GÜNDEM

NAGEHAN ALÇI ERDOĞAN’I ELEŞTİRDİ!

”HÜKÜMETTEN UMUDUMU KESTİM…”

NAGEHAN ALÇI, ERDOĞAN VE ALBAYRAK’I ELEŞTİRDİ

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın sözlerini ele alan CHP:

“Hazine ve Maliye Bakanı damadınız, Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan ithalatın yüzde 83’ünün son 17 yılda sizin döneminizde yapıldığının herhalde farkında değil.”

AKP’ye yakınlığıyla tanınan Nagehan Alçı, Erdoğan’ın da politikalarından dolayı özeleştiri yaptığını dile getirdi.

NAGEHAN ALÇI’NIN YAZISI:

“Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, TOBB Ekonomi Buluşması’na telekonferansla katıldı ve burada birkaç gündür çok tartışılan şu sözü söyledi:

‘Birileri bir dönem ülkemizi ithalat cenneti yapmaya çalıştı.’

Peki kim bu birileri? Berat Albayrak kimi kast etti?

CHP sözcüleri bu ifadeleri üzerinden Albayrak’a yüklendiler ve kayınpederini yani Erdoğan’ı eleştirip eleştirmediğini sordular.

Berat Albayrak’ın ülkemizin ithalat cennetine dönüştürüldü dediği dönem esasen Ali Babacan’ın ekonominin patronu olduğu ve 1 doların neredeyse 1 TL’ye eşit olduğu dönemdir.

O dönem uzun süre dünyadaki bol para, ucuz para akımından da faydalanarak TL çok yüksek değerde tutulmuş ve hakikaten ithalat patlamıştı.

Elbette Ali Babacan ekonominin patronuyken de Başbakan Erdoğan’dı.

Dolayısıyla CHP sözcüleri ve diğer muhalif iktisatçılar da haksız değiller bu anlamda.

Sonuçta Babacan da Tayyip Bey’in bir kurmayı olarak ekonomiyi yönetiyordu.

1 dolar-1 TL politikası Erdoğan’ın onayı olmadan elbette hayata geçemezdi.

Peki Berat Albayrak’ın bir dönem AKP’nin uyguladığı 1 dolar-1 TL politikasıyla ilgili söyledikleri özünde doğru mu yanlış mı?

AKP dönemine dair bir özeleştiri olarak görülmesi gereken bu sözlerin haksız olup olmadığını tartışmak gerekmez mi?

Ben iktisatçı değilim. Ekonomi gazetecisi de değilim ama bu tartışmanın neden ilgimi çektiğini anlatmak isterim.

O dönem çiçeği burnunda yeni bir gazeteciydim. Ekonomi alanında hiç çalışmadım ama 1 doların neredeyse 1 TL’ye eşit tutulup bir anda görüntüde refah patlaması yaşanan zamanı iyi hatırlıyorum.

Babamın çocukluk arkadaşı emekli ilkokul öğretmeni olan bir tanıdığımız vardı. Ev hanımı eşiyle birlikte Batı ülkelerinin neredeyse tüm başşehirlerini tur tur gezdiler.

Şimdi bakınca gerçekten lale devri gibi bir dönemdi.

Emekli öğretmen maaşıyla bile turizm şirketlerinin promosyonları ve peşin fiyatına 12 taksit kredi kartlarıyla yurt dışına gidilebiliyor, gezilip tozulabiliyordu.

İthal teknolojik mallar da çok ucuzdu. Orta direk bayram ediyordu.

Türkiye’nin iktisadi üretimi bu oranda artmamıştı ama siyasi konjonktürün de etkisiyle bir sanal refah dönemi oluşmuştu.

Kişi başına gelir çok kısa bir süre içinde 10 bin dolara çıktı.

Buraya çok ilginç bir not ekleyeyim:

Çok iyi hatırlıyorum. O dönemin 1 dolar-1 TL politikasına en çok muhalefet eden kişilerden biri şimdi Kıbrıs’a yerleşmiş olan babamın yüksek lisanstan arkadaşı Liberal Demokrat Parti Başkanı Besim Tibuk’tu.

Mesela dönemin Deniz Baykal’lı CHP’si de halkın tepkisini çekmemek için yüksek değerde TL politikasına muhalefet etmiyordu.

Tibuk ise ısrarla o bol para dönemine rağmen 1 dolar en az 2.5 TL olmalı ve bu fiyat seviyesi korunmalı diyordu.

Tibuk’a bu sözleri nedeniyle deli gözüyle bakıldığını hatırlıyorum. Dalga geçiliyordu.

Dediğim gibi ekonomiden anladığımı iddia edemem ama açık söyleyeyim, ben de Besim Bey’in o sözlerini uçuk ve saçma buluyordum. 1 dolar-1 TL hali hepimizin hoşuna gidiyordu.

Tibuk ise mütemadiyen ‘TL’nin değeri düşük tutulmalı yoksa Türkiye’de imalat sanayi çöker. İhracatçı mahvolur. Ülke ithalat cenneti olur. Hükümet çok yanlış yapıyor’ diyordu.

Ama ne kadar itiraz ederse etsin, Amerikan doları kadar değerli TL vaziyetine itiraz etmek delilik gibi algılanıyordu o dönem.

Bugün bakınca ben sadece Berat Albayrak’ın değil AKP camiasında herkesin bu konuda özeleştiri yaptığına inanıyorum.

Evet, o politika uygulanırken Başbakan Erdoğan’dı ama Erdoğan’ın da yüksek değerli TL politikasında hata yaptıklarını düşündüğünü sanıyorum.

Yani bu özeleştiriyi sadece Albayrak değil Erdoğan da yapıyor bence.

Hatta artık DEVA Partisi’nin Genel Başkanı olan Ali Babacan’ın dahi o dönem mimarı olduğu 1 dolar-1 TL politikasının doğru olduğunu bugün savunabileceğinden emin değilim.

Bence yanlış yaptıklarını kabul edecektir.

Sayın Babacan bu aralar sık sık basına röportaj veriyor.

Acaba Berat Albayrak’ın sözlerine ne diyor? Ben röportaj yapsam bunu sorardım…”

HÜKÜMETTEN UMUDUNU KESEN NAGEHAN ALÇI

AKP’ye verdiği destekle tanınan yazarı Nagehan Alçı’nın son yazılarındaki hükümet eleştirileri dikkat çekiyor.

Nagehan Alçı:

”Atatürk’e ve İlk Meclis..

100 sene sonra, 23 Nisan 2020 Türkiyesinde de aynı erdemlere ihtiyacımız var. 100 sene önce meclisin daha çoğulcu ve çok sesli olduğunu belirtmeliyim.”

Nagehan Alçı daha önce ‘Maske’ eleştirisinde bulunmuş ve:

”Maske işi maalesef kördüğüm olmuş durumda. Tamam önce dezavantajlı gruplara mesaj gelecek dendi diye beklendi ama aradan günler geçti, binlerce insan hâlâ bekliyor.” demişti.

‘Umutsuzluk’ başlıklı yazısında ise Nagehan Alçı:

 “Türkiye’nin özgürlükçü ve demokratik bir hukuk devleti olabileceği konusunda zerre umudum kalmadı” demişti.

“TÜRKİYE MUASIR MEDENİYET SEVİYESİNDE BİR SİYASAL REJİMİ HAK ETMİYOR MU”

“100 yıl sonra 23 Nisan” 

Nagehan Alçı:

“O dönemin çoğulcu-katılımcı ortamında Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde millet olarak verdiğimiz Milli Mücadele ile ne kadar övünsek azdır..

Düşünün o dağılmış ülke gerçek bir kurtuluş mücadelesi veriyor ve bu sırada mücadelenin önderi Mareşal Mustafa Kemal Meclis ortamında çatır çatır, özgürce tenkit edilebiliyor..

Milli Mücadele’nin Başkomutanı, milletin vekillerinden gelen tüm eleştirilere o Meclis kürsüsünden tek tek cevap veriyor. Son derece faydalı tartışmalar yaşanıyor o özgürlükçü atmosferde..

1920-23 Meclisi yani 23 Nisan 1920 ruhunun eşi benzeri dünya siyasal tarihinde benim bildiğim kadarıyla yok..

Biz bunu başarmış bir ülkeyiz..

O sebeple 23 Nisan 1920 olayını çok önemsemeliyiz..

O dönemin Meclis ruhu bizlere hem çoğulculuğun hem özgürlükçülüğün hem de katılımcılığın bir millet için büyük erdemler olduğunu öğretiyor..

Mustafa Kemal önderliğindeki Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasında bu erdemlerin de çok büyük bir payı var..

100 sene sonra, 23 Nisan 2020 Türkiyesinde de aynı erdemlere ihtiyacımız var…

Çoğulculuk ile özgürlükçülük ve katılımcılık yani gerçek bir ifade hürriyetinin yaşandığı hakiki bir demokratik hukuk devleti…

Türkiye hem 100 sene önce 1920’lerde hem de 100 sene sonra 2020’lerde böyle bir özgürlükçü ve demokratik hukuk devletini yani muasır medeniyet seviyesinde bir siyasal rejimi hak etmiyor mu?”

“ZERRE UMUDUM KALMADI”

“Umutsuzluk”

Nagehan Alçı:

“30’lu yaşlarımda Türkiye’nin özgürlükçü ve demokratik bir hukuk devleti olabileceği ve dolayısıyla orta gelir tuzağını aşarak kişi başı 25 bin dolar milli geliri yakalayabileceğine dair çok umutluydum.

Şimdi ise maalesef bir zerre umudum kalmadı.

Sadece kısa vade için de söylemiyorum. Orta ve uzun vadede de çok büyük bir sıçrama yapabileceğimizi sanmıyorum.

Tam anlamıyla özgürlükçü ve demokratik bir hukuk devleti olabileceğimize ve orta gelir tuzağını aşabileceğimize inanmıyorum.

Gençleri tabulara dokundu diye tutuklayan bir ülke orta gelir tuzağını da aşamaz..

Toplumun hiçbir kanadında kendisi için istediği özgürlüğü karşı taraf için de isteyen kuvvetli bir hürriyetçi damar yok. 83 milyon içinde böyle bir damar marjinal bile denmeyecek kadar küçük..

O yüzden barış ile huzuru ve kişi başı 10-11 bin dolar milli gelir seviyesini korusak da bu bir başarıdır diye düşünüyorum artık.

Öfkeyle ve tepkiyle değil uzun uzun düşünerek geldiğim nokta bu.

Umarım yanılıyorumdur…

Odatv

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top