BİLİM & TEKNOLOJİ

23 MİLİLİTRE SUYLA 167 LİTRELİK HAVAYI TEMİZLEYEBİLİYOR!

Britanya’nın başkenti Londra’daki Kraliyet Sanat Koleji’nden tasarım öğrencisi Kevin Chiam’ın Airtomo isimli cihazı, 23 mililitre suyla yerden yükselen ve bir yetişkinin 20 dakikada soluyabileceği 167 litrelik havayı temizleyebiliyor.

23 MİLİLİTRE SUYLA YERDEN YÜKSELEN VE BİR YETİŞKİNİN 20 DAKİKADA SOLUYABİLECEĞİ 167 LİTRELİK HAVAYI TEMİZLEYEBİLİYOR.

Ayakkabıya takılabilen cihaz, 23 mililitre suyla 167 litrelik havayı temizliyor.

Giyilebilir cihaz havadaki mikropartiküllere yapışan mikro damlacıklar kullanıyor.

Britanya’nın başkenti Londra’daki Kraliyet Sanat Koleji’nden tasarım öğrencisi Kevin Chiam’ın Airtomo isimli cihazı, 23 mililitre suyla yerden yükselen ve bir yetişkinin 20 dakikada soluyabileceği 167 litrelik havayı temizleyebiliyor.

Kevin Chiam:

“Doğanın havayı temizlemek için yağmuru kullandığını fark ettim. Bu kadar basit..

Tasarladığım cihaz havadaki mikropartiküllere yapışan mikro damlacıklar kullanıyor. Su buharlaşsa da partiküllerin yere yakın kaldığını ve böylece cihazı kullananların daha temiz hava soluduğunu söyleyebilirim..

Ürünüm henüz prototip aşamasında. Ancak gelecekte birçok ülkede ve hava kirliliğinin yüksek olduğu memleketi Singapur’da özellikle metrolarda yaygınlaşmasını umuyorum.”

Şarj edilebilen cihaz, üniversite öğrencilerinin tasarımlarının yarıştığı Global Grad Show 2020’ye de seçildi. Chiam, yarışmada kazanacağı başarıyla cihaz için yatırımcılar bulacağına inanıyor.

Genç tasarımcı, daha önce de görme engelliler için mutfak cihazları dahil bir dizi pratik tasarımla ismini duyurmuştu.

DÜNYA NÜFUSUNUN YARISININ GİTGİDE DAHA FAZLA HAVA KİRLİLİĞİNE MARUZ KALDIĞI ORTAYA ÇIKTI

Araştırmacılar hava kalitesinin “halk sağlığına karşı büyük ve birçok bölgede büyümeye devam eden bir tehlike teşkil ettiğini” belirterek uyarıyor

Exeter Üniversitesi’ndeki araştırmacılar:

“Bazı bölgelerde kirlilik Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen güvenli seviyelerin beş kat üstüne çıktı.”

Üniversitenin Veri Bilimleri ve İstatistik Dekanı Profesör Gavin Shaddick şunları söyledi:

“Hava kirliliğini azaltmaya yönelik uzun vadeli politikaların başta Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere birçok bölgede etkili olduğu görülse de, halen tehlikeli seviyede hava kirliliği olan bölgeler var. Bunlardan bazılarında hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü’nün kıstaslarından beş kat daha yüksek ve kimi ülkelerde hava kirliliği hala artıyor.”

En yüksek hava kirliliği seviyelerinin başta Asya’nın ortasıyla güneydoğusu ve Sahraaltı Afrika olmak üzere orta gelirli ülkelerde görüldüğü ortaya çıktı.

Kömür yakıtlı termik santrallerin yanı sıra hanelerde, sanayide, tarımda ve ulaşımda verimsiz enerji kullanımı, ince partiküllü hava kirliliğinin başlıca kaynaklarıdır. Bazı bölgelerde buna kum ve çöl tozuyla, atık yakma ve ormansızlaşma da katkıda bulunur.

Profesör Shaddick:

“Her ne kadar belirli politikaların neden olduğu sonuçların tam olarak ölçülmesi güç olsa da, etkili müdahalelere dair kanıtları hava kirliliğindeki küresel, bölgesel ve yerel eğilimlerle birleştirmek, gelecekteki politikaların bilgilendirilmesinde ve takibinde kilit rol oynayacak kanıtlara elzem katkılarda bulunabilir.”

DSÖ’NÜN TAHMİNLERİNE GÖRE, HER YIL DÜNYA GENELİNDE 4,2 MİLYON ÖLÜM DIŞARIDAKİ HAVA KİRLİLİĞİNE BAĞLI GÖRÜLEBİLİR.

DSÖ, yıllık ortalama ince partiküllü hava kirliliği yoğunluğunun metreküpte 10 mikrogramı aşmaması gerektiği tavsiyesinde bulunuyor.

Bu kıstasın üzerindeki seviyelere maruz kalanların küresel nüfusa oranı, büyük ölçüde Kuzey Amerika ve Avrupa’daki düşüşlerin etkisiyle, 2010’la 2016 arasında yüzde 94’ten yüzde 90’a düştü.

Fakat Exeter Üniversitesi’nin Climate and Atmospheric Science adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırması başka bölgelerde seviyelerin “neredeyse sabit ve son derece yüksek seyrettiğini” ortaya koydu.


Araştırmaya göre, küresel nüfusun yüzde 55’i gittikçe artan kirlilik seviyelerine maruz kalıyor.

Orta ve Güneydoğu Asya ülkelerindeki nüfusun yüzde 99’undan fazlası tehlikeli hava soluyor.

Bu kirlilik şehirlerle sınırlı değil, kırsal alanlarda yaşayan insanların büyük çoğunluğu da tehlikeli seviyelere maruz kalıyor.

Çalışmada yer verilen ifadeler:

“Dolayısıyla hava kirliliğine bağlı hastalıkların yarattığı yükü azaltmak için, hem kırsal hem de kentsel ortamlarda hava kirliliğinin ele alınması birincil öncelikte olmalıdır.”

UZMANLAR UYARIYOR: “HAVA KİRLİLİĞİ KORONAVİRÜSE BAĞLI ÖLÜM ORANLARINI ARTIRABİLİR.”

Kirli hava kaynaklı akciğer hasarı enfeksiyonu kötüleştirebiliyor; tecrit önlemleri de hava kalitesini iyileştiriyor

Uzmanlar, şehirlerde uzun süredir devam eden hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkisinin koronavirüs enfeksiyonu kaynaklı ölüm oranını muhtemelen artıracağı uyarısında bulunuyor.

*Akciğer hasarına neden olduğu bilinen hava kirliliğine bağlı olarak yılda en az 8 milyon kişi yaşamını yitiriyor.

Sağlığa zarar veren bu faktör, koronavirüs gibi solunum yolu enfeksiyonlarının, şehir sakinleri üzerinde diğerlerine nazaran daha ciddi bir etkiye sebebiyet verebileceği anlamına geliyor.

Öte yandan, koronavirüsün ilk tespit edildiği Çin’deki ve Avrupa’da salgından en çok etkilenen ülke olan İtalya’daki sıkı karantina önlemlerine bağlı olarak trafikteki araç sayısının ve sanayi salımlarının azalması sebebiyle hava kirliliği seviyeleri de düştü.

ABD’li bir uzmana:

“Hava kirliliğinin azalması sebebiyle Çin’de on binlerce erken ölümün önüne geçilmiş olabilir. Bu sayı, koronavirüs kaynaklı 3 bin 208 ölümün çok üzerinde.”

Ancak uzmanlar, kimsenin salgının sağlık açısından iyi olduğunu söylemediğini vurguluyor. Ayrıca kesin çalışmaların yapılması için henüz erken olduğunu ifade ediyor. Koronavirüsün özellikle gelir kaybı ve diğer hastalıkların tedavisindeki eksiklikler gibi dolaylı sağlık etkilerinin de büyük olacağı belirtiliyor.

Gelişmiş ülkelerde şehirlerdeki hava kirliliği azalırken, sağlığa verdiği yaygın zarara ilişkin de artan bir duyarlılık söz konusu. Ancak Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde zehirli hava seviyeleri aşırı boyutlara ulaşmış durumda.

İtalya Cagliari Üniversitesi’nden Avrupa Solunum Derneği Çevre Sağlığı Komitesi üyesi Dr. Sara De Matteis:

“Hava kirliliğine uzun süreli maruz kalma sebebiyle meydana gelmiş veya ağırlaşmış kronik akciğer ve kalp rahatsızlığı olan hastaların akciğer enfeksiyonlarıyla mücadelede kapasitesi daha düşük, hayatını yitirme ihtimalleriyse daha yüksek oluyor. Bu muhtemelen Kovid-19 için de geçerli..

Hava kirliliği seviyesini düşürerek en savunmasız kişilere bu salgınla ve gelecekteki diğer muhtemel salgınlarla mücadelede destek olabiliriz.”

Daha önceki koronavirüs salgınlarında kirli havaya maruz kalanların ölüm riskinin yüksek olduğuna dair kanıtlar da mevcut.

Çin’de 2003’te yaşanan SARS koronavirüs salgınını analiz eden bilim insanları, daha ağır hava kirliliği olan bölgelerde yaşayan enfekisyonlu hastaların ölüm riskinin, hava kirliliğinin az olduğu yerlere göre iki kat yüksek olduğunu belirtiyor.

İlk olarak 2012’de Suudi Arabistan’da görülen MERS koronavirüs salgınındaysa tütün kullanıcılarının hastalanma ve ölme ihtimalinin daha yüksek olduğu görülmüştü.

Kovid-19 üzerine yapılan erken araştırmalar da sigara kullanıcılarının ve daha önce sigara kullanmış olanların virüse karşı daha hassas olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Kovid-19’u farklı kılan hususlardan biri, genel ölüm oranının SARS veya MERS’e göre daha düşük olması.

Harvard TH Chan Kamu Sağlığı Okulu’ndan Aaron Bernstein:

“Şu anda bildiklerimiz ışığında, daha fazla hava kirliliğine maruz kalan ve tütün ürünleri kullanan kişiler Kovid-19 virüsüne yakalandığında, temiz hava soluyan ve sigara kullanmayanlara göre daha kötü etkileniyor.”

İtalya’da salgının merkezi konumundaki kuzey bölgelerindeyse hava kirliliği seviyesinin düştüğü kaydedildi. Salgına karşı bölgelerin karantinaya alındığı 25 Ocak’ı takip eden 4 hafta boyunca Çin genelinde de hava kirliliği seviyelerinde keskin düşüşler yaşanmıştı. Tehlikeli küçük kir parçalarının seviyesi yüzde 25, büyük oranda dizel araçlarca salınan nitrojendioksit seviyesiyse yüzde 40 oranında düşmüştü.

Bu tür kirleticiler ve erken ölümler arasında bağlantı olduğu biliniyor.

ABD Stanford Üniversitesi’nden Marshall Burke, hava kirliğinin etkilerini ölçümlemek amacıyla verilerden faydalandı. Burke’ün hesaplamalarına göre daha temiz hava 5 yaşında altındaki bin 400 çocuğun ve 70 yaş üzeri 51 bin 700 kişinin ölümünü engellemiş olabilir.

Marshall Burke:

“Salgınların sağlığa yararlı olduğu sonucuna varmak açıkça yanlış ve aptalca olurdu..

Ancak bu hesaplama, olağan durumun sağlık üzerindeki genelde gizli kalmış sonuçlarına dair işe yarar bir hatırlatıcı olabilir. Mesela işleri yürütme biçimimizin  sağlığımızı etkileyen maliyetleri buna örnek verilebilir.”

Burke, Kovid-19’un dolaylı etkilerinin muhtemelen bildiğimizden çok daha yüksek olduğunu da ifade ediyor:

“Azalan hava kirliliğinin getirdiği tüm ‘faydalar’ muhtemelen virüsün doğrudan ve özellikle de dolaylı maliyetinin gölgesinde kalacak. Bunlar arasında gelir kaybının sağlık üzerindeki etkileri ve tedavi edilmeyen Covid dışı sağlık sorunlarının neden olduğu ölüm/hastalıklılık oranı da bulunuyor.”

Avrupa Kamu Sağlığı İttifakı Genel Sekreter Vekili Sascha Marschang ise şunları kaydediyor:

“Bu kriz sona erdiğinde yetkililer, kirli araçları yollarımızdan çekme önlemlerini hızlandırmalı. Bilim bize Kovid-19 gibi salgınların artan sıklıkta ortaya çıkacağını söylüyor. Bu yüzden sokakların temizliği daha sağlıklı bir gelecek için temel yatırım niteliğinde.”

HAVA KİRLİLİĞİ PARÇACIKLARINDA KORONAVİRÜS BULUNDU!

Araştırmacılar da kirlilik parçacıklarının bulaşmadaki olası rolünün, kanıt olmadan dışlanmaması gerektiğini söylüyor

İtalya’daki Bologna Üniversitesi’nden araştırmacılar, hava kirliliğini oluşturan parçacıklarda koronavirüs tespit etti.

Bilim insanları şimdi bu parçacıkların enfeksiyona sebep olup olmayacağını ve koronavirüsü uzun mesafelere taşıyıp taşımayacağını araştırıyor.

Bergamo kentindeki bir sanayi bölgesinden standart tekniklerle toplanan kirlilik örneklerinin birçoğunda Kovid-19’a özgü bir gen belirlendi.

Analizler Avrupa’nın en yüksek kirlilik düzeyine sahip bölgelerinden Kuzey İtalya’daki yüksek enfeksiyon oranını açıklamak için öne sürülen bazı iddiaları destekler nitelikte.

Daha önce yapılan çalışmalarda da hava kirliğine yol açan parçacıkların mikropları barındırdığı ve kuş gribi, kızamık ve şap gibi hastalıklara yol açan virüslerin uzak mesafelere taşınmasında rol oynadığı görülmüştü.

Hava kirliliğiyle ilgili yeni çalışma, henüz başlangıç niteliğinde. Yani virüsün kirli parçacıklar üzerinde hastalığa neden olacak kadar yaşayıp yaşamayacağı henüz bilinmiyor.

Enfekte kişilerin öksürme ve hapşırmasıyla yayılan virüslü büyük damlacıkların bir veya iki metre içinde yere düştüğü biliniyor. Ancak çapı 5 mikrondan az olan çok daha küçük damlacıkların havada dakikalarca kalabileceği ve daha uzak mesafelere taşınabileceği düşünülüyor.

Uzmanlar bu küçük damlacıkların koronavirüs enfeksiyonlarına neden olup olmayacağından emin değil. Ancak 2003’te ortaya çıkan SARS koronavirüsünün havada yayıldığını ve bu yeni virüsün de küçük damlacıklarda saatlerce yaşayabileceğini biliyor.

Araştırmacılar da kirlilik parçacıklarının bulaşmadaki olası rolünün, kanıt olmadan dışlanmaması gerektiğini söylüyor.

Henüz hakem onayından geçmeyen çalışmanın başyazarı Leonardo Setti, virüsün hava kirliliği aracılığıyla taşınıp taşınamayacağını araştırmanın önemli olduğunu söyledi.

“Ben bir bilim insanıyım ve bilmediğim zaman endişelenmeliyim” diyen Setti, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğer bilirsek, bir çözüm bulabiliriz. Ama bilmiyorsak, sadece sonuçlardan muzdarip olabiliriz.”

SALGINA DAİR ALINAN ÖNLEMLER GERÇEKTEN HAVA KİRLİLİĞİ SORUNUNU ÇÖZDÜ MÜ? HAVAMIZ ARTIK TEMİZ Mİ?

Dr. Baran Bozoğlu:

“2014’den bu yana Çevre Mühendisleri Odası olarak her yıl düzenli hava kirliliği raporu hazırlıyoruz. Bu yıl da 2019 yılını değerlendiren raporumuzu hazırladık..

Son 2 yıldır, değerli meslektaş ve bilim insanlarının da katkılarıyla, uydu verileri üzerinden modelleme yaparak Avrupa Birliği ve Türkiye’deki hava kirliliğini de kıyaslıyoruz..

Bunun yanında, her bir istasyonun verimliliğine de (oluşan veri yüzdesi üzerinden) raporumuzda yer veriyoruz.. 

Kovid-19 salgını ile hava kirliliğinin, çevre kirliliğinin “ortadan kalktığına” dair değerlendirmelere basın bolca yer verdi..

Hava kirliliği sorununun çözüldüğüne yönelik haberlerin gerçekle bağdaşmadığını da raporumuzda ortaya koyduk.”
 

hava kirliliği raporu5.jpg

Dr. Baran Bozoğlu:


“Şöyle ki, salgın ile birlikte 13 Mart’tan sonra çeşitli önlemler alınmaya, iş yerlerinin bir kısmı uzaktan çalışmaya, hafta sonu büyükşehirler ve Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı ilan edilmeye başlandı..

Yani trafikten kaynaklı hava kirliliği özellikle hafta sonları azaldı; ancak hafta içi trafik yoğunluklarının olduğunu tekrar gözlemledik..

Hava kirliliği ise bazı parametrelerde yıllık değerlendirilir..

Örneğin Partikül Madde 10 (üzerinde kimyasallar, ağır metallerde bulundurabilen solunabilir toz) kirleticisinin sınır değeri 1 yılda 35 günden fazla aşılırsa acil önlemler alınması gerekir, mevzuatımıza ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre…

Ülkemizin il ve ilçelerinin neredeyse tamamında bir yıl boyunca 35 günden çok daha fazla hava kirliliği yaşanıyor..

Yani Kovid-19 ile ilgili alınan önlemler ilk günler biraz hava kirliliğini azaltma –dikkat ederseniz azaltma diyorum– eğilimi oluştursa da geldiğimiz noktada hava kirliliği sorunu çözülmemiştir…

Cümleyi çözülmüştür diye bitirmeyi çok isterdim…

Fosil yakıt tüketimi, kent planlaması, enerji politikası gibi birçok alanda düzenleme yapılmadan temiz hava solumamız neredeyse imkansız, her gün ülkenin yarısından fazlası evinde kalsa bile…

Hep söylerim, sağlık sorunlarının kaynağı çevresel koşullardır.

Solunum sistemi hastalıklarının, depresyon, verimsizlik, alerji gibi birçok hastalığın sebebi hava kirliliği…”
 

hava kirliliği raporu1.jpg

Dr. Baran Bozoğlu:


“Kovid-19 gibi virüslerin yarattığı solumun sistemi hastalıkları daha önce SARS ve MERS salgınlarındaki araştırmalarda da gösterdiği üzere, hava kirliliği bu hastalıkların etkisini, ölümcüllüğünü artırıyor..

Zonguldak ve 30 büyükşehirde önlemlerin alınmasının sebebi de bu..

Raporumuzun bulgularına geçecek olursak;

  • Ülkemizde en az 75 milyon insan 2019 yılında kirli hava solumuştur.. 
     
  • Kent ölçeğinde, ülkemizin tamamında hava kirliliği sorunu görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Birliği ve ulusal mevzuatımızca belirlenen sınır değerler kapsamında bütün kirlilik parametreleri değerlendirildiğinde Yalova Armutlu, Rize Ardeşen, Artvin Hopa ve Hatay Antakya bölgelerinin diğer bölgelere göre hava kirliliğinin çok daha az olduğu görülmektedir..
     
  • Bursa, Adana, Ankara, İstanbul, Iğdır, Şırnak, Muş, Manisa, Kahramanmaraş, Karabük, Çanakkale, Denizli, Zonguldak, Edirne – Keşan, Şanlıurfa kirliliğin daha da yoğun olduğu kentlerin başında geliyor..

    Ankara’da Siteler, Sıhhiye’de kirlilik çok yoğun. İstanbul’da, Sultangazi, Alibeyköy, Esenyurt, Mecidiyeköy, Kağıthane, Kartal, İzmir’de Bayraklı, Bornova, Çiğili, Bursa’da merkez, İnegöl, Kestel gibi bölgelerde neredeyse yılın yarısından fazla kirli hava solunuyor. “
     
hava kirliliği raporu4.jpg

Dr. Baran Bozoğlu:

  • Uydu verileri üzerinden yaptığımız modelleme sonucuna göre; Türkiye’nin havası 2003’te AB’den yüzde 5,6 daha kirliyken bugün bu oran yüzde 31’e çıkmış durumda..
     
  • Hava kirliliği ancak ve ancak sürekli ve verimli ölçüm/izleme ile çözülebilir. Fakat ne yazık ki, SO2, NO2, NOgibi ülkemizde sınır değerleri tanımlanmış kirleticiler kirlilik kaynaklarının sağlıklı bir şekilde tespit edilmesini sağlayacak düzeyde izlenmemektedir..

    İstasyonlarımızın sayılarında son zamanlarda hızlı bir artış olması olumlu olmakla birlikte verimlilikleri tartışma konusudur.. 
     
  • Hava kirliliği kaynağı bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Kükürtdioksit yoğunluğunun olduğu bölgelerde genellikle sanayide, enerji üretiminde ve ısınmada kullanılan kömürün etkisi görülmektedir. Kent merkezlerinde ise ulaşımdan kaynaklı hava kirliliği de etkisini arttırmaktadır.. 
     
  • Adana, Mersin ve Gaziantep gibi nüfusun yoğun olduğu büyükşehirlerimizde ve Kahramanmaraş, Manisa Soma, Muğla Yatağan, Sivas Kangal gibi kirliliğin önemli kaynağı olan kömürlü termik santrallerin olduğu istasyonlarda Partikül Madde 2,5 (PM 2,5) ölçümünün yapılmıyor olması, İzmir‘de PM 2,5 ölçüm istasyonu olmasına rağmen veri olmaması hava kalitesinin yeterince takip edilmediğini göstermektedir..

    PM 2,5 üst solunum yolu ile tutulamayan, doğrudan ciğerlere ulaşan, üzerinde kimyasallar ve ağır metallerde bulunduran gözle görülmeyen toz olarak tanımlanabilir. Yani tüm kirleticiler arasında en tehlikeli olanların başındadır…
     
  • Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği Avrupa Birliği Mevzuatı ile tam uyumlu değildir ve PM 2,5’a dair mevzuatımızda bir sınır değer tanımlanmamıştır.. 
     
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın birçok platformda, toplantıda uzun yıllardır koyduğu mevzuat düzenlemesi, uygulama, modelleme çalışması gibi hedeflerin hayata geçirilmediği görülmüştür..  
     
  • Temiz Hava Merkezleri’nin kuruluş sürecinin tamamlanması idari olarak hava kalitesi izleme sürecinin iyileştirilmesi için olumlu bir adımdır.. 
     
  • Hava kirliliği yaşayan kentlerimizin birçoğunda Temiz Hava Eylem Planlarının oluşturulmadığı, varolan planların kamuoyuna açık hale getirilmediği ve kurumların bu planlardaki hedeflere yönelik yaptıkları çalışmalara dair bilgi ve uygulama tespit edilmemiştir.. 
     
  • Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Artırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kapsamında kentlerde Düşük Emisyon Bölgeleri oluşturulabileceği belirtilmiş olmasına rağmen herhangi bir belediyemizde bu konuda somut bir faaliyet görülmemektedir.. 
     
  • Zonguldak gibi birçok kentimizde tıpkı tüm büyükşehirlerimizde olduğu gibi hava kirliliği sorunu 2014’den bu yana yayımladığımız raporlarımızda da görüleceği üzere artarak devam etmektedir. 5 senedir üst üste tüm şehirlerde hava kirliliği sorunun yaşandığı bilimsel raporlarımızda ortaya konmuştur.. 
     
  • Kentlerimizde ve sanayi bölgelerinde ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek her türlü atığın yakılarak ısınma sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Aynı zamanda yine ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek ısınma amaçlı kömür tüketimi talebi artmaktadır.. 
     
  • Gelir seviyesi düşük olan bölgelerde ısınma kaynaklı hava kirliliğinin daha fazla olduğu görülmektedir.. 
     
  • Özelleştirilen ancak çevre mevzuatına uygun olmadığı için kapatılan yada geçici faaliyet belgesi verilen kömürlü termik santrallerin olduğu bölgelerin tamamında (partikül madde ve kükürtdioksit başta olmak üzere)  yoğun hava kirliliği sorunu görülmektedir.” 

ÖZETLE, ÜLKEMİZİN HER TARAFINDAN HAVA KİRLİLİĞİ YOĞUN ŞEKİLDE YAŞANIYOR.

Dr. Baran Bozoğlu:

“Yeterince gelişmemiş olmanın göstergesi olan kükürtdioksit kirliliği de oldukça yaygın…

Bunun yanında, her kirlilik parametresi yeterince takip edilmiyor, her istasyonumuz aynı verimlilikte çalışmıyor…

Mühendislikte en önemli işlem ölçüm ve izlemedir. Ölçemediğinizi yönetemezsiniz…”
 

hava kirliliği raporu2.jpg

Dr. Baran Bozoğlu:


“Yapılması gereken, tüm istasyonlarda tüm kirleticilerin yüzde 90 veri oluşturacak şekilde ölçülmesi, bu ölçümler üzerinden modelleme yapılarak kirliliğin bölgesel yayılışının ve kaynakların tespit edilmesi ve bu kirlilik kaynaklarını azaltacak somut adımlar atılması…

Ama elinizde yeterli verimli veri yoksa bunu yapamazsınız. Bugün yaşadığımız en büyük sorun bu..

Öte yandan, kirliliğin sebebi her kentte benzerlik gösteriyor, ulaşım, ısınma ve sanayi..

Sanayiyi il çevre müdürlükleri yeterince denetlemiyor, büyükşehir belediyelerimiz hava kirliğine dair ısınma, ulaşım gibi alanlar konusunda düzenleme yapmıyor, adım atmıyor…

Somut hiçbir çözüm göremiyoruz. Zaten görebiliyor olsaydık, 2019 yılında havası en temiz kentleri mutlulukla paylaşabilirdik.. 

Ayrıca, sağlık il müdürlüklerinden hava kirliliği kaynaklı sağlık verilerini istediğimizde ise ulaşamıyoruz… Şeffaflık konusunda ciddi sıkıntılarımız var..

Sağlık verilerinin bu alanda paylaşılması çözüme yönelik paydaşların daha etkin katılımını sağlayacaktır..

Kömürlü termik santraller ise kirlilik kaynaklarının başında geliyor..

İngiltere’de 2 termik santral 2025’de kapatılacakken biri 1,6 diğeri 17,7 GW olan santraller Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı bugünlerde kapatıldı..

Türkiye’nin de artık vakit kaybetmeden hem hava kirliliğini çözmek, hem de iklim krizine karşı mücadele edebilmek ve yeni teknolojileri geliştirmek adına kömürlü termik santralleri (en eskilerinden başlayarak) kapatmayı planlaması gerekiyor..

Tabi sosyoekonomik değerlendirmeleri yapıp, olması mağduriyetleri gidererek…”
 

hava kirliliği raporu3.jpg

Dr. Baran Bozoğlu:


“Toplumun artık, “Temiz hava istiyorum” talebini en yüksek sesle söylemesi gereken bir dönemden geçiyoruz..

Siyasi partilerin ilçe ve il teşkilatları, çevre sorunlarını dert eden kişi ve kurumlar aşağıda adresini paylaştığım raporumuzu ellerine alıp, “Nasıl politika üretip bu sorunları çözeriz, kentin yöneticilerini temiz hava için çaba harcamaya nasıl teşvik ederiz”in çabasına girişmesi gerekiyor..

Aksi halde, Kovid-19 sonrası tüketimin daha da arttığı, hava kirliliğinin daha da yoğunlaştığı bir döneme girebiliriz.. 


Hava kirliliği 2019 raporu 06 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleştirilen basın toplantısı ile paylaşıldı. Rapora buradan ulaşabilirsiniz.
Kovid-19 salgınından ders çıkarma şansımız var..

Hava kirliliği sorununu çözebiliriz..

Bu işi ne bakanlık ne de belediyeler tek başına yapabilir. Birlikte çalışmak gerekiyor..

Tüm kentlerdeki karar vericiler, paydaşlarla beraber bu sorunu çözebilir..

Şunu unutmamak lazım, musluğunuzdan su içemiyor veya içmekten çekiniyorsanız en pahalı suyu tüketiyorsunuz demektir..

Havanız temiz değilse en pahalı sağlık hizmetini alıyorsunuz demektir..

Başta hava kirliliği olmak üzere, çevre sorunlarını azaltırsak daha sağlıklı, daha başarılı ve daha verimli oluruz.”

 

© The Independentturkish / Dr. Baran Bozoğlu

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

Independent Türkçe için çeviren: Noyan Öztürk

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top