BİLİM & TEKNOLOJİ

“YOK OLUŞUN NEDENİ DAHA ÖNCE DÜŞÜNÜLDÜĞÜ GİBİ BİR GÖKTAŞI YA DA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL…”

Önceki araştırmalar göktaşının 215,5 milyon yıl önce çarptığını ve iklimin de iklim 3 ila 5 milyon yıl sonra değiştiğini öne sürüyordu. Yeni araştırma ise yok oluşların 222 ila 212 milyon yıl önce, daha geniş bir periyotta yaşandığını ortaya koydu.

NE GÖKTAŞI NE DE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Bilim insanları 215 milyon yıl önceki kitlesel yok oluşun sebebini araştırdı

Yeni teknikler kullanan araştırmacılar, kitlesel yok oluşlardan birinin zamana yayıldığını ve tek bir felaketten kaynaklanmadığını gösterdi

215 milyon yıl önce gerçekleşen bir kitlesel yok oluşu karmaşık hesaplamalarla analiz eden ABD’li araştırmacılari, bu yok oluşun nedeninin daha önce düşünüldüğü gibi bir göktaşı ya da iklim değişikliği olmadığını gösterdi.

Rhode Island Üniversitesi’nden (URI) bilim insanları yok oluşun hızla gerçekleşmediğini ve geniş yelpazede pek çok türün ortadan kalkmasının tek bir felaketle bağlantılı olmadığı sonucuna ulaştı.

ABD’nin Arizona eyaletindeki Petrified Forest Ulusal Parkı’nda yer alan ve 227 ila 205 milyon yıl önce arasında tarihlenen çökelti tabakalarındaki paleontolojik saha çalışmalarını temel alan araştırma, hakemli bilim dergisi Geology’de yayımlandı.

Yüksek lisans öğrencisi Reilly Hayes’in öncülük ettiği çalışmanın konusu, Triyas – Jura (Dönemi) Yok Oluşu’ydu. Üniversitenin yerbilimleri profesörlerinden David Fastovsky’e göre bu konu, daha önce tatmin edici biçimde analiz edilmemişti.

Bazı araştırmacılar, bu yok oluşun 215,5 milyon yıl önce Dünya’ya çarpan ve arkasında bugünkü Kanada’nın Quebec eyaletinde iki bin kilometre karelik bir göl bırakan göktaşı nedeniyle gerçekleştiğini düşünüyordu. Bazılarıysa bu yok oluşun aynı zaman dilimindeki daha sıcak ve kuru iklimle bağlantılı olduğunu öne sürüyordu.

215 milyon önce yeryüzünde dinozorlar yaşıyordu (Pixabay) / cafemedyam

Fastovsky:

“Önceki hipotezler çok belirsiz duruyor çünkü daha önce kimse bu probleme ya da herhangi başka bir kitlesel yok oluş problemine bizimki gibi sayısal bir yöntemle yaklaşmamıştı..

Sonunda, ne göktaşı çarpmasının ne de iklim değişikliğinin yok oluşla alakalı olmadığı sonucuna vardık ve bu yok oluş kesinlikle tanımlandığı gibi birdenbire ve eş zamanlı gerçekleşmedi.”

Yerbilimci ayrıca, bu olayın aslında farklı jeolojik dönemlere yayıldığını ve uzun sürdüğünü ifade etti.

Araştırmacılara göre Triyas – Jura Yok Oluşu, sayısal yöntemlerin uygulanması için en uygun adaydı. Çünkü söz konusu ulusal parkta bu döneme ait zırhlı aetozorlardan timsah benzeri çiftyaşamlılara kadar geniş bir omurgalı tür çeşitliliği gözlemlenebiliyordu.

Ekip, bu sahalarda daha önce keşfedilen fosillerin kayaçlardaki yerini yeniden belirledi ve yaşlarını da bulundukları tabakalara dayanarak hassas şekilde saptadı. Bunun ardından üniversitenin istatistik profesörlerinden Gavino Puggioni’nin yardımıyla farklı hayvan türlerinin muhtemel yok oluş tarihlerini olasılığa dayalı olarak hesaplayan yeni bir yöntem geliştirildi.

Önceki araştırmalar göktaşının 215,5 milyon yıl önce çarptığını ve iklimin de iklim 3 ila 5 milyon yıl sonra değiştiğini öne sürüyordu. Yeni araştırma ise yok oluşların 222 ila 212 milyon yıl önce, daha geniş bir periyotta yaşandığını ortaya koydu.

Yani bazı türler, göktaşı düşmeden 6 milyon yıl önce çoktan ortadan kalkmış, bazıları da iklim değişikliğinin erken aşamalarında yok olmuştu. Bu da araştırmacılara önceki hipotezlerin geçersizliğini gösterdi.

Araştırmacılara göre, yok oluşlar bu olaylardan bağımsız gerçekleşirken bunlara sebep olduğu bilinen başka bir olay da bulunmuyor.

Bilim insanları bu sayısal hesaplama yöntemlerinin diğer kitlesel yok oluşlara uygulanmasının zor olduğunu düşünüyor. Çünkü ya aynı derecede zengin fosil verileri bulunmuyor ya da radyometrik tarihleme yöntemleri bu jeolojik çağların tabakalarının bulunduğu sahalarda benzer hassasiyetle uygulanamıyor.

Bu kitlesel yok oluşun diğerlerinden daha uzun olduğu belirtildi (Reuters) / cafemedyam

444 MİLYON YIL ÖNCEKİ KİTLESEL YOK OLUŞUN NEDENİ BULUNDU

Stanford’lı bilim insanı:

“Geçmişte okyanusların nasıl davrandığına dair düşüncemizi genişleterek günümüzdeki okyanuslara dair fikir edinebiliriz.” dedi

Bilim insanlarının günümüzdeki iklim değişikliğini anlamasına yardım edebilecek yeni bir çalışmaya göre Dünya tarihindeki ilk büyük çaplı kitlesel yok oluş okyanuslardaki uzun süreli ve şiddetli oksijen kaybıyla ilişkiliydi.

444 milyon yıl önceki Geç Ordovisyen yok oluşu sırasında dünya üzerindeki canlı türlerinin neredeyse yüzde 85’i yok oldu. O dönemde canlı türlerinin büyük kısmı denizde yaşıyordu ve günümüzdeki kıtaların çoğu Gondwana adında tek bir kara parçası biçimindeydi.

İlk yok olma dalgasına küresel soğuma sebep oldu. Bu buzul çağı sona erdiğinde deniz seviyeleri yükseldi ve oksijen seviyesi düştü, bu da oksijen yetersizliği ya da anoksiyle sonuçlandı.

Yeni bir çalışmada Stanford Üniversitesi’nden araştırmacılar bu anoksik koşulların üç milyon yıldan fazla sürdüğüne dair kanıt buldu. Bu süre benzer yok olma olaylarından önemli derecede daha uzun.

Araştırmanın ortak yazarlarından, Stanford Üniversitesi Jeoloji Bilimleri Bölümü’nde Yardımcı Doçent Erik Sperling:

“Çoğu okyanus canlısı için yaşamak için gerçekten kötü bir dönemdi” dedi.

Nature Communications adlı bilimsel yayında yayımlanan çalışma teoriyi desteklemek amacıyla Hirnantiyen ve Rudaniyen çağları arasındaki sınıra dair jeolojik kayıtları inceledi.

Stanford Earth’te doktora öğrencisi Richard George Stockey daha önce yayımlanmış metal izotopu verilerini ve Libya’daki Murzuk Havzası’ndan siyah şist örneklerinden alınan verileri birleştirmek için yeni bir model geliştirdi.

Deniz tabanına çöken uranyum ve molibden miktarları da dahil 31 farklı değişkeni göz önünde bulunduran model uzun süreli ve şiddetli bir okyanus anoksisinin Dünya okyanuslarının büyük kısmında meydana gelmiş olması gerektiği sonucuna vardı.

Sperling:

“Güvenle söyleyebiliriz ki uzun ve şiddetli bir küresel anoksi olayı Geç Ordovisyen’deki ikinci kitlesel yok oluş dalgasıyla bağlantılı” dedi.

Araştırmacılar küresel iklim değişiminin açık okyanus ve kıyı sularındaki oksijen seviyesinin düşmesine katkı sağladığı göz önünde bulundurulduğunda bulguların bugün için de geçerli olduğunu söyledi.

Geçen aralıkta yapılan başka bir araştırmaysa okyanuslardaki genel oksijen seviyesinin aşağı yukarı yüzde iki oranında düştüğünü, bilinen hipoksik “ölü bölgelerin” sayısınınsa tavan yaparak 1960’lardaki 45 bilinen bölgeden şu an en az 700 bölgeye çıktığını ve bunlardan bazılarının binlerce kilometre kare genişliğinde olduğunu bulmuştu.

Sperling:

“Aslında günümüzdeki okyanusta oksijenasyonu modellemekte büyük bir sorunumuz var..

Ve okyanusların geçmişte nasıl davrandığına dair düşüncemizi genişleterek, bugün okyanuslar hakkında bazı kavrayışlar edinebiliriz.”

Alfred P. Sloan Vakfı, Ulusal Bilim Vakfı, Packard Vakfı ve NASA tarafından araştırması desteklenen Stockey şunları ekledi:

“Düşük oksijen koşullarının çeşitlilik üzerinde ciddi etkisi olmaması söz konusu bile değil.”

Okyanuslardaki oksijen yetersizliği 375 milyon yıl önce Devoniyen kitlesel yok oluşunda da rol oynamıştı.

Kitlesel yok oluşlardan en ünlüsüyse 65 milyon yıl önce bir astreoit çarpmasının gezegenin okyanuslarını asitleştirmesi sonucu uçamayan bütün dinozorların dünya üzerinden silindiği Kretase-Tersiyer olayı.

İLGİLİ HABER

Peter Stubley

Independent Türkçe için çeviren: İrem Oral

Rhode Island Üniversitesi (URI)

Independent Türkçe için çeviren: Umut Can Yıldız

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top