SPOR

SPOR MEDYASININ BAYAĞILAŞTIĞI BİR ZAMANDA YAŞIYORUZ

Bu dönem gericiliğin tavan yaptığı ve siyasal islamın aramızda kol gezer hale geldiği AKP döneminde ise yeni bir düzeye inmiştir.

NEREDEN NEREYE: SPOR MEDYASINDA FETİHÇİLİK

Türkiye’de ucuz popülizmin, fanatizm ve fetihçi savaş efektlerinin zirveye çıktığı, spor medyasının bayağılaştığı bir zamanda yaşıyoruz.

Spor medyası, son dönem ürettiği çirkin jargon ile kadükleşen, kendini tekrarlayan ve milli kimliğin yeniden oluşturulmasına adanan demagojiye hapsolmuş durumda.

SPOR VE MEDYA: NEREDEN BAŞLIYORUZ?

Artık spor, haber değeri olan güncel bir etkinlik olmaktan çıktı ve medyanın elinde sadece para kazanmayı amaç edinmiş bir basitliğe dönüştü.

Bu tespit, zor değil. Özellikle de ‘medyatikleşen’ spor dallarının bu temaşanın tam da ortasına çöreklendiğini tahmin etmek zor değil. 

Futbolun televizyona taşınması, kâr amaçlı kanalların ortaya çıkmasına, patronların sporu bir para kazanma aracı olarak bellemesine, bu alana yatırım yapmasına çanak tutmuştu. Bu, eskimiş bir şey değil ve devam ediyor. Artık burada futbola verilen görev, ‘müşteri’ toplamak ve sözde bir eğlence tahsis etmek. Bu anlamı ile sporun yeni medya çağında eriştiği, medya ile arasında kurduğu sömürü ilişkisidir.

Bunun yanı sıra, günümüze uzanan periyotta yaşananlar, günümüzün kirli spor-medya ilişkisini anlamlandırmada gerçekten de zengin bir kaynakça içeriyor.

MATBU YAYINLARIN SPOR UĞRAKLARI

Spor-medya ilişkisinin önemli bir mecrası matbu yayınlardır.

Farklı coğrafyalarda örneklerine rastladığımız spor gazeteciliği, 200 yılı aşkın bir geçmişe dayanmakta. İlk zamanlar, gazete ve dergiler amatör ve okul sporlarından tutun da yerel maç sonuçlarına, basketboldaki Final Four’a, buz pateninden, az ve sınırlı da olsa diğer branşlara ilişkin çok sayıda spora yer vermektedir.

Basılı yayınlarda spor haberlerinin buluşması, 5 Mayıs 1773’te Amerika Birleşik Devletleri’nde Boston Gazette’nin bir boks maçı için İngiltere’ye muhabir göndermesi ile başlar.

Dünyada bir gazetede yayınlanan ilk spor haberi, 1773’te ABD’de Boston Gazette’deki bir boks haberidir.

Örneğin, yine ABD’de 1880’lerde boks ve beyzbol sporlarına ağırlık vererek yayınlanan The National Police Gazette, bazı sayılarını 400 bin basarak spor yayınlarının geniş bir okuyucu kitlesini çektiğini ispatlayan ilk yayınlardan biri olmuştu. 

Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kalıcı spor gazetesi olan Spirit of the Times ise 1831 yılında yayımlanmaya başlar.

ABD’de 1900’lerde günlük gazetelerdeki spor haberleri genele oranla % 9’u oluştururken 1975’lerde bu oranın % 50’ye kadar yükseldiğinin görüldüğü iddia edilir. 

19. Yüzyıl ajans haberciliği için en önemli uğraklardan bir tanesi spor olmuştur. Örnek olsun, 1889’da ABD’de Associated Press muhabirleri, 200 binden fazla kelime tutan ağırsıklet boks şampiyonası haberlerini telgraf aracılığıyla dünyanın dört bir yanına yayabilmişlerdir. Bu, henüz o dönemlerde ‘büyük olaylar’ içerisinde yer alan gelişmeler kategorisindedir. 

Avrupa’daki gelişim ise ABD’ye nazaran daha farklıdır. 18. yüzyılın ortalarında Londra’da yayınlanan gazetelerde kriket haberleri yer alırken, profesyonel spor olaylarının geniş kitlelerin ilgisini çekmeye başladığı 19. yüzyılın ortalarında ise gazeteler düzenli olarak spor haberlerine yer vermiştir.

Günümüz örneklerine benzer olduğu iddiasını taşıyabilecek nitelikli ilk spor gazetesi ise 1833 yılında İngiltere’de profesyonel atletlerin pazar günleri yayınladığı Bell’s Life’dır. Radyoda ilk spor karşılaşması haberi 1921’de verilmiştir. Almanya’da ise ilk spor haberinin verilme yılı 1924’ü bulur.

1936’daki Berlin Olimpiyat Oyunları, televizyondan yayınlanan ilk olimpiyatlar olarak tarihe geçmiştir.

Ancak hiç kuşkusuz Berlin Olimpiyatları, Nazilerin ırkçı, militarist ve insanlık düşmanı karakterini kamufle etmek için kullandıkları bir araç olarak hatırlarda kalmıştır.

Çok daha önceleri ise 1842’de Almanya’da Erlangen kentinde ilk spor dergisi yayınlanmıştı. Halen yayınlanmakta olan günlük spor gazeteleri içinde en eskisi İtalya’da 1885 yılında yayın hayatına başlayan La Gazzetta dello Sport’tu. Sonuç şudur, Avrupa’daki spor gazeteleri tarihi hızlı ve girift bir özellik göstermiştir.

SPOR GAZETECİLİĞİNİN TÜRKİYE DENEYİMİ

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk gazeteler 19. yüzyılın son çeyreğinde levantenler tarafından yayınlanmıştı.

1874’te yayınlanan Le Progres d’Orent, İstanbul’da yayınlanan ilk gazetedir. 1868’de Levant Times and Shipping Gazzette ile 1895 yılında yayınlanan Stamboul gazetesi, Osmanlı Devleti’ndeki ilk gazetelerdendir.

 
1891 senesinde ilk kez sporla tanışılan yazı Servet-i Fünun dergisine Ali Ferruh Bey imzası ile gönderilen bir eskrim yazısıdır. İlk spor yazısını yayınlayan günlük gazete de Selanik’te çıkan Asır Gazetesi’dir. 


Gazete, 1895 yılında bisiklet yarışları ve at koşuları ile 1896 yılında Atina’da yapılan ilk modern olimpiyat oyunlarının hazırlıklarından bahseden haberlere yer vermiştir. Burhan Felek’in 1910 yılında çıkardığı Futbol dergisi ise spor basın tarihinin ilk örneğidir, denilebilir.

Bu dergi, spor gazeteciliği tarihinin Cumhuriyet öncesi ilk spor gazetesidir. Futbolun ‘yasaklılık, hafiyecilik ve jurnalcilik’ döneminden sonra ortaya çıkan bir spor gazetesi olarak Futbol, pek de uzun ömürlü olamamış ancak sporun ve futbolun sağlık, morfolojik gelişim ve ahlaki özellikler açısından değerlendirilmeye alındığı bir içerikle yayımlanmıştır. Sadece 7 sayı sürse de Futbol gazetesi, spor basınının ülkeye adım attığı ilk zamanlara tanıklık etmiştir.

1911’de beden eğitimi öğretmeni Selim Sırrı Tarcan’ın çıkardığı “Terbiye ve Oyun”, 1913 yılında Cem’i Bey önderliğinde yayınlanan “İdman Dergisi”, “Sipahi Mecmuası”, “Spor Âlemi” ilk spor dergilerindendir.

Bu toprakların şimdilerdeki anlamı kadar olmasa da ilk spor yazarının ise 1919’da Spor Alemi adlı bir dergi çıkarmayı başaran Said Çelebi olduğu söylenir.

Cumhuriyet sonrası dönemde ise spor gazeteciliğinin tarihinde bir kırılma yaşanır.

Spor ve spor haberciliğine önem artar. O dönemki siyasi gazetelerden olan Akşam ve Cumhuriyet gibi gazetelerde birinci sayfa spor haberleri gazeteleri süslemektedir. 


1930’larda spor dergileri yayımlanmaya başlar. Bağımsız spor sayfaları da diğer yandan artmaktadır. ‘Şa Şa Şa’, ‘Gol’ ve ‘Spor Alemi’ bunlara örnek oluşturmaktadır. Ancak 1950’lere kadar bir spor birimi gibi işlev görecek ve muhabir ya da editörlerden oluşacak bir kurul yoktur. 

1952 yılında “Türk Spor” adlı ilk günlük spor gazetesi çıkarılmıştır. Gazetelerin arka sayfalarının tümüyle spora tahsis edilmesinin geçmişi fazla eski değildir. 


1955-56’da Yeni Sabah, spora arka sayfayı ayırmıştır. Arka sayfa spor kaotizmi o dönemler başlamıştı.

SPOR MEDYASINDA DÖNEMLERİN RUHU

Türkiye’de spor gazeteciliği 1920’lere değin uzanan geçmişe sahip. Ancak özellikle 1920 ile 1950 yılları arasındaki dönemin sadece ve aralıklarla derlemeler yapılan, dönemin teknolojik birikimi ile de orantılı bir şekilde fotoğrafsız olduğu görülüyor.  ‘Sayfasız’ diyebileceğimiz bu 30 yıllık periyot, eski sporcular,  az sayıdaki araştırmacı yüzler tarafından sürdürülüyor.

Ancak şimdi ile mukayese edildiğinde daha ‘derli toplu ve düzgün’ bir görüntü olduğu tahmin edilmeli.

1950 sonrası dönemler ise spor servislerine benzer oluşumların olgunlaşmaya başladığı dönemlerdir. Tercüman, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin ortaya çıktığı bu dönemlerde spor sayfalarının günlük gazetelerin içerisindeki yerini sağlamlaştırmaya başlaması önemlidir.

Özellikle 1948’deki, tarihte ilk kez evlerdeki televizyonlardan takip edilebilen olimpiyat olan Londra Olimpiyatları’nın ve sonrasındaki yayınların spor gazeteciliği açısından kritik bir uğrak olduğunu söylemek gerekir.


 
1975’li yıllardan sonra spor gazeteciliğinde değişimler olmaya başlamaktadır.

Bu değişimler, 1990’lı yılların başına kadar devam eden bir ‘renklenme’ dönemidir. Hem bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi, hem de fotoğrafların içerik oluşturmaya kattığı yenilikler spor gazeteciliğinin şatafatlı dönemleridir. 

1988’de Fotospor ile başlayan spor gazetesi dönemi, 1989’da Fotomaç ve 1995’te ise Fanatik gazeteleri ile sürer.

Ancak buradaki kırılma noktası 80’li yıllardır. Darbe sonrası, ülkenin gazetecilik anatomisini bozan hamleler gelir. Özal liberalizmi, toplumu dönüştürmeye, gericileştirmeye, piyasanın yasalarına tabi kılmaya zorlar ve popülist gazetecilik anlayışını çağırır. 

12 Eylül’ün vurduğu noktalardan bir tanesi de spor ve sporun tüm bileşenleri olmuştur. Kısa zamanda erkek okur kitlesine yönelim, asparagas ve yalan haberler, gazetelerde süreklileşen çıplak kadın resimleri ve rahatsız edici bir jargona bürünür gazeteler…

 1992 yılı sonrasında ise Türkiye’de spor gazeteciliğinde üslup/içerik dengesinde olağanüstü bir ‘hakaret dönemi’ açılmıştır. Çirkin kelime oyunları, sokak dilinde devşirme sözcük ve cümleler ile nobran ifadeler, ağır itham ve aşağılayıcı sözler… Tüm bunların yanında geçmişte olduğu gibi haber veren üslup çözülmüş, haber metinleri kısalmış, bilgi hataları artmış, yalan haberlere kılıflar uydurularak asparagas haberler silsileleri başlamıştır. 

Bu dönem gericiliğin tavan yaptığı ve siyasal islamın aramızda kol gezer hale geldiği AKP döneminde ise yeni bir düzeye inmiştir.

 
En güncel örnek ise aşağıdadır.

Fetihçi bir anlayışla hazırlanan ‘spor’ içeriği, tık almanın ötesindedir. Anlaşılıyor ki, ümitsiz bir hülya ile milli takımın başarısızlığını aşmaya çalışan içerik, olmayan ve olmayacak olan bitik ülke ve ideolojilerden milli takım üretimine ve bununla beraber derinlerde yatan Yeni Osmanlıcı-fetihçi tahayyüllere dayanmaktadır.

AKP Dönemi’nde spor, gericilik ve piyasacılık ekseninde daha çok buluşturularak bir bulamaç haline getirilmiştir.

Bugün adına ‘spor gazetesi’ demenin yasaklanması gereken sözde gazetelere ya da spor servislerine bakarken ya da kimi televizyon kanallarında tuhaf spor programları türerken benzer izlere rastlamak olanaklıdır. 

Bıktıran transfer haberlerine, aktarılan gerici ve cinsiyetçi içeriğe, belden aşağı ve ölüm-kalım, beka söylemine yaslanan spor medyası, hem futbola hem de gerici bir emperyal heves ideolojisinin tekeline daralmıştır.

Diğer tarafta kalan medya ise sol-liberal bir söyleme dadanmış, solculuğu da ‘belirli gün ve haftalar’ ve anti-sovyetizm kalıbına sokmuştur. 

İkisi de bıktırmıştır, ikisi de çıkışsızdır…

soL. – İSMAİL SARP AYKURT

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top