GENEL

Parlamenter demokrasiye dönüş şarttır

”Muhalefetin çoğunlukta olduğu bir TBMM, yürütmeye özgülenen konular dışında yasa çıkararak cumhurbaşkanlığı kararnamelerini hükümsüz hale getirerek ve HSK ile bazı AYM üyelerini atayarak siyasal rejimin bir “tek adam” rejimine kaymasını engelleyebilecektir.”

Özyeğin Üniversitesi Anayasa Hukuku Profesörü Osman Korkut Kanadoğlu…

OHAL sadece demokrasiyi değil, ekonomiyi de vurdu. Ekonomideki bu sıkıntıların giderilmesinde OHAL’in rolü nedir?

”Cumhurbaşkanı başkanlığındaki bakanlar kurulu, ikame bir yasama organına dönüşmüştür.”

O. Korkut Kanadoğlu: ”OHAL, Anayasa dışı bir uygulamaya nasıl dönüştü… 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı tehlikenin giderilmesi için olağan bir yönetim gerçekten de yetersiz kalabilirdi. Ancak olağanüstü KHK’lerle %90’ı OHAL ile ilgisi olmayan hemen hemen her konuda, 1000’den çok kanun maddesinde değişiklik yapılmıştır. Böylelikle Cumhurbaşkanı başkanlığındaki bakanlar kurulu, ikame bir yasama organına dönüşmüştür.”

”Sonuç olarak başarısız darbe girişimi sonrasındaki ilgisiz, ölçüsüz ve sürekli, hatta Anayasa hükümlerini değiştiren olağanüstü KHK’lerle, Türkiye’de demokratik rejimin devamlılığı ciddi bir tehdit altına girmiştir.”

”Çok kuvvetli yürütme yetkilerinin kullanıldığı ülkelerin gelişmişlik basamağının en altında yer aldığı görülmektedir. Ekonomik ve sosyal gelişmişlik indeksleri, çok güçlü liderlerin bulunduğu ülkeleri en altta, birçoğu koalisyonla yönetilen parlamenter sistemleri ise en üstte göstermektedir.”

”Aşırı güçlenen iktidar sahiplerinin çok hızlı ve tek taraflı kararlar aldığı ve yine bu kararlardan çok hızlı döndüğü sistemlerde, kontrol ve denge araçları da devre dışı kaldığından ekonomi yönetimlerinin hata yapma olasılığı çok daha güçlüdür.”

OHAL’le birlikte İnsan hak ve özgürlüklerinin güvenliği de Anayasa teminatının dışında kaldı. Milli Güvenlik gerekçesiyle gösteri yürüyüşlerine toplantılara izin verilmedi, grevler yasaklandı. Binlerce kişi işten atıldı.

O. Korkud Kanadoğlu

1933 yılında Alman İmparatorluk Parlamentosu (Reichstag) yakılmıştı. Nazilerin yaptığı ama komünistlerin üzerine attıkları ve sonrasında dönemin Cumhurbaşkanı, 1919 Weimar Anayasası’nın ona verdiği olağanüstü KHK çıkarma yetkisini kullanarak çıkardığı olağanüstü kararnamelerle, toplanma özgürlüğü, basın özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü askıya alınmıştı.”

”Alman toplumu, 1949 tarihinde Anayasasını yaparken, Alman Anayasası’nda olağanüstü dönemlere ilişkin özel hiçbir kural yer almadı. Ne zamana kadar? 1968 yılına kadar. Bu tarihte, Anayasa’ya belirli acil durumlarda; belirli olağanüstü koşullarda tedbir alınabilmesine yönelik maddeler eklendi.”

”Sözü edilen bu düzenlemedeki inceliği özellikle vurgulamak gerek. Parlamenter denetimin ortadan kalkmaması için Anayasa da, her yasama döneminin başında geçici bir ortak komisyon oluşturulması öngörüldü. Olağanüstü (acil) tedbirler alabilme yetkisine sahip olan bu ortak komisyon, Federal yasama organının her iki kanadı olan Bundestag ve Bundesrat’ta temsil edilen partilerin gücü oranında seçilmiş 16’şar milletvekilinden oluşturulmaktadır.”

”Önemli bir nokta bu dönemde çıkarılan yasa gücündeki düzenlemelerin, OHAL’in sona ermesinden en geç 6 ay sonra yürürlükten kalkmasıdır.”

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Üniversitelerden terör örgütüne bulaşmamış onlarca bilim adamımız da sırf muhalif olduğu için işten atıldı. Yargıya başvurma hakları da ellerinden alındı. Hukuk devletinin kuralları bu kadar uzun süre askıda bırakılır mı?

O. Korkud Kanadoğlu

”Kamuda belirli bir tasfiye ihtiyacının doğduğu bir gerçektir. Daha önce İkinci Meşrutiyetsonrasında II. Abdülhamit liyakat ilkesini hiçe sayan atamalarla bürokrasiyi felç etti ve bunu gidermek üzere Osmanlı Meclisi 1909 yılında bir Tenkisat Kanunu çıkardı. Parlamenter denetim altında bu tenkisat yapıldı.”

”Kurtuluş Savaşı sonrasında da, milli mücadeleye katılmamış, bu mücadeleye karşı çıkmış olan kamu görevlilerinin yine devletten temizlenmesi ihtiyacı doğdu. O zaman da parlamento bu işi yürütmeye bırakmadı. İki ayrı Kanunla, hem askeri hem de sivil kamu görevlilerinin görevden alınmalarına ilişkin düzenlemeler yapıldı.”

”Bu tür tasfiyeler sadece bizde yaşanmadı. Doğu Bloku’nun yıkılmasından sonra, Doğu Avrupa ülkeleri, özellikle Almanya’da da yapıldı. Ama, “STASİ” yani “Doğu Almanya istihbarat örgütünün ve Devlet Güvenlik Bakanlığının görevlileri kamuda çalışamaz” denildi Aynı süreç, post komünist dönemde bazı Doğu Avrupa ülkelerinde de yaşandı.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çeşitli kararlar verdi:  “Eğer ihraca yol açan belgelere ulaşım hakkı yoksa silahların eşitliği ilkesi de yoktur. Sözleşmenin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.” 

AİHM bir başka kararında: ”Özel yaşamın korunmasına ilişkin maddenin ihlalini saptadı ve bu hakka yönelik müdahaleye karşı korunmasını sağlayan bir prosedür olmadığı için, yani etkin yargı yolları öngörülmediği için, Sözleşme’nin ihlaline karar verdi.”

”Kamudaki tasfiyelere ilişkin olarak, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, 1096 sayılı ilke kararıyla bu tür bir tasfiyenin olabileceğini; fakat kamu görevlilerinin bu şekilde ihracında masumiyet karinesi ve mahkemeye erişim hakkına mutlaka riayet edilmesi gereğini ve bu temizleme faaliyetinin amacının hiçbir şekilde ceza hukukunun konusuna giren bir yaptırım olmayıp, sadece demokratik düzeni tesis etmek olduğunu vurgulamaktadır.”

Şu anda bizde ki uygulama Avrupa standartlarına uygun mudur?

O. Korkud Kanadoğlu

”Şu anki uygulama ne tarihimize ne de insan haklarına ilişkin Avrupa standardına uygundur. Korkum şu ki, olağanüstü KHK’lerin yarattığı bu düzenin, gerçekten kamu görevini yerine getiremeyecek şekilde anayasaya sadakatten uzaklaşmış olan kamu personelinin işine yarayacak olmasıdır.”

Seçim barajında %10 oranında ısrar edenler ittifaklar yolunu açtılar. İttifakların da ilkeler bazında birleştirici uzlaştırıcı bir yanı oldu mu?

O. Korkud Kanadoğlu

 ”Demokrasilerde seçimler, siyasi iradenin oluşum sürecinin en önemli işlemidir. Alman Federal Meclisinin, 2013 tarihinde Avrupa Seçim Kanununda yaptığı değişiklikle getirdiği %3 seçim barajına ilişkin Alman AYM’sinin değerlendirmesi…”

“Yüzde üç barajı Anayasa bakımından sadece seçilme eşitliği ve şans eşitliği bağlamında sakıncalı olmayıp, aynı zamanda arzu edilen ‘ileri demokrasi’ye de vurulmuş bir darbedir. Baraj aynı zamanda politik sürecin şeffaflığına, olası değişimler için gerekli olan farklı görüşlerin ifade edilmesine de sekte vurmaktadır. Küçük partiler de parlamento sürecinde önemli katkılar sağlayabilirler. Seçim barajının haklılığı için sadece barajı geçebilen partilerin yeterli temsil yeteneği olduğu, bu suretle de halkın temsiline güvenilir katkıda bulunduklarını iddia eden düşünce doğru değildir.”

”2017 Anayasa Değişiklikleri sonucu TBMM’nin güvenine dayalı Bakanlar Kurulu’nun ilga edilmesi ve yürütmeyi tek başına oluşturan cumhurbaşkanın doğrudan halk tarafından seçilecek olması karşısında artık %10 seçim barajının yönetimde istikrarı sağlamak gibi anayasal bir amacı kalmamıştır.” 

”İttifak olanağı muhalefet partilerine, ülke yönetimini üstlenebileceklerine yönelik halkın güvenini kazanma noktasında büyük bir katkı sunmuştur.”

”Burada bir örnek de Hindistan’dan verilebilir. Kongre Partisi, oyların %48’ini hiç aşamamasına rağmen uzun yıllar parlamentodaki sandalyelerin büyük çoğunluğunu kazanmıştır. 1977’de yedi küçük parti bir araya gelerek seçimlere ortak katılacaklarını beyan etmişlerdir. Bu ittifak 295 milletvekilliği kazanarak ilk kez Kongre Partisini iktidardan uzaklaştıran bir sonuç elde etmiştir.”

Profesör İbrahim Kaboğlu: “Şu anda en büyük bunalım, ‘hukuk bunalımı’dır. Bu, ‘anayasasızlaşma eşiği’ olarak da görülebilir.”

KHK’ler yeni anayasa ile cumhurbaşkanlığı kararnamelerine dönüşecek. Kararnamelerin temel değişikliklerde kullanılması TBMM’nin kurumsal yapısını zedelemiyor mu?

O. Korkut Kanadoğlu

”Prof. Teziç’in belirttiği gibi, 23 Nisan 1920’deki olay sonrasında “Osmanlı Anayasa hukukundan tamamen farklı olarak, yeni Türk Devletinde, yürütme daima yasamanın içinden çıkan, ona tabi olarak hukuki faaliyetler yapan bir organ olacaktır.”Ancak 2017 Anayasa Değişiklikleriyle Anayasa hukukumuzdaki bu ani sıçrama kesintiye uğramış; yasama – yürütme organlarının hukuki ilişkilerinde Osmanlı Anayasa düzenine geri gidişin yolu açılmıştır.”

”Yasama ve yürütme arasındaki denklem değişmiştir; yürütmenin kaynağı artık yalnızca yasama değildir.  Zira yürütme organı 2017 Anayasa Değişiklikleri sonrasında artık belirli konularda düzenleme yetkisini yasama organından değil, doğrudan Anayasadan almaktadır. Yürütme artık tamamlayıcı nitelikte bir yetki olmaktan çıkıp, yapıcı bir yetki haline gelmiştir. Belli konudaki ilk düzenlemenin mutlaka yasama organına ait olduğu anlayışı geçerliliğini yitirmiştir.”

”Yeni rejime göre yürütmenin sahip olduğu bu geniş yetkiler göz önüne alındığında, verilen KHK çıkarma yetkisi, mevcut iktidarın seçimlerde kötü bir sonuç alması ihtimaline karşı üç haftaya çıkabilecek bir ara dönemde yeni hükümet teşkilatını düzenleyebilme kaygısından kaynaklanıyor.”

Ülkemizin sosyal yapısını demokrasi kültürünü yeniden değerlendirirsek Başkanlık sistemi Türkiye’nin demokrasi sorununu çözer mi?

 ”ABD tipi başkanlık sistemine baktığımızda, yürütmeyi oluşturan Başkanın, Kongre tarafından etkin bir biçimde denetlendiğini görüyoruz. Ayrıca ABD’de uygulanan federalizm, dikey bir kuvvetler ayrılığı yaratarak Başkan’ın gücünün sınırlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Nihayet bağımsız bir yargının varlığı, ABD tipi başkanlık sisteminin günümüze kadar büyük bir kriz yaşamadan gelebilmesinde önemli bir etken olarak göze çarpmaktadır.”

”Türkiye’yi değerlendirdiğimizde; Yasama organının, etkin denetleme mekanizmalarına sahip olduğunu söyleyemeyiz. Artık Cumhurbaşkanının sekreterleri olarak görev yapacak olan ve TBMM dışından atanacak olan bakanların göreve başlaması için yasama organından herhangi bir onay alınması söz konusu değildir.”

”Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile Cumhurbaşkanı’nın belli konularda ilk elden düzenleyici işlem yapma yetkisine sahip olması ve TBMM’nin de bu konularda yasa çıkaramaması söz konusudur.”

‘Muhalefetin çoğunlukta olduğu bir TBMM, yürütmeye özgülenen konular dışında yasa çıkararak cumhurbaşkanlığı kararnamelerini hükümsüz hale getirerek ve HSK ile bazı AYM üyelerini atayarak siyasal rejimin bir “tek adam” rejimine kaymasını engelleyebilecektir.”

‘Bölünmüş bir hükümetin riski ise siyasal krize neden olabilmesidir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında söyleyebilirim ki, ülkenin siyasal rejiminin ve anayasal düzenin doğru işleyebilmesi için parlamenter demokrasiye dönüş şarttır. Ancak bu kesin dönüşün çok da kolay olmayabileceği kaygısını da taşımaktayım.”

Demokratik Parlamenter sisteme dönüş için parlamentoda öncelikli olarak anayasa değişiklikleri mi yapılmalı yoksa yepyeni bir anayasa hazırlanması için mi çalışılmalı?Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı çıkanlar için nasıl bir geçiş süreci düşünülmeli?

Korkut Kanadoğlu

”Siyasal rejimle birlikte başta yargı bağımsızlığı ve etkin anayasa yargısı olmak üzere temel hak ve özgürlükleri ve özerk kurumları da içine alan yeni bir anayasa yapılmasının daha sağlıklı olduğu düşüncesindeyim.”

1-) ”Yeni bir anayasa yapmak üzere kurucu meclis kurulmasını öngören bir anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulması en makul yoldur. Bu halkoylaması için en uygun zaman ise ilk yerel seçimlerin yapılacağı gün olabilir.”

2-) ”Anayasanın toplumsal mutabakatı en geniş biçimde yansıtması için bu kurucu meclisin nispi temsil sistemiyle ve hiçbir baraj olmaksızın oluşturulması gerekmektedir.”

3-) ”Halkoyuyla anayasanın yeniden yapılması için kurucu meclise onay verilirse, ardından kurucu meclis seçimleri yapılır.”

4-) ”Yeni anayasanın yapılmasına ilişkin halkoylamasında seçmenler, başka bir oy pusulasıyla kurucu meclis üyelerini de belirleyebilirler. Yeni bir anayasa yapılması yönünde bir sonucun ortaya çıkmasıyla, kurucu meclis üyelerinin seçimi de eş zamanlı olarak gerçekleşmiş olur.”

Bizim ihtiyacımız olan kısa özlü bir anayasa mı, yoksa daha ayrıntılı bir anayasa mı?

Kanadoğlu:  ”Uzlaşma kültürünün yeterince gelişmediği bir ortamda önemli anayasal tercihlerin yasa koyucuya bırakılması, çoğunlukçu bir anlayışı egemen kılma riskini de artıracaktır. Kısaca, ben kısa bir anayasa taraftarı değilim.

Cumhurbaşkanının HSYK ve Anayasa Mahkemesi üzerinde tam kontrolü var. Cumhurbaşkanının yargı üzerindeki yetkisi hukuk devleti ilkeleriyle çeliştiğine göre yargıyı özerk hale getirecek, mahkemelerin bağımsızlığını, hakim güvencesini sağlayacak ilk adımlar ne olmalı?

Korkut Kanadoğlu

1-) ”Öncelikle mahkemelerin iş yükünün, ilgili mahkemenin hâkimleri arasında kanunda belirtilen süre için önceden paylaştırılması ve bu dağıtıma göre bir hâkime verilen davaların bu hâkimin yargı yetkisinden alınamayacağı anayasal bir kural haline getirilmelidir.”

2-) ”Adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarının özellikle sınav ve mesleğe kabul yetkisi yalnızca Yüksek Adalet Kuruluna verilmeli.”

3-) ”Avukatlık mesleğine kabul ve mesleğe hazırlama konularında Türkiye Barolar Birliği (TBB) yetkili kılınmalıdır.”

4-) ”Yürütmenin hukuk devletiyle bağdaşmayacak biçimde AYM ve HSK üzerindeki belirleyiciliğine bir son verilmelidir. Örneğin bu doğrultuda Adalet Yüksek Kurulu üyeleri, Yargıtay ve Danıştay Başkan ve üyeleri ile ilk derece ve bölge adliye ve idare mahkemelerinde görev yapmakta olan birinci sınıf hâkim ve savcıların kendi aralarında ve gizli oyla yapacağı seçimle belirlenebilir.”

5-) ”TBMM’ye, Üniversitelerarası Kurul ve TBB’nin gösterdiği adaylar arasından belirli sayıda üyeyi nitelikli çoğunlukla seçebilme yetkisi tanınabilir.”

Yüksek Seçim Kurulu sürekli eleştirilen bir kurum haline geldi. Kararlarının yargı denetimine açık olmaması mı sorunları ağırlaştırıyor?

Korkut Kanadoğlu

”Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuki yapısının, yargıç denetiminde seçimlerin yapılmasını öngörmesi sebebiyle çok da tartışılmaması gerekli.”

1-) ”YSK’nın, seçimlerin yönetimini, yürütmeden alması sebebiyle önemli bir organ olduğunu tespit etmek gerekir.”

2-) ”YSK kararlarının yargı denetimine açık olmaması, Kurul’un seçimleri yöneten organ sıfatıyla aldığı kararları bu sefer de seçimleri denetleyen organ sıfatıyla denetlemesi gibi hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmayan bir sonuç doğurmaktadır.
YSK kararlarına karşı yargı yolunun açılması, ya açık bir anayasa değişikliğiyle ya da Anayasa Mahkemesi’nin yorumuyla sağlanabilir.”

3-) ”Yüksek Seçim Kurulu’nun seçmen kaydı için İçişleri Bakanlığı’nın MERNİS ağını, seçim sonuçlarının sisteme girilmesinde ise nihayetinde yürütmenin bir parçası olan Adalet Bakanlığı’nca işletilen UYAP sistemini kullanması, seçimlerin yönetimine siyasi iktidarın dahil olabilmesine zemin hazırlayabilmektedir.”

4-) ”YSK’nın son zamanlarda verdiği “mühürsüz oy” ve “sandık taşıma” kararlarını ise Kurul’un hukuki yapısıyla değil; şu an yargıya egemen olmuş teslimiyetçi zihniyetle açıklamak mümkündür.”

5-) ”Sorun, tek başına bir YSK tartışması değildir ve yargının genel yapısı düzeltilmeden YSK’ya ilişkin sorunlar da düzeltilemez.”

Nasıl bir seçim sistemine ihtiyacımız var? Siyasi Partiler Yasasında da parti için demokrasiyi getirecek hangi düzenlemeleri önerirsiniz?

O. Korkud Kanadoğlu

 ”Seçim sistemleri kadar demokrasinin işlevselliği açısından parti yapı ve sistemleri de belirleyici olmaktadır. Bu bağlamda farklı aday ve oy verme biçimleri, seçmene, parti içi aday belirleme süreçlerine az ya da çok karışma imkanı vermektedir.”

1-) ”Dar bölgedeki adaylık, adayların belirli ölçüde partiden bağımsız olmalarına katkı verirken, listeli adaylık partiye bağlılığı az ya da çok artırır. Özellikle bloke listede, aday partinin teklifiyle bağlıdır ve listedeki yeri parti organları tarafından belirlenir. Türkiye’de uygulanan bloke liste de aynı sonucu doğurmaktadır. Seçim Kanunlarında yapılan son değişiklikler de parti liderlerine “Prusya disipliniyle” bağlılıklarında herhangi bir değişikliğe yol açmayacaktır.”

2-) ”Ülkemizde aday belirlemenin partilerin yerel örgütlerinin işi olmaktan çıkıp parti merkez yönetiminin yetki alanında kalması, parlamentonun etkinliği bakımından olumsuz bir rol oynamaktadır.”

3-) ”Partilerin yerel düzeyde göreceli özerkliğini belirleyen ana değişken seçim sistemidir. Aday belirlemede parti tabanının belirleyiciliğini ve buna paralel olarak yürütmeyle dengeyi sağlayacak şekilde parlamentonun etkisini artıracak bir çözüm olarak ülkemiz seçim sistemine, Alman seçim sistemi olan kişiselleştirilmiş nispi temsil sistemindeki gibi tek isimli çoğunluk sisteminin unsurlarının yerleştirilmesi de akla gelebilir.” 

4-) ”Oy kullanma süreci ise şöyle işleyecek; partiler bir seçim ittifakında anlaşmışlarsa, dar bölgede tek bir ortak aday belirleyecekler ve oy pusulası üzerinde de en üstte adayın ismi, altında ise ittifakı oluşturan partilerin sembolleri yer alacak. Sembollerin yanında ise buna karşılık ilgili partinin nispi temsile göre belirlenecek olan en az iki, en çok dört aday ismi yer alacak.”

5-) ”Sağ partilerin bir ittifak oluşturduğunu varsayalım. Bu ittifaka oy vermek isteyen seçmen önce ortak adayın ismini işaretleyecek. Bu durumda verilen oy, iki yönde etki gösterecek. Birincisi dar bölgede oy verdiği adayın seçimine katılır, diğer yandan verdiği oy seçim ittifakına katılan ve bu adayı destekleyen tüm partiler üzerinde orantılı biçimde dağıtılır.” 

6-) ”Bu aşamada seçmen bir seçenek daha kullanabilir; dar bölgedeki adayı seçmez, istediği partinin listesine oy verir. Bu durumda oy pusulasındaki işareti hem nispi temsille belirlenecek parti adayları için hem de tek seçilecek aday yararına etki gösterir.”

Ancak her şeyden önce Siyasi Partiler Kanunu tamamıyla gözden geçirilmeli; ön seçim, parti içi kurumların demokratik çalışmasını sağlayıcı güvenceler, devlet yardımı gibi hususlarda esaslı bir çalışma yapılmalıdır.

Yeni dönemde cumhurbaşkanı, bütçe dışında Meclis’e kanun teklif edemiyor. Bu görev meclisin… Cumhurbaşkanlığı sisteminde Meclis çoğunluğu muhalefet partilerinde olunca yönetimde nasıl istikrar sağlanabilir?

”Bakanlar Kurulunun kalkmasıyla yeni anayasal düzenlemelerin, Cumhurbaşkanına çizdiği yeni statüden, Meclis–Cumhurbaşkanı çatışması çıkarabilecektir. Cumhurbaşkanını meclis karşısında daha bağımsız hale getiren düzenlemeler, Cumhurbaşkanının ayrı bir politika gütmesini sağlayacak dereceye varmıştır.”

1-) ”Bu doğrultuda Cumhurbaşkanı kendi politikasıyla Meclis çoğunluğunun politikasını karşılaştırma imkanına her zaman sahip olacaktır. Zira Cumhurbaşkanı, meclisi tek başına yenileme yoluna başvurabileceği gibi öncesinde kanunları veto etme ve kararname çıkarma yetkisine de sahiptir.”

2-) ”Tıkanmayı aşmak için yürütmenin yasama seçimlerini yenilemesi ya da yasamanın yürütmeyi değiştirebilmesi tek demokratik çözüm olacaktır. Bu çözümlerden ikincisi başkanlık sistemlerinde yoktur.”

3-) ”Yasama seçimlerinin yenilenmesi ise çok nadir olarak başkanlık sistemlerinde kabul edilmektedir. Zira fesih/seçimleri yenileme mekanizması tamamen parlamenter sistemlere özgü bir mekanizmadır. Fesih yetkisinin tek imzayla cumhurbaşkanına verilmesi, çok daha yüksek demokratik temsil kabiliyetine haiz yasama organlarını diledikleri zaman ortadan kaldırarak, yasama karşısında aşırı güçlenmiş bir cumhurbaşkanı yaratacaktır. Bu da demokratik sisteme zarar verecektir.”   

4-) ”Söz konusu kriz hallerinin çözümü için başkanlık sistemine önerilebilen tek mekanizmanın parlamenter sistemlere özgü olması, parlamenter sistemleri istikrar için çok daha elverişli kılmaktadır. Bu da parlamenter sistemi neden değiştirdiğimiz sorusunu yanıtsız bırakmaktadır.”

Nurzen Amuran

odatv.com

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top