan tüm hücre tiplerine dönüşebilme yeteneğine sahip, gelişen bir embriyonun erken safhalarında ortaya çıkan henüz farklılaşmamış hücreler -ed.n.) haline gelecek şekilde yeniden programladı. Sonuçta gençleştirilmiş MKHler elde edildi.

Daha sonra bunlar, gen ifadesindeki değişiklikleri ortaya çıkarmak için analiz edildi.

Makalede, “Yaşlanmayla ilgili faaliyetlerin MKH’lerde, ebeveyn soyundakilere kıyasla büyük ölçüde azaldığını saptadık. Bu da hücre yaşlanmasının tersine döndüğüne işaret ediyor” ifadeleri yer aldı.

Dr. Li, bulguların kemik erimesi ve kıkırdak dejenerasyonunun iyileştirilmesi için gerekli yeni farmakolojik tedavilerin geliştirilmesi açısından kritik olabileceğinin altını çizdi.

Araştırma aynı zamanda Parkinson hastalığı ve kalp hastalıklarına yönelik yeni tedaviler açısından umut veriyor, ancak sonuçlarını tam olarak anlamak için ileri çalışmalar gerekecek.

İSRAİLLİ BİLİM İNSANLARI: “İNSANLARDA YAŞLANMA SÜRECİNİ TERSİNE ÇEVİRMEYİ BAŞARDIK!”

Baş araştırmacı:

“Yaşlanma gerçekten de, temel hücresel biyolojik düzeyde hedef alınıp tersine döndürülebilir.”

Bilim insanları, bir grup yaşlı yetişkindeki biyolojik yaşlanma sürecini, başarıyla tersine çevirdiklerini iddia etti.

Türünün ilk örneği olan çalışmada, Tel Aviv Üniversitesi ve Shamir Tıp Merkezi’ndeki araştırmacılar, biyolojik yaşlanmanın iki ana göstergesini, yani:

  • telomer uzunluğunu ve
  • yaşlanan hücre birikimini tersine çevirmek için bir çeşit oksijen tedavisi kullandı.

İnsan bedeni yaşlandıkça telomerlerin (kromozomların sonunda bulunan koruyucu başlıklar) boyu kısalır. Eski ve arızalı yaşlanmış hücrelerin sayısında artış yaşanır.

64 yaşın üzerindeki 35 yetişkinin katıldığı klinik araştırma, Hiperbarik Oksijen Tedavisi (HBOT) adı verilen yöntemin, yaşlanma sürecinin bu iki karakteristik özelliğinin bozulmasını önleyip önleyemeyeceğini anlamaya çalıştı.

Denekler basınçlı bir odaya yerleştirildi ve üç ay boyunca haftada 5 gün olmak üzere günde 90 dakika boyunca saf oksijene maruz bırakıldı.

anti aging treatment.jpg
(Shamir Tıp Merkezi)

Araştırmanın sonunda bilim insanları, katılımcılarım telomerlerinin uzunluğunun ortalama yüzde 20 oranında arttığını ve yaşlanmış hücrelerinin yüzde 37’ye kadar azaldığını bildirdi.

Araştırmacıların belirttiğine göre bu, bedenlerinin hücresel seviyesinin 25 yıl öncesine eşdeğer.

Tel Aviv Üniversitesi’ndeki tıp fakültesiyle Sagol School of Neuroscience’da (Sagol Nörobilim Okulu) profesör ve araştırmanın eş yazar olan SHAİ EFRATİ:

“Telomer kısalması, yaşlanmanın biyolojisinin ‘Kutsal Kasesi’ olarak görüldüğü için, telomer uzamasını sağlama umuduyla birçok farmakolojik ve çevresel müdahale geniş ölçüde araştırılmaktadır..

Bu benzersiz HBOT protokolleri sırasında ve sonrasında telomer uzunluğunda görülen bu önemli gelişme, bilim camiasına, yaşlanmanın gerçekten de temel hücresel biyolojik seviyede hedef alınıp tersine çevrilebileceği konusunda yeni bir anlayışın temelini sunuyor.”

Bu, ortalama yaşam süresini artırmayı ve hatta insanların daha genç görünmesiyle hissetmesini sağlamayı amaçlayan radikal bir takım yaşlanma karşıtı tedavilerin en sonuncusu.

Tedavilerdeki ana fikir, yaşlanmanın bir hastalık olduğu ve tıpkı diğer hastalıklar gibi tedavi edilebileceği.

2015’te bir biyoteknoloji şirketinin başkanı, kas kaybı ve yaşla ilgili diğer rahatsızlıklarla mücadele etmek için DNA’sında kalıcı değişiklikler yapabileceğini iddia ettiği yeni bir gen terapisinde 0 numaralı hasta olduktan sonra manşetlere çıkmıştı.

BioViva CEO’su LİZ PARRİSH, deneysel ilaç denemesi yüzünden bilim insanlarının eleştirilerine maruz kalmıştı. Ama Parrish, o zamandan beri geçen 5 yılda telomerlerinin boyunun uzadığını, kısa süre önce de ölümün isteğe bağlı olduğunu iddia etti.

İsrail’deki en son deneme sırasında katılımcılar, daha önce kişinin biyolojik yaşı üzerinde ortalama bir etkisi olduğu bulunan yaşam tarzı, beslenme düzeni veya ilaç kullanımı hususlarında herhangi bir değişikliğe gitmedi.

Bunun yerine, etkilerin, hücre yenilenmesine neden olan ve oksijen yetmezliği diye de bilinen bir çeşit hipoksiyi tetikleyen basınçlı odanın sonucunda ortaya çıktığı anlaşılıyor.

Çalışmanın eş yazarı DR. AMİR HADANNY şu ifadeleri kullandı:

“Şu ana dek yaşam tarzı değişiklikleri ve yoğun egzersiz gibi müdahalelerin, beklenen telomer boyu kısalmasının üzerinde bir tür yavaşlatma etkisine sahip olduğu görülmüştü..

Fakat, çalışmamızda belirtmeye değer olan şey, sadece üç aylık terapiyle, bu kadar önemli seviyelerde telomer uzaması sağlayabilmemiz. Hem de şimdiki mevcut herhangi bir müdahalelerden veya yaşam tarzı değişikliğinden çok daha fazla oranlarda.”

“YAŞLANMAYI DURDURMANIN FORMÜLÜ AFRİKA BALIKLARINDA GİZLİ OLABİLİR”

Yeni araştırma, Afrika turkuaz yıllık balıklarında ‘yaşamsal fonksiyonları dondurma’ olgusunun ardındaki mekanizmaları ortaya çıkarıyor

Araştırmacılar, Afrika turkuaz yıllık balıklarının diyapoz sürecini inceledi (Science Magazine / YouTube)

Afrika turkuaz yıllık balıkları üzerine bir araştırma, embriyonik yaşamın gelişimini duraklatan biyolojik bir fenomenin ardındaki sırları ortaya çıkardı. Bulguların insanın yaşlanmasına dair olası sonuçları olabilir.

Yıllık balığı gibi türler embriyo halindeyken, organizmanın aşırı ortamlarda hayatta kalmasına yardımcı olmak için kendilerini diyapoz olarak bilinen “yaşamsal fonksiyonları dondurma” sürecine sokabilir ve yaşlanma sürecini etkili şekilde durdurabilir.

Science adlı hakemli dergide yayımlanan araştırma, embriyoların hücre büyümesi ve organ gelişimi gibi işlevleri “daha sonraki erginleşme, doğurganlık ve yaşam süresinden ödün vermeden” aylarca hatta yıllarca beklettiğini buldu.

Diyapozun ardındaki “mekanizmaları” anlamak, yaşlanmaya bağlı hastalıkların tedavisinde ve hatta insan organlarının korunmasında yardımcı olabilir.

Makalenin ortak yazarlarından, Stanford Üniversitesi genetik uzmanı ANNE BRUNET:

“Doğa, saati duraklatmanın yollarını tanımlamıştır.”

Araştırma, Afrika turkuaz yıllık balıklarında embriyonik diyapoz sırasında hücre çoğalması ve organ gelişiminin parçası olan genlerin kapatıldığını gösterdi.

Bu arada, sistem ekranı olarak hareket eden genlere bağlanılırken kas muhafazası ve metabolizmaya bağlı diğerleri de etkilendi.

Çalışma, diyapoz sırasında üretimi artış gösteren CBX7 adlı bir proteinin, gen anahtarlarının düzenlenmesinde merkezi bir rol oynadığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, bu proteinin insanlarda manipüle edilmesinin mümkün olabileceğini ve yaşlanma sürecini değiştirme olasılığını artırabileceğini söyledi.

BRUNET:

“Embriyonik diyapoz sürecini incelemenin, hücrelerin ve dokuların uzun süre nasıl korunabileceğine dair temel bir anlayış sağlayabileceğini düşünüyoruz..

Hücreler ve dokular yaşla birlikte bozulduğundan, bu anlayışın dokuları ve organları daha iyi korumayı sağlayacak stratejileri belirlemede yardımcı olabileceği düşünülebilir.”

Almanya’daki Leibniz Yaşlanma Enstitüsü’nden moleküler genetikçi CHRİSTOPH ENGLERT:

“Yeni araştırma, diyapoz paradigmasını pasif ve sıkıcı bir durumdan aktif bir embriyonik gelişmeme durumuna kaydırdı.”

Yuvarlak solucan larvaları da zorlu çevresel değişiklikler veya gıda eksikliğiyle karşı karşıya kaldığında gelişimi ve yaşlanmayı durdurabiliyor. Bununla birlikte, yuvarlak solucanlar gibi omurgasızlar, diğer hayvanları yaşlandıran edinilmiş bağışıklık sistemi gibi özelliklerin çoğundan yoksundur.

130’dan fazla memeli türü bir biçimde diyapoza sahiptir

HARVARD PROFESÖRÜ UZUN YAŞAMIN SIRRINI AÇIKLADI!

“250 yaşına kadar yaşamak mümkün”

Yaşlılıkta genetik, sağlığın sadece yüzde 20’sini etkiliyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’deki 90 yaş üstü nüfusun yüzde 73’ünü kadınlar oluşturuyor (Pixabay)

100 yaşına kadar yaşamak uzun bir hayatmış gibi görünebilir ancak Harvard Tıp Okulu’ndan bir genetik profesörüne göre, insanların daha uzun yaşaması mümkün.

Paul Glenn Yaşlılığın Biyolojik Mekanizmaları Merkezi’nin yardımcı direktörü, genetik ve yaşlanma üzerine çok sayıda kitap yazmış profesör DAVİD SİNCLAİR’E göre yaşlanmak, insanların yenmesi gereken hastalıklardan bir diğeri.

Ama bunu elde etmek için ilaçlara değil, rahatınızı bozmaya ihtiyacınız var.

SİNCLAİR, Rich Roll podcastinde yaptığı açıkalamda:

“Sözün özü, vücudunuzu konfor alanından (biz buna hormesis diyoruz) çıkarmanız gerekiyor..

Bugünün dünyasının sorunu, sadece rahatlamak ve beslenmek istememiz. Rahatsız hissetmek istemiyoruz ve bu da bir sürü soruna yol açıyor. Eğer vücudumuza bir şeylerin problem haline gelebileceğini sürekli söylemezsek, bedenimiz umursamıyor. Hastalığa karşı ya da yaşlanmaya karşı savaşmıyor.”

SİNCLAİR’İN vücudun yaşlanmasıyla mücadele etmek ve nihayetinde de süreci tersine çevirmek için öğrettiği yöntemler yeni değil. Daha önce birçok kez duyuldular, ancak hepsi “rahattan ödün vermeye” yol açıyor.

SİNCLAİR’E göre:

“İnsanların daha uzun yaşamak için yapması gereken ilk şey ‘beslenme sıklığını azaltmak’..

Eğer tek bir şey söyleyecek olursam, sanırım sağlıklı yaşam süresini artırmak için yapılacak en önemli şey daha az yemek yemek olur..

Günde üç öğün yemek yemeyin.”

Daha sağlıklı bir yaşam tarzı için sonraki bariz adım da sık sık egzersiz yapmak.

Sinclair ayrıca “oruç tutmayı” da önererek “günde bir veya iki öğün atladığını ve bunun da hayatını değiştirdiğini” söylüyor.

Bu tip oruçlar, yaşlanmayla mücadelede yararlı çünkü Nikotinamid Adenin Dinükleotid (NAD+) seviyelerini artırıyor ve bu da vücudun “onarım genlerini” daha aktif hale getiriyor. Aynı şey, kendinizi örneğin sauna gibi sıcağa ve soğuğa maruz bırakmak için de geçerli.

Harvard profesörü, yeterli uykuya ek olarak et tüketimini sınırlamayı da öneriyor.

Ette bulunan amino asitler, vücudumuzun savunma mekanizmalarını kapatan ve büyüme zamanının geldiğini söyleyen mTor adı verilen metabolik yolağı aktive ediyor.

Sonuç olarak egzersiz, oruç ve soğuk/sıcak değişimi gibi gerilmeye neden olan aktiviteler NAD+ seviyenizi artırıyor. Bu da gen ifadelerini düzenleyen ve DNA hasarını onaran protein türü sirtuin’in düzgün çalışmasını sağlıyor.

SİNCLAİR’İN açıklamasına göre:

“NAD+ olmadan, genetik yapınız ne olursa olsun yaşlanma daha hızlı gerçekleşiyor. Yaşlılıkta sağlığımızın yüzde 80’i yaşam tarzımızdan ve nasıl yaşadığımızdan kaynaklanıyor, sadece yüzde 20’si genetik..

Yaşlanmayla mücadelede etkili adımlar atarsak, insanların 250 yaşına kadar yaşayabildiği ve 120 yaşındayken hala tenis oynamaya devam edebildiği bir dünyanın mümkün..

Zekamızla bunu yapamamamız için hiçbir neden yok.”

ZENGİNLER YOKSULLARDAN 10 YIL DAHA UZUN YAŞIYOR

En düşük gelire sahip yetişkinlerde sağlık sorunları çıkma ihtimali daha yüksek

Yeni bir araştırma zengin olmanın kişinin yaşam süresini neredeyse 10 yıl uzatabileceğini gösteriyor.

(AP)

University College London’da (UCL) gerçekleştirilen çalışma en zenginlerin en yoksullara göre hastalıktan ve engellilikten uzak ve açık ara daha uzun yaşadığını ortaya koyuyor.

Hakemli bilimsel yayın Journal of Gerontology’de yayımlanan çalışmada uzmanlar, İngiliz Uzun Vadeli Yaşlanma Araştırması ve ABD Sağlık ve Emeklilik Araştırması kaynaklarını kullanarak 50 yaşın üzerindeki 25 bin kişinin verilerini analiz etti.

Araştırmacılar, Birleşik Krallık (BK) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında ortalama yaşam süresi açısından büyük farklılıklar bulmazken zenginliğin anket katılımcılarının kaç yıl yaşayacakları üzerinde ciddi etkisi olduğunu açığa çıkarttı.

Veriler, İngiltere ve ABD’deki 50 yaşındaki en varlıklı erkeklerin 31 yıl daha sağlıklı bir yaşam sürdüğünü ancak en yoksul gruptakilerde bu sürenin 22’yle 23 yıl civarında kaldığını gösterdi.

Diğer yandan ABD ve İngiltere’deki en varlıklı grupta bulunan kadınlar sağlıklı şekilde fazladan 33 yıl daha yaşarken en yoksul gruptaki kadınlarda bu süre 24’le 25 yıl aralığında kaldı.

Araştırmacılar şunları ifade etti:

“Ortalama ömür süresindeki eşitsizlikler iki ülkede de bulunuyor ve benzer büyüklükteler.İki ülkede de sağlık eşitsizliklerini azaltmak üzere gösterilen çabaların dezavantajlı sosyoekonomik grupları hedeflemesi gerekiyor.”

Araştırmada kullanılan veriler 2002’de toplandı ve sağlık durumlarının nasıl izlediğini görmek için katılımcılar 10 yıla kadar takip edildi.

Çalışmanın başyazarı UCL’den DR. PAOLAP ZANİNOTTO şöyle konuştu:

“Ortalama yaşam süresi sağlık için kullanışlı bir gösterge olmakla birlikte yaşlandıkça yaşam kalitesi de çok önemli hale geliyor. Sağlıklı ortalama ömür süresini ölçerek olumlu sağlık durumunda veya bir engellilik olmadan geçirilecek yıl sayısına dair bir tahmine ulaşabiliriz. Bizim çalışmamız, sağlık sistemleri çok farklı olan İngiltere ve ABD arasında sağlıklı yaşam beklentisindeki eşitsizlik düzeylerini anlamak için özgün bir katkı sağlıyor.”

Britanya’nın en zengin kişilerinin varlık artışının en yoksullara göre neredeyse dört kat daha hızlı gerçekleştiğini gösteren BK Ulusal İstatistik Ofisi’nin güncel istatistikleri yeni raporun bulgularıyla uyuşuyor.

Veriler 2016’yla 2018 arasında BK’nın toplam zenginliğinin yüzde 13 artarak 14,6 trilyon İngiliz sterlinine (111,8 trilyon TL) yükseldiğini ve bu artışın önemli kısmını mülk değerleriyle emeklilik birikimlerindeki yükselmenin sağladığını gösteriyor.

Aynı zamanda nüfusun en zengin yüzde 10’luk dilimindeki kişiler varlıklarında yüzde 11’lik bir artış yaşarken en yoksul yüzde 10’luk kesim sadece yüzde 3’lük bir yükselişe tanık oldu.

“TÜRKİYE’DE BEKLENEN YAŞAM SÜRESİ 78,3 YIL, GENEL OLARAK KADINLAR ERKEKLERDEN DAHA UZUN YAŞIYOR”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ülkede beklenen yaşam süresi erkeklerde 75,6 yıl olurken, kadınlarda 81 yıl olarak belirlendi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Hayat Tabloları, 2016-2018” istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi, ortalama 78,3 yıl olarak hesaplandı. Bu süre, erkeklerde 75,6, kadınlarda 81 yıl olarak kaydedildi. 

Türkiye’de 15 yaşındaki kişilerin ortalama kalan yaşam süresi 64,4 yıl olurken, bu süre erkekler için 61,7 yıl, kadınlar için 67,1 yıl olarak belirlendi.

Ülkede 30 yaşındaki bir kişi için ortalama 49,8 yıl olan kalan yaşam süresi, erkeklerde 47,3 yıl, kadınlarda 52,3 yıl olarak hesaplandı. Bu yaş için kadın ve erkek arasındaki beklenen yaşam süresi farkı 5 yıl oldu.

“50 yaşındaki bir kişinin yaklaşık 30 yıl daha ömrü var!”

TÜİK verilerine göre ülke genelinde 50 yaşındaki bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 30,7 yıl olurken, bu süre erkeklerde 28,4 yıl, kadınlarda 32,9 yıl olarak belirlendi.

Türkiye’de 65 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 17,9 yıl olarak belirlenirken, bu süre erkeklerde 16,2 yıl, kadınlarda ise 19,4 yıl oldu.

Buna göre, 65 yaşındaki kadınların erkeklerden ortalama 3,2 yıl daha fazla yaşaması bekleniyor.

‘Sağlıklı yaşam süresi”nde erkekler önde

Belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanan “sağlıklı yaşam süresi” ise 58,3 yıl olarak hesaplandı. Bu süre erkeklerde 59,9 yıl, kadınlarda ise 56,8 yıl olarak hesaplandı.

Buna göre, erkeklerin sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan 3,1 yıl daha uzun olduğu görüldü.

* Belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanan süreye “sağlıklı yaşam süresi” deniliyor.

“GENÇLERDEN KAN NAKLİ UZUN YAŞAMIN SIRRI OLABİLİR”

Genç farelerin kanından alınan bileşiğin olgun farelerde yaşam süresini uzatması ve yaşlılığa bağlı hastalıkları azaltması insanda yaşlanma önleyici tedaviler için umut vadediyor

Tedavi uygulanan farelerin daha enerjik ve daha iyi bir görüşe sahip olduğu, ayrıca daha uzun yaşadığı görüldü / Fotoğraf: The Independent

Araştırmacılar genç farelerin damarlarında dolaşan bir bileşiğin ölümü geciktirdiğini ve hastalıkları uzak tuttuğunu keşfetmelerinin ardından, gençlerden alınan kanın uzun yaşamın anahtarı olabileceğini umuyor.

Washington Üniversitesi’nden araştırmacıların başını çektiği bir grup ABD’li araştırmacı, genç farelerin kanında bulunan ve eNampt adı verilen bir enzimin, daha yaşlı kemirgenlerde yaşam süresini yüzde 16 uzattığını keşfetti.

Cell akademik bilim dergisinde yayımlanan makalenin yazarlarından DR. SHİN-İCHİRO IMAİ araştırma hakkında şunları söyledi:

“Sağlıklı yaşlanmaya yönelik tamamen yeni bir yol keşfettik. Genç farenin kanından eNampt’ı alıp yaşlı farelere verdiğimizde yaşlı farelerin sıhhatinde kayda değer -fiziksel aktivite artışı ve daha iyi uykuyu da içeren- iyileşmeler görmemiz kayda değer.”

Araştırmacılar bir grup fareye ağız yoluyla enzimi verirken başka bir kontrol grubuna sadece tuzlu su çözeltisi verdi ve iki grup arasındaki “dramatik” ölçüde farklar bulundu.

Yazarlara göre enzimin verildiği hayvanlar insülin hormonunu daha etkili şekilde üretti, gözleri daha sağlıklı oldu, hafıza testlerinde daha iyi performans gösterdiler, çarkta daha uzun süre koşabilirdiler ve “daha kalın ve parlak kıllar” büyüdü.

Kontrol grubundaki farelerin hiçbiri 2,4 yıldan fazla yaşayamazken, eNampt uygulanmış bir fare 2,8 yıl sonra makalenin yazım sürecinde hala hayattaydı.

Fazladan yaşam süresi kandaki eNampt seviyeleri ölçülerek doğrudan öngörülebildi.

Bulgular “anti-senolitik” tedavi araştırmaları içinde umut verici yeni bir yol açmaya aday.

Tedavi ileri yaşlarda görüş kaybı, kalp hastalıkları,diyabet ve kanserde payı bulunan yaşlı “zombi hücreleri” temizlemeyi hedefliyor.

Her yaşam formu için çok temel bir gereklilik olduğu için şekerler ve oksijeni enerji molekülü ATP’ye dönüştürmek için gerekli seviyelerde içeriğin bulunmasını garantileyen yardımcı süreçler evrimleşti.

eNampt enzimi de bu enerji üretme döngüsündeki NAD isimli bir kimyasalın üretilmesine yardımcı oluyor. eNampt’ın insanlar üzerindeki etkileri henüz araştırılmamış olsa da, benzer bir işlevi olan ve yeni kan damarlarının üretimini harekete geçiren başka bir kimyasal halihazırda insanlar üzerinde denenmeye başlandı.

DR. IMAİ şöyle açıklıyor: 

“Vücutta gerekli NAD seviyelerini koruyabilmek için çok sayıda yedek sistem bulunduğuna inanıyoruz çünkü bu molekül çok önemli. Bizim çalışmamız ve benzer çalışmalar bunun ne kadar uzun yaşadığımızı ve yaşalandıkça ne kadar sağlıklı kaldığımızı belirlediğini kabul ediyor. Canlının solucan, meyve sineği, fare ya da insan olması farketmeksizin NAD’ın yaşla birlikte kaçınılmaz olarak azaldığını öğrenmemizden bu yana, pek çok araştırmacı yaşlanırken NAD seviyesini koruyarak yaşlanma karşıtı müdahaleler keşfetmek için çalışıyor.”

“BİLİM İNSANLARI İPLİK KURDUNUN ÖMRÜNÜ 5 KAT UZATTI!”

Bilim, insan ömrünü uzatabilmek için çalışmalarını sürdürüyor.  

İplik kurdu (Caenorhabditis elegans) adı verilen yuvarlak solucanlar yaşlanma konusundaki çalışmalarda bilim insanlarının üzerinde en çok sık deney yaptığı canlılardan biri. 

Zira ömürleri sadece 2 ya da 3 hafta olan bu canlıların vücudunda aynı sayıda hücre bulunuyor. 

C. elegans (Reuters)

İnsanlarla ortak sahip oldukları genler ve metabolik yolaklar (hücre içinde meydana gelen bir dizi kimyasal tepkime) bu canlıları söz konusu deneyler için mükemmel örnek haline getiriyor. 

Cell Reports adlı bilimsel yayında yayımlanan bir çalışmaya göre çeşitli ülkelerden bilim insanlarından oluşan ekip yaptıkları genetik düzenlemeler sonucu iplik kurdunun ömrünü 5 kat uzatmayı başardı. 

Daha önce bilim insanları iplik kurdundaki insülin transdüksiyon yolunu (IIS) değiştirerek bu canlıların ömrünü 2 kat oranında artırmıştı. Ardından TOR yolağında değişiklik yapan bilim insaları bu canlıların ömründe yüzde 30’luk bir artış elde etmişti. 

Son çalışmada iki yolak da genetik olarak değiştirildi ve sonuç olarak ömürlerinde normalde beklenenden daha fazla artış olduğu görüldü. Canlıların ömrünün yüzde 130 oranında değil, 4 – 5 kat arttığı açıklandı. 

ABD’nin Maine eyaletindeki MDI Biyoloji Laboratuvar’ından moleküler biyolog Jarod Rollins şu ifadeleri kullandı: 

“Sinerjistik uzatma gerçekten çılgınca. Etkisi 1+1 = 2 değil, 1+1 = 5 şeklinde.”

Bu çalışma yaşlanmanın sadece tek bir gene ya da yolağa bağlı olmadığı, bunun yerine uzun vadede birlikte çalışan ağların kesişmesinin sonucu olduğunu gösteriyor.

Bilim insanları çalışmanın gelecekte insanlarda yaşlanmayı geciktirme amaçlı yapılacak yeni klinik deneylerin önünü açmasını umuyor. 

“GÜNDE 2 FİNCAN KAHVE İÇMEK ÖMRÜ UZATIYOR!”

Önceki araştırmalarda kahvenin pek çok hastalığı önlediği de bulunmuştu…

Araştırmalara göre kahve içmek ömrü uzatmanın yanı sıra kanser, kalp-damar hastalıkları, Alzaymır ve Parkinson hastalıklarına yakalanma riskini de azaltıyor.

Günde 2 fincan kahve içmenin ortalama ömrü 2 yıla kadar uzatabileceğini gösteren geniş örneklemli yeni bir araştırma yayımlandı.

Bilim insanları 3 milyon 852 bin 651 kişi ve 450 bin 256 ölüm sebebini kapsayan 40 çalışmayı inceledikten sonra kahve içmenin, “yaş, fazla kilo, alkol, sigara ve kahvedeki kafein miktarını hesaba katmadan” tüm nedenlere bağlı ölümlerle ters ilişkisi bulunduğunu ortaya koydu.       

European Journal of Epidemiology adlı bilimsel yayında yer alan araştırma kahve içmenin yararlarıyla ilgili daha önceki çalışmaları analiz ederek gerçekleştirildi.  

Araştırmacılar sıfır kahve tüketimine kıyasla günde 2 ila 4 fincan arası kahve tüketimini, tüm nedenlere bağlı ve özel sebebe bağlı ölüm oranlarının azalmasıyla ilişkilendirdi.   

Kahveyle ölüm oranı arasındaki ilişkiyi inceleyebilmek için yaş, obezite ve diğer yaşam tarzı gibi faktörleri çeşitli alt başlıklarda inceleyen araştırmacılara göre, Asya ve Avrupa’daki kahve ve ölüm arasındaki ilişki ABD’ye oranla daha güçlü. 

ÜLKELERE GÖRE KAHVE

The Sunday Times’a konuşan Fransa Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırma Enstitüsü (Inserm) Araştırma Direktörü ASTRİD NEHLİG:

“Hesaplaması zor, ancak benim düşüncem kahve içmenin hayatınıza bir kaç yıl daha kattığı yönünde..

Odaklanma ve farkındalığın artmasının da kısmen bununla ilişkili olabileceğini belirtmeliyim. ”

Sağlığa faydaları daha önceki pek çok araştırmada ortaya konulan kahvenin prostat kanseri büyümesini yavaşlattığı, kanser, kalp-damar hastalıkları, diyabet veya solunum yolu hastalıklarını geliştirme ve bu hastalıklardan kaynaklı ölüm riskini azalttığı ve Alzheimer ile Parkinson hastalığının ortaya çıkma ihtimalini düşürdüğü tespit edilmişti.

Independent Türkçe için çeviren: Mehmet Can Eskioğlu

Independent Türkçe için derleyen: Keremcan Karabatak

Independent Türkçe için çeviren: Esra Güngör

Independent Türkçe için çeviren: Umut Can Yıldız

Chelsea Ritschel

Samuel Lovett

Independent Türkçe için çeviren: Onur Bayrakçeken

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

Independent Türkçe için çeviren: Şafak Küçüksezer

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

© The Independent / Anthony Cuthbertson

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top