GÜNDEM

Yargı, toplumdaki güven duygusunu yitirmiştir!

”Sayın Yıldırım’ın, ‘seçim siyasi faaliyet değildir’ sözleriyle, hoşgörülü ve nüktedan kişiliğine uygun düşen bir şaka yaptığını düşünüyorum.”

Nurzen Amuran sordu, eski Danıştay Başkanı Nuri Alan yanıtladı

Nurzen Amuran: Sayın Alan, Danıştay Başkanlığı yaptığınız dönemlerde Danıştay da yargıç ve savcıların gerek bilgi donanımı, gerekse yasalara ve etik kurallara bağlılık açısından adeta bir dokunulmazlık zırhı vardı. ‘Danıştay bu kararı vermişse doğru karardır’ denilirdi. Ama şimdi alınan kararlar sık sık birbirine zıt eleştiri ve beğenilere yol açıyor. Değişen sizce nedir?

‘Yargı toplumdaki güven duygusunu büyük ölçüde yitirmiştir!’

Nuri Alan: ”Gerek ceza mahkemelerinin gerekse idarenin siyasal tercihleri doğrultusunda yaptığı tasarruflara karşı açılan davalarda idari yargının verdiği kararlar toplumda farklı biçimlerde yorumlanmaktadır. Bunun nedeni verilen kararların çoğunun gerekçesinin yeterli olmayışı, sonucunun, yani hükmün toplum vicdanında kabul görmemesidir. Bunun doğal sonucu olarak yargı toplumdaki güven duygusunu büyük ölçüde yitirmiştir.”

”Bu durum, üzülerek ifade ediyorum, değer yargıları yönünden toplumun bölünmüşlüğünü de göstermektedir.”

  • Hukuk ve etik değerlerde asgari ölçüde birleşmiş, bu değerleri içselleştirmiş toplumlarda yargı, kararını verince tartışma biter.
  • Kararlara ancak yasal yollara başvurularak itiraz edilebilir.
  • Tabii ki bilimsel eleştiriler yapılabilir, yapılmalıdır.

”Özellikle kamu gücünü kullananlar tarafından yargılama sürecinde veya karar verildikten sonra yapılan müdahaleler yargıya baskı niteliğini taşır; kuvvetler ayrılığı ilkesine ve Anayasanın 138’inci maddesine aykırıdır.”

Değişen nedir?

  • 12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 tarihlerinde yapılan halk oylamalarında kabul edilen kanunlarla (5982, 6771 s.k.) Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu’nun (HSK) yapısında önemli değişiklikler yapıldı.
  • Kurul, tabii üye olan Adalet Bakanı ve Müsteşarı yanında, kalan üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanı ve TBMM tarafından seçilen bir yapıya dönüştürülerek yürütmenin ve yasamanın müdahalesine ve baskısına açık bir hale getirildi.

HSK adli ve idari yargı hakim ve savcılarının tüm özlük işlerinde yetkili olup Yargıtay üyelerinin tamamını, Danıştay üyelerinin dörtte üçünü seçer.

”İlk halk oylaması sonunda oluşturulan kurulun bazı üyelerinin halen FETÖ’den yargılandığı, Yargıtay ve Danıştay’ın bu kurulca seçilen bazı üyelerinin, bu meyanda bir Anayasa Mahkemesi üyesinin görevlerinden ihraç edildikleri ve yargılandıkları hatırlanırsa sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar.”

  • Yargı yapısıyla, ehliyet ve liyakat ilkeleri göz ardı edilerek atanan yargıçları ile darmadağın edilmiş, değiştirilmiştir. Tabii ki halen tarafsızlığını koruyarak görevlerinin bilincinde olan, bu bilinçle görevlerini yürüten yüksek mahkemeler üyeleri, hakim ve savcılar bu değerlendirmenin dışındadır.

Yargıçlık yaptığınız süre içinde sizin de en fazla özen gösterdiğiniz yargı mensupları için önemli olan etik kurallar neler olmalıdır?

Alan: ”Yargıcın vereceği kararlarda adaleti gerçekleştirebilmesi için yeterli hukuk bilgisi yanında bazı manevi niteliklere de sahip olması gerekir. Bunlardan bazıları şöylece özetlenebilir:

  • Yargıç taraflara karşı yansız olmalı; devlet erkânından, siyasi partilerden, dini ve ideolojik amaçlarla kurulmuş yapılardan, parasal gücü yüksek çevrelerden, basın ve yayın kuruluşlarından ve tarafların yakınlarından gelebilecek baskılara göğüs gerebilmelidir.
  • Kendi görüş ve düşüncelerine karşı da bağımsızlığını koruyabilmelidir.
  • Yargıç, cesaret sahibi olmalı, bu cesaret kendini keyfiliğe götürmemeli, aksine en olumsuz koşullarda bile hukukun üstünlüğünü hayata geçirebilmesi için kendisine destek olmalıdır.
  • Yargıcın adil, kendisiyle ve insanlarla barışık, sabırlı, hoşgörülü ve anlayışlı olması, önündeki uyuşmazlıkta doğru ve haklı çözümü bulmasında kendisine yardımcı olacak, onu yönlendirecektir.
  • Yargıç toplumla ve kişilerle olan ilişkilerini iyi düzenlemeli, davranışlarında gereken özeni göstermelidir.
  • Yargıç bilimsel eleştirilere açık olmalıdır.

HUKUK KURALLARI AHLAK KURALLARINI DIŞLAMAZ ONUNLA ÇELİŞMEZ ONA AYKIRI DÜZENLEMELER GETİRMEZ

Sayın Binali Yıldırım’ın değindiği: ‘hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz, hukuk devletinde hukuk konuşulur’ sözü, yeni bir tartışmaya yol açtı? Siz neler diyeceksiniz bu konuda?

Alan: ”Ahlak kuralları ile hukuk kuralları arasında amaçları yönünden benzerlikler vardır. Her ikisi de insan davranışlarını ve insanlar arasındaki ilişkileri, giderek toplumu yönlendirme amacını taşırlar. Ancak ahlak kurallarının ve hukuk kurallarının oluşumunu sağlayan etkenler, oluşum süreçleri ve yaptırımları farklılık gösterir.”

  • Ahlak kurallarının oluşumunu ve yaptırımını toplumun değer yargıları belirler.
  • Hukuk kurallarının oluşumunda ahlak kuralları belli ölçüde etkili olmakla birlikte tek belirleyici unsur değildir. Toplumun istekleri ve ihtiyacı, önceki uygulama sonuçları, toplumu belli bir hedefe götürme amacı, çağdaş hukuk devletlerindeki düzenlemeler ve uygulamalar, hukuk kurallarının ve düzeninin oluşumunu etkileyen unsurlardan bazılarıdır.
  • Hukuk kurallarına uyulmamasının yaptırımı yine bu kurallarla belirlenir ve işleyen bir hukuk düzeninde devlet tarafından yerine getirilir.

Sizin sorunuz bakımından önemli olan husus şudur:

‘Hukuk kuralları ahlak kurallarını dışlamaz, onunla çelişmez, ona aykırı düzenlemeler getirmez. Aksine birçok ahlak kuralını içine alarak onlara uyulmasını ve onların uygulanmasını zorunlu hale getirir.”

”Sayın Yıldırımın sözlerini, konuyu düzenleyen Anayasanın 94/son maddesi açısından değerlendirmek gerekir. TBMM başkanının üyesi bulunduğu siyasi partinin Meclis içindeki veya dışındaki faaliyetlerine katılmasını yasaklayan bu hüküm aslında Meclis Başkanının yansızlığını sağlamak, saygınlığını korumak gibi etik değerlerden esinlenerek düzenlenmiştir.”

”Dolayısıyla söz konusu hukuk kuralı ile ilgili etik kurallar arasında bir çelişki bulunmamaktadır.”

24. maddenin son fıkrasının 2. cümlesi Anayasaya aykırıdır,

Sayın Yıldırım’ın o günkü konuşmasının değerlendirilmesinden  ‘hukuk‘  diyerek siyasi partiler kanununun 24. maddesine gönderme yaptığı anlaşılıyor. Söz konusu madde Anayasanın 94/son maddesinin ilgili cümleciğini hemen hemen aynen tekrarlıyor, ancak TBMM Başkanının yeniden milletvekili adayı olmaya ilişkin faaliyetlerini bu hükmün dışında tutuyor.

”Anayasanın 94/son maddesi, içinde hiçbir istisnai duruma yer vermeden kesin bir kural getiriyor. Amacı ne olursa olsun kanunla Anayasa kuralına istisna getirirseniz bu, Anayasanın o kuralını değiştirmek anlamını taşır. Bu nedenle 24. maddenin son fıkrasının 2. cümlesi Anayasaya aykırıdır, uygulanamaz.”

”Kaldı ki niteliği itibarıyla bir istisna olan bu hükmün kapsamının genişletilerek yaygınlaştırılması da mümkün değildir. Eğer TBMM Başkanının yeniden milletvekili seçilmesini istiyorsanız, onu partisinin hiçbir faaliyetine karıştırmadan liste başına koyarak amacınıza ulaşabilirsiniz.”

”Siyasi Partiler Kanunu, 24.04.1983 tarihinde yürürlüğe girmiş, bugüne kadar çok sayıda kanunla ek ve değişiklik getirilmiştir. En son 25.04.2018 günlü, 7140 sayılı kanunla, uyum yasaları kapsamında 3. maddesine ‘Cumhurbaşkanı‘ sözcüğü ilave edilmiştir. Maddenin bu yasayla düzeltilmesi mümkün iken bu yapılmamış, ya gözden kaçtığı ya da siyasi partilerin işine gelmediği için madde olduğu gibi bırakılmıştır.”

Seçimin siyasi faaliyet olmadığı da söylenmişti. Tüm seçimler kamu hizmetlerinin yapılabilmesi için en iyi politikalar üretenleri seçmek yetkilendirmek değil midir?

Alan: ”Sayın Yıldırım’ın, ‘seçim siyasi faaliyet değildir‘ sözleriyle, hoşgörülü ve nüktedan kişiliğine uygun düşen bir şaka yaptığını düşünüyorum.”

SEÇİMLERİN DÜRÜSTLÜK İÇİNDE YÜRÜTÜLMESİNİN İLK ŞARTI YSK’NIN SİYASİ PARTİLERE KARŞI TARAFSIZ DAVRANMASIDIR

Seçimlere siyasi partilerin eşit koşullarda yarışmalarını sağlamak için ilgili yasa ne gibi önlemler almıştır? Yasa ile alınan önlemler Cumhurbaşkanlığı sistemi içinde yeterli midir, değişen sisteme bağlı olarak çelişkiler ortaya çıkmış mıdır?

Alan: ‘‘Anayasanın 79. maddesi seçimlerin yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılmasını öngörmüş; bu görevin başına da Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) getirmiştir.”

”YSK’nın seçimlerin yapılması ile ilgili yönetsel (idari), seçim konuları ile ilgili yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama biçiminde yargısal görev ve yetkileri vardır.”

”Seçim sürecinde seçimin düzen içerisinde yürütülmesi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma görevi yönetsel görevleri arasındadır. YSK kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz. YSK, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşur.”

Görüldüğü üzere YSK seçimlerle ilgili her konuda üstün yetkilerle donatılmış; üyeleri yüksek mahkeme üyelerinden oluşturulmuş ve kararları kendisi dışında değiştirilemeyen anayasal bir kuruluştur.

”Seçimlerin dürüstlük içinde yürütülmesinin ilk şartı YSK’nın siyasi partilere karşı tarafsız davranmasıdır. Kurul, yüksek mahkeme üyelerinden oluştuğundan, kendilerinin daha önceki sorunuza verdiğim yanıtta bir kısmı belirtilen manevi niteliklere esasen sahip olduklarını varsaymamız gerekir.”

Bu konumuna karşın, özellikle son milletvekili genel seçimlerinde YSK’nın verdiği kararlar haklı eleştirilere neden olmuş, yeterli bulunmamıştır. 

”Kurul yasaların yetersiz kaldığı konuları içtihat yoluyla doldurmakta cesaret sahibi ve istekli görünmemektedir. YSK’nın seçim yasakları ile ilgili 19.12.2018 tarihli kararının II/B bölümü buna örnek olarak gösterilebilir. Bu kararda yasaklar (yasaklılar) kapsamına sadece bakanlar ve milletvekilleri alınmış; Cumhurbaşkanı hakkında herhangi bir düzenleme yapılmamıştır: YSK’nın bu kararının dayanağı olan 298 sayılı Kanunun 65. maddesinde yasaklar kapsamında Başbakan da bulunmasına karşın, 1961 ve 1982 Anayasalarında Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ilkesi kabul edildiği ve siyasi parti üyeliğine izin verilmediği için, haliyle Cumhurbaşkanı için bir hüküm getirilmemiştir.”

Yeni Anayasal düzende Başbakanlık bulunmadığı için YSK da listeye Başbakanı almamıştır. Yeni Anayasal düzende Başbakan yoktur, ancak yürütme yetkisi yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanına verilmiştir.

Cumhurbaşkanı, yeminine sadık kalarak Anayasanın 103’üncü maddesinde öngörülen tarafsızlığını koruduğu ve Anayasanın bağlayıcılığı ilkesine uyduğu sürece kendisinin bu yasaklar kapsamına alınması düşünülemez.

Ancak, yeni düzende Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin üyesi, hatta genel başkanı olabilir. Düzen buna izin verdiğine göre o da diğer partilerin üyeleri, genel başkanları gibi elbette seçim faaliyetlerine katılacak, partisi lehine çalışacak, propaganda yapacaktır.

Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olarak dahi propaganda yasaklarından muaf tutulması Cumhurbaşkanının mensup olduğu parti lehine, diğer siyasi partiler aleyhine olmak üzere büyük bir farklılık yaratacak, mensubu olduğu partiyi imtiyazlı hale getirecektir:

  • Seçim gezilerinde makam otolarını kullanabilecek,
  • Resmi karşılama ve uğurlama,
  • Temel atma ve açılış törenleri yapılabilecek,
  • Resmi ziyafetler verilebilecek, dilediği kadar memur kendisine eşlik edebilecektir; seçim çalışmalarında ve konuşmalarında kendisine 298 sayılı kanunun hükümleri uygulanamayacaktır.

Kısacası Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin genel başkanı olarak on bir günlük süre içinde tüm devlet olanaklarını kullanarak, hiçbir seçim propagandası yasağına ve 298 sayılı Kanunun sınırlayıcı ve yasaklayıcı hükümlerine bağlı olmadan faaliyette bulunabilecektir.

Böylesine sınırsız bir ayrıcalığı Anayasanın 79’uncu maddesinde öngörülen ‘seçimin dürüstlüğü‘ ve bunun doğal sonucu olarak, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler arasındaki ‘seçim yarışında eşitlik‘ ilkesi ile bağdaştırmak mümkün değildir. ”

YSK’nın kararlarında sık sık vurguladığı ve seçim hukukunun temel ilkeleri olarak nitelendirdiği ‘eşitlik’, ‘serbestlik’, ‘dürüstlük’ ilkeleri bu kararda niçin unutulmuştur?

  • Cumhurbaşkanının bir siyasi partinin üyesi, genel başkanı olabileceği, seçimlerde siyasi propaganda yapabileceği hususu da dikkate alınarak 65’inci madde yeniden düzenlenmeli ve yasaklar kapsamına bir siyasi parti genel başkanı olarak seçim propagandası yaptığı durumla sınırlı olarak Cumhurbaşkanı da alınmalıdır.

Ancak yasadaki bu boşluk ve uyumsuzluğun YSK tarafından içtihat yoluyla giderilmesi mümkündü.

YSK, Cumhurbaşkanının aynı zamanda seçime katılan partilerden birinin genel başkanı olduğu hususunu göz ardı ederek Cumhurbaşkanlığı-Parti Genel Başkanlığı ayrımını yapmamış ya da yapamamış; seçimin başlangıcından bu yana ülkede oluşan gergin siyasi ortam ve baskılar nedeniyle yasadaki boşluğu içtihat yoluyla kapatma cesaretini gösterememiştir.

YSK’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda değişiklik yapılarak Başkan ve üyelerin görevlerinin uzatılması tartışmalara yol açtı. Daha önce de benzer kararlar alınmıştı. Bu düzenleme hangi gerekçe ile getirildi itiraz edilen nedir, İtiraz konusu hukuki bir açmaz yaratıyorsa sonuçları ne olur ve seçimlere nasıl yansır?

Alan: ”Görevleri 23 Ocak 2019 tarihinde sona eren YSK Başkan ve 5 üyesinin görev süreleri 7159 sayılı kanunun 10. maddesi ile bir yıl uzatıldı.

Anayasanın 67’inci maddesi, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağını öngörüyor. Madde çok açık; süreleri uzatan kanun maddesinin 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak seçimlerde uygulanması mümkün değil.

Ancak görev sürelerini uzatan kanunun yürürlük maddesindeki (7159/12-b) düzenleme nedeniyle 10. madde yayımı tarihinde (28.12.2018) yürürlüğe girmiş, böylece 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Seçimlerinin mevcut YSK kadrosu ile yürütülmesi sağlanmıştır.”

  • Anayasanın 79’uncu maddesi uyarınca seçimlerin yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili tüm işlemleri yapmak ve yaptırmakla görevlendirilen YSK’nın oluşumunu, görev ve yetkilerini, çalışma usullerini, görev sürelerini düzenleyen kanunların da seçim kanunları, dolayısıyla Anayasanın 67/son maddesi kapsamında olduğunda şüphe yoktur.
  • Bu nedenle 7159 sayılı kanunun yürürlüğünü düzenleyen 12/b maddesi ve buna bağlı olarak 10. maddesi Anayasaya aykırıdır.
  • Buna karşın Anayasa Mahkemesinde doğrudan iptal davası açma hakkı olan siyasi partilerin niçin hala bu yola başvurmadıkları da merak konusudur.
  • Anayasa Mahkemesine başvurulması ve mahkemenin iptal kararı vermesi halinde YSK Anayasaya aykırı biçimde teşekkül etmiş olacağından vereceği tüm kararlar ve bu kararlara dayanan her türlü uygulama ve işlemler “yok” hükmünde olacak, hukuki sonuç doğurmayacaktır.

SEÇİM SONUÇLARI BİR ANLAMDA SİYASİ PARTİLERİN SEÇMEN NEZDİNDEKİ DESTEĞİNİN DE GÖSTERGESİ OLACAK

Bugün yerel seçimler neden önemlidir, sadece yerel yönetimlerin seçimi olarak mı görmek gerekir yoksa başka bir önemi var mı?

Alan: ”Tüm siyasi partilerin genel başkanları, ikinci derecedeki yetkilileri her gün bu seçimleri gündeme getiriyorlar; özellikle iktidar partisi genel başkanı çok önemsiyor. Önemli yerlerin adaylarını bizzat genel başkanlar açıklıyorlar. Siyasi partiler bu seçimler için de ittifaklar kurdular. Ekranda ve gazetelerde istisnasız her gün seçimle ilgili haberler ön planda yer alıyor. Bu haliyle 31 Mart 2019 seçimleri yerel olmaktan çıktı genele dönüştü.”

‘Seçim sonuçları bir anlamda siyasi partilerin seçmen nezdindeki desteğinin de göstergesi olacak. Demokrasiyi içselleştirmiş ülkelerde, böylesine iddialı seçimlerin sonucunun siyasal yaşamda bazı değişikliklere neden olması doğaldır.”

Sayın Binali Yıldırım 18 Şubat’ta istifa edeceğini duyurdu. Belediye başkanlığına aday gösterilmesiyle başlayan süreçte birbirinden farklı hukuki yorumlar yapıldı. Bu süreçte bulunduğu makamdan ötürü hemen istifa etmemesi bu açıklamadan sonra hukuken bir sonuç yaratır mı?

Alan: ”Anayasa kuralları temel hukuk kurallarıdır; yasama, yürütme ve yargı organlarını, tüm kurumları, makamları ve kişileri bağlar (Anayasa m. 11). Bu kurallara uyulması zorunludur.”

TBMM Başkanının belediye başkanlığı seçimine katılabilmesi için başkanlık görevini bırakması gerekliliği Anayasanın 94/son maddesinin getirdiği önemli bir kuraldır. Kurala uyulmaması, seçime katılan kişinin seçilmesi halinde, işlemi yoklukla sakatlar, yani seçim işlemi hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; ilgili, belediye başkanı statüsüne giremez.

Buna karşın koltuğa oturur ve görevi alırsa yaptığı tüm işlemler de geçersizdir, bağlayıcılığı ve hukuki değeri yoktur. Bu hukuki sonuç toplumu uzun süre meşgul edecek, sözde belediye başkanının eylem ve işlemlerinden olumsuz yönde etkilenenler yönünden çözümü senelerce sürecek başka hukuki sorunlara yol açacaktır.

29 Ocak 2019 günü bu konuda bir gelişme oldu ve Sayın Yıldırım bir TV kanalında adaylık için resmi başvuru tarihinde görevini bırakacağını açıkladı. Dolayısıyla 18 Şubat 2019 tarihine kadar TBMM Başkanı sıfatıyla siyasi faaliyetlerini sürdüreceğini duyurmuş oldu.

Bu açıklama kamuoyunda oluşan büyük tepkiyi yatıştırmak ve zahiren hukuka aykırılığı gidermek için bulunan zoraki bir çözümün ifadesidir. Şüphesiz karar konuyu bilenlere danışılarak alınmıştır.

”Anayasanın 94/son maddesi TBMM Başkanının sadece bu sıfatıyla belediye başkanlığına aday olmasını değil, çok daha geniş ve kapsamlı bir ifade ile partisinin Meclis içindeki veya dışındaki faaliyetlere katılmasını yasaklamıştır.”

”Sayın Yıldırım, partisinin Genel Başkanı tarafından İstanbul Büyükşehir Başkan adayı olarak kamuya takdim edildiği gün partisinin faaliyetlerine katılmış, Anayasa ihlali bu tarihte başlamış ve kendisinin ifadesine göre 18 Şubat 2019 tarihine kadar da sürdürülecektir. Adaylığının resmen 18 Şubat 2019 gününde ilan edilecek olması, oluşmuş olan Anayasa ihlallerini ortadan kaldıramaz.”

YSK, Anayasanın 79. maddesinin verdiği üstün yetkinin kapsamını ve niteliğini kavrayamamış, duruma re’sen ve gecikmeksizin müdahale etmesi gerekirken maalesef sessiz kalmıştır.

Ayın son günü de AKP’nin Genel başkanı Sayın Erdoğan, TBMM Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Başkan adayı Sayın Yıldırım’ın da katıldığı aday tanıtım toplantısında, partisinin yerel seçim manifestosunu açıklarken belediyelerin işlemlerinin hak, hukuk ve adalete uygun olması gerekliliğini vurguladı. Bu gerçekten olumlu, rahatlatıcı ve umutlandırıcı bir açıklamadır. Ancak Anayasanın 94/son maddesinin açık ve emredici hükmüne karşın yapılan uygulama, AKP’nin “hukuk” anlayışı konusunda tereddüt yaratmış ve onu tartışılır hale getirmiştir.

Konu şu veya bu şekilde, tam kanunsuzluktan öte, “tam Anayasaya aykırılık”gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulunun önüne gelecektir.

  • Anayasanın “mahkemelerin bağımsızlığı” ve “hâkimlik teminatı” ilkelerinin şemsiyesi altında görev yapan yüksek mahkeme yargıçlarının, Anayasanın açık ve buyurucu hükmüne uygun kararı vererek kaotik hukuki ortamı sonlandırmaları zorunludur.

Nurzen Amuran

Odatv.com

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top