GENEL

Atatürk yaşasaydı… Kürtlere ne sözü verildi?

İlker Başbuğ: ”Mustafa Kemal, Türk ve Kürtlerin yaşadığı toprakları…”

Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu vurgusu o günden bugüne hazırlanan bütün anayasalarda yerini korudu/koruyor.

Atatürk, ‘kurucu lider’ olarak toplumun büyük kesimlerinde kabul gören bir tarihsel şahsiyet

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ anlatıyor! Yusuf Karataş tesbitlerde bulunuyor…

‘Musul, Şeyh Said İsyanı nedeniyle kaybedildi’

  • Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ:

”Mustafa Kemal, Balkan Harbi sonunda yaptığı görüşmede ve 1920’de gönderdiği mektupta Talat Paşa’ya, Suriye ve Irak’ın bağımsız devletler olması gerektiğini söyledi...

Mustafa Kemal, Türk ve Kürtlerin yaşadığı toprakları ‘Misak-ı Milli’ sınırları olarak görüyor. Musul’u da bu sınırlar içinde görüyor…

Mustafa Kemal 16 Ocak 1923 İzmit’te gazetecilerle yaptığı görüşmede ‘İngilizler orada bir Kürt hükümeti kurmak istiyorlar. Bunu yaptıkları takdirde bu fikir bizim sınırlarımız dahilindeki Kürtlere de sirayet edebilir’ der ve devamında ‘Musul, Şeyh Said İsyanı nedeniyle kaybedildi’ değerlendirmesini yapar.”

“Atatürk bugün yaşasaydı…”

  • İlker Başbuğ:

“1912’lerden beri Suriye ve Irak’ın bağımsız olmasını savunan Atatürk, her şeyden önce Suriye ve Irak’ta barışın ve huzurun sağlanmasına öncelik verirdi. Bu ise, Suriye ve Irak’ın toprak ve siyasi bütünlüğünün korunması ile sağlanabilir. Siyasi bütünlük için gerekli olan ise ‘üniter devlet’ yapısıdır…

Suriye’nin kuzeyinde oluşan siyasi yapılanma Türkiye için bir ‘beka sorunu’ haline dönüşmüştür… Türkiye’nin güvenliğine ve bekasına yönelik tehditlerin ortadan kaldırılması (…)Ankara’nın Şam ile beraber çalışmasından geçmektedir.”

KONFEDERASYON…

  • Yusuf Karataş;

”Mustafa Kemal, Arapların ayrılmalarının önüne geçilmesinin mümkün olmadığı koşullarda, bunun kabul edilmesi, onlarla ‘konfederasyon’ biçiminde birleşmek için daha avantajlı olacağını görüyordu.”

  • İlker Başbuğ:

”Mustafa Kemal, ‘her millet kendi dahilinde bağımsızlığını kurtardıktan sonra, konfederasyon halinde birleşmek’ fikrindeydi.

Kürt ulusal hareketinin oldukça zayıf olduğu koşullarda Mustafa Kemal, Kürtleri de ‘Misak-ı Milli’ye dahil ediyordu. 1919’daki Amasya Protokolü’nden başlayarak ‘Kurtuluş savaşı’ boyunca Mustafa Kemal, Misak-ı Milli’yi ‘kardeş milletlerin milli sınırı’ olarak tanımlamıştır.”

‘Yerel özerklikler oluşacaktır.’

  • Yusuf Karataş:

”Mustafa Kemal 16 Ocak 1923’te gazetecilerle yaptığı görüşmede; ‘Başlı başına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa) gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın (sancağın) halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir.’ der.

Büyük Millet Meclisi’nin 10 Şubat 1922 tarihli oturumunda; Yeni kurulacak devlette Kürtlerin statüsünün ne olacağı konusu 18 madde halinde ortaya konulmuştu.

İlk maddesinde; ‘TBMM Türk Milletinin medeniyetin gerekleri doğrultusunda ilerlemesini sağlamak amacıyla, Kürt milleti için kendi milli gelenekleriyle uyum içinde bir özerk yönetim kurmayı taahhüt eder’ deniyordu.”
Kaynak:(Ahmet Mesut, İngiliz Gizli Belgelerinde Kürdistan 1918-1958, DOZ Yayınları, sf.138-139)

Musul…

Lozan görüşmelerinde TBMM’yi temsil eden İsmet İnönü ile İngiliz hükümetini temsil eden Lord Curzon arasında arasındaki görüşmelerde;

‘İnönü, Musul’da Türkmenler ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu, Curzon ise, Araplar ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu listeler sunmuştu.’
Her ikisi de burada Kürtlerin çoğunlukta olduğunu kabul ediyordu.

Ancak, İnönü, ‘Kürtlerin Türkler/Türkmenlerle birlikte Misak-ı Milli’nin bir parçası’ olduğunu ileri sürüyordu,

Curzon ise ‘Misak-ı Milli’nin Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerle sınırlı olduğunu, dolayısıyla Kürtlerin ve Arapların çoğunluğu oluşturduğu Musul ve Kerkük’ün bu sınırların dışında olduğunu’ savunuyordu.

Şeyh Said isyanı!

  • İlker Başbuğ:

”Şeyh Said isyanı Türkiye’nin elini, Kürtleri ve Türkleri temsil etme tezini zayıflattı ve Musul’un İngiliz mandası altında kalmasında etkili oldu.”

Bu isyanın arka planındaki gerçeği görmezden gelemeyiz…”

  • Yusuf Karataş:

”Cumhuriyet rejimi kurulduktan sonra Kürtlere verilen ‘muhtariyet/özerklik’ sözleri rafa kaldırılıyor ve 1924 anayasasının hazırlık metninde ‘ulus-devlet’ vurgusu yapılarak ‘Devletimiz bir devlet-i millîyedir. Beynelmilel veyahut fevkalmilel bir devlet değildir. Devlet, Türk’ten başka millet tanımaz’ deniliyordu.”

Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu vurgusu o günden bugüne hazırlanan bütün anayasalarda yerini korudu/koruyor.

  • İlker Başbuğ:

”Atatürk, Suriye ve Irak’ın bağımsız devletler olması gerektiği görüşündeydi.”

  • Yusuf Karataş:

”Başbuğ bunları neden söylüyor? Ona göre; ”Bugün Kürtlerin Suriye’nin kuzeyindeki oluşumları ve yine Irak’taki bağımsızlık arayışları Türkiye için bir tehdit. bir ‘beka’ sorunu.”

  • Yusuf Karataş:

”İlker Başbuğ, Erdoğan iktidarının Suriye ve Irak’taki müdahaleci-savaşçı politikalarıyla hesaplaşmak amacında değil, aksine bu iktidara Kürtlere karşı bu rejimlerle işbirliği yapmayı salık veriyor.’

‘Başbuğ özetle, ‘Atatürk bugün yaşasaydı Türkiye için bir beka sorunu olan Suriye’deki Kürt oluşumuna karşı Şam ile işbirliği yapardı’ diyor.

Atatürk bugün yaşasaydı Kürt sorununa nasıl bakardı, dün cumhuriyet rejiminin kuruluş sürecindeki yanlışta ısrar mı ederdi, bugün bunu bilmek mümkün değil.

Ancak şurası açık ki, cumhuriyet rejiminin kuruluşundan önce sorunun ancak Kürtlerin siyasi statüsünün tanınmasıyla çözülebileceğini gören ve bunu defalarca ifade eden Mustafa Kemal, yeni rejimin kuruluşundan sonra yeni Türk burjuvazisinin pragmatik çıkarları temelinde ‘ulus-devlet’ inşası adına bu gerçeği görmezden gelmeyi tercih etmiştir.”

‘Demokratik olmaktan çok baskıcı bir rejime dönüştü’

  • Yusuf Karataş:

”Geçen 90 küsur yılda bu politikanın ülkeye kaybettirdikleri ortadayken aynı yanlışta ısrar ediyorlar. Oysa bu politika cumhuriyet rejimini kuruluşundan bugüne demokratik olmaktan çok baskıcı bir rejime dönüştürmüş ve ayrıca emperyalistlerin de bu sorunu kendi çıkarları temelinde kullanmalarının de önünü açmıştır…

Bugün Türkiye için sorun ya da tehdidin kaynağı Başbuğ’un sandığı gibi Suriye ya da Irak’ta değil; içeride rejimin kuruluş sürecindeki yanlışı yeniden ve yeniden üreten politikalarda yatmaktadır.”

İLGİLİ HABER

Kaynak:Yusuf Karataş

/www.evrensel.net
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top