GENEL

‘İNSAN İNANMAK ÜZERE YARATILMIŞTIR’ DÜŞÜNCESİ ÇÖKTÜ MÜ?

DİN VE TUTUNMA…

DÜNYA NÜFUSUNUN %16’SI KENDİSİNİ ‘DİNSİZ OLARAK NİTELENDİRMİŞ…

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ

Rastladınız mı bilmiyorum, Eğitim Bilişim Ağı (EBA) aracılığıyla yapılan ve TRT ekranlarında yayınlanan 11.sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinde “Ateizm” anlatılırken öğretmen, ateizmin “insan fıtratına aykırı olduğunu” söyledikten sonra sözlerini şöyle sürdürdü:

“Örneğin hepimizin bildiği bir tabir var. Düşen uçağın, batan geminin ateisti olmaz. Bu manada baktığımız zaman insanın her zaman bir yaratıcıya tutunma isteği vardır. Bu istek de insanı bir dinin mensubu yapar.”

Yapılan bir araştırmaya göre dünya nüfusunun %16’sı kendisini “dinsiz” olarak nitelendirmişti. Sayı olarak ise bu oran 1,1 milyar insana tekabül etmekteydi. Bu sayı içerisindeki ateistlerin yüzdesi ne tam olarak bilmiyoruz lakin bir başka veriye göre ateistlerin oranı %2,5 olarak belirtilmekte.

Konu ile muhtelif veriler olduğunu da ayrıca ifade edelim.

Öte yandan Türkiye’de yapılan bir çalışmaya göre Türkiye nüfusunun %6’sı deist, %4’ü ateist yine %4’ü de agnostik olarak kayıtlara geçmişti. Toplamda %14’lük bir kesim kendisini din dünyasının dışına çıkarmıştı. Bu kimseler uçak ya da batan gemi içerisinde olsa fikirlerini değiştirirler mi bilmiyorum, “şimdilik fıtratları” “dinsiz ya da ateist” olmalarını engellemiyor.

Tanrı ya da din konusu böyle “kolay” örnekler üzerinden konuşulabilecek bir konu değil, bir defa böyle bir durum ele alınan meseleyi  “basitleştirmek”  anlamına gelir.

Fakat bazı meseleler tam da basitleştirildiği ölçüde propaganda düzeyinde ele alınıyor, öyle konuşuluyor.

Ülkemizdeki din eğitiminin sorunu da burada başlıyor. Dahası buradan baktığımızda memlekette bir “din eğitiminin” verildiğini de söylemeyiz. Verilen açıkçası “dini eğitimdir.” İkisi arasında da önemli bir fark var.

Şöyle ki din eğitimi, merkeze insanı koyar ve buradan insanın kutsalla ilişkisini ele alır. Dini eğitimde ise merkezde kutsal vardır; kutsal olan dinin, insanla kurduğu bağ aktarılır, anlatılır ve cömert biçimde bunun propagandası yapılır. Din dersinin zorunluluğu da buradan geliyor sanırım, mecburi olan din eğitimi değil, dini eğitim nitekim.

Din ve tutunma meselesi ile devam edelim isterseniz.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenine göre insanların her zaman bir yaratıcıya tutunma ihtiyacı olduğu için, inanmak da fıtrattan geliyor. Bu yaklaşım bizi, “insan inanmak üzere yaratılmıştır düşüncesine” götürür lakin inanmayanların sayısı arttıkça bu yaklaşımın zayıflığı da ortaya çıkar.

Bir de meselenin şöyle bir boyutu var: İnanmamızı isteyenler bize genelde çizdikleri Tanrı’yı işaret eder, yoksa tanımsız, tarifsiz, bilmediğimiz tanrıyı değil.

After Life dizisinde bu duruma örnek teşkil eden bir sahne vardır. Buna göre oyunculardan biri “Tanrıya inanıyor musun” diye sorar arkadaşına. Yanıt çarpıcıdır: “Hangisine?”

BUGÜN YALNIZCA HİNDİSTAN’DA 300’DEN FAZLA TANRI’YA İNANILMAKTA

Cevap aynı zamanda önemli bir gerçeği de gün yüzüne çıkarır. Tarih boyunca binlerce Tanrı gelip geçmiştir yeryüzünden.

Mısırlılar, Sümerler, Babiller, Aztekler ve daha nice topluluğun kendine özgü Tanrıları vardır. Dahası neredeyse her bir duygunun, isteğin ya da korkunun Tanrısı olmuştur. Bu anlamda geçmiş bir yerde Tanrıların tarihi ile doludur.

O vakit hangi Tanrı’ya inanacağız?

Bugün için de durum farklı değil. Dinlerin ve dahi dinlere bağlı mezheplerin, tarikatların tanrıları bile kendi içlerinde ayrılırlar.

Bir dinin Tanrısı diğerine uymaz; mezhepler kendi içlerinde çatışmalıdır.  Bu çatışma da bir yerde Tanrıların çatışmasına kadar gider.

Yeri gelmişken bir veriye de sizlerle paylaşmış olayım. Bugün yalnızca Hindistan’da 300’den fazla Tanrı’ya inanılmakta.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde işaret edilen Tanrı ve ateizm tartışması bütün bu gerçeklikleri bir çırpıda siler, geriye yalnızca fıtrat meselesi kalır.

Oysa bu meselenin en sığ ve anlamsız halidir. Sığdır çünkü dinler tarihi, insanın “kutsal pratikleri” ile ilgili muazzam ölçekte bilgi sunar insana. İnsanlığın gelişim sürecinde yaşanan gelişmeleri, çatışmaları, ilerleme ve sıçrayışları bu tarih içerisinde görür, her bir aşamada karşımıza çıkarılan Tanrı olgusundan farklı çıkarımlar ve analizler üretiriz. Bu derinliğe karşın “fıtrat”  söylemi bir yerde gerçeği perdelemek, propagandayı diri tutmaktan başka bir mana taşımaz. Anlamsız tarafı ise şudur ki, bugün batan gemi ya da uçak argümanı din ve Tanrı konusuna dair yeni bir açılım yaratmaz zihnimizde. Onun için bu “söylemin” mana dünyasındaki yeri de sadece iman tazelemektir, ötesi değil.

Bu arada EliasCanetti’nin dediği gibi “Tanrı olmuş olsun ya da olmasın onca zaman var olduğu için susabilmek olanaksızdır.” 

Onun için Tanrı ya da dinlere dair fikirlerimiz, mensubiyet bağı gerekmeksizin dile gelecektir. Her şey bir yana insana ve hayata olan sorumluluğumuzun gereğidir bu durum. Fakat unutmamak gerekir ki, Tanrı ve inanç konusu bir uçak ya da batan gemiye hapsedilmeyecek kadar büyüktür. Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere Din veya Teoloji adına sözü olanların önce bu gerçeği hatırlamaları gerekir. Fıtratı bilmiyorum ama tarih, bilim ve yaşananlar bunu söyler bize.

http://www.cafemedyam.com/2020/03/20/dinler-nasil-ortaya-cikti-nasil-donustu/

İLGİLİ HABER

Odatv – Aydın Tonga

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top