SAĞLIK

İYİLEŞEN HASTANIN KANINDAN TEDAVİ!

‘HIZLI DONÖR ÇAĞRISI YAPILMALI’

‘BİLİMSEL VERİLERE GÖRE ŞU AN ELİMİZDEKİ EN ETKİLİ TEDAVİ İLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZU BELİRTMEK İSTİYORUM.’

TÜBİTAKYouTube kanalı üzerinden ‘Kovid-19 Türkiye Platformu Aşı ve İlaç Geliştirme’ başlıklı bir sanal konferans gerçekleştirdi.

Acıbadem Labcell Hücresel Tedavi Laboratuvarı sorumlusu Hematoloji Uzmanı Prof. Prof. Dr. Ercüment Ovalı:

“Bilimsel verilere göre şu an elimizdeki en etkili tedavi ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyorum. Aslında bu çok klasik bir tedavi, gerçekten işe yarayabilir..

Önce bir önerim olacak, bu önerim hem Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) hem TÜBİTAK hem de bakanlıklara olacak..

Çalışmalarımızı bir kere iki gruba ayırmak zorundayız. Bir tanesi çok acil olacak çalışmalar, yani önümüzdeki birkaç ay içinde sonuçları hastalara dokunacak olan çalışmalar ve uzun vadeli çalışmaların ikiye bölünerek dizayn edilmesi gerekiyor..

Bir de benim tüm bu çalışmalar esnasında gördüğüm çok önemli bir şey daha var. Temel bilimciler, ayrı çalışıyor klinisyenler ayrı çalışıyor ve aslında klinisyenlere son derece önemli bazı noktalarda ihtiyaç var..

Bir örnek vermek istiyorum, hastalarımız virüsün meydana getirdiği reaskiyon nedeni ile nefes alamadıkları için kaybediliyor. İçeriye çok güçlü bir şekilde oksijen verip, akciğerin zarı içerisinde meydana gelmiş ince, jelimsi tabakayı aşmaya çalışıyorlar. Öncelikle klinisyenlerin bu jelimsi tabakanın ortadan kaldırılması konusunda çok önemli desteğe ihtiyaçları var. Virüsü durdurmak çok önemli ama önce oksijeni daha iyi içeriye nasıl alabiliriz, bunun hızla çalışılması lazım. Çünkü entübasyonu olan hastalarımızın en acil buna ihtiyacı var. Bu oksijen içeriye daha iyi nasıl verilebilir? Jel nasıl dağıtılabilir? Bunun şimdi hiç konuşulduğunu görmüyorum, mutlaka tartışılması gereken ya da çalışmalarda klinisyenler ile temel bilimcilerin tartışabilecekleri modellerin geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.”

MEVCUT TEDAVİLERİN HİÇBİRİ ÖLÜM HIZINI DEĞİŞTİRMİYOR’

Prof. Prof. Dr. Ercüment Ovalı:

“Yani bugün için uygulanan tedavilerin, Aralık ayında başlayan bu enfeksiyonda bu kadar tedavi değişikliğine rağmen, bugün geldiğimiz noktada dünyada ölüm hızlarının değişmediğini görüyoruz. Bu da mevcut tedavilerin işe yaramadığını, daha acil bir şeye gereksinim olduğunu gösteriyor..

Bir başka nokta, bir ülke bir virüs ile savaşmak istiyorsa, öncelikli olarak bu virüsü izole edebilmeli ve çoğaltabilmeli..

Türkiye’de BSL 3 ve BSL 4 laboratuvarımız maalesef yok. En kısa sürede organize edilmeli ve kurulmalı. 

BSL 3 laboratuvarı ise bizde var, bir TÜBİTAK’ta var bir de sanıyorum Ankara’da vardı diye biliyorum. Bu laboratuvarların sayısı hızla artırılmalı. Bu çok önemli bir nokta.”

‘PLAZMA TEDAVİSİ ÇOK KISA SÜREDE İNSANLARIN HAYATINA DOKUNABİLİR’

Prof. Prof. Dr. Ercüment Ovalı:

“Bundan sonra da biz ne yapacağız bunlardan bahsetmek istiyorum..

Bizim 5 ayrı konuda çalışmamız var ama bundan bir tanesi son derece önemli..

Biri aşı geliştirmesi, ekibim Türkiye’deki tek canlı virüsü izole edip üretmeye çalışan bir grup. Bildiğim kadarıyla başka virüs üretimine çalışan bir grup yok ki virüsün üretilmesi bu virüse antikor geliştirilmesi. Ve bu virüs üzerinde yapılacak çalışmaların, bilgisayar modellemesinin ötesinde faydası olacağını düşünüyorum.

Bir diğer yaptığımız şey, kök hücrelerin bu anlamda kullanılması ve molekülünün klinikteki etkinliğinin test edilmesini içeren çalışmalar ama en çok önem verdiğimiz ve bugün anlatmak istediğim konu ile ilgili yani ’Konvelsan plazma’ dediğimiz insanların çok kısa sürede hayatına dokunabilecek bir tedavi metodundan bahsetmek istiyorum..

Şimdi öncelikle neden konvelsan plazma? Hayatımız için neden önemli biraz ondan bahsetmek istiyorum..

Bir kere konvelsan plazma dediğimiz bağışık insanların kanının diğer insanların tedavisi için kullanılması 18. Yüzyılın sonlarına dayanmakta.. 

Ebola verisine baktığımız zaman etkili oldu ve emniyetli olduğunu görüyoruz.. 

İnfluenza çalışmalarında aynı sonuçları görüyoruz. 

H1N1 verileri aynı şekilde emniyetli ve etkili olduğunu gösteriyor. 

SARS ve MERS verisi özellikle erken kullanımda etkili ve emniyetli olduğunu gösteriyor ve son olarak da Kovid-19’da yapılan çalışmalar ileri seviyedeki hastalarda dahi etkin ve emniyetli olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla bugün baktığımızda, şu anki profil açısından baktığımızda, mevcut tedavilere göre daha az yan etkiye ve muhtemelen test edilmediği için, karşılaştırılan bir çalışma olmadığı için onlardan daha etkili olduğunu söyleyebiliriz.”

‘TEDAVİNİN ÇÖZÜMÜ OLAN YAN ETKİLERİ VAR’

Prof. Prof. Dr. Ercüment Ovalı:

“En önemli yan etkilerden biri SARS ve MERS’de yapılan çalışmalarda, bu plazmayı insanlara infuze ettikten sonra enfeksiyonun aktive olabilmesi gibi bir yan etki.

İkincisi bir başka insanın plazmasını tedavi için kullandığınızda işlerin immün yanıtı gecikebiliyor. İnfuze edilen plazmanın içindeki antikorların hastanın akciğerlerinde yeni lezyonlara sebep olabilmesi söz konusu ve yeterli miktarda antikor verebilmek için yüksek miktarda plazma infuze ettiğinizde ise akciğerde bizim TACO adını verdiğimiz transfüzyon ile ilişkili kalpte yüklenmeye neden olması ile birlikte, kalp yetmezliğini artırabiliyor, enfeksiyon bulaştırabiliyorsunuz..

Ve son olarak alerji..

Peki bu yan etkileri kontrol edebilir miyiz? Evet tabii ki edebiliriz..

Bunun birinci yolu, infuze ettiğimiz plazmanın içindeki antikor çeşitliliğinin fazla ve yüksek olması.

İkinci problem, Gecikmiş ümmin yanıt. Sözünü ettiğimiz plazmanın içindeki antikorlar akciğerde yeni hasarlar yaratabilir ama bunu önlemek de son derece kolay. Eğer bu plazmalar erkeden ya da hiç doğum yapmamış kadınlardan hazırlandığı takdirde bu sorun da aşılabiliyor..

Bir diğer problem aşırı miktarda antikoru vermek istiyorsanız yüksek seviye vermek zorundasınız ve entübe durumdaki kalp yetmezliği gelişmiş hastalarda bu kadar yüksek plazma sorun yaratabiliyor. Bu durumda verdiğimiz plazma mutlaka konsantre, düşük seviyeli olmalı..

Enfeksiyon bulaşı ağır durumda zaten bir grup enfeksiyon ile savaşıyor, yeni bir enfeksiyon bulaştırma şanssızlığını vermemelisiniz. Bu durumda da plazmaların verilmeden önce patojen olarak tüm viral ya da bakteriyel yük açısından inaktive edilmesi son derece önemli.

Hemoliz (Hemoliz, hemolitik anemidir. Hemolitik anemi, dış veya iç olabilir. Kırmızı kan hücreleri, tüm vücuda kalbinizden akciğere kadar oksijen taşıma gibi önemli bir misyona sahiptir. Kırmızı kan hücrelerini, kemik iliği yapar. Kemik iliği, kırmızı kan hücrelerini yapmayı bıraktığında hemolitik anemi ortaya çıkar. Yani kırmızı kan hücreleri olması gereken ömürlerini tamamlamadan hasara uğrayıp yıkılırsa Hemoliz denilen Hemolitin Anemi meydana gelir) de önemli olabilir çünkü zaten anemisi meydana gelmiş bir hastada yeni bir hemoliz anemiyi derinleştirecek. Bu durumda infuze ettiğimiz plazmaların içindeki kan gruplarına karşı olan antikorların da kontrol edilmiş, belli bir miktarın altında olması gerekiyor. Alerji ise Allah’tan çok sorun değil.”

‘HIZLI DONÖR ÇAĞRISI YAPILMALI’

Bu tedavi yönteminin uygulanması için hızla donör çağrısı yapılması gerektiğine dikkat çeken Ovalı, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu durumda biz eğer doğru bir konvelsan plazma tedavisi yapacak isek havuzlanmış, içindeki antikorun 1/300’den daha yüksek olan, içinde elektrositlere karşı antikor miktarının düşük olduğu, patojen free ve konsantre bir plazmaya ihtiyacımız var. Hepimiz biliyoruz dün itibarıyla Sağlık Bakanlığımız hızla bu tedaviyi onayladı. Biz bu açıdan son derece mutluyuz ve bir de genelgenin arkasında dikkat edilmesi gereken noktaları yazdı. Şimdi, bakanlığımızın bu şartları oluştururken şunu göz önüne aldığını çok iyi anlıyorum. Hızla plazma tedavisi her yerde devreye girebilir. Yalnız benim bu noktada kuşkularım var, standart plazma beraberinde istenmeyen sorunları getirebilir. İşte bu yüzden grubumuz 4 haftadır çalışıyor ve şu anda üretime hazır olan FDA’in (ABD’nin Sağlık Bakanlığı’na bağlı; gıda, diyet eklentileri, ilaç, biyolojik medikal ürünler, kan ürünleri, medikal araçlar, radyasyon yayan aletler, veteriner aletleri ve kozmetiklerden sorumlu bürosu) belirttiği standartta ürünü hazırlamış durumda.

Bir kere donör seçim kriterlerimiz var. Bu noktada, bir şeyin altını çizmek istiyorum. Ülkemizde özellikle konvelsan plazmayı ana kaynağı olan bağışık donörlere ulaşabilmek mümkün ve burada alınan standartlar da çok ağır değil. Şu anda bizim sadece kendi hastalarımızdan saptadığımız, özellikle kendi hastalarımıza bulaştırmış olan hastalarımızın çocuklarının immün olduğunu görüyoruz ve bizim elimizde yaklaşık 20 civarında donör var. Bir kere donör çağrısı hızla yapılmalı, davet edilmeli. Bu noktada tarama testleri çok önemli. tarama testleri sadece hastalara yapıldığı sürece, bizim immün insanları bulabilme şansımız kısıtlanıyor. O yüzden bir organizasyonun alınan karar hızla eklenmesi gerekiyor.”

Şu anki üretim metodlarını da anlatan Ovalı, şöyle devam etti:

“Uygun donör seçiliyor, önce patojeninaktive ediliyor, içerisindeki proteazlar (Proteinlerin parçalanmasından sorumlu enzim grubu) ki bu viral enfeksiyonlarda bunları çok istemiyoruz, azaltılarak konsantre ediliyor. Sonra içindeki antibody titresi (Bir antikor titresi, belirli bir epitopu tanıyan ve hala pozitif bir sonuç veren en büyük seyreltmenin tersi olarak ifade edilen bir organizmanın ne kadar antikor ürettiğinin bir ölçümüdür.) gösteriliyor ve 100 ml’lik kryobagler halinde hazır. Yapılan kalite kontrol testlerinden bir tanesine dikkatiniz çekmek istiyorum.

Bu teste özellikle canlı Kovid-19 virüsü üzerinde değişik ilüzyonlarla koyduğunuzda elinizdeki plazmanın etkinliğini gösteriyor. Sonuç olarak plazma tedavisi elimizdeki en güçlü tedavi ve bunun biran önce uygulamaya yüksek standartta girmesi gerekiyor. Bunun için de bir organizasyon hazırladık, yakında bakanlığımıza sunacağız. Bu organizasyonda donör seçimi ve gelişmeleri takip edecek ve verilen plazmanın etkinliğini takip edecek bir bilim kurulu, bir üretim merkezi, bir donör organizasyon alt yapısının hızla oluşması gerekiyor. Ben bakanlığımızın bunları çok kısa sürede organize edeceğine inanıyorum. Ve bilimsel verilere göre şu an elimizdeki en etkili tedavi ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyorum.”Video Player

Bakan Varank da Prof. Dr. Ovalı’ya sorularını yöneltti

Ovalı’nın sunumunun yapmasının ardından canlı konferansta kendisine sorular yönelten Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, şu ifadeleri kullandı:

“Şöyle bir cümle kurdunuz, aslında tedavilerine etkinliği ile ilgili bir endişe belirttiniz başta ama bu antikor tedavisi ile ilgili de çok heyecanlı konuşuyorsunuz. Burada ufak bir çelişki var gibi anlaşılabilir izleyicilerimiz tarafından. Antikor tedavisi sonuçta çok geleneksel bir yöntem, dünyada herkes bunu uyguluyor ve bir netice alıyor. Sizin gözlemlerinize göre iyileşme oranlarından bahsedebilir misiniz?”

Ovalı:

“Sonuçlar ile ilgili, mevcut tedavilerin işe yaramadığını söylemek istemiyorum sadece bir çok tedavi değişmesine rağmen ölüm oranları Aralık’ta da aynı, bugün de aynı. Yalnız Çin datasına bakarsanız diyor ki, verdiğim tüm hastalarda işe yaradı. MERS ve SARS da öyle, H1N1 de öyle, Ebola da öyle. Aslında bu çok klasik bir tedavi, gerçekten işe yarayabilir. Ama yüzde yüz mü, bu sorunun cevabını önümüzdeki birkaç haftada verebileceğim” diye yanıtladı.

Ovalı’nın çıkarttığı çalışma modeli hakkında da soru yönelten Varank: 

“Bir model çıkartmışsınız modelinizde anladığım kadarıyla sadece virüs testi değil, antijenden giden sistem ile hasta olmuş ve tedavi olmuşlardan antikor almayıp bu antikor bazlı testleri de yaparak hiç belirtisiz bu işi atlatanları da tespit edip bunlardan da antikor plazma üretimi yapalım diyorsunuz. Ama benim konuştuğum insanlar şunu söylüyor eksik bilgi olabilir. Antikor testlerindeki doğruluk oranlarında bir sıkıntıdan bahsediliyor. Yani bu PSR temelli antijen testleri kadar doğruluk oranlarını yakalayamadığı Sizin yaptığınız çalışmalarda böyle bir şeye şahitliğiniz oldu mu? Antikor testlerinin başarılarını nasıl görüyorsunuz?” dedi.

‘Biz sizlerin bize vereceği her şeye hazırız’

Prof. Dr. Ercüment Ovalı:

“Yanlış pozitifliği az ama yanlış negatifliği fazla. Ama zaten biz bu donörlerden elde ettiğimiz sonuçları, virüs üzerine plazmayı koyup virüsü durdurup durdurmadığını zaten gözlemliyoruz. O yüzden bu risk azalır. Ama ben bir ekonomist değilim, bunun ülke ekonomisine, böyle büyük bir taramanın ya da bu taramalardaki yanlış sonuçların ülke ekonomisine zararı ne olabilir. Bize bir yol gösterirseniz bakanlık olarak, biz o modeli bakanlıklarımız ile birlikte dizayn edebiliriz” şeklinde yanıt verdi.

Bakan Varank’ın:

“Aslında Türkiye’nin her tarafında bu işi yapmak isteyen ekipler var. Mesela Gaziantep’te bir ekip var. Diğer arkadaşlar da çalışmak istiyor. Madem bir standart oluşturulması gerekiyor. Bu ürünün standardı ile ilgili bir yapıyı hızlıca kurmaya çalışsak, bu standardı oluşturacak yapıyı belki TÜBİTAK altında kurabiliriz ya da sizin çalıştığınız merkezi bir ulusal altyapıya çevirip orada böyle bir şey yapabiliriz. Bu konuda da fikrinizi merak ediyorum” sorusunu ise

Ovalı, şu yanıtı verdi:

“Diğer grupların çalıştığını biliyorum, iyi ki varlar. Biz sadece Acıbadem olarak Türkiye’ye yetebilme imkanına sahip değiliz ama standardın oluşturulması çok önemli. Antep de, Hacettepe’de bunu yapmalı. Belki şöyle bir hizmeti verebiliriz, plazmalar merkezlerde toplanır, bunların inaktive edilmesi belli merkezlerde yapılır. Bunların belli merkezlere gelip standart üretimi olabilir. Ama bu arada, standart ürünün yetişemeyeceği hastaların olduğunu biliyoruz.

Bu durumda da tabii ki diğer ürün hastalara verilebilir ama benim tek endişem, diğer ürün ve standart ürünün kullanılması ile birlikte çıkabilecek tedavi farklılıklarının bir hayal kırıklığı yaratarak plazmanın önünü kapatması. Aslında temel korkum bu. Çünkü verdik işe yaramadı, insanlar panik halinde ve hekimler o tedaviyi hızla terk edecek. Standartta gidersek, akını ve karasını göreceğiz. Biz sizlerin bize vereceği her şeye hazırız. Bizi koordine edin, belirlediğiniz şekilde çalışalım. Yeter ki bizi dinleyin.”

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Urartu Şeker:

Yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) insan hücrelerine tutunmasını sağlayan proteini bloke etmeye yönelik protein geliştirmek amacıyla proje yürüttüklerini belirterek, “İki farklı proteinin tasarımı tamamlandı, şimdi deneysel üretim aşamasına geçmek üzereyiz. Çalışmanın 6-9 ay içinde preklinik aşamaları da dahil tamamlanmasını planlıyoruz. Böylelikle enfekte hastalara verilebilecek etkili bir yeni nesil ilacın elimizde olacağını öngörüyoruz.” dedi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezine bağlı Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsünün koordinasyonunda, Kovid-19’a karşı aşı ve ilaç geliştirme projelerini desteklemek için bir alt platform oluşturduklarını açıklamıştı.

Bu kapsamda, Türkiye’de devam eden projelerden spesifik olarak bu virüse karşı dönüştürülebilecek olanlar ya da yenilikçi bir anlayışla çok hızlı şekilde netice alınabilecek projeler belirlendi ve destek süreçleri başladı.

“Deneysel üretim aşamasına geçmek üzereyiz”

Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezinde (UNAM) bu çerçevede proje yürüten Doç. Dr. Urartu Şeker, AA muhabirine, Kovid-19’a yönelik çalışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu.

Şeker, salgının ciddiyetinin anlaşılmasına paralel olarak şubat başında araştırma grupları içinde Kovid-19 özelinde bir alt çalışma grubu oluşturduklarını ve araştırma planıyla hazırlıkları tartışmaya başladıklarını söyledi.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı etmeni olan virüse karşı kullanmak üzere tasarladıkları ve üretimini gerçekleştirdikleri bir proteinin Kovid-19’a karşı ilaç olarak kullanılmasını amaçladıklarını belirten Şeker, çalışmalarının Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Aykut Özkul ile iş birliği içinde devam ettiğini bildirdi.

Şeker, çalışmada gelinen aşamaya ilişkin şu bilgileri verdi:

“Koronavirüsün hücreye tutunmasını engelleyecek proteinler üzerinde çalışma yürütüyoruz. Üretmeyi hedeflediğimiz proteini, Kovid-19’a neden olan virüsün insan hücrelerinin yüzeylerine tutunabilmesini sağlayan proteini bloke etmesi için kullanmayı planlıyoruz. Böylelikle hastalarda virüs parçacıklarının yayılması engellenmiş olacak. Bu bağlamda iki farklı proteinin tasarımı araştırma grubumuzun sahip olduğu genetik mühendisliği ve sentetik biyoloji deneyimi sayesinde hızlıca tamamlandı, şimdi deneysel üretim aşamasına geçmek üzereyiz. Bu aşama tamamlandıktan sonra, Prof. Dr. Özkul ve ekibi, Kovid-19’a neden olan virüse karşı üretilecek proteinin testlerine başlayacak. Klinik öncesi tüm ön çalışmalar sonrasında insanda faz çalışmalarına geçilmesini hedefliyoruz.”

“Çalışmayı 6-9 ayda tamamlamayı hedefliyoruz”

Süreçleri kısaltmak için aralıksız çalıştıklarını vurgulayan Şeker, şöyle konuştu:

“Çalışmanın 6-9 ay içinde preklinik aşamaları da dahil tamamlanmasını planlıyoruz. Tabii ki süreçleri kısaltmak ve daha hızlı ilerlemek için gece gündüz çalışılıyoruz. Böylelikle enfekte hastalara verilebilecek etkili bir yeni nesil ilacın elimizde olacağını öngörüyoruz. Kovid-19’un devam etmesi beklenen bir süreç olduğu düşünüldüğünde sürekli bir ilaca ihtiyacımız olacağı açık. Bu sebeple orta ve uzun vadede hastalığa karşı bir ilaç geliştirmiş olmayı istiyoruz.”

Mevcut durumda Kovid-19’a karşı çalışan bir aşı ya da ilacın olmadığına dikkati çeken Şeker, devam eden ilaç denemelerinin ise çok erken aşamada ve daha önce başka etmenlere karşı geliştirilen ilaçların Kovid-19’a karşı tekrar denenmesiyle yapıldığını anlattı.

Şeker, sıtma ilacı gibi ilaçların Kovid-19’a yönelik etkinliklerinin test edildiğini ve henüz belirgin bilimsel bir sonuca ulaşılamadığını belirterek, “Burada elde edilen ön sonuçlar, kullanımını destekleyecek yeterli kanıt sunmuyor. İlacın pek çok yan etkisi de detaylı biçimde uzmanlar tarafından açıklandı. Bu nedenle, sadece doktor kontrolünde bazı hasta gruplarına veriliyor. Daha önce başka viral etmenlere karşı kullanılmış ilaçlar da deneysel olarak kullanılmaya devam ediliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Sosyal izolasyon için daha fazla test yapmamız gerekiyor”

Deneysel olarak kullanılmasının ilacın genel bir etkinliği olduğu anlamına gelmeyeceğini vurgulayan Şeker, sadece bazı hasta gruplarında çalıştığına dair verilerin kesin çözüm gibi sunulmasının hatalı ve zararlı olduğunu söyledi. Şeker, bilimsel araştırma süreçlerinin dikkatli ve temkinli ilerlemesi gerektiğine dikkati çekerek, uzmanlara kulak verilmesi uyarısında bulundu.

Kovid-19 salgınının etkilerini azaltmanın diğer insanlarla etkileşimi minimuma indirmekten geçtiğine dikkati çeken Şeker, şunları kaydetti:

“Sosyal izolasyonun sağlanması için daha fazla test yapmamız gerekiyor. Yürütülmekte olan RT-PCR testlerine ek olarak virüse karşı üretilen antikorların tespit edildiği serolojik testlerin de yaygınlaştırılması gerekli. Bu sayede semptom göstermeyen hastaların da toplumdan izolasyonu sağlanabilir.”

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top