DÜNYA

BİR ARAP ÜLKESİ CUMHURBAŞKANI: “LAİKLİK VE ULUSALCILIKTAN BAŞKA YOL KALMADI”

“Lübnan’ın seküler bir devlet olarak ilan edilmesi çağrısında bulunuyorum.”

BİR ARAP ÜLKESİ ÇIKIŞ ARIYOR… 

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun, ülkenin kuruluşunun 100. yıl dönümü nedeniyle halka hitap etti.

Mişel Aun:

“Yönetim sisteminin değiştirilmesi gerekli..

Lübnan’da mevcut mezhep eksenli yönetim sistemi geçmiş zamana uyuyordu, bugün ise her türlü gelişme ve kalkınmanın yanı sıra reformları hayata geçirme ve yolsuzlukla mücadeleye engel olduğu gibi, ülkeye yönelik tehditler için fitne ve bölünmenin kaynağı haline geldi.”

Aun, Lübnan’da yeni sistemin; ulusalcılık ve laiklik üzerinde olması ve devlete dayalı olması gerektiğinin altını çizdi. 

Aun:

“Tüm siyasi ve dini liderleri diyaloğa çağıracağım. Lübnan’da sadece seküler devlet, çok kimlikli ulusal birliği sağlayacaktır..

Gençler değişim talebine “evet” diyeceklerdir..

Lübnanlılar, uzun yıllardan beri yaşadıkları acıların ardından niteliğin ölçü alındığı, herkesin hukuk karşısında eşit olduğu ve mezhep liderleri yerine vatana aidiyet hissi beslenen bir devlete kavuşmayı hak ediyorlar. Ülkemizde bir sistem değişikliği ihtiyacı var. Lübnan’ın seküler bir devlet olarak ilan edilmesi çağrısında bulunuyorum.”

Bugün Lübnan’ın çok unsurlu dini ve etnik yapısında; Sünni, Şii, Alevi ve Dürziler Müslüman kesimi oluştururken, Hristiyan kesim ise Maruni, Rum Katolik, Ermeni Ortodoks, Ermeni Katolik, Süryani Ortodoks, Süryani Katolik, Keldani, Aşuri, Kıpti Ortodoks ve Kıpti Katolik gibi mezheplerden oluşuyor.

Mevcut siyasi ve dini duruma göre:

Lübnan’ın Cumhurbaşkanı’nın Maruni Hristiyan, Başbakanı’nın Sünni Müslüman, Parlamento Sözcüsü’nün ise Şii Müslüman olması gerekiyor. Söz konusu gereklilikler, Lübnan’ın çeşitli siyasi ve dini liderleri arasında imzalanan ‘Ulusal Anlaşma’ kapsamında tanımlanmıştı.

ÜLKEDEKİ YÖNETİM ŞEKLİ

Lübnan’da yönetim şeklini belirleyen anayasa, 23 Mayıs 1926’da işgalci Fransız manda yönetimi tarafından hazırlandı.

Fransız mandasındaki Lübnan Temsilciler Meclisi’nin anayasayı onaylamasıyla “Büyük Lübnan” olan ülkenin adı “Lübnan Cumhuriyeti” olarak değiştirildi.

Arap milletçiliği akımına yakın manda rejimi başbakanları Bişare Huri ile ülkenin Fransızların himayesinde Hristiyan bir devlet olmasından yana olan Emile Edde arasında yaşanan süreç, Lübnan’ın 22 Kasım 1943’te bağımsızlığa kavuşmasıyla sonuçlandı.

Lübnan’da 1943 yılındaki bağımsızlık sırasında farklı din ve mezhep gruplarının yan yana var olmasının temellerini atan yazılı olmayan bir anlaşma sağlandı. “Ulusal Pakt” adıyla anılan bu anlaşmada cumhurbaşkanının Maruni Hristiyan, meclis başkanının Şii Müslüman, başbakanın Sünni Müslüman olması ve parlamentoyu oluşturan 128 üyenin Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında yarı yarıya paylaşılması öngörüldü. Lübnan’da hala bu sistem uygulanıyor.

Lübnan’ın 1926’da hazırlanan ve 1943 yılındaki Ulusal Pakt ile devam eden anayasası, karar mekanizması konusunda cumhurbaşkanının geniş yetkilere sahip olmasını sağlıyordu. Ancak daha sonra bazı maddeleri anayasanın bir parçası haline gelen Taif Anlaşması’yla cumhurbaşkanının yetkileri kısıtlandı ve karar mekanizması bakanlar kurulunun onayına bırakıldı.

Lübnan’ın çok unsurlu dini ve etnik yapısında Sünni, Şii, Alevi ve Dürziler Müslüman kesimi oluştururken, Hristiyan kesim ise Maruni, Rum Katolik, Ermeni Ortodoks, Ermeni Katolik, Süryani Ortodoks, Süryani Katolik, Keldani, Aşuri, Kıpti Ortodoks ve Kıpti Katolik gibi mezheplerden oluşuyor.

HİZBULLAH LİDERİ NASRALLAH: AMERİKALILAR BİZE LÜBNAN SİYASİ SİSTEMİNİ ÇIKARLARIMIZ DOĞRULTUSUNDA GELİŞTİRME TEKLİF ETTİ

Lübnan Hizbullahı Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Amerikalılar’ın kendileriyle iletişim kanalları açmaya çalıştığını ileri sürdü.

Aşura Günü etkinlikleri kapsamında destekçilerine hitaben yaptığı televizyon konuşmasında Nasrallah:

 “Amerikalılar Hizbullah’la iletişim kanalları açmaya çalıştı..

Bize mal ve makamların yanı sıra ülkedeki siyasi sistemi çıkarlarımız doğrultusunda geliştirme teklifinde bulunuldu. Buna karşı davamızı bırakmamız istendi, bizler de yapmadık ve yapmayacağız.” 

Hizbullah’ın medyada benzeri görülmemiş karalama kampanyasına maruz kaldığını söyleyen Nasrallah, kendilerine yönelik karalama kampanyalarının yoğun şekilde devam ettiğini öne sürdü.

Nasrallah:

“Bazı ülkeler kötü amaçlar için elektronik orduları seferber ederek, bir ülkeye yönelik kamuoyu görüşünü değiştirmeye çalışıyor. Yabancı ve Körfez’deki ülkelerin büyükelçilikleri, yalan haberlerle Hizbullah’ı hedef göstermek için basın organlarına milyonlarca dolar kaynak ayırıyor.”

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisinden (OFAC) geçen yıl Lübnan Parlamentosu’nda görevli 2 Hizbullah milletvekilinin ilk kez yaptırım listesine eklendiğini açıklamıştı.

ABD ve Suudi Arabistan ile diğer Körfez ülkeleri, Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah ile yardımcısı Naim Kasım’ın yer aldığı bazı kişi ve kurumları yaptırım listesine aldığını açıklamıştı. ABD yönetiminin 2017’den bu yana 50’den fazla Hizbullah yetkilisini yaptırım listesine aldığı belirtiliyor.

Odatv sputnik

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top