GENEL

ÇOCUK GELİN!

Sümerler Türk mü?

SÜMERLER BİLE KÜÇÜK KIZLARLA EVLİLİĞE KARŞIYDI

”Kur’an-ı Kerim’de ise örtünmeyle ilgili bilgi yok..Sonradan uyduruyorlar. Kuran’ı açın, bakın yok”

Dünyaca ünlü bir Sümerolog, bilim insanı ve tarihçi 106 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ, Sümer tabletlerinde rastladığı çarpıcı bilgileri anlattı.

‘SÜMERLER BİLE KÜÇÜK KIZLARLA EVLİLİĞE KARŞIYDI

Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin ilk mezunlarından biri olan Muazzez İlmiye Çığ:

”Sümerlerin kökeni Türk. Sümerlere dair hâlâ birçok konun bilinmiyor. Sümerlerle günümüz arasında bağlantı kurarsak; Türkiye’de faaliyet gösteren tarikatların yeniden kapatılması lazım.”

‘SÜMERLER MUAZZAM BİR MİLLET’

Muazzez İlmiye Çığ:

“Bir kere yazıyı icat etmişler ve her alanda kullanmışlar. Bilim yapmışlar, matematiği yapmışlar, astrolojiyi yapmışlar. Bunlar hep Yunanlılarda deniyordu. Şimdi bunların hepsi Sümerlerde çıktı. Sümerleri söyleyemiyorlar, korkuyorlar. O’nun için Avrupa’da hep kenara atarlar. Bizdeki kadar Sümer bilen yok Avrupa’da..

Sümer tabletlerinde gizlenen şeyler var mı? diye sorarsanız; Yok, ben ona inanmıyorum. Ben bunlara inanmıyorum uzayla ilgili. Çünkü bugün uzay, saniyesi saniyesine kontrol altında. Ölen yıldızları, doğan yıldızları buluyorlar. Böyle bir şey olsa muhakkak görecekler..

Kanıtlanmayınca bir şeye inanılmaz. Atatürk de öyle diyor. Kanıtlayın, her şeyi kanıtla istiyor. Siz biliyor musunuz Atatürk Hatay’ı alırken ne yapmış? Orta Asya’nın büyük bir haritasını getirtmiş. Orada, Hatay’da bulunan su ve yer adlarını bulmuş. Ona göre diyor ki, ‘İşte bizim halkımız oradan geldi, bu adları koydu, burada ilk olarak Türkler hakimdi.’ Atatürk böyle kanıt istiyor her şeyde.”

SÜMERLER TÜRK MÜ?

Muazzez İlmiye Çığ:

”Atatürk’e, ‘Sümerlerin Türk olduğu’ söylenince ‘Kanıtlayın’ dedi. Atatürk kanıt olmayınca kabul etmiyor. Ben şimdi kanıtladım. Bir kişinin kanıtlaması kafi değil. Bir Türkmen’le beraber. O da bir kitap yazdı bu konuda. İkimizinki aşağı yukarı birbirine benziyor.  O ve ben diyoruz ki, Sümerlerin kökeni Türk’tür..

Ancak bu tez herkes tarafından kabul görmedi. Fakat diyorlar ki dil bir milletten, başka millete geçebilir. Aynı kökenden olduğu söylenemez. Kültür bağları lazım. Biz şimdi o Türkmen arkadaşla kültür bağları bulduk. Pek çok kültür bağları bulduk..

Sümerler hakkında hâlâ bilinmeyen bir çok yan olduğuna dikkat çekmek isterim.”

BAŞÖRTÜSÜNÜN KÖKENİ TARİHTE

Muazzez İlmiye Çığ:

”Sümerlerde ‘seks’ ayıp değildi. Sümer mabetlerinde vaktiyle seks yapan kadınlar vardı. Onlar ‘kutsal kadın’ sayılıyor. Yani mabette kutsal olarak kabul ediliyor. Bu çok önemli. Onlar bir nevi eğitici gibi..

Bu kadınlar başlarına bir örtü örterek, kendilerini diğer rahibelerden ayırıyorlarmış. Başörtüsünün tarihine ilişkin şu bilgileri paylaşabilirim..

Sonra 1600’lerde bir Asur Kralı çıkıyor, diyor ki bundan sonra bütün evli ve dul kadınlar dışarı çıkarken başlarını örteceklerdir. Kızlar ve sokak fahişeleri örtemeyecektir. Bunu ilk Yahudiler alıyor. Hala onlar evlendiklerinde başlarını örtüyorlar. Yani bu adet Yahudilere geçiyor, hatta Romalılarda başörtüsü var. Onlarda da başörtüler var. Başörtü yani saygınlığı ifade ediyor. Hititlerde aynı şekilde saygınlığı ifade ediyor..

Kur’an-ı Kerim’de ise örtünmeyle ilgili bilgi yok..Sonradan uyduruyorlar. Kuran’ı açın, bakın yok”

‘TARİKATLAR KAPATILMALI

Muazzez İlmiye Çığ:

”Kur’an-ı Kerim’e göre tarikatların da kapatılması gerektiğini söyleyebilirim..

Bazı tarikatların ‘Dokuz yaşında çocuk evlenebilir’ demesini eleştiriyorum..

Sümerlerde bile, 4000 yıl önce ben diyor, küçük bir kızla evlenecek kadar aptal değilim diyor. Tabletlerde yazıyor. Bunlar, bu şekilde din diye bunlar çıkıyor. Çok ayıp şeyler..

Biz bambaşka türlü yetiştik, bunlar bambaşka. Ben de dindarım. Ben onlardan çok, gelsinler ben dünya kadar şey biliyorum. Kuran’dan şeyler biliyorum ezbere..

Bunların yeniden kapanması lazım. Çünkü Kuran’da zaten yazıyor. Yollara ayrılmayın, tarikatlara ayrılmayın diyor. Kuran madem bizim dinimizin kitabıdır, onu tutmaları lazım. Niye ayrılıyorsunuz. Mezheplere ayrılmamak lazım. Kuran ne yazıyorsa ona göre şeydir.”

‘KUR’AN-KERİM’İN TÜRKÇESİNİN OKUNMASI

Muazzez İlmiye Çığ:

“Kuran’ın Türkçesini okutmadılar. Atatürk’ün en büyük faydası dinimize, Kuran’ı dilimize tercüme etmesi oldu. Farsça’ya tercüme edilmiş Kuran, bütün dillere tercüme edilmiş, Türkçe’ye tercüme edilmez. Neden edilmesin ya?..

Türkiye’de Atatürk dönemini gören bilim insanlarından biriyim. Atatürk’ün öldüğü günü hiç unutmadım..

Birden bire ölüm haberi geldi. Nasıl bir vaveyla koptu. Bütün arkadaşlar, kız erkek, herkes birbirine sarılıp ağlıyor. Babamız gitti diye. Bakın bugün de ağlıyorum. O kadar fena olduk. O günler ağlamayan kimse kalmadı. Ne kadar çok seviliyormuş… Böyle bir ölüm, böyle bir acı hiç dünyada olmamıştır. Bunu anlatamıyorlar hiçbir yerde anlatılmıyor.”

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ KİMDİR?

20 Haziran 1914’te Bursa’da doğdu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlama nedeni olarak kabul edilen Arşidük Franz Ferdinand suikastinin olduğu gün henüz 8 günlük bir bebekti. Osmanlı İmparatorları Mehmet Reşat ve Vahdeddin döneminde yaşadı. Birinci Dünya Savaşı’ndan, Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyet’in kuruluşundan, Atatürk’ün devrimlerine kadar Türkiye tarihinin en önemli ve zor zamanlarına şahitlik etti. Genç Cumhuriyet’in kadınlara tanıdığı fırsatlardan yararlanarak, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin ilk mezunlarından biri oldu. Haziran ayında 106 yaşına giren Muazzez İlmiye Çığ, halen Mersin’de yaşıyor.

ANNE VE KIZLARININ ORTAK KADERİ… ÇOCUK GELİN

Dünyada çocuk yaştaki evliliklerin önüne bir türlü geçilemiyor. Resmi verilere göre, çocuk gelinlerin sayısı geçmiş yıllara göre azalsa da hâlâ dünyanın dört bir tarafında kız çocukları, anne olmaya devam ediyor.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sıklıkla dillendirilen:

‘Annenin kaderi, kızının çeyiz bohçasıdır’

söylemi Türkiye’de birçok anne ve kız için gerçek oluyor.

  • ‘Amcanın oğludu’,
  • ‘Evlenmekten başka çaren yok’ gibi dayatmalar ile
  • ‘berdel’ ve
  • ‘beşik kertmesi’ gibi adetler yüzünden hâlâ binlerce kız çocuğu zorla evlendiriliyor.

İstemedikleri bir hayatın kendilerine dikte edilmesi karşısında çaresiz kalan çocuk gelinler, bu zulmün kurbanı oluyor.

Bunlardan biri de Gülistan Filiz. Şimdilerde yetişkin bir kadın. Ancak 15’inde istemediği bir evliliğe zorlanmış. 17 yaşında anne olmuş. Hayatını ‘Çocuğumla birlikte büyüdüm’ diye özetliyor:

Gülistan Filiz :

“On beş yaşımda nişanlandım. Amcam hatta yüzük filan almadan direkt kol saati getirmişti, ‘Bunu koluna takacaksın artık bizim gelinimizsin’ dedi. Yok dememe rağmen işte baba olmadığı için başımızda ‘Evleneceksin, amcanın oğludur. Başka çaren yoktur. Amcan ile ağabeyini birbirine öldürtmeye mi niyetlisin?’ diye mecburen kabul etmek zorunda kaldım..

‘GÖZYAŞIMIZ AYNI

Eşi cezaevinde olan Filiz’in babası da evlendikten bir süre sonra cezaevine girmiş. Annesiyle nasıl ‘aynı kadere’ itildiğini şöyle anlattı:

Gülistan Filiz :

Eskilerin bir lafı vardır ‘Annenin kaderi kızının çeyiz bohçasıdır’ diye. Benim annem de çocuk yaşta evlendi babamla… 13-14 yıldır annemle aynı evi paylaşıyorum, aynı kaderi paylaşıyorum. Bir türlü ne annem beni bırakabilir ne ben annemi bırakabilirim çünkü ikimizin derdi aynı, kaderi aynı, gözyaşı aynı..

EVLENECEĞİ KİŞİYİ KINA GECESİNDE TANIMIŞ.

43 yaşındaki Şerife Akgül ise berdel edilerek zorla evlendirilen binlerce kadından sadece biri. Evleneceği kişiyi kına gecesinde tanımış.

Şerife Akgül:

Amca çocuklarıydık, kayınbabamla amca çocuklarıyız. Babam da dedi: ‘Seni onun oğluna vereceğiz, durumu da yoktur, onun kızını kendimize getireceğiz seni de onun oğluna vereceğiz’. Zaten vermişlerdi de haberim yoktu..

Kına gecesinde eşimi tanıdım, benim gelinliğim yoktu, o zaman gelinlik filan bilmiyorduk. Onu da yengem söyledi kına yoğururken. Yengem terziydi, tül perdeden bana gelinlik yapmış..

15 yaşında anne oldum, yokluk içinde çocuğumu büyüttüm. Berdel yüzünden birçok kez şiddete maruz kaldım..

Mesela diyelim berdel evlendik, o onu dövüyordu o da (beni) dövüyordu. Böyle yani hep kavgaydı hep sıkıntıydı. Berdel şöyle bir şey yani: Senin ağabeyin onu döverse o da seni dövüyor. Senin annen ona bir şey yaparsa kayınvaliden de aynısını yapıyor, kayınbaban da aynısını yapıyor.”

Gülistan Filiz gibi Şerife Akgül de ‘kızıyla birlikte büyüdüğünü’ belirterek ‘Beraber hayata devam ettik yokluğun içinde’ diyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre:

2018 yılında 15 yaşından küçük 167 çocuk doğum yaptı. 15-17 yaş grubunda ise 11 bin 636 çocuk, anne oldu.

Çocuk yaştaki evlilikler, her ne kadar geçmiş yıllara göre azalsa da Türkiye’nin kanayan yarası olmaya devam ediyor.

İLGİLİ HABER

© Deutsche Welle Türkçe – Felat Bozarslan – Şirvan Oktay Görer

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top