GENEL

KÜRTLER / KÜRTÇE GÖKTEN ZEMBİLLE Mİ İNDİ?

Kürtlerin yanında Batılı misyonerler de 1800’den başlayarak İncil/Tevrat/Zebur kitaplarını Kürtlere yazdırarak veya Kürtçeyi iyi bilen kilise çalışanlarına çevirterek Kürt dilinin/edebiyatının gelişmesini sağlamıştır.

KÜRTÇE GÖKTEN Mİ İNDİ? (1)

Kürtlerin ırk ve dil adı iç adlandırma mı yoksa dış adlandırma mı?

Kürtlere verilen ‘Kürd/Kord/Kerd’ adının yanında başka adlar da verilmiş miydi?

NE ZAMANDAN BERİ BU ADLANDIRMA KULLANILMAKTADIR?

Tarihsel süreçteki bir değişimin son örneği mi, yoksa İslamî dönemle oluşan ve daha önceki adlandırmayla hiç de yapısal bir benzerliği olmayan yeni bir adlandırma mı?

Bu soruların muhtemel cevaplarını bulabileceğimiz verilere sahip miyiz?

O dönemlerde bütün dillerde yazılan kaynaklar bize bu şansı veriyor ya da niçin vermiyor?

Son olarak yazımızın da başlığı olan şu soruyu soralım:

KÜRTLER/KÜRTÇE GÖKTEN ZEMBİLLE Mİ İNDİ?

Olasılık olarak bugünden baktığımızda İslamîyet’le beraber bütün aşiretlerin ve üst grupların altında kümelendiği ‘Kürt’lerin dillerinin ya adı değişmiş olmalı ya da bu süreç itibariyle oluşmuş olmalıdır.

Daha önceki en az bin beş yüz yıllık süreçte yaşadıkları Grek, Latin, Ermenî ve Süryanî tarihî kaynaklarında belirtilmiş olduğu için, öncesinde de bir dile sahip olduğu düşünülerek,  Kürtçe’nin ‘Kürt dili’ şeklinde yeni bir form olarak kullanılmaya başlandığı seçeneği daha makul görünmektedir.

Peki, en son aşamayı oluşturan ve daha öncesi göz önünde bulundurularak ‘modern’ evre olarak adlandırabileceğimiz Kürtçe’nin çok lehçeli yapısında ilk yazılı örünler hangi lehçede verilmiştir?

Tarihî sürece baktığımızda 8. yüzyılda Goranîce; 11. yüzyılda Kurmancî ve Lurî; 18. yüzyılda Kırmanckî/Zazakî ana lehçelerinde yazılı ürünler verilmeye başlanmıştır.

Bu çok lehçeli yapı bize şu soruyu sormaya fırsat tanımaktadır:

Neden çok lehçeli yapı?

Bu lehçeler bir dilden çıkıp mı gelişti, yoksa farklı lehçelerin sürekliliği ya da senteziyle mi oluştular?

8. yüzyıldan itibaren örnekler verilmeye başlanan Klasik İslâmî kaynaklarda (Arapça, Farsça, Osmanlıca) Kürtlerin diline/lehçelerine ve edebiyatlarına dair bilgiler var mı?

Daha önceki biçimi bir tarafa, bugün genel olarak kullanılan ‘Kürt’ sözcüğünün dış adlandırma olarak kullanıldığı en eski kaynak Arapça olup ‘el-Kürd’ ve onun çoğul biçimi olan ‘Ekrâd (Kürd’ün çoğulu)’ yedinci asırdan beri kullanılmaktadır.

İç adlandırmaya dair verimiz ise hicrî 324/m.935-6 yılında Şaho dağında (Senendac) doğan Bawe Serhengê Dewdanî’nin (ö.1007) Yarsan inancı içerikli Goranî lehçesindeki bir dörtlüğünde, ‘Kürd Dini’ni canlandırma çabasına dair dörtlüğünde geçen ‘Kord’ biçimidir. 
 

Goranî LehçesiKurmancî LehçesiTürkiye Türkçesi
Serheng dewdan serheng dewdan 
Ez ke namêmen serheng dewdan 
Çeny êrmanan megêlim ne herdan 
Mekoşim pey ol Kordan
Serhang Dawdan ,…. 
Navê min ku serheng Dawdane 
Bi hevalên xwe re li herderî digerim 
Ji bo zîndî kirina ola Kurdan xebat dikîn
Serhang Dawdan
Benim ismim ki Serheng Dawdan’dır
Arkadaşlarımla her yeri geziyorum
Kürd dinini canlandırmak için çalışıyoruz


Kürtlerin varlığı farklı zaman ve zeminde onlarca dilde verilen yüzlere kaynakta yer aldığına göre doğal olarak şu soruyu sormak gerekir:

Kürtlerin konuştuğu ve yazdığı dil/ler ve lehçeler nelerdi?

Cevap bulabilmek için Kürtlerin diline ve edebiyatına dair bilgi veren en eski kaynaktan başlamak yararlı olacaktır. 

Kürtlerin tümünün veya bir kısmının, Aramî/Arap alfabesinden önce kullandığı alfabeye yönelik ilk somut bilgi İbn Wahşiyye’nin (ö. 930) “Şewqul’-Müsteham fi Marifeti Rumuzu’l-Aqlam (Kalemlerin Sembollerini Öğrenmeye Tutkun Kimsenin Arzusu)” isimli eserinde yer almıştır.

İbn Wahşiyye, kitabının yedinci bölümünde eski kralların/iktidarların kullandığı alfabelerden söz ederken, sadece ismen ‘Kürdler’i anmış, Kürtlere atfedilen alfabeye ilişkin bilgileri de kitabın sonundaki ekteki ‘Nebatiler, Keldaniler ve Sabi’unlar’ın muhafaza ettiği Tufan-öncesi (nden kalma) alfabeleri (ss:165)’ başlığında vermiştir.

İbn Wahşiyye Kürtlerin iddialarına yer vererek ‘Bînoşad’ ve ‘Masî es-Soratî’nin bütün eserlerini örneğini vermiş olduğu alfabeyle yazdıklarını söylemiştir. Alfabedeki harflerin (toplam 37 harf) Arapça (28 harfin) karşılığını veren Wahşiyye, geriye kalan harflerin (2+7) ise hiçbir alfabede/dilde (70 dilden bahseder) karşılıklarının bulunmadığı notunu düşürmüştür.

Wahşiye’nin ‘eski’ ifadesi, kendisinden 1500 yıl önce kullanılmaya başlanan ‘Yunan’ ve ‘Hiyegrolif’lerden çok daha önceye gitmektedir.

Kürtlerin kendi döneminde yaşadıkları coğrafyada, en az 10 bin yıl önce bulunduklarını da eklemiştir.

Bu alfabeyle Bağdat’ta 30, ayrıca Şam’da kendisinin yanında ‘üzüm bağının kesimi ve hurma ağaçlarına dair’ ile ‘suyun tespiti ve yeryüzüne çıkartılmasına dair’ iki kitabın olduğunu ve bu ikisinin kendisi tarafından ‘Kürtlerin dili’nden “Eflahu’l-Kermi we’n-Naxl”, “İlelu’l-Miyah we Keyfiyyetu İstixraciha we İstinbatiha mine’l-Ekradi’l-Mechuleti’l-Asl” adlarıyla Arapça’ya çevrildiğini söylemiştir.
 

0.jpg
1.jpg
Şewqul’-Müsteham fi Marifeti Rumuzu’l-Aqlam’da Kürtlerin kullandığı özgün alfabe / Fotoğraflar: Paris Bibliotheque Nationala 6805 nolu nüsha. / cafemedyam


Wahşiyye’den birkaç yıl sonra, İbnü’n-Nedim (ö. 385/995) 380/990 yılında yazdığı  “el-Fihrist” isimli eserinde, özel olarak Kürtlerin alfabelerine değinmemiş olsa bile bizim için oldukça önemli olan bir bilgi paylaşarak, İran’lı Ebû Muhammed Abdullah b. el-Mukaffa’nın (724-759) Farsça’nın lehçelerinin ‘Fehleviyye’, ‘Durriyye’, ‘Fârisiyye’, ‘Hûziyye’ ve ‘Süryâniyye’ olduğunu ve yedi alfabenin ya da imlanın kullanıldığını belirttiğini ifade etmiştir.     

Mukaffa’nın sınıflandırması bir kısım değişikliklere daha sonraki kalem erbabı tarafından da takip edilmiştir.

Osmanlı müverrihlerinden Kemal Paşazade’nin (1468-1534) “Fî Fadîleti’l-Lisâni’l-Fârisî ale’l-Elsineti sive’l-Lisâni’l-Arabî” isimli risalesinde; Farsça hem bir üst dil hem de bu dilin bir alt kolu olduğu ifade edilmektedir.

Ona göre Fârisiyye; Pehleviyye, Deriyye, Fârisiyye, Hûziyye ve Süryâniyye dillerinden oluşur.

  • Pehleviyye; hükümdarlığın yönetim meclislerinde konuşulan soylu dil,
  • Deriyye; saygınların konuştuğu elit dil, Farsiyye; halkın ve saray mabeyncilerinin konuştuğu dil;
  • Hûziyye; hükümdarlar ve elitlerin kendi aralarında ve mahrem işlerinde konuştukları ‘özel’ dil,
  • Süryaniyye; Irak’ta konuşulan ‘Kıbtî’ dilidir.

Muhammed Hüseyin b. Halef et-Tebrizî’nin 1062/1652 yılında yazdığı “Burhân-ı Katı’ı” isimli Farsça-Farsça sözlüğünün Mütersim Asım (ö.1819) tarafından “Tıbyân-ı Nâfî’ der Terceme-i Burhân-ı Katı (y.1810)” adıyla gerçekleştirilen çevirisind doğu batı yönünden Ceyhun-Fırat nehirleri ile kuzey-güney yönünden Demir Kapı-Umman Sahili arasındaki toprakları ‘İran’ olarak tanımlayan Burhân; İran’ın ‘ülke-i muazzam olup selefte mecmuuna birden Pârs ıtlak’ olduğunu ve ‘Lügat-i Pârsî’nin ‘Herevî, Segezî, Zâvulî, Sogdî’ ve meşhurlarından ‘Derî, Pehlevî, Farisî’ olmak üzere yedi kısma ayrıldığını haber vermektedir.

Derî için “Vilâyet-i Acem’den Belh, Buhara, Bedehşan ve Merv halkının lisanlarına ıtlak olunur (ss:166.)” diyen Burhân, Pehlevî’ye dair de şu ifadeleri kullanmıştır:

“Pehlevî lügati, Pehlev b. Sâm b. Nûh aleyhi’s-selâm lisanından müstefiz ve meşhur olmakla ona mensup olmuştur..

Bazıları dediler ki lügat-i mezburenin nisbeti Pehle diyarınadır ki Rey, İsfahan ve Dînaver vilâyetleridir..

İnde’l-ba’z pehlev şehr ve mısr manasına olmakla pehlevî şehre nisbetle şehrî demektir ki murat emsârda sakin olan eşhastır..

Arabîde beledî ve bedevî yerindedir. Bu taktirce pehlevî mutlaka şehir halkının istimal ettikleri lisandan ibaret olur..

Pârsî lügati Pârs vilâyeti ehline mensuptur ki onların tekellüm ettikleri lisandır. Pârs vilâyeti anifen beyan olundu.”


İbnü’n-Nedim, Arapça’da ‘P’ harfi olmadığı için ‘Farsça’daki ‘p’ sesinin karşılığı olarak anmış olduğu Pehlevice için şu açıklamada bulunmuştur:

“Fehleviyye’ye gelince, bu Fehle’ye (Asıl nüshada Femnesub) nispet edilmiştir..

Bu isimle beş ülke vardır..

Bunlar da Asbehân, Reyy, Hemezân, Mâh Nehâvend ve Azerbaycân’dır.”


İbnü’n-Nedim’den önce İbn Hurdâzbih (ö. 864), “el-Mesâlik ve’l-Memâlîk” isimli kitabında, Pehlevilerin ülkesini ‘Rey, İsfahan, Hemedan, Dînwer, Nihvend, Mehrecan Nakzak, Kazvin, Teylesan ve Deylem’ olarak verirken İbnü’l Fakîh Hemedanî (ö. 903) de, “Kitabü’l-buldan” isimli eserinin “el-Kavl fi’l-Cebel” adındaki bölümünde ‘Bu bölgelere Pehleviler ülkesi deniliyor’ diye yazmıştır. 


İslamî kaynaklarda ‘Pehlevi memleketi/diyarı’ olarak belirtilen ve coğrafyacılar tarafından hazırlanan haritalarda ‘cibâl’ olarak gösterilen coğrafî bölge; aynı dönemde ve hatta M.Ö. 5. yüzyıldan beri oluşturulan Grek, Latin kaynaklarında ve başta Ptolemy’nin (90-168) hazırladığı harita olmak üzere ‘Media’ olarak gösterilmiştir.

Media/Cibal topraklarında ise, Kürtler sadece nüfussal yoğunluk olarak değil, siyasal varlık açısından da buralarda hakimiyet kurmuşlardır. Ebu Dülef’in (ö.390/1000) “İran Sefernamesi”ne baktığımızda, 11. yüzyılda sadece Celali, Yabsani, Hakemi ve Vasuli Kürt kabilelerinden 60 bin aile, merkezi Nim Azray adında büyük bir şehir olarak tanımlanan ‘(Şehrê) Zor’da yaşamaktadır.

Ebubekir Zâhirî, İran bölgesini anlatırken eserinde Kürtlerin yaşadığı bölgeye ait özel bir başlık açarak, yaşadıkları yerler için “Bilâdu’l-Kûrd (Kürt Şehirleri)” tabirini kullanarak, ikamet ettikleri şehirlerden biri olarak ‘Câcel’ ve kasabaları ile Deylem’i göstermiştir. 
 

c.jpg
‘Cursus Publicus’ adı verilen Roma İmparatorluğu’nun iletişim ağını gösteren ve orijinali 4. veya 5. yüzyılda revize olan haritada Media. Harita Vienna Österreichische Nationalbibliothek’de muhafaza edilmektedir. / cafemedyam

Ebu Zeyd Ahmed İbn-i Sehl el-Belhî’nin (850-934) “Suverü’l-Ekalim (Yeryüzü Suretleri)” adlı İslam Dünyası Atlası’nın Arapça versiyonundaki ‘Dünya Haritası (TSMK, A. 2830, 4a)’nda yer alan ‘Cibal’


İbnü’n-Nedim’den kısa bir süre önce ve sonra Kürtlerin Azerbeycan/Küçük Media sahasında Şeddadî, Revadi; Hemedan/Büyük Media bölgesinde ise Hasanwahiy (941-1015) devletleri varlık gösteriyorlardı.

Kürtlerin bu bölgelerdeki sosyal ve siyasal varlığından dolayı 11. yüzyıldan itibaren Hemedan merkezli coğrafyaya ‘Kürdistan’ denilmeye başlanmıştır.

Hasanwahiy devletinin sınırları içerisinde yaşayan Baba Tahir Hemedanî (930-1010) dûbeytlerinde kimi zaman ‘Kürdüm’ diyerek, kimi zaman da Kürtlerin bir alt grubu olan ‘Lek’lere olan aidiyetini dile getirmiş “Benim dilim Pehlewiced’dir” diye de açıklamada bulunmuştur.

Baba Tahir’in şiirlerinin bulunduğu yazma nüshalarla beraber, Mehdî-i Hamîdî  tarafından hazırlanan ‘Dîvân’ında bile ‘Lurî’ lehçesindeki şiileri yer almaktadır.

Baba Tahir’den sonra, Mewlana Ebû Îshak Hallacı Şîrazî’nin (h. 840/ö.1427) H.9/m.15.yy’da yazdığı “Dîwân-ı Et’ime”sinde Kürtçe’nin Lurî lehçesiyle yer alan 22 beyitlik şiiri bulunmaktadır. 
 

baba tahir.jpg
Baba Tahir Hemedanî’nin (930-1010) Kürtçe’nin Lekî/Lurî/Pehlewî lehçesindeki şiirlerinin bulunduğu Bahauddîn Qumî’ye ait h. 848/m. 1444 tarihli yazma nüsha. Konya Mevlana Müzesi, no: 2530, vr: 89-90. Kaynak: Mehmet Nur Yavuzer; “Baba Tahîr di Wêjeya Kurdî de/Kürt Edebiyatında Baba Tahir”, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2016, ss:306.​​​​​​​ / cafemedyam


İbnü’l Belhî (ö. 12.yy) de “Farsname”sinde “Zübde it-Tevârih” isimli kaynaktan hareketle Loristan hakkında şu bilgiyi paylaşmıştır:

“Kürdler yaşar ve dilleri Kürdçedir. Bunlara Lorî denilir.”

Yâkût el-Hamevî’nin (ö.1229) 1224-8 yılları arasında tamamladığı “Mu‘cemü’l-büldân”ın Sefiyüddin Abdülmümin b. Abdülkak el-Bağdadî (ö.738-9/1333) tarafından “Merâsid el-ittilâ” adıyla yapılan muhtasarında Yâkût’un ‘Luristan’ maddesini ‘Kürdistan’ olarak vermiştir.

Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın (d.940/1532-ö. h.1022?/) hangi tarihte yazdığı belli olmayan ama en eski nüshası  h.1016/m 1607-08 tarihli olan “Mecma‘ü’l-Havâs” isimli Farsça ve Türkî dillerde yazan şairlere yönelik Çağatayca tezkiresinin bir nüshasında ‘Muhammedî Han Kürd’ olarak verilen şahıs, diğer nüshalarda  “Muhammed Hân-ı Lur (N 1. 9a/4, K.M. 10b/7, G.B. 10a/1//Muhammedî Hân-ı Lur N 2. 6b/21, S.Ç. 10a/1.)” olarak kaydedilmiştir.  

Lek’ler Lorî/Lûrî’lerin bir alt kolu olup Kürt kaynaklarında çoğunlukla beraber sınıflandırılmıştır.

Öyle ki Şerefxan Bidlisi’nin 1597-9 yılında yazdığı “Şeref-nâme/Tarîxê Kürdistan” isimli kitabında Kürtlerin dört temel grubu içerisinde ‘Lur’lara yer verilmiştir.

Benzer şekilde Abdulkadir b. Rüstem el-Bâbanî (1832-3/?) 1868-70 yılında kaleme aldığı “Siyeru’l-Ekrad” isimli Farsça ‘Kürd Tarihi’ kitabında, 16 fıkraya ayırdığı Kürtlerin ‘Feyli’ grubunun hakim olduğu ‘Lûr/Elvariye (Lur’un Arapça çoğulu)’ bölgesini anmıştır. 
 

mv.jpg
Mewlana Ebû  Îshak Hallacı Şîrazî’nin (h. 840/ö.1427) “Dîwân-ı Et’ime”sinde Kürtçe’nin Lurî lehçesiyle yer alan 22 beyitlik şiiri. Divanı ilk defa ilk defa Mîrzâ Habîb-i İsfahânî tarafından, h.970 tarihli İngiltere müzesinde bulunan bir elyazması esas alınarak, “Dîvân-i Etʻime-i Mevlânâ Ebû İshâk Hallâc-i Şîrâzî” adıyla İstanbul Galata’daki Ebûzziyâ matbaasında h.1302 yılında neşredilmiştir. / cafemedyam

1886.jpg
1886 yılında 7. Uluslararası Şarkiyatçılar Kongresi’ne sunulan bildiride 11. asırda yaşayan Seyîd Ala Edewle’nin ‘pehlewice’ lehçesiyle yazdığı şiire yer verilirken, parantez içerisinde ‘kurde/kürtçe’ kullanılmıştır. / cafemedyam

 
Bilindiği gibi, Muhammed b. Cerîr Taberî’nin (ö.310/923) 903-916 yılları arasında yazdığı “Tarih”inde Sâsâni (226-651) hanedanlığının kurucusu I. Ardeşir (224-240)’in ‘Kürt’ olduğu bilgisi geçmektedir.

Mirza Ali Ekber Vekayinigar’ın (1846-99) 1869 tarihli “Bedayiu’l-Lugat” sözlüğünün Kürtlerin tarihine ve aşiretlerine yönelik önsözünde, Goran Kürtlerinin Erdeşêr Babkan’a, onun da 11 soydan önce Kürt’e bağlandığı belirtilmiştir.

Doğu Roma İmparatorluğu tarihçilerinden Prokopius (M.S. 500-565), yazdığı “Anekdota/Historia Arcana” isimli eserinde; Sâsâniler’den ‘Medler’ olarak bahsetmiştir.

Prokopius, toplamda  8 cilt olan “Savaşlar Tarihi” isimli diğer çalışmasında da, Sâsânî askerlerinden ‘Med asker(ler)i’ diye söz etmiştir.

Eski Grek kaynaklarında Sâsâniler kendilerini varisi olarak gösterdikleri Akhamenidlerle/Perslerle (m.ö. 550-m.ö331) yapılan savaşlara ‘Med Savaşları’ denilmekteydi.

Kâtip Çelebi’nin (1609-1657) 1654-5 yılları arasında, Johann Carion’un (1499-1537) 1531’de Almanca olarak kaleme aldığı “Chronica”sının Osmanlıca çevirisi olan “Târîh-i Frengi Tercümesi”nde şu bilgi mevcuttur;

“Zirâ Daryos Medya’lı ve Siros Fars idi. Yunanîyon ancak Fars pâdişâhların yazar ve Medya saltanatı Fars saltanatına ilhâk olunmağla, Medya’dan olan pâdişâhları yazmazlar.”


Yine biliyoruz ki, Ermeni müverrihlerinden Korykoslu Hetum/Hayton’un (1240-1320) 1307’lerde Fransızca ve Latince yazdığı “Flos Historiarum Terre Orientis/Doğu Tarihinin Çiçeği” isimli eserinde ‘Medler’ ile ‘Kürtlerin’ aynı halk olduğu kaydı var.

Mikayel Çamçıyan’ın (1738-1823) 1784 yılında baskısı yapılan “Hayots Patmutyunı/Ermeni Tarihi” kitabından da şu açıklaması mevcuttur;

“Medler; ayrıca Kurd veya Keurd adıyla biliniyor.”


Pehlewî dili Sâsâni İmparatorluğu’nun (226-651) resmî dillerinden biri olup, en az miladî üçüncü asırdan başlayarak yazılı örnekleri verilmiş, çok seyrek de olsa İran coğrafyasında 14. yüzyıla kadar kullanılmıştır.

Özellikle Avrupa’da olmak üzere birçok kütüphanede yazma nüshaları mevcut olup, önemli bir kısmının 1750’den başlayarak yayınları gerçekleştirilmiştir.

Kürtçenin şimdiki lehçeleriyle yapılan kısmî karşılaştırmalarda bile bu dilin Farsçadan çok Kürtçeye yakın olduğu ortaya çıkmıştır. 


Umberto Eco editörlüğünde hazırlanan “Ortaçağ (Alfa Yayınları, 2010)” isimli kitabın Türkçe tercümesindeki bilgiye göre, I. Şâpûr’un (241-273) Kâzerûn yakınlarında kurduğu ‘Cündişâpûr’ akademisinde Yunanca’dan ‘Pehlewîce-Medceye’ çeviriler yapılmaktaydı.

Aslında Medce; M.Ö.331’de ortadan kaldırılan Keyanî-Med İmparatorluğu’nun resmî dili olarak uzun bir süre kullanılmıştı.

Jules Oppert (1825-1905) 1879 yılında bu dile dair  “Le people et la language des Médes/Med Halkı ve Dili (Maisonneuve, Paris)” isimli çalışmasını yayınlamıştır.

Diğer taraftan Ermeni ve Batılı müverrihler tarafından 15. yüzyılda Kürtçe için bile Medce denilmekteydi.

Öyle ki, 15. yüzyıldan kalma (1430-1446) ve bu tarihten çok önceki eserden istinsah edildiği belirtilen Ermenice yazma bir eserde Hristiyan ayin duasının diğer dillerle beraber ‘Maroc/Medce’ versiyonu yer almış olup, başta bu yazmayı bilim alemine sunan Akaki Shanidze olmak üzere araştırmacılar tarafından ‘Kürtçe’ olarak nitelendirilmiştir.

İster milat öncesi tarihlere uzanan Eski Grekçe, Latince kaynaklarda olsun, isterse 8. yüzyıldan itibaren yazılı örnekleri verilmeye başlanan Fransızca, İngilizce, Almanca gibi Batı dillerinde olsun, 15. yüzyılın başlarına kadar Kürtlerin kullandığı dil/lehçeler için genellikle ‘Medce’ adı kullanılmıştır.

İslâmî kaynaklarda da takip edebildiğimiz kadarıyla 9. asırdan başlayarak Kürtlerin birçok lehçeyle konuştukları bilgisi mevcut olup, el-Mesûdî (896-956) “Mürûcü’z-zeheb” adlı eseriyle bu konuya değinen ilk kişi olmalıdır.  


Bütün bu bilgileri bir araya getirdiğimizde Sassani İmparatorluğu’nun Kürtlüğü ve onların devletin bir nevi resmi dillerinden biri sayılan ‘Pehlewîce’nin de Kürtçe’nin İslâm öncesi bir versiyonu olduğu ortaya çıkmaktadır.

Böylelikle Cemal Reşîd Ahmed’in “Zuhûru’l-Kurd Fi’t-Tarîh” isimli çalışmasında belirttiği şu görüşü hiç de yabana atılmayacağı ortaya çıkmaktadır;

“Feylî, Sasanîler döneminde hakim bir dildi ve bu lehçeyle miladî 3.-4. yüzyıllar arasında ‘Zend Avesta Dînkerd/Dînê Kurd, Bondhîşin, Mînokî Xired, Pendnamegî Zaraduşt’ yazılan eserler ve Abbasiler döneminde  Arapça’ya çevrilen ‘Sîndbadê Behrî, Hezar û Yek Şev, Xudayname, Karname, Ayinname’ Feyli/Pehlî (Arapça’da ‘P’ sesi olmadığı için ‘F’ ye dönüştürülmüştür) lehçesinden çevrilmiştir.”

00.jpg
Pehlevice-Arapça metinler, 9. yüzyıl. / cafemedyam

İslâm döneminde bazı kitaplarda Kürtçenin lehçelerinden birkaç kıta şiir veya cümle nakledilmiş olup, bunlardan biri Yâkût el-Hamevî’nin (ö.1229) 1224-8 yılları arasında tamamladığı “Mu‘cemü’l-büldân”da zikredilen Enûrşirvân-ı Bağdâdî’nin “Şeytânü’l-‘Irak” adlı mülemma kasidedir.

Kınalızâde Hasan Çelebi (1546-1604), 1586 yılında tamamlanan “Tezkiretü’ş-Şu‘arâ”sında ‘Şükrî’den söz ederken Kürt şiirinin/edebiyatının meşhur olduğunu şu şekilde dile getirmiştir: 

“Nazm-ı ekrâd ne makûle idügi ma’lûm u mefhûm-ı ashâb-ı ‘akl u reşâddur.”


Gelibolulu Mustafa Âlî (1541-1600), zamanının Bağdat valisi olan Hızır Paşa’yı övdüğü 170 beyitlik şikâyetname konulu kasidesinin 10 beytinde Osmanlı sınırları içerisinde ve temasta bulunduğu dil ve toplulukları konuştururken Kürtçe bir mısraya da yer vermiştir:

“Kürd olan velvele ile bunı îrâd eyler
Dekojim tâ to bizanî dirivî men to biyâr”

(Bilesin ki seni öldürürüm, benim hakkımı ver)


Şiirlerinde Hemîdî mahlasını kullanan Mela Mehmûd, Amadîye Mirliği’nin hükümdarı Husênê Welî’nin (Hüküm:1533-73) zamanında yaşamış olup kendisinden dört dilli (Kurmancî, Osmanlıca, Farsça, Arapça) 28/27 beyitlik kasidesi kalmıştır.

Kasidedeki Kürtçe beyitlerden biri de şu şekildedir:

“Ya Rebbî daîm mübarek bin li we dîwan û text
Cumleyê Kurmanc silavkêş bin bi pêş geştî xedar/Pêşkêşî xedar”


Şerefxan Bîdlîsî, “Şeref-nâme/Tarîx-i Kürdîstan” isimli eserinde, Hemîdî ile aynı dönemde yaşamış olan, Mihemed Begê Zerqî’nin (Hüküm: 1542-ö.1569) Kürtçe ‘Dîwan’ından söz etmektedir. Ancak bu eser şimdiye kadar bulunmamıştır.

Basil Nikitin (1885-1960) de, Farsça bir yazmadan hareketle aktardığına göre, Kürtler arasında şiirleri Hafız-ı Şîrazî (1315-1390) derecesinde olan Mîr Ehmed Beg (ö.877/1473), Hafız’ın gazellerini Kürtçe olarak muhammes biçimine sokmuştur.

Evliya Çelebi’nin (1611-1682) “Seyahatnâme”si vasıtasıyla öğrendiğimize göre Cezire bölgesinde Kürt şiiri alanında kuvvetli Molla Ramazan da bulunmaktaydı. 


14. yüzyılda temelleri atılan Kürt mirlerinin kurduğu medreselerde ve konaklarda gelişen, olgunlaşan Kürt dili ve edebiyatı, 1850’lerde Kürt mirlerinin tasfiye edilmeleriyle beraber; mirlerin bıraktıkları boşluğu dolduran Xalîdî şeyhlerinin çabalarıyla (Kürmancî lehçesi) 1960’lara kadar ‘Klasik’ şekilde devam ettirilmiştir.

Şimdiye kadar literatüre dahil edilen ve en eskisi 1700’lerde olan 50 civarındaki ‘Keşkol/Kürtçe Şiir Mecmuaları’ ile iki ‘Şairnâme’den anlaşıldığı kadarıyla yaklaşık bin yıllık zaman dilimi içerisinde adları kayıtlara geçen 800 civarında Kürt şair edebî ürünlerini kendi dilinde/lehçesinde vermiştir.

Ayrıca Osmanlı, İran, Hindistan ve Orta Asya sahasında hazırlanan ‘Tezkire’ler ile ‘Mecmua’larda hem Türkî, Îranî, Arabî dillerde hem de kendi ana dili Kürdî’de manzum/mansûr edebî ürün veren şairlere de bulunmaktadır.

Örneğin, 1816’dan itibaren Bağdad valiliği yapan Davut Paşa’nın (1774-1851) himayesinde “Tezkire-i Şuara-yı Bağdad/Bağdad Şairleri Biyografisi (76 şair)” isimli eserini telif eden şair Hatibî; Müftü Ebu Bekr Efendi’nin Farsça, Türkçe, Arapça ile Kürtçe şiir yazabildiğinden söz etmektedir.

Kürtlerin İslâm, Êzdî, Ehl-i Haqq gibi farklı inanç, din ve edebî formalarıyla  büyük bir külliyat oluşturan edebî eserlerinin her ne kadar büyük bir kısmı yakılmak suretiyle ortadan kaldırılmış veya zamana karşı dayanamayarak yok olsa da; bugün İran, Irak, Türkiye, Suriye, Mısır, Hindistan, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Danimarka, Hollanda kütüphanelerinde yüzlerce yazma eser bulunmaktadır.

Diğer taraftan bireysel ve kurumsal kütüphanelerde-müzelerde hala gün yüzüne çıkmamış yazmalar da araştırmacıların dirayetini beklemektedir. 


Tarihsel sürece bakıldığında, İslamî edebî geleneğin benimsediği kurallarla ilk ‘Dîwan’ tertip eden kişi Melê Perîşan Dînawerî (1356-1421) adıyla meşhur Molla Abu’l-Kasım olmuştur.

Goranîce’de yazdığı ‘Dîwan’ının yazma nüshaları Almanya Merburg Kütüphanesi ile İran kütüphanelerinde (19 nüsha) bulunmaktadır.

Kurmancî’de ilk divan tertip edenin de Meleyê Cîzîri (1570-1640) olduğu düşünülmektedir.

Manzumelerin yanında Kürtçe ilk nesrin ise Müküslü Eli Teramaxi (m.1655) tarafından Kürtçenin Farsça ve Arapça ile karşılıklı gramerini konu edinen “Destûra Zimanê Erebî bi Kurdî” adıyla verildiği düşünülmektedir.

Bu açıdan bakıldığında Kürtçenin ‘yetersiz’ olduğu veya ‘medeniyet dili olmadığı’ iddiasın hiçbir geçerliliği yoktur. 
 

ml.jpg
Melê Perîşan Dînawerî’nin (1356-1421) Kürtçenin Goranî/Hewramî lehçesiyle tertip ettiği ‘Dîwan’ın ilk iki sayfası. İran Milli Kütüphanesi. /cafemedyam

kr.jpg
Kürtçenin Goranî Lehçesiyle Xurşîd û Xwar Mesnevisi. 19. yüzyıl. Senendac. British Library (Add. MS. 7829). / cafemedyam

Kolaj: Independent Türkçe / cafemedyam

Yazının birinci bölümünde adlarını vermiş olduğumuz  ‘Lurî’ ve ‘Goranî/Hewramî’ lehçelerinin Kürt diline ait olmadığı itirazına yönelik, bu bölümde klasik kaynaklarda lehçe sınıflandırmasının nasıl ele alındığı hususu özerinde durulduktan sonra, Kürtçe’nin ilk nesir örneklerine, gramer/sözlük ve Kürtçe’ye yapılmış olan çevrilere değinilmiştir.

Gelecek olan diğer bölümlerde ise Kürt lehçelerinin nasıl edebi dil haline geldiği tarihsel verilerle ortaya konulacaktır. 

KÜRT KAYNAKLARINDA KÜRTÇE’NİN LEHÇELERİ

Şeref Hân Bidlîsî tarafından 1005/1597 yılında Farsça yazılan ‘Şerefname’de Kürtlerin ‘Kurmanç’, ‘Goran’, ‘Lor’ ve ‘Kelhur’ olmak üzere dört büyük gruba ayrıldığı ve bu aşiretlerin kendi dillerinde/lehçelerinde konuştuğu bilgisine yer verilmiştir.

Bu taksimat 1920’lere kadar Kürt aydınları tarafından esas alınıp bir kısım eklemelerle zenginleştirilmiştir.

Şerefname’nin yazılmasından sonra, özellikle Osmanlı müellifleri Kürtler hakkında birinci derecede başvurdukları kaynak ‘Şerefname’ olduğu için, onlar da bu taksimatı kabullenmişlerdir.

Şerefname’nin 1800’den sonra yayınlanması ve çevrilmesi suretiyle veya yazma nüshalarının Batı’daki kütüphanelere taşınmasından dolayı, Doğu İslam dünyasında olduğu gibi Kürt grupları ve lehçelerinin tespitinde Batı’daki şarkiyatçılar için de temel kaynak olmuştur. 

Ancak 1800’den başlayarak Osmanlı/Anadolu ve Kaçar/İran devletlerinin ‘çok uluslu yapı’larını kaybedip milliyetçiliği öncelemeye başlamalarıyla, klasik kaynaklardaki bilgilerin ehemiyeti kalmamış ve devlet(ler)in benimsediği programlar doğrultusunda kimlerin Kürt kabul edilip edilmeyeceği, hatta Kürtlerin var olmadığı, lehçelerinin ne olduğuna masa başında karar verildiği için, uzun bir süre Kürtlerin edebiyatının olmadığı kabulü tekrar edilmiştir.

Fakat 2000’den sonra ‘küreselleşme’ ve bilgi kaynaklarına erişme imkanlarının artması, yeni bir paradigmanın oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Böylelikle devlet/özel üniversitelerinde açılan Kürdoloji bölümlerinde Kürt dili, edebiyatı, folkloru, tarihi üzerine yüksek lisans ve doktora tezlerinin hazırlanması ve literatüre dahiliyle ‘eskiye’ dair birçok bilgimiz değişmiştir.

Bu yazıda paylaşmaya çalıştığımız notlar, kimi zaman kesin belgelerle, kimi zamanda var olma olasılığı yüksek olan ancak imkanlar el vermediği için erişilmeyen kaynakların dolaylı yollardan edinmesiyle oluşmuştur. 

Belirttiğimiz gibi, Şerefnâme’deki taksimat Kürtler tarafından uzun bir süre takip edilmiştir.

Arapça, Farsça ve Kürtçe yazılan Kürt kaynaklarının birkaçına baktığımızda şöyle bir manzara karşımıza çıkmaktadır.

Siirt Şêrwan mirlerinden Salih Begê Şêrwî’nin (1772-1838) 1274/1820? tarihli “Tarihu’l-Neseb” isimli eserde, Şerefname’den yararlanılarak Kürtlerin Kurmanç, Goran, Lor, Kelhur şeklinde dört büyük kabileye sahip olduğu bilgisi sunulmuştur.

Gerek Şerefname, gerekse ondan yaralanarak Kürt gruplarını sunan kaynaklar açıkça hangi grubun hangi lehçeyi konuştuğu/yazdığı bilgisini paylaşmamıştır.

Bu durum 1850’den itibaren değişmiştir. Zira bu tarihten sonra artık grupların lehçe adlarına, nerede konuşulduğuna kadar birçok bilgiye yer verilmiştir.

Ayrıca Batı’da daha önce seyyahlar/diplomatlar tarafından Kürt dili/lehçeleri ve edebiyatına dair birkaç paragraflık, çoğunlukla da eksik, yanlış paylaşımlar yerine; sadece bir lehçeye hasredilmiş, sözlük ve gramer çalışmalarının yapılmasıyla ve Kürtlerin de bunları okuyup yararlanmasıyla taksimatın detayı artmıştır. 

Mela Mahmudê Bazîdî’nin 1858/9 yılında yazmış olduğu “Adat û Rusûmatname’ê Tewayifê Ekradiye” kitabında Kürtçe’nin bir yazılı forma sahip olduğu, ancak ‘konuşulan’ dilin dört lehçeye ayrıldığı, bunların ikisinin ismi (‘Rawendî’, ‘Zaza’) ve konuşulduğu yerler, diğer ikisinin de konuşulduğu bölgeler yazılmıştır.

Mehmudê Bazîdî’ye göre;

” ‘Çaldıran, Kars, Beyazid, Muş, Bitlis ve Van’da ‘Rewadî’ lehçesi;

Tercan (Erzurum) ve Dersim’de ‘Zaza/Ducik Aşireti’;

‘Hakkari, Botan, Şirvan, Müks, Şemdinli, Hizan, Şino, Birados’ta konuşulan üçüncü lehçe;

‘Baban, Bilbas, Zerzen, Şükriyan’ aşiretlerinin Süleymaniye ve Şarezor/Kerkük’te kullandıkları dördüncü lehçe.”


Eli Ekber Kurdistanî, 1867 yılında yazmış olduğu “Bedai’ül-Luxat” isimli Kürtçe-Farsça sözlüğünün ‘önsöz’ünde, eski zamanlarda Kürtlerin sekiz kısma ayrıldığını ve bu grupların dillerinda zamanla farklılıkların oluştuğunu dile getirmiş, Kürtleri şu ana gruplara ayırarak haklarında birkaç paragraflık bilgi vermiştir:

” ‘Goran’, ‘Lur/Lor’, ‘Erdelan’, ‘Kirmanc’, ‘Lolo’, ‘Mafî û Nankelî’, ‘Lek’, ‘Zend’. “


Babê Naco (M.X.), Hetawî Kurd dergisinin 1913/1330 yılında yayınlanan dördüncü sayısında çıkan “Erbâb-ı Hamiyet ve Himmete” başlıklı yazısında, ‘Şerefname’nin ‘Kurmanc’, ‘Goran’, ‘Kelhur’, ‘Lur’ ve ‘Zaza/Milli’ taksimatından hareketle lehçelere ve bu lehçelerin hangi coğrafyada konuşulup yazıldığına dair bilgiler verilmiştir:

“İşte bu beş şube bir asıldan müteferri’ olup mekân itibariyle ve ba’zı vukuat dolayısıyla bu nâmı iktisâb eylemişlerdir. Lisanlarındaki mübayenet pek ehemmiyetsizdir.

Kürd lisanının Farisi ile müşabeheti var ise de teşkilatı büsbütün başkadır. Bu babta icab edecek ma’lûmatı bilahire ita edeceğimiz tabii olacağından şimdilik bunlardan sarf-ı nazarla yalnız şu’ubat-ı mebhusenin tebdil esamiyesini yazacağız..

Musul’un merkez sancağıyla Van’ın Hakkari sancağı ve Harput’un Malatya sancağı Diyarbekir, Van, Bitlis, Erzurum, Halep, Suriye, Adana, Konya, Ankara, Sivas vilayetlerindeki Kürdlere Kurmanc ve Kerkük sancağında olanlara Soran ve Süleymaniye sancağında olanlara Bâbân denilir..

Kürdistan İrani eyaletiyle Irak-ı Acemde olanlara (Goran) ve İran’ın Derne ve Derteng (Hulvan) havalisinde bulunanlara (Kelur) ve Muristan’la Huzistan’ın ve Faris ve Horasan eyaletlerinde bulunanlara (Lur) denir..

Loristan Ekrâdı Bahtiyari aşairi nâmıyla müştehirdir. Bağdat’ın müneddil-i Hanekin, Horasan ve Samarra kazaları ile Peştguhdegi Feyliler dahi Bahtiyari aşairi şuubatındandırlar..

Şiraz’daki (Lek)ler ile Havramiler dahi Gorandan ma’dutturlar. Dersim sancağı, Genç sancağı Palu, Lice ve Siverek ve Mutli’de bulunanlara Zaza deniyor. Kürdlerin asılları ve lisanları bir olacağı halde mevki ve nüfûslarının tekessürü ve her tarafa yayılmaları ihtilafat-ı esmayı mucib olmuştur..

Lisanlarının tevhidi kabul olacağı tetkikatla anlaşılmıştır. Yalnız Zaza lisanının biraz farkı var ise de cihet-i tesrifiyesi diğerlerine müşabe olup bir aslın fer’i olduğu meydana çıkmıştır.”


Mehmet Mihrî tarafından 1334/1918 yılında İstanbul’da hazırlanan “Mukaddîmet-ûl Îrfan” isimli eserde Kürtçe’nin iki lehçeye, her lehçenin de kendi içinde alt gruplara ayrıldığı bilgisi paylaşılmıştır:

A) Kurdî: 1) Feylî (a-Bextiyarî), 2) Bilbasî (a- Bilbasî, b-Kurmancî), 3) Kurdî;

B) Goranî:  a- Hewramî, b-Zaza.

Bu lehçelerin konuşulduğu coğrafi alan da şu şekilde ortaya konulmuştur:

‘Hewramî’ Süleymaniye ve Sine civarında;

‘Zaza’ Azerbaycan, Erzurum, Xarpêt/Elazığ, Diyarbakır ve bir kısım Bidlîs;

‘Feyli’ çoğunlukla İran, bir kısım Kerkûk;

‘Bilbasî’ çoğunlukla Azerbaycan (Savcbulak) ve bir miktar Musil;

‘Kurd’ Sine, Musil ve Bağdad;

‘Kurmanc’ Wan, Bedlîs, Erzerum, Dîyarbekir, Sîwas, Anqara, Qonya ve Haleb civarı ile İran Azerbaycanı, Kafkas ve Suriye.


Kitapta, Feyli lehçesinden sonra Kürtler arasında en fazla konuşulan grubun Kurmanci olduğu belirtilmiştir.

Kürt grupları ile bunların lehçeleri hakkında 1500-1923 yılları arasında bilgi veren ‘Kürt’ kaynaklarını esas aldığımız için; adlarını anmış olduğumuz lehçelerdeki edebi ürünlerin bu taksimatın başlamasından çok önceki tarihlerde de var olması hasebiyle bunlar Kürt dilinin/edebiyatının ürünleri içerisinde değerlendirilmiştir.

Bu durumda Kurmancî, Kirmancî/Zazakî/Dimilli/Millî, Soranî/Mukrîyanî, Goranî/Hewramî, Lurî-Lekî ve Kelhurî lehçelerinin tümünün Kürtçe’nin İslâm sonrasında oluşan ve farklı tarihlerde edebî ürünler veren diyalektleri olduğu bilgisine bir itiraz hakkı doğmayacaktır.


KÜRTÇE’NİN İLK NESİR ÖRNEKLERİ

Mela Birhanê Tarînî’nin araştırmaları sonucunda Kurmancî lehçesindeki nesrin ilk örneklerinden sayılan ‘tıp kitapçığı’nın 16. yüzyılda telif edildiği ortaya çıkmıştır.

Mela Muhemedê Ervasî/Muhammed Qutib’un Miks ve Hîzan bölgesinde konuşulan diyalekt özellikleriyle kaleme aldığı küçük hacimli çalışmasının Bağdat Müzesi olmak üzere birkaç yazma nüshası bulunmaktadır (Dara Yayınları, 2019).

Eserde hangi hastalığa ne tür ilaçların kullanılacağı ve ilaçların yapım yöntemleri dile getirilmiştir. 
  


Bu eserden sonra nesir olarak Mela Husênî Şîvikî’nin ‘Izzî’ye yönelik şerh çalışması ve ardından Müküslü Eliyê Teremaxî’nin (16-17.yy) “Haza Kîtabu Serfî Lîsanî Kurdî” grameri gelmektedir (Aydın Üneşi/Merdan Newayî, 2018).  

Melâ Yûnis Helqatînî (ö.1785); İmam Cürcânî’nin “el-Avamil” adlı eserini “et-Terkîb” adıyla şerh etmiş, Arapça “ez-Zurûf/zarflar”ın Kürtçe açıklamasını yapmış ve ayrıca “Tesrîf/Gramer” kitabını kaleme almıştır.

Yûnis Heqatînî dışında, başka bir şahıs tarafından da “el-Avamil”in Kürtçe şerhi yapılmış olup, bu eserin yazma bir nüshası Bitlis Oxîn Medresesi’nde (Ebat: 215×165/170×120, Satır:22, Vrk:51b-59a) muhafaza edilmektedir (Ali Bağcı; 2017, 107).

Kürtçe’nin gramerine yönelik Tübingen Üniversitesi Kütüphanesi’nde “Arabisch-Kurdische Grammatik” ismiyle kayıtlı 83 sayfalık kitabın 1701 yılında yazıldığı veya istinsah edildiği belirtilmektedir. 
 


Agust Jaba Koleksiyonu’nda yer alan yazmalar, Mela Mûsayê Hekarî’nin 17. yüzyılda 50’den fazla Kürtçe çîrok/hikâyeyi toplayıp yazdığını göstermektedir.

Mela Mehmûdê Bazîdî (1797-1867) de 1850’lerde Kürtçe hikayeleri toplamış, A. Jaba “Camieya Rîsaleyan û Hikayetan bi Zimanê Kurmancî” adıyla yayınlamıştır.

Bazîdî’nin “‘Adat û Rusûmatnameʼê Tewayifê Ekradiyeyê/(Kürtlerin Örf ve Adetleri)” eseri Kürtlerin, özellikle de Osmanlı sınırları içerisinde bulunan Kurmanç ve Zaza/Dimillî gruplarının sosyolojisine yönelik hazırlanmıştır.

Bazidî’nin birçok nesir çalışması içerisinde “Tuhfetü Lüğalin fî zimanê Kurdan” isimli bir gramer kitabı da bulunmaktadır. 
 

4.jpg
Musa Hekarî’nin 17. yüzyılda derleyip yazdığı hikayelerden oluşan “Durru’l-mecâls/mecalîs” isimli eserinden bir sayfa / cafemedyam

5.jpg
Mela Mehmûdê Bazidî’nin (1797-1863) “Tuhfetü Lüğalin fî zimanê Kurdan” isimli kitabın son sayfası. Agust Jaba Koleksiyonu. Kurd8/a,144ss. /cafemedyam

6.jpg
Mela Mehmûdê Bazîdî’nin (1797-1867) Kürdçe’nin Kurmancî lehçesiyle 1858-9 yılında yazdığı “‘Adat û Rusûmatnameʼê Tewayifê Ekradiyeyê/(Kürtlerin Örf ve Adetleri)” adlı kitaptan bir sayfa, Petersburg Kütüphanesi, Yazma, Kurd 34, 1b. Kay: Murat Çelik, 206:2015./ cafemedyam


Goranî ve Soranî lehçelerinde tespit edilebilen 18. yüzyıldan kalma hukukî metinler ile Behdînan mirlerinin bir nevi ‘devlet arşivi’ sayılabilecek 19. yüzyıldan kalma resmî belgeleri de bulunmaktadır. 

19. yüzyılda Osmanlı coğrafyasında yaşayan Ermeniler tarafından Ermenice’nin öğretimi doğrultusunda Kürtçe bilen Ermeniler için alfabe/gramer çalışmalarını da yayınlamışlardır.

1861 yılında Hovanes Mühendisyan Matbaasında basılan ‘Aypenaran’ ve ‘Alifba Cüz’ diye yazılı olan Ermenice-Kürtçe Alfabe, Palu/Elazığ dinî önderi Mıgırdıç Dikranyan tarafından yazılmıştır.

Bu alfabenin dışında İstanbul’da basılan 1868 tarihli başka bir eser de mevcuttur. 
 


SÖZLÜK-KELİME LİSTELERİ:

‘el-Cibâl’ coğrafyasının Hemedan-Kirmanşah arasında yer alan Dînawer şehrinden bir Kürt olan Ebû Hanîfe Ahmed b. Dawud ed-Dinewerî’nin (ö.896) şimdiye kadar literatüre dahil edilmemiş olan “Ensab el-Ekrad/Kürtlerin Kökeni” isimli eserinin yanısıra 9. yüzyıl gibi erken bir tarihte, “Kitab el-Nebat/Flora Kitabı” isimli Arapça kitabında, Goranî/Hewramî lehçesinden 79 bitki ismini kullandığı araştırmalarla sabittir. 

Osmanlı’nın 17. yüzyıl gezginlerinden Evliya Çelebi’nin (1611-1684) “Seyahatnâme” isimli eserinde Kürtçe şiir örneklerinin yanında Kürtçe kelime listelerine de yer verilmiştir:

“Dâsn Yezidileri, Tinnaz (alay etme), Deyr/Dêr (kilise), Kûrmûrî/Mûr (karınca), Dârê Seîd/Siirt, Malazırd (Malazdirt)…


Ahmedê Xanî’nin (1650-1706) 1682-3 yılında manzum olarak telif ettiği “Nûbara Biçûkan” isimli sözlüğü Arapça-Kürtçe şeklinde düzenlenmiştir.

Mele Îsmaîlê Bazîdî’nin (1655-1710) hocası Ahmedê Xanî’yi örnek alarak oluşturduğu “Gulzar” sözlüğü ise üç dilli olup Kürtçe-Arapça-Farsça’dan oluşmaktadır.

1896 yılında Bedirxani ailesinin bireyleri tarafından İstanbul’dan Almanya’ya Martin Hartmann’a gönderilen 542 sayfalık Kürtçe yazmanın 470-528 sayfaları arasında ise h.1160/m.1746 yılında yazıldığı düşünülen 359 mısralık ‘Gül Efsun’ sözlüğü yer almıştır.

Şêx Marîfê Nodeyî’nin (1733-1838) 1790 yılında yazdığı manzum Arapça-Kürtçe/Soranî sözlüğü daha çok “Ahmedî-nâme” adıyla bilinmektedir.

Mela Mehmûdê Bazidî’nin (1799-1867)  Rusya’da Alexandre Jaba Kürtçe Yazmalar Koleksiyonu’ndaki Kurd8’in 76b-126b varakları arasında yer alan ve 1867 yılında yazıldığı düşünülen “Kürtçe-Türkçe Sözlüğü”nde 1428 sözcüğün anlamsal karşılıkları verilmiştir. 
 

8.jpg
Ahmedê Xanî’nin (1650-1706) 1682-3 tarihli “Nûbara Biçûkan” isimli sözlüğünün yazma bir nüshası


Eli Ekber Kurdistanî’nin 1867 yılında hazırladığı ‘Kürtçe/Soranî-Farsça’ sözlüğü “Bedai’ül-Luxat” olup 140 sayfadır.

Kaçar şahı Nasireddin’in isteğiyle Ebul Muhsin tarafından 1303/1885 yılında Senendac’ta yazılan 43 sayfalık Kürtçe-Farsça sözlüğü “Haza Kîtabü’l-Luxat”te 531 kelime bulunmaktadır.

Yusuf Ziyaeddîn Paşa’nın Maarif Nezareti ruhsatıyla 1310/1894 yılında yayınladığı ama daha sonra sakıncalı bulunup toplatılan “el-Hediyyetü’l-Hamîdiyye fi’l-Luxetü’l-Kurdiyye” Kürtçe-Arapça sözlüğünde 5.452 madde başı bulunmaktadır.

Mehmud Riza Kandûlayî’nin “Ferhenga Kendûleyi-Farîsî” 1902 yılında yazılmış olup 750 Kürtçe kelime karşılığını barındırmaktadır.

Şêx Mihemed Kerbelayî’nin (1885-1939) 1912 yılında hazırladığı Kürtçe-Farsça sözlüğü “Mirsad’ul-Etfal/Şahrahê Kûdekan”da 1250 civarında kelime mevcuttur.

Kurdistan dergisindeki (no:2, İstanbul-1337/1919, ss:22) bir yazıya göre Mehmed Mihrî Hêlav/Hilav (1885-1957) tarafından hazırlanan ama şimdiye kadar bulunmayan “Kürtçe-Türkçe-Arapça-Farsça-Fransızca Sözlük” yazılmıştır. 
 

9.jpg
Abu’l Muhsîn’nin 1885 tarihli Hewramî-Farsî ‘Haza Kîtabü’l-luğati-Kurdî’ isimli sözlüğü


Ferhad Pîrbal, “Mêjûy Wergêranî Kurdî (2002)” isimli kitabında; Saddam Hüseyin’in toplattığı yazma eserlerin bulunduğu Bağdat’taki “Darel Seddam lîl Mextûtat” isimli kütüphanedeki birkaç Kürtçe sözlükten bahsetmektedir.

Verilen bilgiye göre, 1700’lerde yazıldığı düşünülen 42 sayfalık ‘Türkçe-Kürdçe/Kurmancî Sözlük’ 19936 numarayla muhafaza edilirken; aynı kütüphanede 1800’lerin başında telif edildiği düşünülen 20 sayfalık ‘Farsça-Kürtçe/Kurmancî Sözlük’ de 20518’de kayıtlı gösterilmiştir.

Saddam’ın 2003’te iktidardan düşürülmesi sonrasında kütüphanenin talan edilmesinden dolayı bu eserlerin hala aynı yerde muhafaza edilip edilmediğini bilmiyoruz.

Tahran’daki ‘Encüme-i Şûrâ-yi İslâmî İran Kütüphanesi’nde bulunan “Zewahîri’l-Luğat” isimli sözlük, Ebû Necîb Mihemed Cwanrûy tarafından hicrî onuncu yüzyılın ikinci yarısında (miladî 16. yüzyıl) yazılmış olup Yasîn tarafından h.1201 yılında istinsah edilmiştir.

Bu sözlük, Sadi’nin “Gülistan ile Bostan” ve Molla Cami’nin “Yusuf ile Züleyxa” mesnevilerindeki Farsça kelimelerin Arapça, Kürtçe, Hintçe ve Osmanlıca karşılıklarından oluşturulmuştur.

Alî Qeredaxî, aynı sözlüğün Bağdat’ta altı nüshasının daha bulunduğu notunu düşürmüştür.
 

10.jpg
“Lekî-Farsî Sözlük”. 1811. Britih Library, Add MS 26319, ff:2v-3r.


Adlarını verdiğimiz eserlerin yanında Batılı şahsiyetler ile Osmanlı ve İran Kurdistan’larında yaşayan Süryani, Ermeni ve Musevi azınlıklar ya da bu inancı taşıyan Kürtler tarafından hazırlanan kelime listeleri, gramer ve sözlüklerin bir arada olduğu eserler de bulunmaktadır.

Kimi kaynaklarda 1600’lerde Hristiyan misyonerler tarafından hazırlanan Kürtçe bir sözlükten bahsedilmiş olsa da, eldeki mevcut veriler bu alanda ilk çalışmanın Maurizio Garzoni’nin 1787 yılında İtalyanca olarak hazırladığı “Grammatica E Vocabolario Della Lingua Kurda” isimli gramer-sözlüğüyle (6 bin 700 kelime) gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.

Agust Jaba ile Justi’nin ortak çabasıyla hazırlanıp 1879 yılında yayınlanan “Dictionnaire Kurde-Français” isimli Kürtçe-Fransızca sözlükte ise 15 bin maddebaşı bulunmaktadır.

Amadîyeli Father Ablahad tarafından 19. yüzyılda Süryanî alfabesiyle hazırlanan Kürtçe kitabı “Ktâbâ d-Tûrâş Mamllâ Kartwâyâ (Bağdad Kütüphanesi, 18078)” her ne kadar gramer ağırlıklı olsa da Kürdçe/Kurmancî-Süryani kelime listesine de yer verilmiştir.

1883 yılında oluşturulan ‘Kürdçe-Arapça-Süryanice’ sözlüğünün yanında, 1920 yılında London’da yayınlanan “Vocabularies” isimli altı dilli sözlüğünde de Kürtçe bulunmaktadır. 


İNCİL’İN/TEVRAT’IN KÜRTÇE ÇEVİRİLERİ

İncil ve Tevrat; Batılı misyonerler tarafından 1800-1923 yılları arasında Kürtçe’nin çoğunlukla Kurmanci olmak üzere Soranî, Zazakî ve Kelhurî lehçelerine çevrilmiştir.

Bu İncil’lerin bir kısmı Osmanlı sınırları içerisinde, bir kısmı da Avrupa ve Amerika’da basılmışlardır.

Kürtçe’ye çevrilen İncillerde Ermenî alfabesi, Osmanlı’nın sonuna doğru üç çeviride de Arap alfabesi kullanılmıştır (Mesûd Serfiraz; 2015, 199-216).

British and Foreign Bible Sociey’nin 21. raporunda, 1824 yılında İncil’i Kürtçe’ye çevirip yayınlama projelerinin olduğu yazılıdır.  

23. rapora göre de dört İncil’in çevirisi bitmiş, Tebriz’de Kürtçe’yi iyi bilen birkaç kişi tarafından da düzeltilmiştir.

Kennety J. Thomas’ın aktardığı bilgilere bakılırsa, Keldani Katoliklerinden Shevriz, İncil’i Arapça’dan Kürtçe’ye çevirmek için uğraşmaktadır.

Shevriz, 1826 yılında bitirmiş olduğu çalışmasını, bir Kürt alimine de gösterip düzeltmiş, ancak bu çalışması basılmamıştır.

Misyonerlik faaliyetleri için 26 Mart- 6 Haziran 1830 tarihleri arasında Bazîd/Beyazıt’ta (Ağrı) bulunan Felician Martin von Zaremba (1794-1874), seyahatine dair yayınlamış olduğu bir makalesinde Tevrat’ın Kürtçe’ye çevirisinden söz etmiştir.

Arşiv belgelerinden elde edilen bilgilere göre ‘Zaza Kurdî’ lisanıyla İngiltere’de 1900 yılında basılan bir İncil de bulunmaktadır (Ercan Çağlayan; 2016, ss:209).
 

11.jpg
1856 yılında İstanbul’da Ermeni Harfleriyle basımı gerçekleştirilen Kürtçe/Kurmancî İncil çevirisi / cafemedyam

12.jpg
1872 yılında İstanbul’da Ermeni Harfleriyle basımı gerçekleştirilen İncil’in Kürtçe/Kurmancî çevirisi / cafemedyam

13.jpg
1900 yılında London’da Aramî/Arabî harflerle basımı gerçekleştirilen İncil’in Kürtçe/Kurmancî çevirisi / cafemedyam

14.jpg
1909 yılında Aramî/Arabî harflerle basımı gerçekleştirilen İncil’in Kürtçe/Mukrî çevirisi / cafemedyam

KÜRTÇE GÖKTEN Mİ İNDİ? : SOSYO-POLİTİK ARKA PLAN

Kolaj: Independent Türkçe / cafemedyam

Günümüzde bir halkın ‘diğer’lerinden ayırt edilmesini sağlayan unsulardan biri olarak ‘dil’ olgusu kullanılmaktadır. 

Bu durumda sormamız gereken muhtemel soru şu olacaktır: 

Kürtler var olduğuna göre, onların konuştuğu bir dil de olmalıdır?!

Kendi ‘anadil/mirassal dil’lerini konuşmamış veya yazmamış olsalar bile, her halükarda bir ‘dil’le iletişim kurmuş olmaları gerekirdi!

Durumu Kürtler özelinden çıkartıp ‘olgusal’ kabul edip, eleştirel yaklaşarak birkaç soruyla daha da zenginleştirelim:

Peki, eğer ‘o’ dönemde, ‘o’ halkın kendi ‘dil’ine verdiği ad ile ‘öteki’lerin ‘onların’ diline verdiği isim başkaysa?!

Eğer bir ‘dil’in zaman içinde veya değişen coğrafyaya göre farklı adları varsa?!

Basit bir düzlemdeki soruların yanına cevaplarının birden çok olabileceği sorular da sormak gerekiyor:

Halkın konuştuğu ‘dil’ ile yazdığı ‘dil’ farklıysa?

Ya da halk birden çok dille konuşmuş veya yazmışsa?!

Ya hiç konuşmadığı bir dille yazmışsa?

Bir dil birçok dilin tesirinde kalıp eski yapısını neredeyse tümüyle kaybetmişse?!

Peki, ‘bilgi’yi günümüze taşıyan müverrih yanılmışsa?

Ya da bugünden geçmişteki metni anlamlandırmaya çalışan okuyucu, kelimelerin günümüzdeki anlamsal sınırlarının yanılgısına düşmüşse?! 

Son olarak dikkat etmemiz gereken bir durum daha var:

Yazma eserlerin matbaayla buluşturulurken siyasal ya da başka amaçlarla ‘sakıncalı kısım’ların atlatıldığı, diller arası çeviriler yapılırken kavram değişikliklerine gidildiği epey örnek var.

Bir diğer nokta da, içerdiği bilgiler dolayısıyla ‘ideoloji koruyucuları’ tarafından bazı kaynakların yakılması veya saklanması durumu…

Şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, bu soruların cevaplarını ‘iyi niyetle’ bulmak için, en temelde bütün dillerin/ırkların aynı oranda ‘önemli’ ya da ‘önemsiz’ olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Ayrıca ister bölgede konuşulan/yazılan dillerle olsun, isterse çok uzakta ama ‘o’ bölgeye dair bilgi veren eş ve art zamanlı kaynaklar olsun, siyasal veya kültürel egemenlik kuran ‘baskın diller’ ile ‘yerel diller’in en az birkaçını bilmek gerekiyor.

Ama ne yapılırsa yapılsın her halükarda ‘yanlışlık’tan kurtulmanın da mümkün olmadığını kabul etmek gerekiyor.

Çünkü bin yıl/larda yaşanan ‘zamansal’ ve ‘anlamsal’ kayıplar, hakikatin buhar olup uçmasına neden olacaktır.  


BELUÇLAR; KÜRTLERİN AKRABASI, DİLLERİ DE KÜRTÇE’NİN BİR LEHÇESİ OLABİLİR Mİ?

Klasik kaynaklarda Beluçların hangi dille konuştukları ya da dillerine, kendileri ve başkalarının ne ad verdiğini tümüyle bilmesek de; Mukaddesî (ö. 390/1000 civarı) “Ahsenü’t-tekâsîm” eserinde ‘Sind’ coğrafî ikliminden söz ederken; Bennecbur’un ‘Mukran/Mekran’ bölgesinin baş şehri ve konuştukları dilin Beluçi olduğunu söylemiştir. 1

İbn Havkal (IV/X. yüzyıl) ise “Sûretü’l-arz”da “Mukran ehlinin dili Farsça ve Mekrice’dir” 2  demektedir.

Eyyubî Kürt devletinin hanedan üyelerinden tarihçi Ebü’l Fidâ’nın (1301-1373) “Takvimü’l-Buldan” isimli coğrafî eserinin  Türkçe  çevirisinde ise “Beluc (Beluçlar) Kufs dağı eteğinde oturan ve bedeviler gibi koyun yetiştiren, kıl çadırlarda kalan bir kavimdir. “Beluslar’a zamanımızda Cut denir. Bunların dili Hind’ceye yakındır” açıklamaları bulunmaktadır.

Uluslararası düzeyde yapılan dil araştırmalarında Kürtçe’nin en yakın olduğu dilin Beluçça olduğu ortaya çıkmıştır.

Peki, Beluç ile ‘Kürt’ bağına dair başvurulabilecek klasik kaynak var mı?! 
 

Osmanlı arşivinden 19. yüzyılda bağımsız devlet olan Belucistan haritası.jpg
Osmanlı arşivinden 19. yüzyılda bağımsız devlet olan Belucistan haritası / cafemedyam


Axwend Mihemed Salih Zengene’nin; 1383 yılında Timurleng’in yaktırdığı Zabilistan/Sistan’ın merkezi Zerenca’daki İslam Medreseleri/Kütüphaneleri’nden arda kalan kaynaklarından hareketle, Grek-Latin eserlerinden de yararlanarak h.1070/m.1659-60 yılında Belucistan sahasında oluşturduğu Farsça “Kurd Galnâme” isimli eserinde genel olarak Kürtler, özelde ise ‘Beluç Kürdleri’ -ki bu ifade bizzat yazara aittir- için çok önemli bilgiler bulunmaktadır.

Kürd Galnâme’ye  göre, Hz. Nuh’un oğlu Yafes’in soyundan gelen Kürtler bir millet olup, Mesih’ten birkaç bin yıl önce, Ermenistan’ın aşağısında düşen Azerbaycan’a gelip yerleşmişlerdir. 3

Bu yerleşim birimi, burayı kendine yurt edinen Kürt milleti tarafından ‘Mad/Med’ olarak adlandırılmış olup kitabın yazıldığı tarihlerde (1660’ta) de Kürdistan adıyla bilinmektedir.

Ravilerin ortak kanaatine göre Kürtler M.Ö. 3000’lerde Orta Asya’dan/İran’ın doğusu yani Afganistan’dan gelip Hazar Denizi’nin etrafına yerleşmişlerdir.

Burada M.Ö. 2100’lere kadar aşiretler şeklinde kendilerini yönetmişlerdir.  

Buradan da peyderpey Mad/Med’in aşağısına düşen Zağros Dağları’na ve Dicle ovasına yayılmışlardır.

Sümer, Akad, Kilde, Asur, Elam devletlerinin ardından hükmetmiş olan Pişdadilerin (son hükümdar Girşasp) yıkılmasından sonra Büyük Med, Küçük Med, Pers Kürtleri, Hazar, Gilan, Deylem Kürtlerinin ileri gelenlerinin isteğiyle Keykubad M.Ö. 853 yılında Med Devleti’ni kurmuştur.

Keykubad kendisini Pişdadilerin varisi gören ve Suxdistan, Kabilistan, Zabilistan, Tûran ile Mekran’a hükmeden Turan Hükümdarı  Efrasiyab’la savaşmış onun iktidarına son vermiştir.

Keykubad, Efrasiyab’ı yendikten sonra savunmayı sağlamlaştırmak için Zengene Kürtlerini Zabilistan’a; Biraxoyi Kürtleri’ni Tûran’a; Edregan Mamili ve Kirman Kürtleri’ni Mekran’a yerleştirerek Med Devleti’nin sınırlarını korumalarını istemiştir. 

Mesud Fânî Bilgili de, 1933 tarihli “La Nation urde et son évolution sociale/Kürtler ve Sosyal Gelişmeleri” eserinde her ne kadar Afganistan ve Belucistan’daki Kürt nüfusunun tespitinin zor olduğunu belirtse de, Belucistan’da başta Brahua aşireti olmak üzere 35 bin; Afganistan Herat’ta 20 bin Kürtün bulunduğuna dair bilgiyi verir.

1950’lerde Rusya’da yayınlanan bir ansiklopedide ise, Afganistan ve Belucistan’daki Kürt nüfusu 250 bin civarında verilmiştir. 

Beluçlara ve onların diline dair verdiğimiz bilgiler, araştırmacıların ‘Doğu Kürtleri’ni de dikkate alıp yeni bir sınıflandırmaya gitmeleri gerektiğine işarettir.

Burada bahsettiğimiz Kürt dili/edebiyatı ‘Batı Kürtleri’nin bin yıllık birikimini ifade eder.

İşte bu ‘Batı Kürtleri’nin Kürt dili ve edebiyatının oluşumunu ve günümüze erişmesini sağlayan ‘sosyo-politik’ arka plan bulunmaktadır.

Bu ‘olgu’lara baktığımızda, şöyle bir manzara karşımıza çıkmaktadır: 


KÜRT HÜKÜMDARLARININ PATRONAJI

Kürtlerin 900-1300 yılları arasında varlık gösteren Şeddadî, Merwanî, Rewadî, Annazî, Hasanwahîy, Fadlawî, Kâkuveyh ve Eyyubî gibi devletlerinin hükümdarları tarafından Müslüman/gayr-i İslâm ilim ve sanat erbaplarının desteklendiğine yönelik bilgiler klasik tarih, coğrafya ve biyografik kaynaklarda yer edinmiştir.

Şeddâdî (951-1199) hükümdarlarından da destek gören Ebû Tahir es-Silefî’nin (1082-1180) seyahat/rıhle kitabı “Mu‘cemü’s-sefer (yazılış:1106-17)”de Kürdistan/Bilâdü’l-Ekrad coğrafyasındaki dinî-lâdinî ilmî çalışmalara geniş bir şekilde yer verilmiştir.

Devletşâh b. Bahtişâhê Semerkandî’nin (ö.900/1494-5?) “Tezkiretü’ş-şu‘arâ (y.1487)’” isimli Farsça tezkiresinde; Farsça, Arapça, Deylemice ve birkaçı da Türkçe yazan şairlerin hayatına yer verilirken, nesepçe Erdeşîrê Babakan’a bağlı Behramê Çûbîn soyundan olan Şeddadî hükümdarı Minûçehr’in (ö.1110-1); Nizamê Gencewî, Felekê Hakanî, Seyyid Zülfikâr, Şahfur ve Kadı Beyzavî’yi himaye ettiğinden söz edilmektedir.

Şeddâdîler özerine müstakil bir kitapta 5 yayınlayan Nevzat Keleş’in makalelerindeki bilgilere göre; devletin hakimiyetindeki Gence, Dwîn, Anî ve Beylekânşehirlerinde ilim tahsilinin yapıldığı medreselerin, hangâh benzeri eğitim kurumlarının yanı sıra, kütüphanelerin de (Gence kütüphanesinin başında Ebü’l-Fadl Hazâdâz bulunmaktaydı) bulunduğunu ve hükümdarların ilmî meclisler düzenlediğini anlıyoruz. 

“Fahrü’ş-Şu‘arâ” sıfatına sahip Katrân-ı Tebrîzî (ö.1089), genç yaşta Şeddadîlerin Gence hükümdarı Ebü’l-Hasan Ali II. el-Leşkerî’nin (1034-49) hizmetine girerek ilk şairlik şöhretin onun himayesinde ve sarayında başlamıştır.

Tebriz’e giden Katran; Fadl b. Şâvur’n Arrân’daki hakimiyeti zamanında (459/1067) tekrardan Gence’ye dönmüştür.

Katrân-ı Tebrîzî; “Bütün Şeddâdî Sultanları kendi talihlerinden mutludurlar; Mülkleriyle Pervîn gibidirler ve intikamlarında Ferhad gibidirler” dizeleriyle Şeddâdî hükümdarlarını övmüştür.

Esedê Tusî’nin (ö.1073) de Menûçehr b. Şâvur’un hizmetine girip onun için “Nîze û Keman/Yay ve Mızrak” münazarasını yazmıştır.

Hristiyan Hovhannas Serkavag ise (1045-1129) Anî’de kurduğu okulda kalabalık bir öğrenci kitlesini toplamış; teoloji, felsefe, gramer, matematik, müzik ve kozmografya derslerini okutmuştur. 

Arafat Yaz’ın Merwanîlere dair bilgilerinden anladığımız kadarıyla sünnî ilim adamlarının birçoğu Şiî Büveyhî Devletinin baskısından kaçarak Mervânî’lere (983-1085) sığınmışlardır.

Mervânî’lerin hoşgörüsüyle karşılaşan âlimler burada rahatlıkla ilmî faaliyetlerini sürdürebilmiş ve ilmî münazaralarda bulunabilmişlerdir.

Böylelikle özgür bir ilmî ortam oluşmuş ve farklı ilim dallarından birçok âlim yetişmiştir.  

Mervanî hükümdarları ile ilgili şiir malumatları, devletin kurucusu Bâd zamanına dayanmaktadır.

Arapça şiirler yazan Hasan b. Davud el-Beşnevî (ö.465/1072-1073), Bad’ı övmüş ve Kürtlüğüyle iftihar etmiştir. 

İbnü’l-Ezrak’ın ifadesine göre Mervânî hükümdarları ve vezirleri şairlerin övgülerinden nasiplenmişlerdir.

Önceden kâtip olan ve sonra vezirliğe terfi eden Menazî’nin Vezir Ebü’l-Kasım el-Mağribî hakkında kasideleri vardır.

Ebü’l-Kasım Hüseyin b. Ali İbnü’l-Mağribî’nin “Muhtasar-ı İslahi’l-Mantık”, “Înas”, “Resail”, “Divan” ve “Tesanif” adlı eserleri bulunmaktadır.

Nahiv ve lügatte iki kitap, şiirden 15 bin beyit ezberlemiştir. Hesap ilminde kabiliyetli olup, âlimlerin dâhisi olduğu söylenmektedir. İbnü’l-Adim ve Zehebi onun şair olduğunu söylemiş ve şiirlerinden örnekler getirmişlerdir.

Diğer vezir Ebu Nasr El-Menazî’nin de ‘Dîwan’ı olup şimdiye kadar bulunmamıştır. Vezir Fahrüddevle İbn-i Cehir de şiir yazanlar arasındadır.

İlgili kaynaklarda İbn-i Cehir’in şiirlerinden bahsedildiğini ve şairlerin onların hakkında yazdıkları şiirleri görmekteyiz.

İyi bir siyasetçi ve şair olmasının yanında tıp ilmine ve tabiplere verdiği önem neticesinde Ebu Nasr Yahya b. Cerîr et-Tikritî, rizyâzetin faydaları ve uygulaması konusunda yazdığı risaleyi İbn-i Cehîr için kaleme almıştır.

Devletin en parlak dönemi, 1010-1061 yılları arasında hükümdarlık yapmış olan Nasrü’d-devle Ahmed b. Mervân el-Kürdî (ö.452/1061), ziyaretine gelen şairler için özel bir uygulaması vardı.

O, şairlerin dinlenmesi ve onu övecek şiirler hazırlaması için üç gün boyunca onlarla bir araya gelmez ve onlara her türlü ikramın yapılmasını emrederdi.

Aradan üç gün geçtikten sonra onları huzuruna davet eder ve kendisi için hazırlanan şiirleri ilk ağızdan dinlerdi. Bunun neticesinde İbn Mervân, onlara çeşitli hediyeler takdim ederdi.

Tüm ülkelerden şairlerin Nasrü’d-devle’yi övdüğünü söyleyen İbnü’l-Ezrak, Nasrü’ddevle’nin huzuruna gelip onu öven şairler arasında Serîü’d-Delâ’ın olduğunu söylemiştir.

İbnü’l-Esîr, Nasrü’d-devle’nin ülkesinin alimlerin durağı olduğunu, memleketinde ilim adamlarının çoğaldığını ve şairlerin ona yönelip orada arttıklarını, onu methettiklerini ve ödüllendirildiklerini söylemektedir.

İbn-i Halikan da benzer şeyleri dile getirmiştir. İbnü’l-Cevzî ve İbn-i İmâd ise Nasrü’ddevle’nin, şiddetle şarkı ve musikiyi sevdiğini, aynı şekilde şiire düşkün olduğunu, şiiri dinlemek için çabaladığını, edebi bir zevki olduğunu dile getirmişlerdir.

Nasrü’ddevle’den destek gören şairler/alimler arasında Ebü’l-Hasan Ali b. Muhammed Et-Tihamî, İbn-i Nevîn el-Ma’arrî, İbn-i Gudayri, İbnü’s- Sevdâdî, Ebü’r-Rıza et-Zarîf ve Ebu Nasr Hüseyin b. Esed El-Farikî bulunmaktadır.

Dilbilim, tarih, klise hukuku, teoloji, mantık bilim ve felsefe alanlarında çok sayıda eser kaleme alan Süryani İliya da Nasrü’ddevle’nin cömertliğinden yararlanmıştır.

İbn-i Butlân’ın da ilk cildi Meyyâfârkîn kütüphanesi hakkında olan ve ikinci cildi Farıkî hastanesindeki ilim meclisindeki konular hakkında yazılan “Kitabün Fi’l-Füsûl ve’l-Mesâil ve’l-Cevâbât” isimli eseri bulunmaktadır.


KÜRT MİRLERİNİN PATRONAJI

Kürt beyleri, salt siyasi iktidarlar peşinde koşan politik ve askeri aktörler değil; Bitlis Beyi Abdal Han, Şerefxan Bidlisî; Hakkâri Emiri Mîr İmaduddîn ve Zîrkî miri Mîr Yakubê Zirkî örneklerinde olduğu gibi aynı zamanda düşünce ilimlerine ilgi duyan, edebi zevkleri önceleyen, medrese ve tekkeleri kuran, destek veren ve en önemlisi de eser yazan mütefekkirdirler. 6

Hakkari ümerasından Sebûrî mahlasını kullanan Mîr Îmadeddîn (hüküm:1632-9) Melayê Cizîrî ile dost olup birlikte ‘Müsacele/Ortak şiir’ yazarken, Mîr  İzzeddîn Şêr; Melayê Bateyî’yi Colemerg’e gelmesi için babasını ikna etmiş, Yahya Bey de kendisine maaş bağlamıştır.

Mîr olan Bertew Beg (1756-1825) de 1221/1806 yılında ‘Dîwan’ tertip etmiştir.

Mirlerin yönetici kesiminden Mah Şeref Xanım Kürdistanî de ‘Dîwan’ tertip etmesinin yanında Kürt Tarihi’ni kaleme alacak kadar ilim ehli içerisinde yer almıştır. 
 

Mehmûdîyan Mirliğinin merkezi ve şairlerin destek bulduğu Hoşap Kalesi. Robert H. Clives; “Sketches Between the Persian Gulf&Bleck Sea”, London 1852.jpg
Mehmûdîyan Mirliğinin merkezi ve şairlerin destek bulduğu Hoşap Kalesi. Robert H. Clives; “Sketches Between the Persian Gulf&Bleck Sea”, London 1852 / cafemedyam

Soranî lehçesinde yazan şairlerin ve ediplerin hamisi Abdurrahman Paşa Baban (ö.1813).jpg
Soranî lehçesinde yazan şairlerin ve ediplerin hamisi Abdurrahman Paşa Baban (ö.1813)


Molla Cercis el-Erbîlî (ö.1206/1791) 1186/1772 senesinde Îmadîye bölgesini ziyareti sırasında Melayê Cizîrî’nin ‘Hudûs’ adlı kasidesine ‘le-Fethiye’ adını verdiği 42 sayfalık Arapça şerh yazmış ve bunu İmadîye beylerinden İbrahim Paşa’nın oğlu İsmail Han’a hediye etmiştir.

19’uncu asrın etkin Nakşîbendî-Xalîdî Mewlana’nın halifesi Yahya Mizûrî (ö.1252/1836), İmadiye Beylerinden Zübeyir Paşa’nın (ö.1235/1820) talebi üzerine M. Cizîrî’nin ‘Muxbeçeyên Meyfiroş’ adlı gazelini 1222/1807 senesinde şerh etmiştir.

Bu şerh, Hakkarî miri Nurullah’ın sekreterliğini de yapan, oğlu Muhammed Salih Mizûrî 1259/1843’te istinsah etmiştir. 7

Mirlerin yanında, Kürd aşiret reislerinin de dengbêjleri/ozanları, sitranbêjleri/şarkı söyleyenleri bulunuyordu ve bunlar şaşırtıcı sayıda  eseri, aşk şarkısını, ‘Mem û Zîn’in kaynak anlatısı olan ve en geçi 15’nci yüzyıla kadar geriye giden ‘Mêmê Alan’ kahramanlık destanını ezbere okurlardı. 

Kürt mirlerinin patronajından sadece Kürtler değil; Ermeni, Süryani, Keldanî, Yahudi gibi dinî/etnik azınlıklar da yararlanmış, bu azınlıklara mensup şahsiyetler kendi ana dillerine yazdıkları gibi, kimi zaman da şiirlerini/nesirlerini kendi alfabeyle ama Kürtçe eserler de yazarak şükranlarını sunmuşlardır.

Bu husus sadece mirlere özgü olmayıp, Kürt devletlerin hükümdarlarına kadar geriye gitmektedir.

Nitekim Sovyet araştırmacılarına göre, Ermenistan Matinedaran Kütüphanesi’ndeki Mêsrop Maştoş bölümünde 7117 numarayla kayıtlı Kürtçe yazmalar 10./11. yüzyıldan kalmadır.

Timurleng (1336-1405) döneminde yaşayan Hexê keşişi tarafından Süryani alfabesiyle 100 Kürtçe şiir yazdığı kaydı bir tarafa, Mafiryan Basilyus Şemun’un (ö.1740) ‘Lawij (dinî kılam-şarkı)’ adında, makamla söylenen ve vezinli şiirlerden oluşan Kürtçe bir kitabının olduğunu ifade edilmiştir.

Şemun’un günümüze gelen 51 tane dörtlüğü bulunmaktadır.

19’ncu yüzyıl Süryani din alimlerinden David Barzane (1820-1880) de hem kendi dilinde, hem de Süryani alfabesiyle Kürtçe şiirler yazarken; Ablahad ‘Odišo da “Ktâbâ d-Tûrâş Mamllâ Kartwâyâ/Kürd Dilinin Grameri” isimli gramer kitabında Kürtçe deyim/atasözlerini toplamış ve 1888 yılında yazmış olduğu iki Kürtçe ilahisi gönümüze ulaşmıştır. 


ŞAİRLERİN PÂDİŞÂHLARI

Mirlerin şairleri maddi ve manevî yönlerden desteklemelerine karşılık şairler de hamilerini unutmamış, bazen yazdıkları eserleri takdim ederek, bazen de eserlerinde desteklerini buldukları şahsiyetlerin bizzat adını vererek veya övgü dolu cümleleri kurarak karşılıklı etkileşimi sağlamışlardır. 

Ehmedê Xanî; 1681 yılında yazdığı bir şiirinde, Mîr Mihemed Pirbela’yı ‘Serhad Padişah’ı olarak tanıtmıştır (A. Xanî, 14. yaşındayken bu mirin katipliğini yapmıştır.):

“(…) Kanê emîrê namîdar?/Serhed-îşînê xundekar/Paşan ji bo pêşkêş hinar/Ka padîşahê Serhedan? (…)”

Ehmedê Xanê, “Mem û Zîn”de de Serhad/Bayezîd miri Mîrza Beg’den övgüyle söz etmiştir.

Şair Wedaî (1790-1850) de Müküs miri Şêxî Beg’den ‘Cihangêrê Cihan/Cihanın Hükümadarı’ şeklinde söz etmiştir. 


EĞİTİM, BÜROKRASİ, DİN VE EDEBİYAT DİLİ OLARAK KÜRTÇE

Desteklerini gördükleri mirleri ‘Hükümdar’ olarak adlandıran şairlerle/nasirlerle beraber, mirler de telifte bulunmuşlardır.

Kürt devletlerinin hükümdarlarından farklı olarak Kürt mirlerinin günümüze ulaşan ‘Dîwan’ları ya da mecmualar arasında yer alan şiirleri bulunmaktadır.  

Kürtçe’nin beş temel lehçesinde günümüze ulaşan eserlerin çoğu Mirlerin ve onlardan sonra gelen Nakşibendî şeyhlerinin himayesinde gelişen eserlerdir.

Mirlerin kurduğu medreseler ile qasırlarda eğitim dili Kürtçe olup, diğer dillerden/dillere tercüme faaliyeti de gerçekleştirilmiştir.

Kürtçe’nin mirler arasında diplomasi dili olarak da kullanıldığını biliyoruz.  

Diğer taraftan ‘Edebiyat Dili’ kabul edilen Kürtçe’den diğer dillere çeviriler yapılmış, bazen de hazırlanan çok dilli mecmualarda/antolojilerde Kürtçe şiir örneklerine de yer verilerek Kürt Edebiyatı Fars/Acem ve Rûm/Osmanlı/Türk okuyucusunun beğenisine sunulmuştur.

İlginçtir ki, 17’nci yüzyılda Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi ve 19’ncu yüzyılda Bahayiliğin kurucusu Bahaullah (1817-1892), Hz. Adem’in dilinin Kürtçe olduğuna yönelik ifadeler kullanmışlardır. 

Hangi lehçede olursa olsun, dilini ‘Kurdî’ olarak nitelendiren şairler bazen ana diline yönelik övücü mısralar da yazmıştır.

Melayê Cizîrî (1570-1640) Kurmancî lehçesinde şöylşe demiştir:

“Ger lu’lu’ê mensûrî ji nezmê tu dixwazî/Wer şi’rê Melê bîn te bi Şîrazî çi hacet

(İnci gibi dizilmiş şiirleri görmek istiyorsan , Gel Mela’nın şirlerine bak, Şîraz’a ne hacet?)”


Xaney Qubadî (1704-1778) de Goranî lehçesinde şöyle demiştir: 

“Rasten mewaçan farisî şeker en/Kurdî ce farisî bel şîrîntir en”

(Doğrudur Farsça tatlıdır, ama Kürtçe Farsça’dan daha tatlıdır)


Tarihsel bir kayıt olarak, Şem‘î tarafından 1092/1682 yılında Osmanlı Tükçesi’ne çevrilen ‘Şerefnâme’nin giriş mahiyetinde yazılan bölümünde, İslam dünyasında Arapça’nın ardından da Farsça’nın önemli olduğu, Farsça’dan sonra da Kürtçe’nin ‘makbul’ olduğu ifade edilmiş; dönemin meşhur âlimlerinden Molla Muhammed-i Berkal’î ve Molla Muhyiddîn-i Cezerî’nin Kürd diline verdikleri önem vurgulanmıştır:

“Ma‘lûm ola ki, bu makamda ihtilâf-ı elsineden murâd mahlukât mabeyninde olan elsine-i muhtelifedür ki, ba‘zısı ‘Arabî ve ba‘zısı Fârisî ve ba‘zısı Kurdî ve ba‘zısı Türkî ve Rûmî ve Hindî ve Avgânîdür ve bunlardan  mâ‘adâ niçe niçe ğarâ’ib diller ve ‘acâ’ib luğatler vardur kim, ‘add ü ihsâ olınmaz.

Ammâ, cümle dillerden  a‘lâ ve efsah ‘Arab dilidür kim, Kur’ân-ı ‘azîmu’ş-şân ol luğat ile nâzil olmuşdur ve bundan sonra Fârisî dilidür kim emlah-ı elsinedür ve bundan sonra her bir kavim kendü dillerin a‘lâ tutmışlar, ammâ İmâm Muhammed Berkalî ve Mellâ Muhi’d-dîn Cızîrî ve niçe niçe ‘ulemâ-i ‘izâm ve fuzalâ-i kirâm, Kürd dilini ihtiyâr idüp makbûl tutmışlar ve bu zikr olan millet-i İslâmiyyenün ziyâde şecâ‘atlisi ve sâhib-i sehâsı ‘Arab kabîlesidür ve bunlardan sonra Kürd kabîlesidür”

(Adnan Oktay, 2016:50)


Kürtçe; Kürtlerin olduğu kadar Kürtlerin içinde veya Kürt mirliklerinin egemenliğinde yaşayan azınlıkların da konuşma, yazı, öğrenim ve formel öğretim dili olarak kullanılmaktaydı.

Kâşânî’nin (ö.1336) ‘Tarih-i Olcayto’sunda ‘Kürdistan’da birkaç yıl kalıp ‘Kürd dilini ve lehçesini öğrenen’ bir adamdan söz edilmektedir.

Polonya’dan Osmanlı egemenliğinde bulunan topraklarda seyahatte bulunan Simeon, 1619 yılında Ermenice olarak yazdığı eserinde, Palu/Elazığ ve Muş’ta kendisine yardımcı olan ve Kürtçe de bilen bir Ermeni’den söz etmektedir. 

Gerçek şu ki Kürtler için en az 11’nci asırdan başlamak üzere, ‘Türkçe’ ve Farsça 1923’lere kadar ‘yabancı dil’ konumunda olmuştur.

Kürtler içinde, kendi ‘geleneksel dil’leri Kürtçe dışında ‘öteki’ dilleri bilen de sadece yönetici kesim ile medrese öğrencileri olmuştur.

Hatta Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan nüfus sayımlarında, (ki bu sayımlarda ‘Türk’lerin lehine olan bir yöntemle diğerlerinin nüfusları azaltılmış, Türklerinki artırılmıştır) Kürtlerin çoğunluk oluşturduğu illerde soruya cevap verenlerin en az yüzde 60’ı sadece ‘Kürtçe’ bildiğini ifade etmiştir.

Osmanlıca/Türkçe, Kürtler için Arapça-Farsça’nın yanında ‘resmî dil’ olarak da kullanılmış olsa da, ‘baskın dil’ olarak kullanılmamıştır.
 

belge.jpg
Osmanlı Devleti’nin/Bâb-ı Âlî’nin Hakkarî kaymakamı tarafından 1859-60 yılında Kürt ‘Ulema’ ve ‘Ağa’larına yazılmış Kürtçe bir belge / Kaynak: Yaşar Kaplan & Nizar Eyûp Gulî; “Çîroka Belgenameyeka Osmanî Be Zimanê Kurdî”, Govara Rûgeh,  H/S:7, 2019, rû:27 / cafemedyam


EFSANEDEN HAKİKATE ANLATI GELENEĞİ

Kürt şairleri/yazarları, bir taraftan ‘Aryan’ kökenli Keyanî/Med (M.Ö. 950-M.Ö. 331) ve Sassani (M.S. 226-651) zamanında dile getirilen veya yazılan anlatı geleneğini sonra da bunlara eklenen Arap hikayelerini (9.-12.yy), Hindistan’dan ve Yunanistan’dan çevrilen masal gibi türlerin toplamı olan “Leyla û Mecnûn”, “(Y)Ûsif û Zuleyxa”, “Şêxê Sa‘anî”, “Seyfü’l-Mûluk û Bedîü’l-Cemal”, “Varaqa û Gûlşah”, “Heyder û Senûber”, “Bîjen û Menîce”,  “Xusrev/Ferhad û Şîrîn”, “Xûrşîd û Xeramân/Xawer” mesnevilerini/destanları İslamî nüvelerle yeniden kurgularken;

Diğer taraftan da sadece Kürtlerde görünen “Mem û Zîn”, “Zembîlfiroş”, “Qela Dimdimê”, “Siyabend û Xecê”,  “Dewrêşê Evdî û Edûlê”, “Cembelî û Binefşa Narîn” anlatıları oluşturmuşlardır.

Öyle ki Feqiyê Teyran (1563-1640), Melayê Bateyî (17-18.yy) ve Mîradxanê Bazidî’nin (1737-1784) ayrı ayrı yazdığı “Zembîlfiroş”; 994 yılında ‘(Maya)Farqîn/Silvan’ merkezli Merwanî Kürt devleti (985-1086) zamanında yaşanmış olan hadiseye dayanır.

Mîradxanê Bazidî’nin (1737-1784) 1190/1776 yılında kaleme aldığı 254 beyitlik ‘Zembîlfiroş’un yazma nüshaları Petersburg’taki A. Jaba Koleksiyonu’nda bulunmaktadır. 
 

İsa Yılmaz.jpg
Mîradxanê Bazidî’nin (1737-1784) 1190/1776 yılında kaleme aldığı ‘Zembîlfiroş’un yazma bir nüshası / Kaynak: İsa Yılmaz, Muş-2016 / cafemedyam


Bir diğer tarihsel olayın edebî anlatıya dönüştüğü örnek de Feqiyê Teyran’ın (1563-1640) “Qela Dimdimê”sidir.

Eserde Urmiye Gölü dolaylarında iki mirlikle hüküm süren Bradost aşiretinin lideri Mîr Xanê Lepzêrîn’in Dimdim dağı üzerinde kurduğu kalesinin, Safevî hükümdarı Şah Abbas orduları tarafından 1018/1609-10 yılında yerle bir edilirken, Mukrî Kürtlerinin katliamdan geçirilmesini konu edinmektedir.

Bu tarihsel hadise savaşın tanıklarından olan Safevilerin 16’ncı yüzyıldaki resmî tarihçilerinden olan İskender Bey Münşi’nin (1560-1634) “Tarih-i Âlem-ara-yı Abbasî”, Celaleddîn Muhammed Yezdî’nin “Rûznâme-i Molla Celâl/Tarih-i Abbasî” ve Mirza Bey Cünabadi’nin “Ravzatü’s-Safeviyye” isimli tarih kitaplarında yer almıştır.

Hem yazılı hem de sözlü anlatımda birçok varyantı bulunan ‘Qela Dimdimê’nin tarihsel ile edebî anlatımın anlaşılması için Yaşar Kaplan (Nûbihar, 2019), Cafer Açar (Avesta, 2019) ve Elî Teter Nêrweyî’nin (Avesta, 2019) çalışmalarına bakılabilir. 

Mîrzayê Kerendî’nin 1246/1831 yılında Hewramî lehçesinde yazdığı 355 beyitlik “Cengnâme”si de tarihsel hakikate dayanıp, kurgusunu 19’uncu yüzyılda Osmanlı (1300-1923)-Kaçar (1750-1925) orduları arasında vuku bulan savaşlardan almaktadır. 

‘İÇ ’ VE ‘DIŞ ’ ANLATIYLA DOLAŞIMDAKİ EDEBİYAT

Halk arasında ya da ‘dengbêj’ler aracılıyla dolaşıma giren hikayeler şairler vasıtasıyla yazılarak sabitlenirken diğer taraftan da yazılanlar dengbêjlere kaynak olmaya devam etmiştir.

Bu surette mirlerin qasırlarında ya da sohbet toplantılarında bulunan şairler ile dengbêjler birbirinden haberdar olarak ‘iç’ anlatıyı zenginleştirmişlerdir.

Derleme çalışmaları, sabitlenen yazılı anlatımın sözlü gelenekte ne kadar farklı yapılara büründüğünü ortaya koymaktadır.

Bugünkü anlamda sabit sınır olmadığı için lehçeler arasında  geçişkenliği, ilim için diyar diyer gezen feqî ve melalar sağlıyordu.

Öyle ki bazen ana lehçesi Hewramî olan biri gittiği medresede aldığı eğitim sayesinde Kurmancî lehçesinde ürün verebiliyordu. Aşiretlerin yazlık kışlık yer değiştirme durumları ile tacirlerin bölgeler arasındaki seyahati  lehçeler arası geçişkenliği sağlayan diğer olgular olup ‘iç’ anlatıya katkı sağlamıştır. 

Şairler; ister dinî, ister lâdînî olsun, Kürtçe’ye çeviriler yaparak ya da uyarlayarak çevre edebiyatlardan da yararlanmayı bilerek ‘dış’ anlatının olanaklarını genişletmişlerdir.

Kürtlerin yanında Batılı misyonerler de 1800’den başlayarak İncil/Tevrat/Zebur kitaplarını Kürtlere yazdırarak veya Kürtçeyi iyi bilen kilise çalışanlarına çevirterek Kürt dilinin/edebiyatının gelişmesini sağlamıştır.

Araştırmacı Dilşad Hîwa; 20 Kasım 2019 tarihinde katıldığı Rûdaw kanalında, Fransa’nın Kahire konsolosluğu tarafından 1812 yılında bir Kürt’e  çevrilen/hazırlatılan 26 ciltlik 14 bin sayfalık Kürtçe nesrin Fransa kütüphanelerinde mevcut olduğunu söylemiştir.


BİR TARİHSEL VE EDEBİ ANLATI OLARAK KÜRTÇE ŞEHNÂME

İbnü’l-Esîr’in (1160-1233) “El Misil Vesair Edebî Katip ve Şair” isimli eserinde “Acem Kur’anı” olarak nitelendirdiği Firdewsî’nin (ö.1020?) “Şâhnâme”si, tarihsel kayıtlarda “Devleti’l-Ekrâd/Kürd Devleti (Hazrecî; 1257)”, “Devletu Benî Eyyûb el-Ekrâd (Ebu Hâmid el-Kudsî, ö.1483)” ve “el-Mulûku’l-Ekrâd el-Eyyûbiyye (es-Sehâvî (ö. 902/1497)” şeklinde adlandırılan Kürt Eyyubi İmparatorluğunun kurucu hükümdarı Selahaddin Eyyubi el-Kurdî’nin (1138-1193) yeğeni Melik Muazzam’ın (ö.1227) emriyle tarihçi Kıvâmüddîn Ebû İbrâhîm el-Feth b. Alî b. Muhammed el-Bündârî el-İsfâhânî (1190-1245) tarafından 621/1224-5 yılında Arapça’ya çevrilmiştir.

Başta belirtmek gerekir ki, klasik kaynaklarda yer alan ‘Acem’, ‘İran’, ‘Fars’, ‘Pers’ kavramları herhangi bir ırk adı olmaktan çok coğrafî anlamlarda kullanılmıştır.

‘Acem Tarihi’ ifadesi içinde, Kürt tarihi de bulunmaktadır. Zira; Arap olmayanlara, Arapça’yı konuşamayıp meramlarını Araplara anlatamadıkları için ‘Acem’ denilmiştir.

Ki kelime ‘dilde tutukluluk ve kişinin meramını anlatamaması’ manasına gelen ‘Ucme’den türemiştir.

Şehnâme’deki efsanevî ve tarihsel kayıtlar Kürdler tarafından çok önemsenmiş, Eyyûbiler döneminde (1171-1462) yapılan Arapça çevirisinin yanında; Şehnâme’nin içindeki aşk ve kahramanlık anlatıları, 15’nci yüzyıldan başlayarak Kürtçe’nin Lurî/Lekî ve Hewramî lehçelerine uyarlanmış ve ‘Rûstem û İsfandîâr’, ‘Rûstem û Keykuzad’, ‘Îran û Turân’, ‘Barzname’, ‘Rûstam û Zanûn’, ‘Haft Leşker’, ‘Haftxân’… adlarında 60 civarında örneği verilmiştir. 
 

Behrooz Chamanara.jpg
Hewramî/Goranî lehçesinde ‘Şahnâme’nin yazma nüshalarından örnekler / Kaynak: Behrooz Chamanara, 2018 / cafemedyam

1 Osman Ciner, 2018, ss:328
2 Emine Opçin, 2015, ss:254
Med, Nahiri Kardoxî 
“La Nation urde et son évolution sociale/Kürtler ve Sosyal Gelişmeleri” Haz: Dr. Azmi Süslü, 1992
5 Bilge Sanat, 2016
6 M. Nesîm Doru Misal
7 Abdulcebbar Kavak, 2015

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish / Nurullah Alkaç

* Makalede “Kürd”, “Kürdler” ve “Kürdçe” Kürtçe telafuzuna göre kullanılmıştır.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top