GÜNDEM

HAVAİ FİŞEK FABRİKASININ PATRONU NE KADAR YATAR?

YANİ SANILDIĞI GİBİ ‘MÜSİAD’ ÜYESİ OLDUĞU İÇİN DEĞİL, ARKASINDA ‘TÜSİAD’ DA OLSA YATMAZ.!

YANİ SANILDIĞI GİBİ ‘MÜSİAD’ ÜYESİ OLDUĞU İÇİN DEĞİL, ARKASINDA ‘TÜSİAD’ DA OLSA YATMAZ.!

FABRİKASININ PATRONU NE KADAR YATAR?

Yatmaz.

İktidarın siyasi görüşünden olduğu için değil, ülkenin başındaki zatın işyeri sınırları içinde gerçekleşen her türlü ölümü “kaza, kader” olarak adlandırdığı için yatmaz.

Yani sanıldığı gibi MÜSİAD üyesi olduğu için değil, arkasında TÜSİAD da olsa yatmaz.

Yüksek mevkilerde eşi dostu olduğu, parayla her kapıyı açabildiği için değil, işyerinde işçi ölümü artık sıradan olay kapsamında olduğu için yatmaz.

Korona hastalarını iyileştirmek için virüsle burun buruna çalışan sağlık emekçisinin hastalığa yakalanması iş kazası sayılmıyorsa, mevsimlik tarım işçisinin kamyon kasasında, tersane işçisinin akım altında, inşaat işçisinin yüksekten düşerek, metal işçisinin makineye sıkışarak can vermesi haydi haydi sıradan olaydır. Sıradan olanda kusur aranmaz. Sen işini yaparsın, kaza gelirse Allah’tandır. Bugün işçi sağlığı ve güvenliği bu ilke üzerine kuruludur.

İşçilere virüs bulaşan fabrikaya iki müfettiş yollanır. “Gerekli tedbirlerin alındığı görülmüş olup çalışmaya devam edilebilir” cümlesine basılan mühürle virüs çıkan işçiler evlerine, kalanı tezgah başına yollanır. Eli ayağı uzun olduğu için değil, “hastalıklıların” ayıklanıp sağlamlarla üretime devam edilen bir düzen kurulduğu için bunlar olur.

Baret almamış, ölçüm yapmamış fark etmez. Yatsa da çıkar, uzun sürmez. Çünkü iş cinayetinde patrona verilen ceza kamuoyu vicdanını azıcık okşamaktan başka bir anlam taşımaz. 301 maden işçisini kömür ocağının dibine gömen bile üç beş yıldan fazla içerde kalmaz.

Neredeyse bir cephanelikte olabilecek kadar patlayıcının bulunduğu anlaşılan havai fişek fabrikasında amirlerine “abi bunlar ısınıyor galiba” diyen işçiye kulak asılmaz. Ama malzeme amir dinlemez, ısınmayı sürdürür ve patlar. Sonra can pazarı başlar. Ortalık savaş alanına döner ama bizim patronlar birbirlerine moral vermek için akşam sofrası kurar.

Patron baba-oğul bu yemekten ancak beş gün sonra gözaltına alınır. Hem yaralı vicdanlar azıcık okşanmalı, hem de işini gücünü ayarlayabilmesi için biraz zaman tanınmalıdır. Bu beş günde kim bilir hangi avukatlar organize olur, hangi bankalardaki kasalar diğerlerine taşınır, kimlerle ne tür pazarlıklar yapılır? Baba gece salınır, oğul tutuklanır ama o da biraz yatar çıkar.

Açıp okumanızı öneririm, içinde on işçi bulunan asansörün otuzuncu kattan yere çakıldığı Torun Center’ın kurumsal internet sitesinde yapının tarihi şöyle yazar:

“Yıl 2013, Eski Ali Sami Yen Stadı’nda yükselecek Torun Center inşaatına başlandı…

“Yıl 2016, Torun Center projesinde yaşam başladı”

Torun Center’de on işçi için yaşamın sona erdiği 2014 yılı ise o satırlar arasında yer almaz.

Patronların yazdığı tarihi böyledir. O tarihte asansör çakılır, havai fişek patlar, işçiler ölür ama yazılmaz.

İşçiler için ise hayat, bu tarihi kendi yazmadığı sürece yeniden başlamaz.

CHP’nin havai fişek fabrikası patlamasının araştırılması önergesine AKP ve MHP’den ret

CHP, 7 emekçinin hayatını kaybettiği Sakarya’daki havai fişek fabrikası patlamasının araştırılmasını istedi; AKP ve MHP reddetti.

CHP’nin Sakarya Hendek’te bulunan havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamaya ilişkin Meclis’e verdiği önerge AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç:

”İçişleri Bakanı’nın açıklamasına göre, fabrika 3 ay önce denetlenmiş. İçişleri Bakanı’na ‘Denetim yapanları tutuklayın’ çağrısı yapıyorum.”

AKP Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan Atabek:

”Konuyla ilgili bilgilendirmeler anbean, şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşıldı..

Akşam saatlerinde yangın ve patlama tamamıyla kontrol altına alındı. Çok hızlı ve etkili müdahale edilerek hem yaralılar hızlı bir şekilde tahliye edildi hem de olası daha büyük bir facianın önüne geçilmiş oldu..

Patlama sonrası çevre güvenliği dahil bütün tedbirler alınmış, patlamadan etkilenen bütün vatandaşlarımıza hızlı bir şekilde sağlık, psikososyal destek, bütün hizmet ve yardımlar ivedilikle ulaştırılmıştır..

Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11 kişilik alanında uzman olan profesörler ve hocalara tarafından bilirkişi heyeti oluşturulmuştur; soruşturma büyük bir hassasiyetle ve titizlikle yürütülmektedir..

Şu ana kadar, olaydan sorumlu olduğu düşünülen işletme sahibi dahil 5 kişi tutuklanmıştır..

Bilirkişi heyeti sahada incelemelere ve çalışmaya devam etmektedir.”

CHP’li Engin Özkoç:

”Burada ikimiz de Sakarya milletvekiliyiz, ikimiz de Sakarya’nın iyiliği için uğraşıyoruz, daha iyi olsun diye. Ama kayıtlara geçmesi için söylüyorum: Mesele, kaza olduktan sonra yaptıklarımız değil, kaza olmadan önce yapacaklarımızdır..

Burada 7 kez aynı fabrika sahibi, defalarca fabrika patlıyorsa ve defalarca insanlarımız ölüyorsa yönetmelik durduğu hâlde, tüzük olduğu hâlde, ‘denetim yapıldı’ dendiği halde bu fabrika sahipleri buna hiç uymuyorsa demek ki bir yerde bir eksiklik vardır; hep beraber onun üzerine gitmeliyiz, mağdurları ve masumları koruyup neden olanları cezalandırmalıyız.”

CHP’nin araştırma önergesi, AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Ne olmuştu?

Hendek ilçesi Yukarıçalıca mevkisinde, yaklaşık 15 dönüm alana kurulu havai fişek fabrikasında, 3 Temmuz’da saat 11.15’te meydana gelen ve kentin birçok noktasından duyulan patlamalarda 7 kişi öldü, hastaneye kaldırılan 122 kişi ise tedavilerinin ardından taburcu edildi. Hastanelerde, 4 kişinin tedavisi sürüyor. Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca patlamaya ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan sorumlu müdür A.A. iş güvenliği uzmanı A.B. ve ustabaşı E.Ö. ile H.A.V, savcılıktaki sorgularının ardından gece saatlerinde çıkarıldıkları Hendek Sulh Ceza Hakimliğince “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan tutuklandı. Söz konusu kararların ardından son olarak fabrika sahibi Yaşar Coşkun’da tutuklanmıştı.

İKTİDARA YAKINSAN MÜFETTİŞ RAPORU DA İŞLEMEZ

Hendek’ten sonra: İktidara yakınsan müfettiş raporu da işlemez

Havai fişek fabrikasında iş güvenliği uzmanı olarak çalışan Aslı Bozkurt:

”Her gördüğümüzü tutanağa yazamıyorduk”

Hendek’teki fabrikada iş güvenliği uzmanı olarak çalışmış olan Aslı Bozkurt’un ifadesi yayımlandı.

Aslı Bozkurt, 22 Mayıs’ta istifa etmiş. İstifasının nedenini bilemiyoruz ama şu sözleri gerçekten çok çarpıcı: “Olayın olduğu gün Sakarya’daydım. O bölgenin güvenli olmadığını bildiğim için fabrikaya gitmedim.”

Bize daha da çarpıcı görünen bir noktaysa görev yaptığı dönemle ilgili söyledikleri:

“Yapmış olduğum incelemeler sonucunda her şeyi iş sağlığı güvenliği kurul toplantı tutanaklarına yazmama izin verilmiyordu, çünkü benim çalıştığım özel işletme bu şirketle çalışmaya devam ediyordu.”

Bu sözler, geçtiğimiz yıllarda iş güvenliği alanında büyük reform olarak sunulan yasal düzenlemelerle birlikte ortaya çıkan büyük bir çarpıklığı bir kez daha gündeme getiriyor.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği için işletmelerde alınması gereken önlemlerin denetimi özel şirketler tarafından yapılıyor. Bu şirketlerin müşterileri devlet kurumları, işçi sendikaları ya da çalışma bakanlığı değil; denetledikleri şirketlerden alıyorlar paralarını.

Konuyla ilgili Patronların Ensesindeyiz İSG Grubu’ndan Zehra Güner’le görüştük.

İSG uzmanı, ifadesinde fabrika için “patlamaması mucizeydi” demiş ve görev yaptığı dönemde gözlediklerini, yaşadıklarını anlatmış. Bir de “her tespit ettiğimiz sorun için zabıt tutamıyorduk” demiş. Bu ne demek oluyor?

İş güvenliği uzmanlığı sertifikası Aile Çalışma Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından veriliyor. İstenilen koşulları sağlayanlar, ÖSYM tarafından yapılan sınavda başarılı olduğunda Bakanlık tarafından onaylı ve geçerli iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip oluyor.

İş Güvenliği uzmanlığının da sınıfları var. Az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinde uzmanlık sınıfına göre işyerine atama, görevlendirme  gerçekleşiyor.

Bu atama, Bakanlığın sistemi üzerinden yapılıyor. Yani Bakanlık iş güvenliği uzmanını bir işyerine atamasına izin vermezse iş güvenliği uzmanı o işyerinde görevli uzman olamaz. 

Bakanlığın her aşamada devrede olduğu bu sistemin işletiminde özel kurumlar devreye giriyor ve aslında işte sorun burada başlıyor. Bu özel kurumları da Bakanlık yetkilendiriyor. Bakanlık yetkisi olmayan kurum bu işletim sisteminde yer alamaz. 

6331 sayılı İş sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na bağlı “İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği’ne göre çalışıyor bu özel kurumlar ve adları Ortak sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB). Ticaret Kanunu’na göre faaliyet gösteriyorlar. Şirket yani. 
Bu şirket, işyeri ile sözleşme yapıyor ve bakanlık üzerinden ataması yapılan uzmanı, hekimi ilgili işyerinde görevlendiriyor. 
Şirket varsa, müşteri var, şirket varsa kâr var, şirket varsa ücretli emek var.

Şimdi sizin sorunuza dönersek, iş güvenliği uzmanının tespit ettiği sorunları iş sağlığı ve güvenliği kurul toplantılarında dile getirip tutanağa yazmasına izin verilmemesi söz konusu olan. Burada izin vermeyen kim bilmiyoruz ama kendi çalıştığı OSGB izin vermiyorsa, bunun tek nedeni biraz önce açıkladığım mekanizmanın zarar görmemesi olur. İş devam etsin, OSGB, patlamanın olduğu işyerinden aylık hizmet karşılığı anlaştığı parasını almaya devam etsin.

Şayet iş sağlığı ve güvenliği kurul tutanaklarına yazılmasına patron izin vermiyorsa, orada iş güvenliği uzmanının işlevsiz kalması söz konusudur ve patron istediğini yapar istemediğini yapmaz anlayışı varsa, patron iş güvenliği hizmetini sırf yasal zorunluluk diye almaktadır ve kağıt üzerinde göstermek içindir. Zaten böyle olduğu birkaç defa patlama yaşamasından ve her patlama ardından da başka isimlerle faaliyetine devam etmesinden belli.

Şu anki mevzuatta İSG şirketleri denetledikleri işyerlerine bağımlı mı yani?

ISG şirketleri OSGB’ler yani işyerleri ile ticari bir ilişki içerisinde. Bu ise bağımlılık anlamına gelebilir. OSGB’ler şirket sonuçta ve şirketin yaşamını sürdürebilmesi için müşterilere ihtiyacı var. Müşteriden parasını aldığı bir sistemde kendi personelinin (iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, diğer sağlık personeli gibi) davranışlarını belirleyebilir. Zaten çok örnek var. OSGB’lerin söyledikleri ile değil, kendi doğrularıyla işini yapan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri işten atılıyor. Ayrılmaya zorlanıyor. Tamamı için bu söylenemez. Ancak sektörde çok yaygın olduğunu biliyorum.

Bu bağımlılığın bir ihmaller zinciri yaratmamasını, sorunların üzerinin örtülmemesini sağlayacak bir mekanizma var mı?

Yasal mevzuatta var tabi. İş güvenliği uzmanının yakın bir tehlike durumunda işyerinde üretimi durdurması, önlem alınmıyorsa Bakanlığa bildirme hakkı var. 

Bu sistem yazılı olarak var, elbette. Ancak uygulamada biraz önce sözünü ettiğim sorunlar baki. 

Ayrıca denetim mekanizmalarından da söz edebiliriz. Bakanlık müfettişlerinin işyerinde ISG denetimi yapmasından. İşyerleri bakanlıktan denetim geldiğinde yazılan raporların gereğini yerine getirmeli, iş güvenliği uzmanının defalarca söylediği yazdığı şeyleri Bakanlık müfettişleri ifade ettiğinde yerine getirme gayreti oluyor, çoğu işyerinde. Yerine getirmezse para cezası var. Bu olması gereken süreçler. Ama Soma’da gördük, başka başka işyerlerinde de görüyoruz basına yansıyan. Müfettiş raporları da patron siyasi iktidara yakınsa işlevsiz kalabiliyor.

Ayrıca müfettiş raporunda olsa dahi belirtilen hususu yerine getirmeyen patron para cezası ile cezalandırılıyor. Yani patron işine gelmezse yine parasını verir, fabrikasına baca yapmayabilir, deposunda havalandırma yapmaz, çıkan zehirli gazların emişini sağlamaz. 

PE İSG grubu olarak ne öneriyorsunuz? Yasalar, mevzuat vs. nasıl düzenlenmeli?

PE ISG Grubu, bu alandaki hizmet ve denetimin özelleştirilmesine karşı kamuculuğu savunuyor. Bütün işletim sisteminde devrede olan Bakanlığın her aşamada devrede kalması gerektiğini düşünüyoruz. İş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri gibi bu alanda görevli olanlar Bakanlığa bağlı olarak çalışmalıdır. Kamunun gücünü arkasına almalıdır. Özel şirketler devreden çıkarılmalıdır.  

Uzmanlar, hekimler gelir ve iş güvencesinin olduğunu bilmelidir. İşsizliğin çok yüksek olduğu ve çoğu iş güvenliği uzmanının kendi mesleğini yapamadığı için iş güvenliği uzmanı olduğu hatırlanırsa sorunun gelir ve iş güvencesi boyutunu da söylemiş oluruz. Bu herkes için böyledir diyemem ama sektörde bu arkadaşlarımızın bulunduğunu bilelim.

İşçi sağlığı ve güvenliği, toplum sağlığı düşünülerek düzenlenmelidir. Yalnızca işyerinde işçinin sağlığı ve güvenliğini sağlamaya yönelik bir sistem çok yetersiz kalıyor. Zaten bunun dahi ne kadar sağlandığını ülkemizdeki iş kazalarının ve iş cinayetlerinin sayısına baktığımızda görebiliriz. 

İşçi evinde, mahallesinde, tatilde, hastanede, işyerinde kısaca tüm yaşam alanlarında sağlıklı ve güvenli yaşamalıdır. Bütün mevzuat buna uygun düzenlenmelidir. İşçiyi ve üretenlerin emeğine değer verecek bir yasal düzenleme talebimizdir.

soL – Alpaslan Savaş

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top