GENEL

TÜRKİYE’DE GENEL CİNSELLİK ALGISI NASIL?

TOPLUMSAL CİNSİYET DOĞUŞTAN GETİRDİĞİMİZ DEĞİL ÖĞRENDİĞİMİZ BİR ŞEY

CİNSELLİK, ÜLKEMİZDE KİMSENİN BAHSETMEK İSTEMEDİĞİ EN BÜYÜK TABULARINDAN BİRİ…

Seksolog, eğitmen ve danışman Rayka Kumru  anlatıyor.

Cinsellik ülkemizde, kimsenin bahsetmek istemediği en büyük tabularından biri. Özellikle çocuğa yönelik cinsel istismar vakalarının sayısı katlanarak arttığı bu son yıllarda; çocuklara cinselliği nasıl anlatacakları, onları olumsuz tecrübelerden nasıl koruyacakları neredeyse tüm ebeveynlerin ortak sorunu.

TÜRKİYE’DE GENEL CİNSELLİK ALGISI…

Seksi bir üreme aracı olarak mı görüyoruz? Yoksa bir haz imkanı olarak mı?

Son on yılda cinselik kelimesi maalesef en çok şiddetle özdeşleştirilir oldu. Cinselliği sandığımızdan çok daha fazla konuşuyoruz ama sağlıklı şekliyle değil, insan ruhuna ve bedenine iyi gelecek şekliyle konuşmuyoruz.

Türkiye’de cinsellik bir üreme aracı olarak görülüyor kesinlikle, üreme mekanizmalarının çok kontrol edildiği bir ülkeden bahsediyoruz. Gerek hastanelerin yaklaşımı , gerek doktorların yetiştiriliş biçimi, gerek doğum kontrol yöntemlerine ulaşma imkanı…

Türkiye toplumunda üreme çok politik, üreme çok kutsallaştırılıyor ve mecburileştiriliyor. Kadınlık ancak doğumdan sonra onaylanabiliyor veya değer görebiliyor.

Çarpık bir cinsellik ve cinsel varoluş algımız var! Cinsellik çoğunlukla bir görev olarak değerlendiriliyor. Tabiki cinselliğini sağlıklı ve mutlu şekilde yaşayan pek çok kadın da var.

Bizim çocukluğumuzda okulda cinsellik eğitimi düşünülemezdi bile. Cinsellik eğitimi çoğunlukla hurafeler çerçevesinde oluyordu. Tampon kullanmak, bisiklete binmek, ip atlamak bekareti bozacağı gibi…

ŞU AN NEREDEYSE ‘HAPŞIRIRSANIZ BEKARETİNİZ BOZULUR’ DENECEĞİ BİR SEVİYEDEYİZ…

Bütün yaş gruplarından en çok bekaret konusunda soru alıyorum. Öyle bir duruma getirildiki çocuklarımız; Sanki günün her saati bekaretimizi düşünmek zorundaymışız gibi. Bu, kız çocukların ve kadınların taşımaması gereken, çok ağır bir yük. 

Cinsellik eğitim ile ilgili birtakım çelişkiler var. Oğlan çocuklarının arkadaş çevreleri içinde doğru bilgileri edinecekleri ya da yapa yapa öğrenecekleri düşünülürken, “Aman kız çocukları bir şey duymasın, duyarlarsa merak ederler, gidip denemek isterler” algısı var. 

Okullarda cinsellik eğitiminde farklı denemeler yapılmış, kızlar ve oğlanlar ayrı yerlerde toplanarak; kızlara reglin nedir anlatılmış ve ped dağıtılmış

Yurtdışında oğlanlara prezervatif, kızlara ped dağıtılırdı. Bu çok tutarsız bir mesaj; Oğlana, “Bütün kontrol sende, sen yönetiyorsun bu cinsel birlikteliği, derken, kıza “Sen önce bedenine hakim ol, şu reglini idare etmeyi öğren” demiş oluyorsunuz.

Biz çocuklara cinselliği öğretmiyoruz. Nasıl sevişilir, nasıl mastürbasyon yapılır gibi şeyler öğretmiyoruz. Cinsellik eğitimi empati ve onay eğitimidir, bir yanıyla da standart sağlık eğitimidir.

ÇOCUKLARDA CİNSEL KİMLİK FARKINDALIĞI NE ZAMAN OLUŞUYOR?

Ne zaman “Ben bir kız, ben bir oğlan çocuğuyum” diye düşünmeye başlıyorlar?

İlk aşama, Çocuğun doğumuyla cinsiyet devreye giriyor, çocuğun penisi varsa oğlan, vulvası varsa kız

İkinci aşama cinsiyet kimliğimizin farkındalığı. Bu 2-3 yaşlarında oluşuyor, bazen daha erken de oluşabilliyor. “Ben kendimi kız/oğlan gibi hissediyorum” demeye bu yaşlarda başlıyor.

Bu yaşlarda(2-3 yaşları) toplumsal cinsiyet algısı devreye giriyor. ” Kız olmak, oğlan olmak nedir? Kızlar nasıl, oğlanlar nasıl giyinir, nasıl konuşur”, davrandığını fark edip kendileri de bunu benimseyebiliyor. Toplumsal cinsiyet her zaman bu kadar masumane değil. Oğlan çocukları ağlamamaları gerektiğini, duygularını öfkelenerek ya da susarak ifade etmeleri gerektiğini öğrenebiliyor. Bunun gelişimsel olarak ne gibi olumsuzluklar yarattığını topluma  ve dünyaya baktığımızda çok net bir şekilde görebiliyoruz.

TOPLUMSAL CİNSİYET DOĞUŞTAN GETİRDİĞİMİZ DEĞİL ÖĞRENDİĞİMİZ BİR ŞEY

Cinsel yönelimimiz var. En son bilimsel verilere bakacak olursak bunu da doğuştan getiriyoruz. Bu da kendimizi ‘ne hissettiğimizden’ bağımsız olarak hangi cinsiyete ya da ‘kime’ cinsel, fiziksel ve duygusal ilgi duyduğumuzla alakalı. 

Bir aile çocuğun atanan cinsel kimliğiyle kendini tanımladığı cinsel kimliği örtüşmüyorsa, yani çocuk transsa çocuğuna nasıl davranmalı, yaklaşmalı?

Ebeveynlerin ve uzmanların zaman zaman çocuğun ‘nasıl olması gerektiğine’ dair bazı fikirleri olabiliyor. Ama çocuk bu beklentilere hiç uymayabilir de. Çocuk kim olursa olsun, onu tanımaya çalışmak gerek.

Gerek trans çocuklar için gerekse geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine sığmayan çocuklar için toplumun genel varsayımı şu: “Ya bu çocuğun başına kötü bir şey geldi ya ailesi bu çocuğa yanlış davrandı.”

Toplumun sanısı şu; ‘Trans çocuklar, muhakkak ya dışarıdan bir müdahale ya da ebeveynlerin başarısızlığı neticesinde ortaya çıkan bir sorun’. Bu cinsiyet kimliği konusunda da, cinsel yönelim konusunda da böyle.

Hiçbir çocuk trans birini gördü, onunla, konuştu, onunla arkadaş oldu diye trans olmaz. Gay, lezbiyen, biseksüel, panseksüel de olmaz.

Trans olmayan çocuklara da kendilerini ifade etmeleri için daha geniş alan açılması çocukların daha iyi empati kurabilmesini, daha farklındalığı yüksek, daha insancıl çocuklar olabilmesini sağlıyor, homofobi ve transofobik olma ihtimalleri düşüyor.

Trans çocukların ebeveynlerinin ne yapabileceği konusuna dönecek olursak; bu çocuğa en azından evde kendini ifade edebileceği bir ortam yaratılması onun gelişimi ve ruh sağlığı adına çok çok önemli.

Yapılan bir araştırma LGBTİ çocuklarda ve gençlerde kendini intihar amacı taşımayan biçimde yaralama durumunu en çok azaltan şey ebeveyn desteği. O çocuğun sağlıklı olması için o çocuğu desteklemeniz gerekiyor, bu kadar basit.

“Çocuğa destek olursak onu bu konuda yüreklendirmiş olmaz mıyız?” diye sorabilirsiniz. Ama çocuk zaten ne olduğunun farkında çoğu kere. Sen onu desteklediğin zaman sağlıklı bir ortamda kendini tanıyıp ifade edebilmesine, aynı zamanda bu konunun hem olumlu hem de olumsuz yanlarının daha açık ve güvenli bir şekilde konuşulabilmesine ortam yaratmış oluyorsun. Bu halının altına süpürülebilecek bir konu değil. 

ÇCUKLARIMIZI CİNSEL SALDIRILARDAN KORUMAK İÇİN ONLARA NE ÖĞRETMELİYİZ?

Özellikle çocuklarıyla bedenleri ve ilişkiler üzerine sohbet etmeye alışık olmayan ebeveynler bu panik ve korkuyla çocuğa bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla çocuk da o korku ve endişeyi doğrudan üstüne alıyor. Bu konuda bana da ulaşanlar, “Mahremiyet eğitimi veriyor musunuz?” diye soranlar oluyor.

Ben mahremiyet eğitimi vermiyorum, mahremiyet eğitimi diye bir şey yok.

Bir çocuğa sadece vücudunu nasıl koruması gerektiğini öğretirseniz o çocuk vücudundan korkar. Vücuduna dair nasıl iletişim kuracağını bilemez, olası bir durumu ebeveynlerinden saklayabilir bile! Bunun doğrusu çocuğa vücuduna ve iletişime dair kapsamlı bir eğitim verilmesi ve buna dair diyalogların ev içinde de sürdürülmesi.

ÇOCUKLARA YAŞA UYGUNLUK ÇERÇEVESİNDE DOĞUMDAN İTİBAREN ANLATABİLECEĞİMİZ ŞEYLER VAR

1-Vücudun bilimsel isimlerini kullanmalıyız; genital bölge, penis, vulva, popo, meme, ağız gibi. Bu kelimelerle iletişim kurulmaya herhangi bir yaşta başlanabilir. Bu “Senin bedenin bir bütün, absürt ya da komik olan yerleri yok. Özel bölgelerinden de rahatlıkla bahsedebiliyoruz”mesajı veriyor.

2-Özel bölgeleri tanımlamamız. “Özel bölgeler nelerdir, neden özeldir? Bu bölgelere bizim iznimiz olmadıkça kimse dokunamaz. Anne ya da baba(ya da bakım veren kimse) seni yıkarken vs. bu bölgelere senden izin alıp dokunabilir” gibi. Ama evde çocuğun mahremiyetine ve özel bölgelerine saygı duyulmuyorsa bunları sabaha kadar da anlatsanız işe yaramaz. 

Türkiye’de yetişkinler arasında da cinsel sağlık konusuna yeterli özen gösterilmiyor. Doğum kontrolü salt kadının sorumluluğunda olan bir şey olarak algılanabiliyor. Bu algı nasıl değişebilir?

Geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin baskın olduğu toplumlarda ilişki ortamında kadınlar eşit hissetmedikleri için bazı konularda iletişim kurma ihtimalleri düşüyor. Bu korunma yöntemlerine ya da ne zaman çocuk yapılacağına karar verme konusunda da kendini gösteriyor.

“Cinsellik erkeğin mutluluğu için var, ben bunu görev olarak görüyorum ve bu konuda erkeğin bana bir şeyler öğreteceğini düşünüyorum. Kendim bir şeyleri biliyormuş gibi gözükmek istemiyorum, çünkü yanlış anlaşılabilirim.”

Yukarıda bahsi geçen böyle bir ortamda “Ben senin prezervatif kulanmanı istiyorum, çünkü doğum kontrol hapı kullanmak istemiyorum/kullanmamam gerek”ya da “Sen prezervatif kullanmadığın için ben ertesi gün hapı kullanmak istemiyorum” ya da “Hiç test yaptırdın mı? Beraber test yaptıralım mı?” gibi sorular çok zor soruluyor. Bu toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili ve insan sağlığını doğrudan etkiliyor. 

Türkiye’de HIV oranı artıyor ve bunun en büyük sebebi korunmamak.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların ne kadar yaygın olduğu, toplumda birçok kişide Herpes virüsü bulunabildiği, HPV’nin ne kadar yaygın olduğu ve sanılanın aksine sürtünme yoluyla da geçebilen bir enfeksiyon olduğu çok fazla konuşulmuyor.

Türkiye insanların en çok sürtünme yoluyla kendilerini cinsel açıdan ifade ettikleri ülkelerden biri, anal seks de aynı şekilde. Çünkü bekaret kaygısı var.

Ben Türkiye’nin en çok anal seks yapan ülkelerden biri olduğunu düşünüyorum; sadece eşcinsel ilişkiler bakımından değil, heteroseksüel ilişkiler açısından da. Anal ilişkinin de enfeksiyon riski taşıdığını, gebelik tehlikesi bulunmamasının korunmayı gereksiz kılmadığı, aksine korunmanın enfeksiyon riski bakımından gerekli olduğu gibi konular konuşulmadığı için bütün sorumluluğun vajinal ilişki ile üstümüze bindiğini sanıyoruz.

Annelik rolü kadına yüklendiği için hamileliğe ilişkin sorumlulukların da kadına ait olduğu düşünülüyor.

Kaynak
ECE KARAAĞAÇ

http://www.diken.com.tr
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top