GENEL

28 Şubat dönemi…

”15 Temmuz İhaneti mi? 2003’ten itibaren tek bir FETÖ’cünün bile atılmasına izin vermeyen, aksine bu adamların ÖSYM sınavlarıyla vs. TSK içine sızmasına ve sürekli palazlanmasına göz yuman ve FETÖ’ye “ne istediler de vermedik” diyen siyasi iktidarlardır.”

En fazla mağduriyet üretilen, propagandası yapılan konular !

28 Şubat döneminde askerlerin MGK’da hükûmet üyelerine baskı yaparak 406 Sayılı Kararı aldırdıkları, Erbakan’ın istifasının askerlerin zorlamasıyla olduğu ve Refah Partisini de askerlerin kapat(tır)dığı iddialarının gerçek dışı olduğunu belirtelim.

GÜYA, YILMAZ-ECEVİT – CİNDORUK ÜÇLÜSÜNÜ ASKERLER HÜKÛMETE GETİRMİŞMİŞ!

iDDA EDENLERE GÖRE; Askerler REFAHYOL’u yıktıktan sonra Mesut Yılmaz-Bülent Ecevit-Hüsamettin Cindoruk üçlüsünü hükümete getirmiş,

Askerler REFAHYOL’u yıktıktan sonra Mesut Yılmaz-Bülent Ecevit-Hüsamettin Cindoruk üçlüsünü hükümete getirmişiz. Yani “dinlemeyen” hükümeti devirmiş, dinleyen hükümeti işbaşına getirmişiz…

İdda edenlere şu soruları soralım:

1-Bu ülkede nasıl iktidar olunacağı yasalarla belli değil mi? Erbakan’ın istifasından sonra Mesut Yılmaz’a hükümeti kurma görevini askerler mi vermiş? “hükûmet kurma görevinin Mesut Yılmaz’a verilmesi için Cumhurbaşkanı Demirel’e askerler baskı mı yapmışlar? Bilakis, Demirel Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na? “Cumhurbaşkanı kimi isterse hükümet kurma görevini ona verir”, “Cumhurbaşkanı bir noter değildir” ve “TC’nin kanunları bana Cumhurbaşkanı olarak ne görev vermişse ben onu yaptım, kanunların dışına da asla çıkmadım” diyor.

2- 30 Haziran 1997 tarihinde Mesut Yılmaz başkanlığında ANAP – DSP ve DTP koalisyonu ile kurulan ANASOL-D Hükûmeti’ni askerler mi onaylamış, yoksa bunlar TBMM’de hükûmet programını okuyup milletvekillerinden mi güvenoyu almış?

3- Ne 28 Şubat iddianamesinde ne de gerekçeli kararda ANASOL-D’nin askerler tarafından kur(dur)ulduğuna ilişkin iddia ya da suçlama var mı?

O halde “askerlerin REFAHYOL’u yıktıktan sonra Mesut Yılmaz-Bülent Ecevit-Hüsamettin Cindoruk üçlüsünü hükümete getirdiği” iddia edilemez… iddia edenlerin amacı “yandaşları avutmak / uyutmak” bu nedenle; her türlü “atış” serbest tabii…

GÜYA; ASKERLER ANASOL-D HÜKÛMETİNE İMAM HATİPLERİ KAPATTIRMIŞMIŞ!

İddia edenlere göre; Askerler Erbakan Hükûmetinden sonra kurulan ANASOL-D Hükûmetine “Kesintisiz 8 yıllık eğitime geçilmeli” demiş ve böylece imam hatiplerin orta kısımlarını kapattırmış.

8 yıllık kesintisiz eğitim uygulamasına geçilmesi 28 Şubat MGK Kararları arasında yer almaktadır ve askerler de 8 yıllık eğitimden yanadır. Ancak REFAHYOL Hükûmeti MGK kararlarını hiçbir baskı olmaksızın aynen benimsemiş ve uygulanması için Başbakan Erbakan tarafından Hükûmet Direktifi yayınlanmıştır. İktidarın diğer ortağı DYP de 8 yıllık kesintisiz eğitimin tamamen destekçisidir.

8 yıllık kesintisiz eğitim, Meclis’teki DYP, ANAP, DSP ve DTP’nin kendi parti programlarına dahil ettikleri bir konuydu. Onlara da “8 yıllık eğitimi parti programınıza alın” diye askerler mi baskı yaptı?

Toplumda en çok kafa bulandırılan konu 8 yıllık eğitimle imam hatip okullarının kapatıldığı konusudur. Bu, kesinlikle gerçek dışı bir söylem olup, tamamen halkın din duygularını istismara yöneliktir. 28 Şubat döneminde kapatılan tek bir imam hatip okulu yoktur.

İşte imam hatiplerle ilgili gerçek budur.

Gerçek şudur: 8 yıllık kesintisiz eğitime geçince bütün meslek okulları ile Anadolu liselerinin orta kısımları otomatik olarak kapanmıştır, Tabii bir meslek okulu olarak imam hatip liselerinin orta kısımları da aynı şekilde kapanmıştır.

8 yıllık kesintisiz eğitim yasası – belki RP hariç – bütün siyasi partilerin ortak talebidir ve Meclis’teki partiler ve mevcut siyasi iktidar tarafından çıkarılmış, milletvekillerinin oyuyla kabul edilmiş, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girmişdir.

Eğer iddianameyi hazırlayan Mustafa Bilgili denen şahıs bu konuda askerlerin bir dahli olduğuna ilişkinen küçük bir kanıt dahi bulabilseydi hiç kuşkusuz suçlamalarına bunu da eklerdi.

 ÜNİVERSİTELERDE BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINI ASKERLER UYGULAMIŞ, KUR’AN KURSLARINI ASKERLER KAPATMIŞMIŞ!

28 Şubat meselesinin en can alıcı noktası, en fazla mağduriyet üretilen, propagandası yapılan konular; “Askerler başörtüsünü yasakladı, askerler başörtülü öğrencileri üniversitelere almadı, askerler kamuda başörtülü personeli işlerinden attı, askerler Kur’an kurslarını kapattı…” vs.. Say say bitmez.

“Türban meselesi” 28 Şubat’la mı ortaya çıktı? Hayır! Türbanlı öğrencilerin okullara alınmaması 28 Şubat’la mı başladı? Hayır! 1982 yılında Ayşe A. adında bir sınıf arkadaşım türban taktığı için üniversiteden ayrılmak durumunda kalmıştı. (Hacettepe Üniversitesi kayıtlarına girip bulabilirsiniz)

Okullardaki öğretmen ve öğrencilerin kılık kıyafetleri ile ilgili yönetmelik 1981’de, devlet memurları ve kamu personeli ile yükseköğrenim öğrencilerinin kılık kıyafetiyle ilgili kanun1982’de yürürlüğe girmiştir.

Mevzuata göre; kadın kamu görevlileri ve kız öğrenciler başları daima açık, saçları taranmış veya toplanmış olarak bulunması hükme bağlanmış. Danıştay ya da Anayasa Mahkemesi(AYM) her seferinde türbanın bir “siyasi simge” olduğu kararı çıkartmıştır. AYM, türbanı bir siyasi simge olarak tanımlamıştır. AYM’nin bu kararı 1993’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmüş, ama oradan da red kararı çıkmıştır.

Nisan 2001’de AYM’nin 39’ncu kuruluş yıldönümünde AYM Bşk. Mustafa BUMİN: “Okullara ve resmi dairelere türbanla girilmesine hoşgörü gösterilemez. Tüm siyasî partilerin dini, din duygularını veya dince mukaddes sayılan şeyleri istismar etmemeleri ve siyasî çıkarları için kullanmamaları gerekir. Anayasa’nın 153’ncü maddesine göre mahkeme kararlarının bağlayıcılığı göz önüne alındığında, AYM’nin verdiği üç kararı da türban yasağı konusunda bağlayıcıdır.”diye konuşmuştur.

Gerek kamu personelinin gerekse öğrencilerin kılık kıyafeti ile ilgili yasal mevzuat Kasım 2012’de yürürlükten kalkmıştır.

28 Şubat kararları Başbakan Erbakan tarafından direktif haline getirilip bakanlıklara yayınlanınca buna ilk reaksiyonu İçişleri Bakanlığı göstermiş ve dönemin bakanı Meral Akşener tarafından il valilerine, il emniyet müdürlüklerine, jandarma teşkilatına ve içişlerine bağlı diğer bütün birimlere“ANAYASA ve YASALARIN UYGULANMASINDA UYULACAK USUL VE ESASLAR” başlıklı 9 sayfalık bir genelge gönderilmiştir. Şimdi o genelgeden birkaç pasaj aktaralım:

“Hukuk Devleti olmanın en önemli gereklerinden biri de yürürlükte bulunan yasaların kişi veya zaman ayrımı gözetilmeksizin uygulanması zorunluluğudur.Yasalar var olduğu sürece bunları uygulamaya yetkili kılınmış kamu görevlilerinin, şartlar ne olursa olsun, bunları uygulaması gerekmektedir.(…)

”(…) 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilmeyeceğine Dair Kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye’yi çağ dışı bir görünüme yöneltecek uygulamalar konusunda yasaların öngördüğü tedbirler Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararları istikametinde alınmalıdır. Bu tedbirlerin özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında titizlikle uygulanması sağlanmalıdır.”

Bu ifadelerden sonra söz konusu Genelge’nin ekinde belirlenen 16 maddelik “Çalışma Programı”nın11’nci maddesi şöyledir:

“11. Kıyafet Kanununa aykırı uygulamalara mani olunması, taviz verilmeden uygulama yapılması”

Hal böyleyken yok efendim askerler başörtüsünü yasakladı, okullara öğrencilerin başörtülü girmelerini engelledi şeklindeki bütün bilgi ve haberler tamamen mütedeyyin kitleleri tahrik etmekve bu kitleler ile TSK’nın arasını açmak amacına yönelikti(r) ve gerçek dışıdır.

Nitekim 28 Şubat duruşmalarına “tanık” sıfatıyla gelen Mesut Yılmaz’a bir müşteki avukatı benzer serzenişte bulunarak “kamu kurumları ile üniversitelere başörtülü bacıların alınmadığını” söyleyince Mesut Yılmaz’ın yanıtı aynen şöyle olmuştur: “Peki, bunun buradaki sanıklarla ne alâkası var? Buradaki sanıklar asker kişiler… Yasaları bunlar mı çıkarıyor? Hayır, yasaları TBMM çıkarıyor. O zaman bu soruyu askerlere değil, biz siyasetçilere sorun! Bunun sorumluluğu bizimdir, askerlerin değil!”

“Devletin en yüksek yargı organı bunu siyasal bir simge olarak tanımlıyorsa, o halde askeri bölgelerde ya da kışlalarda ne TSK personelinin ne de bir başkasının siyasi simge ile dolaşmasına izin verilemez”anlayışı Komuta Katının temel yaklaşımı olmuştur (ki zaten askerî yasalar da bunu emretmektedir).

Maalesef bazı komutanlıklarca Anadolu insanımızın geleneksel örtünme biçiminin de “türban” kapsamında değerlendirildiği ve o nedenle örneğin evlatlarının ziyaretine ya da yemin törenine gelen asker ailelerine kışlalara girişte bazı zorluklar çıkarıldığı da bir gerçektir.

“28 Şubat’ta askerlerin Kur’an kurslarını kapattı iddiası” 

Ne 28 Şubat öncesinde ne 28 Şubat döneminde ne de sonrasında yasal çerçevede açılan tek bir Kur’an Kursu bile kapatılmamıştır. Kapatılan Kur’an kursları olmuş mudur? Tabii ki olmuştur. Ama o konuda da yine İçişleri Bakanlığı Genelgesine göz atalım: Bakın valiliklere gönderilen o 9 sayfalık genelgede neler söyleniyor, neler emrediliyor:

“(…) bazı tarikatların veya dini grupların yasal olmayan yollardan ve bazen dernek, bazen vakıf adı altında, görünüşte Kur’an kursları açtıkları ihbarları Bakanlığımıza intikal etmektedir.Bu dernek veya vakıflarca dini duyguları istismar edici, bölücü ve yıkıcı faaliyetler yürütülebileceği, ayrıca ehliyetsiz kişilerin menfaat temini amacıyla bu tür işlere girebileceği hususları da göz önünde bulundurulmalıdır.

 Bu bağlamda, devletin gözetim ve denetiminde sağlıklı biçimde din eğitiminin, dolayısıyla Kur’an öğretiminin yapılmasında milli birliğimiz ve bütünlüğümüz açısından zaruret olduğu düşünülmektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Diyanet İşleri Başkanlığı ve dolayısıyla il müftülüklerinin yönetim ve denetimi dışında açılmış olan Kur’an kurslarının bulunup bulunmadığı konusunda bir durum tespiti yapılarak, böyle açılmış Kur’an kurslarının bulunması halinde derhal kapatılarak ilgilileri hakkında yasal takibata girişilmesi gerekmektedir.”

Bu ifadelerden sonra Genelge’nin ekindeki 16 maddelik “Çalışma Programı”nın3’ncü maddesi şöyledir:

3. Diyanet İşleri Başkanlığı kontrolünde açılmamış Kur’an kurslarının tespit edilerek faaliyetlerine son verilmesi…

Siyasi dincilerin yıllardır her fırsatta samimi dindar vatandaşlarımızın din duygularını tahrik etmek amacıyla yaydıkları propagandalara baktığınızda sanırsınız ki “28 Şubat’ta darbe yapıp iktidarı ele geçiren Askeri Konsey” (!) emirler yağdırıp Kur’an Kurslarını kapatıp vatandaşın din eğitimini engellemiş… Oysa asla böyle bir durum yok! Ortada ne askeri konsey var ne askerî yönetim ne de askerî emirler… Sadece REFAHYOL Hükûmetinin, yani siyasi iktidarın mülki âmirlere verdiği emirler var. Ve o emirlerde de Kur’an kurslarının kapatılması değil, bir takım tarikat ve cemaatlerin kendi kafalarına göre izinsiz ve kontrolden uzak açtıkları kursların kapatılmasından söz edilmektedir.

28 ŞUBAT’TA ORDUDAN ATILANLAR DARBEYE DESTEK VERMEYENLERMİŞ!

Sözde 28 Şubat döneminde ordudan atılanlar darbeye engel olacaklarmış da ondan atılmışlarmış. Üstelik atılan subay – astsubayın sayısı da “on binlerce” imiş.

YAŞ her ne kadar TSK’daki bütün orgenerallerden oluşan en yüksek karar birimi olsa da, komutanlar orada bile kendi başlarına bir personeli ihraç edemezler, “ben seni ordudan attım” diyemezler. Onlar sadece karar alırlar. Kararın yürürlüğe sokulması Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı’nın da imzaladığı Üçlü Kararname ile olur. Yani TSK’dan ihraç edilen kişilerin ihraç kararlarının altında siyasi iktidarın başındakilerin imzası vardır. Gerek 28 Şubat döneminde, gerek öncesinde gerek sonrasında TSK’dan ihraç edilen bütün personelin ihraç kararında ilgili başbakanların, yani siyasi iradenin imzası bulunur.

Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararları…

a. ”1990 ve 2009 yılları arasındaki 20 yılda TSK’dan ihraç edilen personel sayısının 1539 kişi olduğu görülmektedir.

b. 1996 – 1999 yıllarına baktığımızda, atılan personel sayısı 746 kişiye düşmektedir.

c. Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararları itibariyle 28 Şubat sürecinde ihraç edilen bu 746 personelin ihraç gerekçeleri şöyledir:

*- 232’si Fethullah Gülen Nur Cemaati üyeliği *- 410’u çeşitli dini cemaat, tarikat ve siyaset bağlantıları (Nakşibendilik, Süleymancılık, Nurculuk, Işıkçılık, Hizbullahçılık, İslâmi Devrim taraftarlığı vb. yaklaşık 10 farklı grup) *- 19’u PKK yandaşlığı/ dasempatizanlığı *- 25’i çete, uyuşturucu, disiplinsizlik *- 9’u aşırı sol örgüt üyeliği/ sempatizanlığı *- 51’idiğer nedenler.

d. 1996’ya baktığımızda atılanların sayısı yaklaşık 160, 28 Şubat kararlarının alındığı 1997 yılında sayı 250 civarında. 1997’de atılan yaklaşık 250 kişinin tamamı 28 Şubat’tan sonra, yani Mayıs – Aralık 1997 arası ihraç edilmiş. Yani 28 Şubat sözde darbeyse bunlar niye o zaman önlememişler?

Dolayısıyla “28 Şubat’ta darbeyi engelleyecekleri gerekçesiyle komutanlar bu insanları ordudan ihraç ettiler” iddiası da tam anlamıyla tarikat – cemaat masalından başka bir şey değildir.

e. AKP iktidarı ile birlikte TSK’dan tarikat – cemaat bağlantıları nedeniyle ihraçlar neredeyse durmuştur; 2003 – 2009 yıllarını kapsayan 7 yılda ihraç edilen personel sayısı 79’dur. Bunların hiç biri cemaat tarikat bağlantısı nedeniyle değil, çeşitli disiplinsizlik olayları nedeniyledir.)

Şimdi kalkmış “15 Temmuz’u yapanlar 28 Şubat’ta orduya alındı” diye propagandalara sarılıyorlar. Tabii aslında bu propagandaları yaymaya çalışanların en büyük çabasının 15 Temmuz’da kendi rolünü aklamaya dönük olduğunu biliyoruz.

15 Temmuz ihanetinin faillerini mi arıyorsunuz? Söyleyeyim:

2003’ten itibaren tek bir FETÖ’cünün bile atılmasına izin vermeyen, aksine bu adamların ÖSYM sınavlarıyla vs. TSK içine sızmasına ve sürekli palazlanmasına göz yuman ve FETÖ’ye “ne istediler de vermedik” diyen siyasi iktidarlardır. 15 Temmuz ihanet kalkışmasında rol alan generallerin kaçta kaçının 2002’den sonra terfi ettirildiklerine bakılırsa durum zaten anlaşılır.

Kaynak.
Alican Türk

odatv.com
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top