GÜNDEM

‘DEVRAN’ (video)

Devran

‘Tüm bu eleştirileri yapanların içinde Devran kitabını okuyan veya oyunu izleyen bir kişi var mı?’

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kitabından uyarlanan tiyatro oyunu

Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç:

”Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın oyununu izleyenler eleştiriliyor..Tüm bu eleştirileri yapanların içinde Devran kitabını okuyan veya oyunu izleyen bir kişi var mı?”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun, bir süredir Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kitabından uyarlanan tiyatro oyununu birlikte izledi.

İki isme Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ın eşlik ettiği oyunu izleyen Kadir İnanır da tepki gördü..

Hıncal Uluç:

 “Konuya en hoş dokunan Yüksel Aytuğ oldu. Dünkü şakasına bayıldım. ‘Selahattin Demirtaş’ın ‘oyun yazarı’ olduğunu zaten biliyorduk. Peki bu oyuna kim inanır? Tabii ki Kadir İnanır.’ Hoş bir kelime oyunu ile çifte eleştiriye can kurban. Mizahı kullanmak harikulade. Ama nerede mizah?..

Hâlâ kıyamet kopuyor.. Peki medyada tüm bu eleştirileri yapanların içinde Devran kitabını okuyan veya oyunu izleyen bir kişi var mı?.

Aslında ‘Gazeteci’ isek, hele HDP muhalifi gazeteci isek oyunu izlemek görevimiz değil mi?.

Hapiste yatan bir parti başkanın oyunu neyi, nasıl anlatıyor?. Sahnede nasıl yorumlanıyor?.

Seyircinin tepkisi ne oluyor?. Bunları, yazmasak bile bilmek zorunda değil miyiz, tekrar ediyorum ’Gazeteci’ isek?.

Ben ilke olarak galalara gitmiyorum. Ama Devran’ı takip ediyorum. İlk fırsatta göreceğim..

64 yıldır yaptığım mesleğim bana bunu emrediyor..

Kadir İnanır’ın linç edilmesi üzerine dün yazarken ‘Nazım Hikmet/ Necip Fazıl günlerine geri mi dönüyoruz’ demişim dün..

Keşke dönebilsek aslında..

Bakın, beş sene evvel (Ekim 2015) yazmışım bu satırları, bu köşede..

Allahın günü birbirini hedef gösteren, en ağır şekilde saldıran, can düşmanı meslektaşlarımı gördükçe, ne kadar üzülüyorum..

Fikir ayrılığı, yaşamın güzelliğidir..

Tartışmak da keyfi..

Necip Fazıl, bu ülkede sağcıların ve İslamcıların lideri bilinir..

Mehmet Barlas onun bir anısını yazdı..

60’lı yılların o en müthiş solcusu Çetin Altan’la korkunç polemikleri olmuş sütunlarda..

Necip Fazıl ölçüyü kaçırırmış zaman zaman..

Sonra da Çetin Ağabey’i evinde ziyaret eder ’Sen yazdıklarıma aldırma. Beynimin içinde yarasalar, kanatlarını ufuklara vura vura savaşıyor ve kanıyorlar. Sadece sen anlarsın bunu’ dermiş..

Şaşmadım..

Fikirlerini, yaşamını günahım kadar sevmediğim, ama şiirlerine bayıldığım Necip Fazıl, Nazım Hikmet’i cezaevinde en çok ziyaret eden arkadaşıydı..

Nazım’a, bu ziyaretlerden birinde ‘İsmet Paşa’nın yerinde olsam, seni önce asar, sonra gider mezarında ağlardım’ deyişi ünlüdür..

O günlerde, sanat ve siyaset gerçekten çok ayrıydı..

Mesela, Deniz Harp Okulu olaylarında isyan çıkarmaktan ve o zaman yasak olan komünistlikten suçlu olarak hapiste yatan Nazım Hikmet’in ’Salkım Söğüt, Bahri Hazer, Kuvayi Milliye’ başta en ünlü şiirleri, cumartesi geceleri Bandırma’da bizim evde (1940’lı yılların sonları) koro halinde ezberden okunurdu..

Okuyanlar da, daha sonra birlikte Milliyetçi Hareket Partisi’ni kuran, Genel Sekreteri ve Başkanı olan Babamla, Aslan Amca.. Yani Türkeş!.

Türkeş’i ’Milliyetçi’ diye tabutluklarda yatıran polis bizim evi bassa ve onu ezberden Nazım okurken bulsa, ne yapardı acaba?..

Ama kimse basmadı.. Aylarca devam etti, Nazım geceleri, hem de nasıl Milliyetçi evimizde..

Çünkü, babam o zaman öyle öğretmişti bize..

Sanat sanattır. Siyaset de siyaset!.

Selahattin Demirtaş’ın sanatı konusunda tek satır okuyan var mı içinizde, bugünün kopan kıyametinde?.

Yarın Sabahattin Ali olacak bir yetenek mi, yoksa içi boş bir palavra mı, biliyor, tartışıyor muyuz?”


Murat İde:

”Kadir İnanır’ı akil yapıp oralara gönderen tiyatronun sahipleri, şimdi yeni bir tiyatroda ‘niye gittin?’ diye soruyor..

Televizyon ekranlarına bakıyorum, hararetli bir tartışma.. Konukların önemli bir bölümü de ‘Nasıl giderler, nasıl yaparlar?’ diye feveran ediyor..

Bakmayın siz hemen unutabilen yeni yetmelere ya da kurnazlara, biz habercilerin hafızaları sağlamdır..

Üç isim ve Kadir İnanır için ‘oraya niye gittiler’ diyenler, çok değil, 2015 seçimlerinden önce, kitabın yazarı Selahattin Demirtaş için methiyeler diziyordu..

Geçtim Selahattin Demirtaş’ı, Öcalan için ‘Türkiye’yi ve dünyayı hepimizden daha iyi okuyor’ diyebilenlerdi bunlar.. Şimdi Selvi Kılıçdaroğlu’na, Dilek İmamoğlu’na ve Kadir İnanır’a soruyorlar, ‘Ne işiniz var Selahattin Demirtaş’ın tiyatrosunda?’

Ben size bir şey söyleyeyim mi; Bunların tiyatrosunun yanında Demirtaş’ın tiyatrosu hikaye..

Demirtaş’a saz çaldırıp türkü söyleten ekrandaki, ‘Demirtaş’ın oyununa nasıl giderler?’ feryatlarını gördükçe, ‘Asıl tartışılması gereken bu tiyatrodur’ diyor içimdeki ses..

Bakın meselenin özü ne biliyor musunuz?

Yıllarca başörtüsünü bahane edip, eşlerinin, kızlarının üzerinden siyaset yapanların bu tavrı beni hiç şaşırtmıyor..

Herkesi de aynı sanıyorlar..

Sanıyorlar ki, Kemal bey, Ekrem bey ya da Selahattin Demirtaş, eşlere talimat verdi, bir iletişim harekatı tertipledi..

Böyle midir değil midir onu da bilmem..

Ama bilsem ne bilmesem ne.. Kadın üzerinden siyaset yapanların, her adımın altında kendi yöntemlerinden iz aramalarıdır benim takıldığım..

Yıllarca kadın üzerinden siyaset yapan kafa, bu olayda da aynı sebebi arayacak, bu çok normal..”

Selahattin Demirtaş’ın ‘Devran’ kitabındaki hikâyeleri okuma tiyatrosuna dönüştüren Julide Kural, o gecenin hikâyesini anlattı.

Jülide Kural:

”Projeye 4 erkek oyuncuyla başladık ancak oyuncular gelecek tepkilerden çekindiği için oyunu terk etti..

Ne zamandır ihtiyaç duyulan yan yana gelebilme durumu gerçekleşti, sanatın da öyle bir gücü var tabii. O gecenin bende kalan en net duygusu aslında sanatla, tiyatroyla toplumsal bir dayanışma duygusunun örtüşmesi oldu..

Tiyatro oyunun karar verdikten sonra hikâyeleri seçtim. Sadece tek bir gösteri olarak planladım, bu bir proje değil sadece tek gece yapılan bir gösteri olacak dedim. Kafamda şöyle bir şey vardı; dört erkek oyuncu, kadın oyuncu olarak ben ve iki de müzisyen olacaktı. Çeşitli nedenlerle o oyuncular gitti. Bu bir dayanışma gecesi, insanları ancak gönül birlikteliğiyle bir arada tutabilirsin. Bu nedenle bunu algılayabilecek ve birlikte olabileceğim oyuncular ile konuştum ve üç erkek oyuncu ile anlaştım..

Fakat sadece Selahattin Demirtaş isminin yarattığı kaygı nedeniyle oynamaktan vazgeçtiler..

İnsanlar düşünsel olarak kaygılanmadılar, iş bulamama, kara listelere girme kaygısı oldu. Bu yüzden anlaştığım üç erkek oyuncu projeyi daha başlamadan bıraktı. İsimleri söylemeyeceğim. Benim gibi bilinen oyunculardı. Kimseyi suçlamıyorum çünkü zor bir şey bu bedeli göze almak. Bence sanatçı bedeli göze almalı benim düşüncem o, ama her sanatçı böyle düşünmeyebilir.

Sonra bu süreci bilen bir oyuncu kendisi geldi ve projede olmak istediğini belirtti fakat aynı kaygılarla o da gitti. Son oyuncunun gitmesine üzüldüm çünkü provaları yapmıştık ve yarıda kaldı..

Bizim meslekte iş yarıda bırakılmaz, bu duruma çok kırıldım. Ben de erkek hikâyelerini okumaya karar verdim. Projeyi de bir kadın ve bir erkek oyuncuya dönüştürdüm..

Ben baştan o riski göze alarak yola çıktım. Ben şöyle düşünüyorum; yaratılmaya çalışılan bir korku ortamı var. Korku korkuyu, cesaret cesareti besler ve ben sanatçı olarak Brechtleri, Tolstoyları, Çehovları oynayıp sahnede ondan sonra lay lay lom bir hayatı seçerek aman bana bir şey olmasın, bir şey değmesin deyip o sorumluluktan kaçamıyorum. Hayattaki her şey, haksızlıklar, eşitsizlikler benim de sorunum, bu benim kalbimi acıtıyor..

Selahattin Demirtaş bir oyun yazarı değil ama Selahattin Demirtaş önemli bir siyasetçi ve Türkiye’nin geleceğinde de önemli bir siyasetçi olacak. Ben onu haksız yere hapishanede tutulan siyasi bir tutsak olarak nitelendiriyorum. Çünkü hem davalarını biliyorum, okudum hiçbir geçerli gerekçe yok ortada, gerçek anlamda hukuk işlemiyor..

Mesleği siyaset olan, siyaset yapmak dışında bir şey yapmamış Selahattin Demirtaş gibi bir insanın duvarların ardına atılması bir yana, o duvarların ardındayken bile sürekli olarak umut vermesi, yaşam sevincinden söz etmesi önemli. Yazdığı öykülerde naif, küçük ve ezilmiş insanı kalbinden anlatıyor..

O bu kadar yaşama sevinci doluyken ve haksız yere orada tutuluyorken ben burada hiçbir şey olmamış gibi davranamıyorum. Onun ürettiği bir şeyi alıyorum ve kendi anladığım dile doğru yönlendiriyorum..

Çevrem alıştı benim durumuma herhalde. Hayat arkadaşlığımızda 18 yıldır birlikte olduğumuz için yaptığımız işlerde birbirimizden destek alırız, anlatırız, paylaşırız ve destek oluruz haliyle..

Biz bu eleştirileri göze alarak yapıyoruz çünkü sanatçı göze alır..

Tarihe de baktığınız zaman bütün büyük sanatçıların da bedel göze alarak yaşadıklarını görürsünüz. Sadece paparazzilere el sallayanlara sanatçı denmiyor. Sanatçı dünyada kalıcı olarak ürettiği şeyi ilkesel olarak savunan insan anlamına geliyor. Dolayısıyla biz zaten her şeyi göze alarak yola çıkıyoruz..

İnsanlar farklı fikirlerde yan yana gelebilmeli. Birlikte yaşamak durumundayız ama maalesef herkes birbirinden nefret ediyor. Mesela ben başörtülü kadınlar için ne kadar mücadele ettiğimi size anlatamam ama şimdi ilk başta onlar bana söylemediklerini bırakmadılar daha sonra ve bizi yargıladılar..

O gün gelen kadın misafirlerimiz onun eşiydi bunun eşiydi diye tanımlıyoruz ya evet doğru eşlerinden dolayı tanınıyorlar ama ben farklı düşünüyorum. Kadın özgürlük mücadelesini önemseyen bir kimlik olarak şunu söyleyebilirim, evet onların eşleri ünlü isimler ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ne zaman işler zora girse hep kadınlar ortaya çıkar. Örneğin 12 Eylül’den sonra anneler sokağa çıktılar, çocuklarının peşinden gittiler..

Ne zaman bir şeyler zora girse kadınlar hareketleniyorlar ve diyorlar ki; ‘Bu erkek dilinin politikasının dışında bir de biz varız ve meseleyi başka bir yerden okuyabiliriz.’ O geceye çok kaba bir erkek mantığı ile baktığında CHP aslında HDP’ye yanaşmaya çalışıyordu gibi tespitler yapıldı. Bence bunun dışında çok özel bir anlamı vardı ve kadınlar oraya gelerek şunu söylediler; ‘Biz konuşabiliriz yan yana durabiliriz, eğer demokrasi inşaa edilecekse de bir parçası olmaya hazırız.’ Benim gördüğüm resim bu. Yani birilerinin eşlerini görmedim ben o fotoğrafta. Ben orada dimdik duran, duygularını gösteren ve hisseden kadınlar gördüm. Bir şeyler değişecekse bu kadınlar ellerini uzattığında değişecek.”

İLGİLİ HABER

t24.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top