GÜNDEM

‘Sıkıntı yok, oyuna devam.’

Liderlerin söylediklerini okudum. ‘Ne diyor birader?’ diye ense kökümde bekleyen okura açıklama yapabilmek için hemen gözlerimi işlem paragraflarına, cümlelerine kaydırdım…

Dışişleri mesleği alt-üst, bir başka deyişle usta-çırak ilişkisi içinde öğrenilir. Mesleğin ilk yıllarında amirleriniz “yapa-yapa” ve “yaza-yaza” derler. Kimi zaman ayırır anlatır, çoğu talimat vererek, sonuç ve o sonucu çabuk bekleyerek sizi “yetiştirir.”

Bir bakıma, yüzmeyi bir çocuğa onu suya atarak öğretmek gibi.

Pekiyi bunları neden anlattı masalcı amcanız durduk yerde? Söyleyecek sözü yok da onun için. Söylenecek söz yoksa uzun konuşmak da hariciyede yapa yapa, amirlerden görerek öğrenilen bir başka haslettir. “Ne yapiyim canım, talimatım yok Ankara’dan” diyerek ellerini iki yana açar, omuzlarını kaldırır biçare misyon şefi.

Bendeniz cennetkuşu da ne Çankaya’da yapılan Türkiye-Rusya-İran liderler zirvesinde odadaydım, ne talimatım var, ne bilgim.

Liderlerin söylediklerini okudum. “Ne diyor birader?” diye ense kökümde bekleyen okura açıklama yapabilmek için hemen gözlerimi işlem paragraflarına, cümlelerine kaydırdım. Vakti dar olanlara, en kısa yönetici özeti: “Sıkıntı yok, oyuna devam.” Ondan az biraz daha fazlası ise aşağıdaki satırlarda.

Putin Bey diyor ki: ”Kusura bakma dostum Erdoğan, Idlip’te seni biraz daha üzeceğiz patron. Daha önce ‘terörist’ diye üç ülke lideri birlikte etiketlediğimiz kim var yok, kim yok kesinlikle size zarar vermeden oradan temizleyeceğiz. ‘Terörle mücadele’ sözünü dilinden düşürmeyen siz değil misiniz? İşte keser döner, sap döner, herkesin teröristinin taksiratı bir gün dolar.”

Putin Bey’in ikinci “müjdesi” de: Anayasa yazım komitesinin Cenevre’de çalışmaya başlayacak olması. Demek Ruslar da, İranlılar da ABD ile birlikte Cenevre yoluna girmiş artık. Oturduğum yerden tahminim, bizimkiler her ne kadar Putin “anlaştık” dese de, ayak sürümeye, Cenevre yoluna açık, kapalı taş koymaya devam edecektir.

Ruhani Bey ise: Türkiye’nin “operasyonel” sınırlarını işaretlemiş. Mahut Adana Mutabakatı’na atıfta bulunmuş. “Orada yazdığı kadar, ötesi misafirliğin suistimali olur” demeye getirmiş. Idlip için de zanlının profil resmini çiziktirip masaya bırakmış. “O resme bakınca kendini göreceksin” demiş sanki Erdoğan’a.

Velhasılı kelâm, Ruhani ile Putin, Idlip’te “ameliyata” devam konusunda hemfikirler.

Erdoğan’ın ise Idlip’i masada bırakmak durumunda kalınca, üçlü zirveden PKK’yle mücadele konusunda bir ortak irade devşirmek ve uluslararası bir resmi belgeye bu yönde bağlayıcı bir kayıt düşmek çabası gösterdiği anlaşılıyor. Ayrıca “PKK varlığı Suriye içinde devam ettikçe, TSK’nin de Suriye içinde mevcudiyeti meşru olacaktır” hattına yaslanmış. Yani Ankara kendi penceresinden Kuzey Suriye’yi Kuzey Irak’laştırmış.

Bu yaklaşım orta vadede tutar mı, onu zaman gösterir.

Başta anlattığım “işlem paragrafının” kralı yine cumhurbaşkanının ifadeleri arasında.

Erdoğan: “Amerika ile iki hafta içinde arzu ettiğimiz hedefe ulaşamazsak kendi harekât planımızı uygulamaya başlayacağımızı her iki dostumuza da anlattım” diyor.

Tahminen, “her iki dostumuz” da bunu duyunca ellerini ovuşturup, kendi itikadlarınca “amin” diyerek bildikleri duaları okumuşlardır.

Zira, Erdoğan diğer “dostumuz” Trump’a, 23 Eylül haftasında BM Genel Kurulu marjında gerçekleşmesi beklenen henüz kesinleşmemiş ikili görüşmede ABD dediğimize gelmezse, TSK’nin tek taraflı olarak Fırat’ın Doğusu’na gireceği ültimatomunu böylece vermiş bulunuyor. Yanisi, Türkiye PKK terörüyle mücadele uğruna NATO müttefiki ve tek küresel güç ABD ile savaşmaya hazır olduğunu duyuruyor. O yapılacak “işlemin” zamanı da belli: İki haftaya.

Belki bunlar kadar önemli olanı, odada olmayan ama ülkesi hakkında konuşulan söylemiş.

Beşar Esat’ın tam bu zirve öncesinde genel af ilan etti ve kleptokratik rejimin en zengin ve en yolsuz işadamlarından Rami Makluf’u içeri tıktı. Makluf’un İran’a yakın olduğu da söyleniyor. Dahası, Beşar Esat BMGS’ne yazdığı bir mektupla SDG’yi “bölücü terörist milis” gücü olarak tanımlıyor, SDG’yi “ABD ve İsrail’in komplolarına hizmetle” de suçluyor. (Şam’da Fransızların ilk otel yatırımlarını yaptıklarını da bir kenara yazalım: “Damascus – Now open for business!”)

O arada, Suudi Arabistan’ın petrol üretim tesislerini yangın yerine çeviren İHA “sürüsü” saldırısının ise İran kaynaklı olduğu iddia ediliyor, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo Riyad yoluna düşüyor. İsrail (Netanyahu), tam seçim arefesinde, Suriye-Irak sınırındaki Abu Kemal’de İran iltisaklı milisleri vuruyor. Gördüğünüz üzere, sular ısınıyor, insanı hırsından Kulp Belediyesi’ne kayyum atayacak hale sokuyor işte bu monşerlerin başımıza sardığı liderler zirveleri, Astana’lar, Cenevre’ler, bilmem neler.

https://www.gazeteduvar.com.tr Aydın Selcen

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top