GÜNDEM

TSK’nın HEYET TAHRİR EL-ŞAM’ın YANINDA NE İŞİ VAR?

MÜLTECİ KARTI!

‘Nihai çözüm şiddet yoluyla sağlanacak’

Rusya Dışişleri Bakanı: ‘Türk askerinin orada olduğu bize bildirilmedi’

BÖYLE OLACAĞI BELLİYDİ

Korkulan oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) adı resmen savaş olmayan savaş koşullarında, tek bir günde, tarihinin en büyük can kayıplarından birini verdi. Otuz üç evde yangın var.

İşin daha da acı tarafı, bunun böyle olacağı belliydi. Bu yüzden kayıplar valilik düzeyinde 9, 22, 33 diye peyderpey açıklanırken, işin iç yüzü de sosyal medya platformları engellenerek karartılmak istendi.

‘TÜRK TARAFI TERÖRİSTLERİ DESTEKLEMEMELİ’

Bir hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı uyarı gibi bir açıklama yapmış ve Türkiye’nin İdlib’deki rejim muhalifi cihatçı güçlere desteklemeye son vermesini istemişti. Bu açıklamada Türkiye’nin Neyrab’daki cihatçı güçlere topçu ateşiyle destek olduğu belirtiliyor ve ‘Türk tarafı teröristleri desteklemeye son vermeli’ deniyordu.

TSK mensuplarının İdlib’in cihatçılarına destek verdiği, bölgede gönüllü cerrah olarak hizmet veren bir doktorun sosyal medya paylaşımlarına da yansımıştı.

Shajul Islam adını kullanan bu doktor, Twitter paylaşımlarından birinde İdlib’deki hastaneye cihatçılarla beraber yaralı Türk askerlerinin de geldiğini, onları da tedavi ettiklerini belirtiyordu: “Şu an Serakib bölgesine yönelik geniş çaplı bir çatışma olduğunu anlıyoruz. Hastanemize yaralı Türk askerleri de geliyor. Anlaşılan o ki, Heyet Tahrir el-Şam, Özgür Suriye Ordusu ve Türk Silahlı Kuvvetleri ortak bir operasyon yapıyorlar.”

Doktorun tespitinde ne kadar haklı olduğu 27 Şubat günü en acı şekilde ortaya çıktı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, TSK’nın Suriye’de sahada bulunduğu noktaları koordinasyon merkeziyle her gün ve hatta gün içinde birden çok kere paylaştığını, eldeki verilere göre Türk askerinin Serakib’deki rejim karşıtı cihatçıların yanında olmaması gerektiğini söyledi. Kısacası Rusya, Türkiye’nin sahada Heyet Tahrir el-Şam tarafında yer aldığını ve bunu gizlediği için kayıp verdiğini açıklamış oldu.

Türkiye ateşe körükle gitmekte ısrarlı mı?

TSK’nın ve beraberindeki kendine Suriye Milli Ordusu adını veren eski Özgür Suriye Ordusu mensuplarının bu gruplarla beraber hareket ettiği masa başından bile anlaşılabilirken, Rusya’nın ya da Suriye’nin bu istihbarata sahip olmadığını düşünmek saflık olur elbette.

Acaba Rusya, geçen hafta yaptığı uyarıyı dikkate almayan Türkiye’ye ağır bir darbe vurmak için Suriye’nin bombardımanına göz yummuş olabilir mi? Peki Türkiye bu ağır darbeye rağmen hala daha ateşe körükle gitmek ısrarında olabilir mi?

Türkiye tarafından gelen açıklamalara bakılırsa, olabilir. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ertesi gün verdiği misilleme bilançosu, 200’den fazla rejim hedefinin havadan ve karadan vurulduğu, 329 Suriye askerinin öldürüldüğü yönündeydi. Yani TSK, Suriye’de Suriye Ordusu’na karşı misilleme yapıyor ve yüzlerce askerini öldürdüğünü açıklıyordu.

Rusya destekli Suriye güçlerinin İdlib’de hastaneleri, okulları hedef aldığı ve Halep’te olduğu gibi sivilleri vurduğu sır değil, ama Türkiye’nin açıklamaları bu sivilleri korumaktan çok stratejik hesaplar peşinde pozisyon aldığını gösteriyor. İyi ama neden o pozisyona böylesine sıkı tutunmuş vaziyette ve ağır kayıpları bile göze alıyor?

Bunun bir iç politika avantajına dönüştürülmek istendiği yorumları bir yana, Türkiye, Suriye’de İdlib’den çıkmak istemiyor.

İdlib cihatçılardan alınır da çatışmalar sona ererse, Rusya ile imzaladığı Soçi anlaşmasına göre oradaki varlık sebebi ortadan kalkacak çünkü. Türkiye, İdlib’deki 12 gözlem bölgesini terkettiğinde de diğer bölgelerdeki varlığının da tehlikeye girmesinden endişe ediyor. Ayrıca Suriye’nin İdlib’de kontrolü sağlaması halinde buradan çıkacak 1 milyon kadar insanın sınırına dayanacağını da biliyor. Bunların içinde aileleriyle beraber 50 bin El Kaideci ve cihatçı olduğu da aynı şekilde sır değil. Erdoğan bu nedenlerle Almanya’nın, Fransa’nın ve uluslararası toplumun daha etkin şekilde devreye girmesini ve Rusya’nın bölgede ateşkes için ikna edilmesini istiyor.

Avrupalılara mülteci kartı

Hükümetin mültecilere Avrupa kapılarının açması, hiç güvenlik kontrolü yapmadan geçişlerine izin vermesi de bundan. Beş altı yıldır Türkiye’de olup, şimdi şansını Almanya’da aramak isteyenler otobüslere biniyor. “Gitsinler yeter” diyerek bedavaya. Deniz yoluyla da Yunanistan’a geçmeye çalışanlar var. Aslında hükümet onların can güvenliğini de umursamadığını ilan etmiş oluyor. Otobüslere doluşan mültecilerden bazıları nereye gittiğini bile bilmiyor, bazıları için ise istikamet belli çoktan: Almanya.

Erdoğan böylelikle Avrupa’ya “Rusya ve Suriye’nin saldırılarını durdurmazsanız, bölgenin kontrolü Esad’a geçtiğinde İdlib’den kaçanları da doğrudan size yollarız” mesajı veriyor. Almanya’yı Suriye’nin içine çekmek için mülteci kartını çıkarmış sallıyor.

Hükümet daha önce Rusya ile sıkı fıkıyken sırtını döndüğü NATO’dan da yardım istiyor. Sosyal medyada gördüğüm, “Ne oldu, S-400’lerin kaporası yandı mı?” sorusu hala cevabını bulmuş değil.

Ancak daha önemlisi, “Bu çocuklar neyin uğruna can verdi? Neden İdlib’i̇n cihatçılarının yanında savaşmak zorunda bırakıldılar?” sorularının cevapları da verilmiyor. İktidar topluma asla hesap vermeyecek gibi yaşamaya devam ediyor.

Allah akıl, fikir ve vicdan verse keşke.

Rus uzman: Nihai çözüm şiddet yoluyla sağlanacak

Moskova ve Şam’ın İdlib’deki “final” konusunda uzlaştıklarını, nihai çözümün müzakerelerle değil “şiddet” yoluyla sağlanacağını söyleyen Rus uzmanlar, Putin’in kaybedecek bir şeyi olmadığı görüşünde.

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de 33 Türk askerinin ölümüne, çok sayıda askerin de yaralanmasına yol açan gerilim sürüyor. Taraflar birbirine eleştiri ve suçlamalar yöneltirken gelişmeleri değerlendiren Rus uzmanlar, ilişkilerin geleceği ile ilgili dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Askeri uzman ve gazeteci Alexander Golts:

”Bugüne kadar Türkiye ve Rusya, Suriye’de daha büyük ihtilaflara mani olabildi…Görünen o ki iki taraf şimdi de uzlaşma yoluyla en kötü ihtimalden kaçınmaya çalışıyor. Taraflar uzlaşacaktır. Ancak her halükarda, bir taraf yiğitliğine leke sürülmemesine mani olamayacak.”

‘Türkiye Rus turistlere muhtaç

Ramazan Bayramı tatilini tamamlayanların dönmeye başlamasına rağmen, Antalya'daki sahillerde yoğunluk devam ediyor. Yerli ve yabancı turistler, denize girdi, kumsalda güneşlendi. Bazı tatilciler de tekneyle tura çıkarak, kentin temizliği ve doğal güzelliğiyle büyüleyen koylarını gezdi.

Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanlarından Inan Starodubzew:

”2015 yılında Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesiyle yaşanan gerilimin bir benzerinin bugün de yaşanabileceğine dikkat çekmek isterim. Ancak Moskova Ankara’dan farklı olarak bugün yaşanan krizde avantajlı bir konumda bulunuyor. Rusya önem atfettiği Türk Akımı projesinin hayata geçirilmesini sağlamayı zaten başardı..

Akkuyu nükleer santrali ile Türkiye’ye satılan S-400 hava savunma sistemi, Rusya’nın Suriye’deki hedeflerine mani olacak önemde değil. Buna karşın Türkiye Rus turistlerine muhtaç..

Rusya İstanbul’da Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı bir dörtlü zirveye çok da ilgi duymuyor.”

‘Nihai çözüm şiddetle sağlanacak

Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanlarından Inan Starodubzew:

”Rusya’nın ‘İdlib’de aktif ve bir hayli başarılı bir taaruz’ yürütürken yapılacak zirvede Suriye’de bir ağırlığı olmayan Fransa ve Almanya insani konulara dikkat çekmek isteyebilir. Böyle bir zirve sadece taaruzu frenler..

Moskova ve Şam İdlib’deki ‘final’ konusunda uzlaştı. ‘Nihai çözüm şiddet yoluyla sağlanacak’. Putin ancak ‘İdlib meydan muhaberesinde dikkate şayan bir başarı sağlaması halinde’ dörtlü müzakere masasına oturur.”

‘Amorti edilir

Russia in Global Affairs gazetesi:

”Erdoğan Moskova’yı ‘köşeye sıkıştırarak Şam için ne kadar güvenilir bir müttefik olduğunun sınanmasına’ yol açtı. Rusya, Suriye politikası kaderinin kritik bir eşiğine geldi..

Suriye’de kimin sözünün geçtiği belli olacak..Türkiye ile bir savaşın önlenmesi halinde, Rusya’nın 2015 yılı itibariyle yürüttüğü Suriye politikaları ile bölgede “niteliksel bir değişim” sağlanmış olacak. Aksi takdirde, kaybedilenleri eski kazanımlar amorti edecek.”

İLGİLİ HABER

© Deutsche Welle Türkçe – Roman Goncharenko – Banu Güven

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top