GENEL

‘SOSYALİZMİN KADINLARI NASIL BÖYLE MUTLU?’

Emekçi kadınların toplumsal yaşamda büyük zorluklar yaşadığı bir zamanda bu sorunun yanıtını arıyoruz.

SOSYALİZM KADINLARA NELER VERMİŞTİ, NELER VERİYOR?

Emekçi kadınların toplumsal yaşamda büyük zorluklar yaşadığı bir zamanda bu sorunun yanıtını arıyoruz.

Sosyalist Devletler!

Türkiye’de emekçi kadınların ağırlaşan yaşam koşulları, toplumsal yaşama katılımlarının engellenmesi, kadın cinayetleri, ev içi şiddet, cinsel istismar, mobbing sürekli olarak gündemde. Bu koşullar devam ettiği sürece de her yönüyle gündemde kalacaklar.

Peki emekçi kadınların doğrudan parçası olduğu sosyalist devletlerde durum nasıldı?

Sosyalist devletler emekçi kadınların toplumsal yaşama katılımını nasıl çözmüşlerdi? 

Sosyalist devletler çocuk bakımı için nasıl bir model önermişlerdi?

Kadınların mücadelesi, sorunları ve koşulları…

Dünyadaki çeşitli sosyalizm deneyimlerinde kadınının toplumsal yaşantıya nasıl katıldığı sorusuna yanıt aranıyor.

 ‘Peki sosyalizm kadınları mutlu etmeyi nasıl başarıyor?’ başlığıyla yayımlanan yazıda Sovyetler Birliği ve Küba deneyimi ele alıyor. 

Boyun Eğme’de yayımlanan yazı şöyle:

Geçtiğimiz hafta sosyalizmin  kadınlar için yaşamı nasıl değiştirdiğinde kalmıştık. Sahiden ister geçmişe dönüp Sovyetler Birliği’ne, istersek bugünden Küba’ya bakalım; sosyalist ülkelerde en çok gözümüze çarpan şey, gündelik yaşamın her durağında içten gülümsemeleriyle var olan kadınlar olacaktır. Kimi zaman bir fotoğrafta karşılaşırız onlarla, kimi zaman bir film karesinde, kimi zaman da bir anı kitabında. Yolumuz her nerede kesişirse kesişsin, bu kadınların mutluluğunu yüzlerinden okuyabiliriz. Kendine zaman ayırabilmenin, kendini önemli, işe yarar hissetmenin yani kendini gerçekleştirebilmenin mutluluğudur bu.

PEKİ SOSYALİZM KADINLARI MUTLU ETMEYİ NASIL BAŞARIYOR?

Sosyalizmin kadınlara verdiği hakları, sağladığı özgürlükleri, önlerine açtığı yeni alanları anlatmaya sayfalar yetmez. Ama tüm bunlardan önce, temelde, çok basit bir şey yaptı sosyalizm: Kadınları toplumsal yaşamın her alanında eşit bir yurttaş olarak yeni baştan tanımladı. Ve emekçi kadınların da parçası olduğu sosyalist devlet, bu tanımın önündeki tüm engelleri kaldırmak için kolları sıvadı; kadınları toplumsal yaşamda geri çeken ağırlıklardan kurtardı. Bu ağırlıkların en başında, kuşkusuz çocuk bakımı geliyordu. Sosyalist devlet, açtığı kreşlerle, çocuk bakım evleriyle bakım yükünü annelerin sırtından aldı. Böylece kadını daha en başta çocuk bakmasa da değerli hale getirdi.

İçinde yaşadığımız düzen, anneliği bir kutsallık halesiyle çevirerek onu kadınlar için adeta bir hedef haline getirir, evlenip anne olmak her kadının hayallerini süslesin ister. Bunu öyle bir yapar ki, biz kadınlar bu düzende ancak anne olursak değer göreceğimiz hissine kapılırız, bu değerin iyi bir anne olmakla artacağını düşünürüz. Böyle bir toplumsal havayla kadınları çocuk yapmaya sevk eden kapitalizm, çocuk doğduktan sonra ise bu kararda hiç payı yokmuşçasına kadını çocuğuyla baş başa bırakır. Ve bu terk edişi, bir “özgürlük” olarak sunar: Kadın çocuğunu dilediği gibi yetiştirmekte “özgür”dür; tabi olanakları, parası, erişebileceği hakları varsa. Yoksa mı? O zaman kadına “fedakarlık” yapmak düşer, nihayetinde artık o bir “anne”dir, yeri gelir işinden ayrılır, yeri gelir hayallerini erteler.

Sosyalizmin kadınları mutlu etmesi ise tam bu noktada başlar. Çünkü sosyalist devlet çocuğa “A kişisinin çocuğu” diyerek bakmaz, toplumun yeni bir üyesi gözüyle bakar. Bu bakış, beslenmesinden eğitimine, korunmasından psikolojik ve zihinsel gelişimine çocukla her yönüyle ilgilenmeyi ve ihtiyaçlarını karşılamayı gerektirir. Sosyalist devlet bu ihtiyaçları kreşlerde, çocuk bakım merkezlerinde yalnız öğretmenlerle değil; çocukların sağlık kontrolleri için doktorlar, gelişimi için pedagoglar ve dengeli beslenmesi için diyetisyenlerle birlikte karşılar. Çocuklar eğitimcilerin, sağlıkçıların, kültür sanat emekçilerinin, sporcuların, beslenme uzmanlarının, üniversitelerin, radyo-tv kuruluşlarının parçası olduğu ortak bir emekle büyütülür.

Böylece sosyalizm hem her bir çocuğun iyi büyümesini “şansa” değil uzmanlara bırakacak biçimde örgütler, hem de kadınların üzerindeki çocuk bakım yükünü alır. Ve kadınlar için annelik böylece ağır bir iş olmaktan çıkar, heyecan verici ve yaratıcı bir faaliyet olur. Bir özgürlük aranacaksa, işte buradadır. Çünkü böyle bir toplumda kadınlar değer görmek için değil, istedikleri için çocuk doğurur. Daha da önemlisi sosyalizmde kadınların çocuk sahibi olduklarında yaşamlarında bir parantez açmaları, örneğin işi bırakmaları veya eğitimlerine ara vermeleri gerekmez; çocuklar daha doğum öncesinden devletin gözetimi ve bakımı altındadır. Ay sonunda maaşın yüklüce bir kısmının çocuk mamalarına harcanması gerekmez, devlet zaten Süt Merkezlerinde çocuklar için ücretsiz mamalar üretmektedir. Yine çocuk hasta olduğunda kara kara düşünmeye gerek yoktur. Daha gebelikten itibaren hem anne hem bebek doktorlar tarafından düzenli olarak sağlık kontrolünden geçirilir. Böyle bir toplumda çocuk sahibi olmaktan kim çekinir? İşte Küba’da ve Sovyetler’de kadınların gülen yüzlerinin sırrı burada saklıdır.

SOVYETLER’DE ÇOCUK BAKIMI!

Ekim Devrimi’nden hemen sonra kadınların toplumsal yaşama eşit biçimde katılması için genç sosyalist devletin attığı ilk adımlar toplu yemekhaneler, kreş ve çocuk bakım evleri açmaktı. Üstelik sadece kentlerde değil, köylerdeki kolektif çiftliklerde ve kolhozlarda da binlerce sezonluk kreş ve gezgin çocuk yuvası açıldı. Devrim öncesinde tek bir yuva bile olmayan ulusal cumhuriyetlerde kreşe giden çocuk oranı yüzde 60’a çıktı, bazı sanayi şehirlerinde ise bu oran yüzde 100’e ulaştı. 

Her kreşte bir doktor, bir yönetici ve bir pedagog çalışıyor. Kreşlerin yalnız çalışma saatlerinde değil, daha uzun süre açık tutulması hedefleniyor ki kadınlar siyasal ve toplumsal faaliyetlere de katılabilsinler.

Böylece 1937 yılından itibaren tatil günleri de dahil olmak üzere çocuk bakım merkezlerinde çift mesai uygulaması başlıyor. Kreşler saatlerine göre üçe ayrılıyor: İlki 8-10 saat, ikincisi 11-14 saat, ve üçüncüsü ise altı günlük tam yatılı grup. Buralarda çocuklar yaşlarına göre de ayrılıyor ve her 15-20 çocuğa bir öğretmen ve hemşire düşüyor. Çocuklar yalnız kreşlerde değil, iki haftada bir yapılan ev ziyaretleriyle aile ortamlarında da takip ediliyor.

1956 yılında Dönemin Sağlık Bakanı Kovgirina’nın raporu:

“1913 yılında Rusya’da toplam 550 çocuğa hizmet sunan kreşlerin sayısı, (1956 yılında) bugün şehirlerde ve kırlarda 22 bin 436’ya ulaştı. Bu kreşler yatak bazında 906 bin çocuğu barındırıyor. Sürekli açık olan kreşlerin yanında kolhozlarda 2 milyon 330 bin sezon kreşi mevcut. Çalışan kadınların emzirme iznini en rahat şekilde kullanabilmesi için, bakım evleri işyerlerinin hemen yakınında kuruldu. Devlet her yıl kreşler ve çocuk yuvaları için daha fazla para harcıyor. Çocukların kreşlerdeki bakımında annelerin talepleri, onların işletme ve bürodaki çalışma koşulları, ailenin maddi koşulları ve çocukların sağlık durumu dikkate alınıyor”

KÜBA’DA ÇOCUK BAKIMI !    

Küba denince sosyalizm karşıtlarının bile reddedemediği başarılardan biri de, kadınların toplumsal yaşamdaki ileri yeri. Bu başarının ardında, tıpkı Sovyetler’deki gibi kadını toplumsal yaşamın her alanında var etmeyi amaçlayan örgütlenmenin rolü var. Küba’da bu örgütlenme, devrimin hemen ertesi yılı kurulan ve bugün kadınların yüzde 90’ının örgütlü olduğu Küba Kadınlar Federasyonu (FMC) öncülüğünde yürütülüyor. FMC’nin devrimin hemen ertesinde başlattığı okuma yazma seferberliğinden sonra ilk işi, ülkenin her yanında kreşler açılmasına öncülük etmek oluyor. Bugün Küba’da her yerellikte bir kreş var ve bu kreşler, her aşamadaki eğitim ve sağlık hizmetleri gibi ücretsiz.

Küba erken çocukluk döneminde, çocukların nitelikli ve kaliteli eğitime yüzde 100 erişimini sağlayabilmiş tek ülke. Üstelik bu alandaki başarısı geçtiğimiz Temmuz ayında UNESCO tarafından da tescillendi. Erken Çocukluk Gelişim Programı, doğum öncesinden beş yaşına kadarki çocukları kapsıyor. Program çocukların yalnız eğitimiyle değil, beslenme ve sağlığıyla da ilgileniyor. Program doğum öncesi tüm gebe kadınların her hafta düzenli olarak doktorlar tarafından kontrol edilmesini de içeriyor.

Küba’da okul öncesi eğitim üç koldan yürütülüyor. İlki Çocuk Çemberleri denilen günlük bakım evleri. Ebeveynleri çalışan 0-6 yaş arası çocukların bakımını, beslenme ve sağlık takibini bu bakımevleri üstleniyor. İkincisi, 5-6 yaş aralığındaki çocukların devam ettiği her ilkokulda ve bakımevlerinde bulunan okul öncesi eğitim kurumları. Üçüncüsü ise, kırsal kesimde yaşayan ve çocuk bakım evlerine erişme şansı kısıtlı olan ailelerdeki 0-6 yaş arası çocukları kapsayan Kendi Çocuğunu Eğit programı. Bu programı FMC yürütüyor. Federasyon, tüm bunları başarabilmek, annelerin ve ailelerin etkinliklere ve eğitimlere katılımını, kadınların toplumsal hayata daha sıkı katılımını sağlayabilmek için sosyal hizmet uzmanları ve diğer uzmanlardan oluşan bir kadro ile çalışıyor.

İLGİLİ HABER

soL

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top
%d blogcu bunu beğendi: