GENEL

Üniversiteler gericiliğin kıskacında…

İTÜ Abdülhakim Sancak Camii açıldı…

İTÜ’ye yapılan caminin açılışı!

İstanbul Teknik Üniversitesi’ne inşaa edilen ‘İTÜ Abdülhakim Sancak Camii’‘nin açılışı Erdoğan tarafından gerçekleştirdi.

  • İTÜ’ye yapılan cami, üniversitede bulunan gerici örgütler ve rektörlük tarafından uygulanan provokasyonlara sahne olmuş ve büyük tartışmalara yol açmıştı

Yapım aşaması sırasında üniversite içerisinde bir sürü usulsüzlük ve gerici provokasyona imza atılmasına sebep olan İTÜ Abdülhakim Sancak Camii açıldı…

Erdoğan: “Yapıda sadece ana ibadet mekanı değil, tüm mimari unsurlar bu biçimde ele alınmıştır. Minarenin yüksekliği 39 metre olup, köklü bir eğitim kurumunun camisi olması hasebiyle kamış kalem biçiminde tasarlanmıştır.”

Cami inşaatını fonlayan, Sancak ailesi ve Vakfı…

Erdoğan: “Bildiğiniz gibi müjde büyük, ‘Kim benim için dünyada bir mescit inşa ederse ben de cennette onlar için bir mescit inşa ederim’ buyuruyor Rabb’imiz. Dolayısıyla bu hayrın Ayazağa Kampüsü’nde özellikle gençlerimiz için çok önemli bir fırsat, imkan olduğunu düşünüyorum. Tekrar hayır sahiplerini tebrik ediyorum.” 

2015 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ayazağa Kampüsü’nde ‘gizli’ bir cami inşaatı başlamıştı.

Öncesinde Rektör Mehmet Karaca’nın kampüs içerisinde 15 kişiyle birlikte dua ettiği görüntüler yayılmıştı ancak ertesi gün İTÜ Yapı Teknik, cami inşaa edileceğini yalanlamış ve temeli gizlice kazılan yapının lojman olacağını iddia etmişti…

Cami yapılacağı bilgisi üzerine rektörlüğe olan tepkilerin artmasının ardındansa Rektörlük’ün yardımına bu sefer şeriatçı örgütler yetişmişti:

‘Size Gerçeği Getirdik Ancak Çoğunuz Haktan Hoşlanmıyorsunuz’ afişleriyle çalışma yapan ve IŞİD gibi cihatçı gruplara olan desteğini gizlemeyen gerici gruplar üniversite içerisinde ‘toplu namaz’ ve ‘Kafirler için yaşasın cehennem’ eylemleri düzenlemişti.

GERİCİLERİN OLMAZSA OLMAZI, ”ÜNİVERSİTE’YE CAMİ, HER FAKÜLTEYE MESCİD

İTÜ’deki cami gündemini takiben: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversite’sinde de benzer gündemler gerçekleşmişti.

Ege Üniversitesi yerleşkesine cami inşa edilmesi hayali Kenan Evren’in cumhurbaşkanı, Özal’ın başbakan, Burhan Özfatura’nın belediye başkanı olduğu 1985 yılında ilk dillendirilmiş ancak inşaat 2016 yılında, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığında başlayabilmişti.

Cami inşaatının başlangıcıysa hep aynı süreci izledi:

  • Önce örgütlü bir grup, sosyal medyada ‘cami istiyoruz’ kampanyası başlatıyor…
  • Rektörler, ‘öğrencilerden gelen istek üzerine‘ açıklamasıyla üniversite kampüslerini kazmaya başlıyor…
  • Cami istiyoruz‘ kampanyasını yürütenler için bir sayı kıstası yoktu, 30 bin öğrencisi olan üniversitelerde yüzlerce kişiden sanal imza toplanması yeterliydi, üstelik bu insanların üniversitede okumalarına dahi gerek yoktu.

İTÜ’DE GELİNEN TABLO: ”HAREM SELAMLIK HAVUZ, RAMAZAN’DA ÇİMLERE OTURMAK YASAK, MÜZİK HARAM

İTÜ, cami inşaatıyla başlayan sürecin ardından gericilerin rektörlüğün de desteğini arkalarına alarak daha saldırganlaştıkları bir dönem…

  • Öğrencilerin düzenlediği evrim atölyesinin afişi yasaklanırken gericilerin yılbaşı karşıtı afişleri rektörlük tarafından serbest bırakıldı..
  • Havuz ufak bir grup gericinin talebi üzerine harem selamlık hale getirildi…
  • Ramazan sırasında üniversitedeki çimler ‘kullanıma kapatıldı…

Ayazağa Kampüsü’nde gericilerin ‘Müzik haramdır’ başlıklı bildiri dağıtmasına öğrencilerden teki gelmesi üzerineyse rektör Mehmet Karaca ‘müzik koleksiyonu’ önünde verdiği pozu paylaşarak cevap vermişti.

Üniversiteler gericiliğin kıskacında

İki imkânsızlık arasında sıkışmış bir kurum artık üniversite.

Bunlardan biri;

İktidarın şefi: ‘üniversiteden mezun olan herkes iş bulacak diye bir şey yok’ diye özetlemişti. Artık üniversiteden mezun olan kimsenin iş bulamayacağı bir noktadayız.

Diğeri ise;

‘Dindar bir gençlik yaratma’ özlemi. Böylece fiili bir plan ortaya çıkıyor; dindar ama işsiz bir gençlik, işlevini yitirmiş bir üniversite.

Nisan ayında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Volkan Bayar, fakülte binasının 3. katında Dekan Yardımcısı Mikail Yalçın, Fakülte Sekreteri Fatih Özmutlu, araştırma görevlisi Yasir Armağan ile öğretim üyesi Serdar Çağlak’ı silahla öldürdü ve 3 kişiyi yaraladı. Cinayetten sonra saldırganın daha önce fakültedeki akademisyenlerin neredeyse tamamını FETÖ üyeliğiyle suçladığı, tutuklattığı, okuldan attırdığı anlaşıldı.

Bayar hakkında meslektaşlarına yaptığı sözlü saldırılar nedeniyle başlatılan soruşturmalar vardı. Ancak hiçbiri sonuçlandırılmamıştı.

Saldırıdan şans eseri kurtulan öğretim üyelerinden biri bağırarak bu gerçeği haykıracaktı. Bayar, üniversite yönetimi tarafından korunuyordu. Çünkü okulda AKP’ye yakın biri isim olarak biliniyordu. 

Eskişehir’deki üniversitede yapılan bu katliamın ortaya çıkardığı tek şey AKP’nin üniversiteleri ittiği derin bataklık.

  • Esir düştü üniversite iktidarın eline.
  • Üniversite yönetimlerine saray tarafından sırf yandaş olduğu için tercih edilen ehliyetsizler dolduruldu.
  • O ehliyetsizler ise üniversiteleri birer imam hatip lisesine çevirmek için var gücüyle çalışıyor. 

AKP iktidarının son yıllarda üniversiteler için geliştirdiği tek proje: ‘Her üniversiteye bir cami’ yaptırmaktan ibaret.

Bunun arkasında ise gerçek bir proje yürürlükte.

  • Birer direniş odağına dönüşme potansiyeli taşıyan üniversite ve basını çürütmek.

Hızla irtifa kaybeden, bilimle ilişiği kesilen ve eğitim kurumu olma işlevini kaybeden üniversitelerin tek sorunu türban ya da camiymiş gibi davranıyor iktidar. Üniversitelerin gerçek sorunları ile artarak kronikleşiyor. 

Üniversiteleri ücreti mukabili diploma veren kurumlara dönüştüren iktidar sağlığa, laboratuvara, öğrencinin yemeğine para bulamıyor ama paralar dökerek ihtiyaç fazlası camiler yaptırmaktan geri durmuyor.

İtiraz edenlere camileri bölgedeki ‘hayırsever iş adamlarının’ yaptırdığını söylüyor. Nedense bu ‘hayırsever işadamları‘ üniversitelere laboratuvar, sinevizyon, ek bina ya da spor salonu yapılacağı zaman ortalarda görünmüyor. Çünkü vaktiyle Tayyip Erdoğan’ın okuduğu bir şiirde söylendiği gibi minareler süngü, kubbeler miğfer

ÜNİVERSİTE YÖNETİCİLERİ ÇILDIRMIŞ OLMALI

Bu planları yürürlüğe koymak üzere üniversite yönetimlerine atanan yandaşlar ise üniversite kavramının sınırlarını zorlayarak işlerini icra ediyor. 

Mesela Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü / Mantık Anabilim Dalı Başkanı İbrahim Emiroğlu:

”Çocuklar evlenebilir, kızların âdet görmesinin tedavi edilmesi gerekir, laiklik ve komünizim en büyük tehlike”

Eğitim-İş Sendikası, Mevlid-i Nebi Etkinlikleri Haftası’nda öğrencilere verilen ‘Peygamberimiz ve Gençlik‘ adlı konferansın içeriği ile ilgili olarak suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusundaki bilgilere göre Emiroğlu’nun bu sapkın vaazını verdiği salondaki izleyicilerin çoğu civardaki okullardan zorla getirilen öğrencilerdi.

İlçedeki ortaokullardan 7. ve 8. sınıflardan 30’ar, liselerden ise 40’ar öğrenci, ikişer öğretmen eşliğinde emirle getirilmişler ve bu sapkınlığı izlemeye zorlanmışlardı. 

Münferit bir vaka değil bu. Saray tarafından YÖK üyeliğine atanan Nihat Hatipoğlu geçen hafta izleyicilerine bir dizi abuksabuk hikâye anlattıktan sonra sözünü şöyle tamamladı;

“Hiç iman etmemiş bir insanın koma halindeyken tövbesi kabul olmaz.”

Necmettin Erbakan Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Karalı ise aklını kadınlarla bozmuştu.

Karalı: “İyi bir ev hanımı olmak Bakan ya da Başkan olmaktan veya başarılı bir iş kadını olmaktan çok daha elzemdir. Seçimlerde kadın adaylara oy vermeyeceğim” dedi…Tepkiler üzerine istifa edip kayıplara karıştı. 

GERİCİLİK TAMAM YA BİLİM?

Bütün bunlar çökmüş bir akademik sistemin artçı sarsıntıları.

  • Bir çok yetkin akademik kadro son kalıntıları 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çeşitli bahanelerle üniversitelerden uzaklaştırıldı.
  • Çoğu sorgusuz sualsiz kapıya konuldu.
  • Pasaportları ellerinden alındı,
  • İş bulmaları imkânsız hale getirildi.

Yerleri bu tür yobazlarla dolduruluyor. Oluşan tablo gayet net.

Times Higher Education” adlı İngiliz değerlendirme kurumunun verilerine göre akademimizin durumu şöyle. 

2011 yılı listesinde en iyi üniversite sıralamasında ODTÜ 183. Sıradaydı. 2012 yılı sıralamasında bir önceki sıralamada 276. Olan İTÜ 300., 301. Sırada olan Boğaziçi Üniversitesi 350. sırada yer aldı. 2016 yılı sıralamasında Boğaziçi 500., İTÜ 600. Oldu. 2017’de Boğaziçi 500., İTÜ 600., ODTÜ 800. Oldu. Yani, 2011-2017 yılları arasında ülkenin seçkin üniversiteleri sayılan ODTÜ, İTÜ ve Boğaziçi her yıl sistematik olarak gerilemişlerdi. 

Dünyanın en iyi 250 üniversitesi içinde Suudi Arabistan’dan bile üniversite var ama Türkiye’den tek bir üniversite yok.

Türkiye yayınlanan makalelerin etki derecesi açısından 52 ülke arasında son sırada.

Çin ve Hindistan’dan sonra en fazla veteriner fakültesine sahip ülkeyiz ama damızlık yumurta ihtiyacımızın tamamını ithal ediyoruz.

Tarım ve hayvancılıkla ilgili üniversitelerimizde 241 fakülte ve 5 binin üzerinde öğretim görevlisi var ama tohum ihtiyacımızın büyük bir bölümünü ithal ediyoruz.

Üniversitelerimiz bilgiyi üretemiyor, bilime ve teknolojiye sırtını dönmüş durumda. Ne var? Her üniversitede bir cami ve elbette dindar nesil…

AKP iktidarı gericiliğin kucağına ittiği ülkeye baştan aşağı çürütüyor. Bu çürümede en büyük tahribat basın ve üniversitelere düşüyor.

Zübükler iş başında… Üniversiteye camiyi kim istiyor?

ODTÜ’nün ardından İTÜ ve MSGSÜ’de de gericiler harekete geçti. Cami/mescit açılması talebiyle düzenlenen kampanyalara karşı Komünist Gençlik bir açıklama yaptı.

ODTÜ’de dağıtılan IŞİD bildirilerinin ardından gericiler şimdi de İTÜ ve MSGSÜ’de harekete geçti. 

Komünist Gençlik, gerici kampanyaya karşı “Zübükler iş başında… Üniversiteye camiyi kim istiyor?” başlıklı bir açıklama yaptı.

“Üniversitelerimizde, gerici örgütlenmelerin belli aralıklarla gündeme getirmeye başladığı cami/mescit kampanyası, AKP iktidarının Türkiye’nin ilerici birikimine açtığı savaşın bir parçasıdır” denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Bu bir pakettir ve bu paketin içerisinde bilim insanlarını akademiden atma yetkisinin rektörlere verilmesi, bilimsel üretimin tamamıyla uluslararası tekellerin hizmetine koşulması, üniversitelerin “dindar ve kindar” ideologların “bilimsel” hurafelerini gençliğe ve topluma yaydığı kürsülere dönüşmesi vardır. Gericilere göre, bilimle içli dışlı olmak ve kampüslerdeki kültürel faaliyetler “dinden imandan çıkarabilmektedir”, o yüzden dersliklerin hemen karşısına mescitler ve camiler açmak gerekir. Aynı zihniyet, sanayi sitelerinin tam ortasına, okulu olmayan köylere, spor salonu olmayan mahallelere de cami dikmek sorumluluğunu (!) hissetmektedir. 

İşçileri açlık sınırının altında, en temel ihtiyaçlarından mahrum, öğrencileri parasız eğitim hakkından yoksun bırakanlar, bizi hayatımızın hiçbir alanında camisiz, mescitsiz bırakmamaktadırlar.

Bu dinle ehlileştiren, bir yandan da servetine servet katan patronların bize reva gördüğü üniversite ve iş hayatıdır.

Bu patronların çocukları ve üniversitelerdeki uzantıları, gençlerin eğitim masraflarını çıkarmak için geceler boyunca çalıştığı, hatta inşaatlardan düşüp öldüğü Türkiye’de, üniversitelerinde cami/mescit olmadığı için mağdur olmuşlardır!

Yazık…

Üniversitelerimize cami/mescit inşa edilmesini isteyenler, nesnel olarak, bilimsel bilgi üretilen alanları dinselleştirmek ve ehlileştirmek isteyen hükümete, yaşam alanlarımızı yağmalayarak ayakta kalan beton sevdalısı inşaat şirketlerine, Suriye’de okulları bombalayan cihatçı çetelere militan devşiren karanlık yapılara hizmet etmektedirler. ‘

ODTÜ, İTÜ ve MSGSÜ idarelerini öğrencilerin ve akademisyenlerin büyük çoğunluğunun görüşlerini dikkate almaya; üniversite öğrencilerini dinselleşmeyi dayatan bu zorbalara karşı seslerini yükseltmeye çağırıyoruz.

MSGSÜ’DE TEPKİ VAR

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde baskıcı uygulamalar devam ediyor.

  • Bir süredir güvenlik önlemi adı altında öğrencilerden kart göstermeleri isteniyor, göstermeyen öğrencilerin derslere ve sınavlara girmelerine izin verilmiyor,
  • MSGSÜ’de siyasi çalışma yapan öğrencilerin çalışmaları materyallerine el konularak, afişleri sökülerek, okul içine ve çevresine polis yığılarak engellenmeye çalışılıyor. 
  • Solcu öğrencilerin okuldaki çalışmaları engellenirken, gericilerin mescit kampanyası okul yönetimi tarafından herhangi bir engele takılmıyor.
  • İmza toplayarak açılmaya çalışılan mescide karşı çalışma yapan öğrencilerin afişleri gericiler tarafından yırtılırken aynı grubun okulun çeşitli yerlerine afişler astıkları görüldü. 

Okula 2 dakika mesafede mescit, 10 dakika mesafede cami varken; okulun mescitten çok daha acil ihtiyaçları mevcutken yapılan mescit çalışması okul öğrencilerinin tepkisiyle karşılaştı.

Komünist Gençlik gericilerin astıkları afişleri kaldırırken “Üniversitede Camiyi Kim İstiyor” bildirisini dağıttı. 

http://haber.sol.org.tr

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top