GENEL

‘Seçimlerde söz seçmenindir, YSK’nın değil’

Nurzen Amuran sordu, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Günday yanıtladı…

Metin Günday

Bir hukukçu olarak ‘Seçim Öncesinde Akılda Kalanlar’ neler oldu?

Metin Günday:
1-) 31 Mart yerel seçimler öncesi, ‘Cumhur İttifakı”na dahil siyasal partiler dışında diğer siyasal partilerin eşit koşulların sağlandığı bir ortamda seçim kampanyalarını sürdürdüklerini söylemek olanaksız.

2-) Erdoğan, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 65 inci maddesine açıkça aykırı bir  biçimde, Cumhurbaşkanlığının kendisine tanıdığı tüm olanakları kullanmak suretiyle, AKP Genel Başkanı olarak çok aktif bir seçim kampanyası yürütmüştür.

3-) Erdoğan bunu 24 Haziran seçimleri öncesinde de yapmış ve fakat 31 Mart yerel seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı olmanın kendisine tanıdığı olanakları en yoğun bir biçimde kullanmak suretiyle, Anayasa’nın 103 üncü maddesi uyarınca ettiği yemine de aykırı davranmıştır.

4-) Zira Cumhurbaşkanı göreve başlarken anılan Anayasa maddesi uyarınca, üstlenmiş olduğu görevleri tarafsızlıkla yerine getireceğine dair ant içmiştir.

5-) Cumhur İttifakı”nı oluşturan siyasal parti liderleri Erdoğan ve Bahçeli, yandaş ve merkez medyayı da arkalarına alarak, tüm seçim kampanyası boyunca ülkenin bir beka sorunu olduğunu ısrarla yineleyerek, karşı tarafı, Millet İttifakı’nı FETÖ, PKK terör örgütleriyle işbirliği yapmakla, vatan hainliğiyle suçlamışlardır.

6-) Bakanlar da, hiç de görevleri olmadığı halde, 298 sayılı Kanun’un 65 nci maddesine aykırı olarak Cumhur İttifakı’nın seçim kampanyalarına katılmış ve karşı taraf hakkında benzer haksız isnat ve iftiralarda bulunmuşlardır.

Seçim çalışmaları sırasında dile getirdiğiniz bu eşitsizliklerde o süreçte dengeyi sağlayacak olan YSK değil miydi?

Metin Günday

Metin Günday: 
1-) Bu YSK 16 Nisan 2017 günü yapılan Anayasa değişikliği halk oylamasında oy kullanma süresinin bitimine bir saat kala, bir AKP milletvekilinin bir kağıt peçete üzerine yazdığı dilekçe üzerine mühürsüz milyonlarca oyu geçerli sayan ve böylece en açık bir yasa hükmünü ayaklar altına alan o YSK değil mi?

2-) Bu YSK, sanki Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından YSK üyeliğine seçilebilecek başka üyeler yokmuş gibi, seçimlerden kısa bir süre önce üyelerinin, dolan görev süreleri 27 Aralık 2018 tarihli ‘Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanunun’ 10 maddesi (Torba Kanun) ile uzatılan o YSK değil mi? 

3-) ‘Ben bu hakimlerden çok memnunum’, ‘kanuna aykırı karar verseler bile, kararlarına itiraz edilemediğine göre bu seçimin kesin kararlarını da bu hakimler versin’ düşüncesi ile olsa gerek, Yüksek Seçim Kurulu’nda görev yapan hakimlerin görev süresi, Cumhurbaşkanının isteği ve meclisteki AKP-MHP ittifakı tarafından uzatılmıştır.

4-) Böyle bir YSK’nın seçim güvenliğini sağlayabileceğine içtenlikle inanmak mümkün mü? Hayır… Nitekim YSK, gerek seçim öncesi süreçte ortaya çıkan hukuksuzluk ve usulsüzlüklere sessiz kalmış ve gerekse seçimden sonraki süreçte eski uygulamalarına ters düşen kararlar da almıştır. 

‘Seçmen söyleyeceğini söyledi. Artık söz YSK’nındır’ sözlerini Sayın Binali Yıldırım’dan ve Cumhur İttifakı’nın üyelerinden de duyduk. Bu söylem, siyaseten demokrasiyle ne derece bağdaşır?

Metin Günday: 
1-) Tüm bu olumsuz koşullara karşın, ‘Millet İttifakı’ büyükşehir idarelerinin bulunduğu Adana’da ve Antalya’da, Mersin’de de CHP seçimi kazanmıştır.

2-) ‘Milet İttifakı’, çeyrek asırdan beri AKP’nin yönetiminde bulunan Ankara ve İstanbul’da AKP yönetimini sonlandırmıştır. Şimdi bu hazmedilmemiştir.

3-) Özellikle de İstanbul’da seçim sonuçlarını lehlerine çevirmek için YSK’dan medet ummaya başlamışlardır.

4-) İstanbul Büyükşehir Başkan adayı Binali Yıldırım’ın attığı tweetteki son cümle, dile getirdiğiniz bu niyetlerini açıkça ortaya koyuyor: ‘Seçmen söyleyeceğini söyledi. Artık söz YSK’nındır.’ Bu söz dahi, demokrasiyi, seçmen iradesini ne denli içlerine sindiremediklerini açıkça ortaya koyuyor.

5-) Seçimlerde söz sadece ve sadece seçmenindir. YSK’nın değildir. YSK, yasa gereği seçim sonuçlarına yapılan itirazları son derecede inceleyen, olağanüstü itirazları k arara bağlayan bir merciidir. Hepsi bu kadar…

Seçim sonrası yapılan itirazlar nedeniyle 17 gün sonra nihayet Ekrem İmamoğlu’nun mazbatası verildi. Yasalarımıza göre, itirazlar mazbatanın verilmesine engel olabilir mi?

Metin Günday

Metin Günday: 
1-) Seçim bittikten sonra seçim kurullarına ve YSK’ya yapılan itirazlar ile de olağanüstü itirazlar ile de seçim sonuçlarının askıya alınmasına ve seçimi kazananlara mazbatalarının verilmesine engel olunamaz.

2-) Büyükşehir belediye başkanlıkları için yapılan seçimler bağlamında söylüyorum: 2972 sayılı Mahalli İdareler İle Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un 22’nci maddesinin 2’nci fıkrasındaki hüküm şöyledir: ‘Büyükşehir belediye başkanı seçimlerine ilişkin ilçe birleştirme tutanakları ilçelerden il seçim kuruluna gönderilir. İl seçim kurulu tarafından bu tutanaklar birleştirilerek en çok oy alan aday, büyükşehir belediye başkanlığına seçilmiş olur.’ 

3-) Açık yasa hükmü karşısında, İstanbul’daki seçimde en çok oy almış olan Sn. Ekrem İmamoğlu 1 Nisan tarihi itibariyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştur. Mazbata, hukuk diliyle söyleyeyim, seçilmeye ilişkin inşai bir işlem olmayıp, seçilmiş olmayı belgeleyen bir bildirim yazısından ibarettir.

4-) 298 sayılı Kanun’da öngörülen itiraz yollarına başvurulmasının il seçim tutanaklarına göre seçimi kazanmış ve büyükşehir belediye başkanı olmuş kişiye mazbata verilmesini öteleyebilmesi için, açık yasal bir hükme ihtiyaç vardır. Ama böyle yasal bir hüküm yoktur.

5-) Şimdiye kadar ki uygulamalar ve özellikle de 2014 yılında Ankara’da yapılan büyükşehir başkanlığı seçimindeki uygulama da bu yönde olmuş ve büyükşehir belediye başkanlığı seçimini kazanana, yapılan itirazlara rağmen, itirazlar henüz karara bağlanmadan mazbatası verilmiştir.

6-) Yasa gereği itirazlar yapılır ve ancak bu itirazlar haklı görülür ise mazbata daha sonra iptal edilir. Örneğin bu seçimde de Keskin’de belediye başkanlığı seçimini kazanan kişiye önce mazbatası verilmiş ve daha sonra yapılan itirazların kabul edilmesinden sonra mazbata iptal edilmiştir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına vekalet eden Mevlut Uysal’ın görevi 1 Nisan da sona ermemiş midir? Bu tarihten sonra yaptığı işlemler hukuki midir?

Metin Günday: 
1-) Sn.Ekrem İmamoğlu 1 Nisan itibariyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Diğer yandan ise, aynı tarih itibariyle Başkan vekili Mevlüt Uysal’ın görevi sona ermiştir.

2-) Mevlüt Uysal 1 Nisan itibariyle artık belediye başkanı/vekili olarak yetkilerini hukuken kullanamaz. Kamusal yetkiler, eğer bu yetkileri kullanacak olanlar belli bir süre için belli makamlara seçilmişlerse, o süre ile sınırlı olarak kullanılabilir.

3-) Mevlüt Uysal’ın o tarih itibariyle yaptığı ve Ekrem İmamoğlu’na mazbatası verilinceye kadar da yapacağı, yeni yönetimi bağlayıcı işlemler açık ve bariz bir biçimde hukuka aykırı olacaklardır. Bu gibi işlemlerin yeni yönetimce geri alınarak hükümsüz hale getirilmesi yanı sıra, bu gibi işlemleri yapanların hukuki ve cezai sorumlulukları da gündeme gelebilir.

Seçmen listelerine yapılan itiraza gerekçe sağlamak adına polislerin kapı kapı kontrol yapması sorular sorması hukuken doğru muydu?

Metin Günday: 
1-) Seçmen listelerinin kesinleşmesinden sonra bu listelere itiraz yapılamaz.

2-) İstanbul Büyükçekmece’deki seçim sonuçlarının gayriresmi olarak açıklanmasından sonra AKP’lilerin ‘Ortada oy yolsuzluğu var, suistimal var, seçmen kaydırmaları yapıldı, usulsüzlük var’ biçimindeki itirazlarının bu aşamada dinlenmesine olanak yoktur.

3-) Bu yöndeki itirazlara gerekçe hazırlamak amacıyla İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla polis ekiplerinin ev ev dolaşarak seçmen aramaya kalkışmasının hukuki hiçbir yanı yoktur.

4-) Yurttaşlara ‘kime oy verdiniz’ sorusunun yöneltilmesi, ‘kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz diyen’ Anayasa’nın 25’nci maddesinin 2’nci fıkrasına açıkça aykırıdır; suçtur.

Geçersiz oyların itirazıyla ilişkili süreci bir hukukçu olarak anlatır mısınız?

Metin Günday: 
1-) ‘Geçersiz oy’ itirazlar: 298 sayılı Kanun’un 112’nci maddesine göre, itirazların sözle ve yazıyla yapılacağı, sözlü itirazlarda itiraz gerekçesinin tutanağa yazılması, yazılı itirazların ise gerekçe ve delile dayanması zorunludur.

2-) Gerekçe ve delilden yoksun itirazların incelenmesine olanak yoktur.

3-) Bir sandıkta yapılan sayım esnasında oyun geçersiz olduğuna ilişkin tutanağa geçmiş bir itiraz yoksa, daha sonra seçim kurullarına yapılacak ‘geçersiz oy’ itirazlarının dinlenmemesi ve geçersiz oyların yeniden sayımlarının yapılmaması gerekir.
Nitekim YSK’nın bugüne kadar ki uygulamaları da bu yönde olmuştur.

4-) 31 Mart seçimlerindeki uygulama yasanın bu düzenlemesine ve YSK’nın yerleşik kararlarına karşın, aksi yönde olmuş; İstanbul’da geçersiz oylar, sandık kurullarında olmasına karşın ilçe seçim kurulları kararlarıyla yeniden sayılmaya başlanmış, bu yöndeki kararlara karşı yapılan itirazlar il seçim kurulu tarafından durdurulmuş ise de, YSK sayımına başlanmış olan geçersiz oyların sayımına devam edilmesi doğrultusunda karar almış ve geçersiz oyların sayımı sürdürülmüştür… Ancak bu usul ve yasa dışı uygulamaya rağmen de, ne Ankara’da, ne de İstanbul’da sonuçlar değişmiştir.

YSK, OHAL KHK’leriyle haklarında işlem yapılan seçilmişlere mazbata verilmemesine, ikinci sırada seçilmiş olana verileceğine karar verdi. Oysa, adaylık başvuru sürecinde yasal herhangi bir engel olsaydı başvuruları kabul edilmezdi. KHK ile yürütmenin verdiği karar yargı kararının önüne mi geçiyor? Halk değil YSK mı seçici oluyor. Bu kararlar hukuka aykırı değil mi?

Metin Günday: 
1-) OHAL kanun hükmünde kararnameleri ile kamu görevinden ihraç edilmiş olup da, belediye başkanlıkları seçimlerine katılan ve bu seçimleri kazananlara mazbatalarının verilmemesi ve OHAL KHK’ler yüzünden ikinci en çok oyu alanlara mazbatalarının verilmesi ise tam bir hukuk skandalıdır.

2-) 2972 sayılı Kanun kimlerin belediye başkanı olamayacakları konusunda 2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanun’un 11 inci maddesine yollamada bulunmuştur. 2839 sayılı Kanun’un bu maddesinde belediye başkanı olmaya engel durumlar arasında KHK ile kamu görevinden ihraç edilmiş olmaya yer verilmemiştir.

3-) 11. maddede ‘kamu hizmetinden yasaklılar”ın seçilemeyecekleri belirtilmiştir ki, KHK ile ihraç edilme kamu hizmetinden yasaklanmış olma anlamına gelmeyip, bir OHAL tedbiridir ve bu tedbir OHAL süresince geçerli bir tedbirdir. OHAL kalktığına göre bu tedbir de hukuken kalkmıştır.

4-) Ancak bir yargı kararı ile kamu hizmetinden yasaklama getirilebilir. Bir KHK ile böyle bir yasağın getirilmesi olanaksızdır. Kaldı ki, bu kişilerin adaylıkları YSK tarafından başlangıçta kabul edilmiştir. Adaylıkları YSK tarafından kabul edilen, seçime sokulan bu kişilerin, seçimi kazandıktan sonra mazbatalarının verilmemesinin hiçbir gerekçesi olamaz.

5-) Hele hele bu kişilere mazbataların verilmeyerek ikinci gelen ve çok düşük oy almış olana mazbatanın verilmesi, seçmen tarafından belediye başkanı olarak seçilmemiş olan bir kişiye mazbatanın verilmesi ve seçmen iradesinin hiçe sayılması anlamına gelir.

İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerine yapılan olağanüstü itiraz gerekçelerini hukuki açıdan yerinde buluyor musunuz?

Metin Günday: 
1-) 298 sayılı Kanunun 130’uncu maddesinde olağanüstü itiraz nedenleri sınırlı bir biçimde düzenlenmiştir.

2-) Seçilene mazbatasının verilmesinden itibaren 7 gün içinde yapılabilecek olan olağanüstü itiraz, seçimlerin sonucuna etkili olabilecek olay ve hallerin varlığına dayandırılmalı, somut belge ve kanıtları ile birlikte YSK’ya sunulmalıdır.

3-) AKP adına yapılan olağanüstü itiraz nedenlerine baktığımızda, bunların esas itibariyle iki grup iddia altında toplandığını görmekteyiz:

Birinci iddia,
Yasa dışı bir örgütün devreye girmesi ile, ki FETÖ kastedilmektedir,  İstanbul’daki seçim sandık kurullarının pek çoğunun yasaya aykırı bir biçimde, kamu görevlisi olmayan ya da kamu görevinden çıkarılmış bulunan ya da kamu görevinden çıkarılmış olanların akrabalarından oluşturulmuş olması iddiasıdır…

1-) Yasaya aykırı olarak oluşturulduğu iddia olunan bu seçim kurulları, aynı zamanda AKP’nin seçim kazandığı ilçe belediyeleri seçimlerinde de görev yapmış kurullardır.

2-) Uzun lafın kısası, AKP aynı gün yapılan bir seçimi kazandığında seçim kurulları yasaya uygun; ama bir diğer seçimi kaybettiğinde aynı seçim kurulları yasaya aykırı görülmektedir…
3-) Seçim kurulları ağırlıklı olarak ilçe seçim kurulu başkanı yargıçlar tarafından, mülki idare amirinin isimlerini bir liste halinde gönderdiği kamu görevlileri arasından kur’a ile belirlenmektedir.
4-) Suçlanmak istenenler, kamu görevlilerinin isimlerini bildiren vali ya da kaymakamlar ile bunların gönderdiği listelerden kur’a ile seçim kurulu üyelerini belirleyen yargıçlar mıdır?
5-) Bunlar hakkında soruşturma açılmış ya da gerekli işlemlerin yapılması için herhangi bir başvuru yapılmış mıdır? Hayır…
6-) Nereden bakılırsa bakılsın soyut, hiçbir hukuki ve hatta mantıki dayanağı olmayan böyle bir iddia olağanüstü itiraz nedeni olamaz.

İkinci iddia,
Oy kullanmaması gereken kişilere oy kullandırılmış olma iddiasıdır…
1-) Seçmen listelerine belli bir süre içinde itiraz etmek mümkün iken, bu süre içinde itiraz yapılmayıp 3 Mart itibariyle kesinleşmiş olan seçmen listelerinde yer alan bazı kişilerin seçmen olmadıklarını iddia etmek, ilaveten, bu iddia doğru olsa dahi bu aşamada mümkün değildir..

2-) Seçimin sonucuna etkili bir durum var mıdır? Bu iddia da soyut bir iddiadır. Bu gibi soyut, dayanaksız, ciddiyetten uzak iddialara dayalı bir olağanüstü itirazın YSK tarafından dinlenmeyeceğini inanıyorum.

MHP’den bir yasa önerisi geldi.Mevcut sistem de, ‘bir sistem adaletsizliği, bir sistem dengesizliği olduğu’ gerekçesiyle büyükşehir belediye başkanı seçildikten sonra o da kendisine verilen yetkiye dayanarak ilçe belediye başkanlarını kendi belirlesin denildi.. Bu öneri hukukumuza demokratik yapımıza uygun bir öneri midir?

Metin Günday

Metin Günday: 
İlçe belediye başkanlarının seçimle iş başına gelmemeleri, seçilen büyükşehir belediye başkanları tarafından belirlenmesi; yani atanmaları yönündeki öneri, tam anlamıyla bir zırvalıktır. Bir kamu hukukçusu olarak böyle bir zırvalık üzerine bir kelime dahi sarf etmek benim için zaman kaybıdır.

Nurzen Amuran

Odatv.com

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top